Peter
Magyar, Macaristan’daki seçimlerde Viktor Orban’ı mağlup etti. Bu gelişme,
liberal medya ve siyasi çevrelerde büyük bir sevinç dalgasına yol açtı. Birçoğu,
Obama’nın yolundan giderek, bunu demokrasi ve hukukun üstünlüğü için bir zafer
olarak gördü.
Nitekim
Magyar, hukukun üstünlüğüne o kadar bağlı ki Netenyahu’yu Ekim ayında
Macaristan’a davet etti. Macaristan, Haziran ayında Uluslararası
Ceza Mahkemesi’nden (ICC) çekilecek. Magyar, yeniden katılma sürecini başlatma
sözü vermiş olsa da, ülkenin Ekim ayına kadar üye olması son derece düşük bir
ihtimal.
Bu,
Magyar için çok uygun bir zamanlama, zira uluslararası hukuka uyup uymama
konusunda bir karar vermek zorunda kalmayacak. Adamın ahlakını ve politikasını
anlamak için bu sınava ihtiyacımız yok zaten. Seçilmiş bir başbakan olarak ilk
icraatlarından birinin, aranan bir savaş suçlusunu ülkesine davet etmiş olması,
bize bilmemiz gereken her şeyi söylüyor.
Zaferinin
ardından düzenlediği ilk basın toplantısında da aynı şeyi dile getirdi.
Magyar,
o basın toplantısında, İsrail hükümetini tek bir kez bile eleştirmedi, hatta
iki ülke arasında “özel bir ilişki”nin olduğundan bahsetti. Magyar ayrıca,
Orban’ın İsrail’i soykırım ve ırk ayrımcılığı sebebiyle cezalandırmayı
amaçlayan her AB kararını veto ettiğini, ancak kendisinin pragmatik
davranacağını, ve her bir dosyayı vaka bazında inceleyeceğini dile getirdi.
Yani
Orban, soykırımın coşkulu bir destekçisi iken, Magyar, daha pragmatik bir
destekçi olacak!
Obama
gibi liberaller, Macaristan’ın hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını Orban’ın
politikasını tahsis eden bir husus olarak görüp methederken, Orban’ın Netenyahu’nun
Budapeşte’ye yaptığı sayısız ziyarette Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netenyahu
hakkındaki tutuklama emrini uygulamayı reddetmesi karşısında pek bir şey
söylemediler. Çünkü bu, hukukun üstünlüğünden geri adım atmak anlamına
geliyordu, ayrıca, liberal sınıf, bu kararı desteklediği için gayet mutluydu.
Bunların
hiçbiri sürpriz değil.
İki
yıl öncesine dek Magyar, Orban’a sadık bir isimdi. İsrail politikasıyla tamamen
aynı çizgideydi. Yolsuzluk iddiaları üzerine, oportünist bir tutumla, Orban’dan
koptu. Böylelikle kendisini, hâlâ büyük ölçüde Siyonist ve milliyetçi sağcı
olan yeni bir partinin daha genç ve taze bir yüzü olarak konumlandırabileceğini
biliyordu.
Ancak
manşetler ardı ardına Magyar’ın zaferini geçmişten kesin bir kopuş olarak
gösterdi. Oysa durum, hiç de öyle değildi. Kopulmadığı gerçeği, önümüzdeki
aylarda ve yıllarda daha da net bir biçimde görülecek.
Çünkü
canavarların hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları
buluyor.
Şu
anda Papa’yı da sevmemiz gerekiyor, öyledeğil mi? Çünkü o, laf cambazı, yumuşak
teokratik tarzıyla, Trump’a ve ABD’nin İran’a açtığı savaşa karşı çıkıyor.
Papa,
hukukun üstünlüğünün tamamen dışında kalan ve çocuklara yönelik tecavüz suçları
işlediği tespit edilen yozlaşmış bir örgütün lideridir.
Bunda
itiraz edecek bir yan yok.
Ancak
Trump’a karşı bir muhalefet sergilediği için, kara para aklama ve cinsel
suçlara bulaşmış gizli bir örgütü yöneten bir adam, ahlaki bir rehber ve
radikal bir hakikat savunucusu olarak methediliyor.
Çünkü
canavarların hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları
buluyor.
Papa
Leo’nun şehir devletinin bulunduğu ülkenin başbakanı Giorgia Meloni hakkında da
iyi hisler beslememiz gerekiyor.
Salı
günü Meloni hükümeti, İsrail ile olan savunma işbirliği anlaşmasını askıya
aldı.
Sanırım
galibiyeti kabul etmeliyiz.
Ayrıca, bu kararı zorlayan ve Meloni’yi genel olarak İsrail konusunda daha şahin bir
tutum sergilemeye iten, bilhassa sendikalardan gelen büyük iç baskıyı da göz
önünde bulundurmak zorundayız.
Oysa Meloni, somutta hiç değişmedi. Netenyahu ve Gallant aleyhindeki Uluslararası
Ceza Mahkemesi davasını desteklemiyor, İsrail’in soykırım işlediğine inanmıyor,
onu bir ırk ayrımcısı devleti olarak görmüyor.
İtalya,
yıllardır İsrail’in başlıca silah tedarikçilerinden biri ve ülkeyle çok sayıda
ikili anlaşması bulunuyor. Meloni’nin aşırı sağcı hükümeti, Trump yanlısı ve
Trump yanlısı olmak, nihayetinde İsrail yanlısı olmak anlamına geliyor.
Meloni’nin
bu hamlesi hiç yoktan iyidir, ancak bu hamle, soykırım ve ırk ayrımcılığı söz
konusu olduğunda, en önemli mesele olan Adalet üzerinde pratikte çok az sonuca
yol açacaktır.
Soykırımın
kurbanları, Gazze ve Filistinliler için adalet, İsrail’in bir ırk ayrımcısı
devlet olarak çökmesi konusunda somut bir katkı sunmayacak.
Hakkında
sıcak ve samimi duygular beslememiz gereken diğer bir isim de İspanya Başbakanı
Pedro Sanchez.
Ahlakçı
korkakların dünyasında, Trump’a meydan okuması, İsrail konusunda söylediği sert
sözler ve yaptığı eylemler ilk bakışta etkileyici görünüyor.
Fazla
eleştirmek istemiyorum ama gördüğümü olduğu gibi söylemeliyim.
Çünkü
burada imparatorluğun yürüttüğü bir başka yasadışı savaştan bahsediyoruz.
İsrail’den, soykırımdan ve ırk ayrımcılığından bahsediyoruz.
Gördüğüm
şu: adam, eylemlerinin hak etmediği bir ahlaki üstünlük iddiasında bulunuyor.
Sanchez’in
ABD’nin ülkedeki hava üslerini İran’a saldırmak için kullanmasına izin vermeyi
reddetmesiyle ilgili çok sayıda olumlu haber çıktı. ABD Hava Kuvvetleri’ne ait
uçaklar, doğrudan İspanya’dan İran’ı bombalamak için uçmasa da, yakıt ikmal
tankerleri de dâhil olmak üzere, ABD hava kuvvetlerine ait uçakların İspanya’daki
hava üslerinden Almanya’daki Ramstein’a her gün düzenli sefer düzenlediğini biliyoruz.
Ramstein’dan bu uçaklar, daha sonra Ortadoğu’ya uçuyor.
Bu,
yasadışı savaşın parçası olmak değilse nedir? Dolaylı da olsa savaşa iştirak
edilmektedir. Eğer uçakların yasadışı bir savaş yürütmek için kullanıldığını
bildiğiniz halde, Avrupa’daki bir üsten diğerine uçmalarını engelleyemediğinizi
söylüyorsanız, o vakit bu durumla ilgili bir şeyler yapın!
Oysa
bu “zafiyet”, bir sorun olarak bile dile getirilmedi. İspanyol hükümeti, bu
konuda gerçekten tavır almadan ve sorumluluk üstlenmeden, olumlu basın
haberleriyle yetindi.
Egemenlik
gerçek manada teyit edilmek isteniyorsa, İspanya, ABD’den bu üslerden yapılan
tüm uçuşları durdurmasını talep etsin. Gerçek egemenlik, İspanya’nın ABD
birliklerinin ülkeyi terk etmesini talep etmesini gerektirir.
Sanchez,
ayrıca İsrail hakkında da sert sözler sarf etmiş, İsrail ile İspanya arasındaki
askeri ticareti durdurma sözü vermiştir.
Oysa
çok daha fazlası yapılabilir. İspanya’da binlerce İsrailli yaşıyor. Barselona, eski
8200 Birimi casuslarının casusluk teknolojisi firmaları kurduğu bir merkez haline geldi.
Eğer
uluslararası hukuka ve soykırım kurbanları için adalete inanıyorsanız, son iki
buçuk yılda İspanya’ya gelen her İsrailliyi soykırımın parçası olma şüphesiyle
neden tutuklamıyorsunuz?
Birçoğunun
soykırımın parçası olduğuna hiç şüphe yok.
Eğer
uluslararası hukuka ve soykırım kurbanları için adalete inanıyorsanız,
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama emrini vermesinden bu yana birçok kez
yapıldığı gibi, Netenyahu’nun uçağı AB üzerinde uçtuğunda, İspanyol savaş
uçaklarını havalandırıp uçağı zorla indirmeye neden çalışmıyorsunuz?
Eğer
kesin yargılarda bulunan biri ya da uçlarda gezinen biriymiş gibi konuşuyorsam,
bunun sebebi gerçekten de öyle olmamdır.
Çünkü
burada soykırımdan, en büyük suçtan, insanlığın yok oluşundan, kitlesel
şiddetin son noktasından ve bir devletin işleyebileceği en iğrenç eylemden
bahsediyoruz.
İran
örneğinde, binlerce insanın ölümüne yol açan yasadışı bir savaştan, okul
çocuklarının katledilmesinden, dokuz milyon insanın üzerine kanserojen
maddelerin yağdırılmasından bahsediyoruz.
Bence
bu koşullarda, devlet iktidarını elinde bulunduran dünya liderlerine fazla
müsamaha gösterilmemeli.
Her
gün tanık olduğumuz mutlak ahlaki, etik ve hukuki çürüme göz önüne alındığında,
hiçbir taviz verilmemeli.
Etik
davranış ve temel insanlık değerlerinin savunulması için belirlenen çıta o
kadar düşürüldü ki, bu durum mide bulandırıcı.
Canavarların
hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları buluyor.
Nate Bear
18 Nisan 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder