23 Nisan 2026

, ,

Canavarlar Çağında Bizi En Berbat Kahramanlar Buldu



Peter Magyar, Macaristan’daki seçimlerde Viktor Orban’ı mağlup etti. Bu gelişme, liberal medya ve siyasi çevrelerde büyük bir sevinç dalgasına yol açtı. Birçoğu, Obama’nın yolundan giderek, bunu demokrasi ve hukukun üstünlüğü için bir zafer olarak gördü.

Nitekim Magyar, hukukun üstünlüğüne o kadar bağlı ki Netenyahu’yu Ekim ayında Macaristan’a davet etti. Macaristan, Haziran ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (ICC) çekilecek. Magyar, yeniden katılma sürecini başlatma sözü vermiş olsa da, ülkenin Ekim ayına kadar üye olması son derece düşük bir ihtimal.

Bu, Magyar için çok uygun bir zamanlama, zira uluslararası hukuka uyup uymama konusunda bir karar vermek zorunda kalmayacak. Adamın ahlakını ve politikasını anlamak için bu sınava ihtiyacımız yok zaten. Seçilmiş bir başbakan olarak ilk icraatlarından birinin, aranan bir savaş suçlusunu ülkesine davet etmiş olması, bize bilmemiz gereken her şeyi söylüyor.

Zaferinin ardından düzenlediği ilk basın toplantısında da aynı şeyi dile getirdi.

Magyar, o basın toplantısında, İsrail hükümetini tek bir kez bile eleştirmedi, hatta iki ülke arasında “özel bir ilişki”nin olduğundan bahsetti. Magyar ayrıca, Orban’ın İsrail’i soykırım ve ırk ayrımcılığı sebebiyle cezalandırmayı amaçlayan her AB kararını veto ettiğini, ancak kendisinin pragmatik davranacağını, ve her bir dosyayı vaka bazında inceleyeceğini dile getirdi.

Yani Orban, soykırımın coşkulu bir destekçisi iken, Magyar, daha pragmatik bir destekçi olacak!

Obama gibi liberaller, Macaristan’ın hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını Orban’ın politikasını tahsis eden bir husus olarak görüp methederken, Orban’ın Netenyahu’nun Budapeşte’ye yaptığı sayısız ziyarette Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netenyahu hakkındaki tutuklama emrini uygulamayı reddetmesi karşısında pek bir şey söylemediler. Çünkü bu, hukukun üstünlüğünden geri adım atmak anlamına geliyordu, ayrıca, liberal sınıf, bu kararı desteklediği için gayet mutluydu.

Bunların hiçbiri sürpriz değil.

İki yıl öncesine dek Magyar, Orban’a sadık bir isimdi. İsrail politikasıyla tamamen aynı çizgideydi. Yolsuzluk iddiaları üzerine, oportünist bir tutumla, Orban’dan koptu. Böylelikle kendisini, hâlâ büyük ölçüde Siyonist ve milliyetçi sağcı olan yeni bir partinin daha genç ve taze bir yüzü olarak konumlandırabileceğini biliyordu.

Ancak manşetler ardı ardına Magyar’ın zaferini geçmişten kesin bir kopuş olarak gösterdi. Oysa durum, hiç de öyle değildi. Kopulmadığı gerçeği, önümüzdeki aylarda ve yıllarda daha da net bir biçimde görülecek.

Çünkü canavarların hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları buluyor.

Şu anda Papa’yı da sevmemiz gerekiyor, öyledeğil mi? Çünkü o, laf cambazı, yumuşak teokratik tarzıyla, Trump’a ve ABD’nin İran’a açtığı savaşa karşı çıkıyor.

Papa, hukukun üstünlüğünün tamamen dışında kalan ve çocuklara yönelik tecavüz suçları işlediği tespit edilen yozlaşmış bir örgütün lideridir.

Bunda itiraz edecek bir yan yok.

Ancak Trump’a karşı bir muhalefet sergilediği için, kara para aklama ve cinsel suçlara bulaşmış gizli bir örgütü yöneten bir adam, ahlaki bir rehber ve radikal bir hakikat savunucusu olarak methediliyor.

Çünkü canavarların hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları buluyor.

Papa Leo’nun şehir devletinin bulunduğu ülkenin başbakanı Giorgia Meloni hakkında da iyi hisler beslememiz gerekiyor.

Salı günü Meloni hükümeti, İsrail ile olan savunma işbirliği anlaşmasını askıya aldı.

Sanırım galibiyeti kabul etmeliyiz.

Ayrıca, bu kararı zorlayan ve Meloni’yi genel olarak İsrail konusunda daha şahin bir tutum sergilemeye iten, bilhassa sendikalardan gelen büyük iç baskıyı da göz önünde bulundurmak zorundayız.

Oysa Meloni, somutta hiç değişmedi. Netenyahu ve Gallant aleyhindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi davasını desteklemiyor, İsrail’in soykırım işlediğine inanmıyor, onu bir ırk ayrımcısı devleti olarak görmüyor.

İtalya, yıllardır İsrail’in başlıca silah tedarikçilerinden biri ve ülkeyle çok sayıda ikili anlaşması bulunuyor. Meloni’nin aşırı sağcı hükümeti, Trump yanlısı ve Trump yanlısı olmak, nihayetinde İsrail yanlısı olmak anlamına geliyor.

Meloni’nin bu hamlesi hiç yoktan iyidir, ancak bu hamle, soykırım ve ırk ayrımcılığı söz konusu olduğunda, en önemli mesele olan Adalet üzerinde pratikte çok az sonuca yol açacaktır.

Soykırımın kurbanları, Gazze ve Filistinliler için adalet, İsrail’in bir ırk ayrımcısı devlet olarak çökmesi konusunda somut bir katkı sunmayacak.

Hakkında sıcak ve samimi duygular beslememiz gereken diğer bir isim de İspanya Başbakanı Pedro Sanchez.

Ahlakçı korkakların dünyasında, Trump’a meydan okuması, İsrail konusunda söylediği sert sözler ve yaptığı eylemler ilk bakışta etkileyici görünüyor.

Fazla eleştirmek istemiyorum ama gördüğümü olduğu gibi söylemeliyim.

Çünkü burada imparatorluğun yürüttüğü bir başka yasadışı savaştan bahsediyoruz. İsrail’den, soykırımdan ve ırk ayrımcılığından bahsediyoruz.

Gördüğüm şu: adam, eylemlerinin hak etmediği bir ahlaki üstünlük iddiasında bulunuyor.

Sanchez’in ABD’nin ülkedeki hava üslerini İran’a saldırmak için kullanmasına izin vermeyi reddetmesiyle ilgili çok sayıda olumlu haber çıktı. ABD Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar, doğrudan İspanya’dan İran’ı bombalamak için uçmasa da, yakıt ikmal tankerleri de dâhil olmak üzere, ABD hava kuvvetlerine ait uçakların İspanya’daki hava üslerinden Almanya’daki Ramstein’a her gün düzenli sefer düzenlediğini biliyoruz. Ramstein’dan bu uçaklar, daha sonra Ortadoğu’ya uçuyor.

Bu, yasadışı savaşın parçası olmak değilse nedir? Dolaylı da olsa savaşa iştirak edilmektedir. Eğer uçakların yasadışı bir savaş yürütmek için kullanıldığını bildiğiniz halde, Avrupa’daki bir üsten diğerine uçmalarını engelleyemediğinizi söylüyorsanız, o vakit bu durumla ilgili bir şeyler yapın!

Oysa bu “zafiyet”, bir sorun olarak bile dile getirilmedi. İspanyol hükümeti, bu konuda gerçekten tavır almadan ve sorumluluk üstlenmeden, olumlu basın haberleriyle yetindi.

Egemenlik gerçek manada teyit edilmek isteniyorsa, İspanya, ABD’den bu üslerden yapılan tüm uçuşları durdurmasını talep etsin. Gerçek egemenlik, İspanya’nın ABD birliklerinin ülkeyi terk etmesini talep etmesini gerektirir.

Sanchez, ayrıca İsrail hakkında da sert sözler sarf etmiş, İsrail ile İspanya arasındaki askeri ticareti durdurma sözü vermiştir.

Oysa çok daha fazlası yapılabilir. İspanya’da binlerce İsrailli yaşıyor. Barselona, eski 8200 Birimi casuslarının casusluk teknolojisi firmaları kurduğu bir merkez haline geldi.

Eğer uluslararası hukuka ve soykırım kurbanları için adalete inanıyorsanız, son iki buçuk yılda İspanya’ya gelen her İsrailliyi soykırımın parçası olma şüphesiyle neden tutuklamıyorsunuz?

Birçoğunun soykırımın parçası olduğuna hiç şüphe yok.

Eğer uluslararası hukuka ve soykırım kurbanları için adalete inanıyorsanız, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama emrini vermesinden bu yana birçok kez yapıldığı gibi, Netenyahu’nun uçağı AB üzerinde uçtuğunda, İspanyol savaş uçaklarını havalandırıp uçağı zorla indirmeye neden çalışmıyorsunuz?

Eğer kesin yargılarda bulunan biri ya da uçlarda gezinen biriymiş gibi konuşuyorsam, bunun sebebi gerçekten de öyle olmamdır.

Çünkü burada soykırımdan, en büyük suçtan, insanlığın yok oluşundan, kitlesel şiddetin son noktasından ve bir devletin işleyebileceği en iğrenç eylemden bahsediyoruz.

İran örneğinde, binlerce insanın ölümüne yol açan yasadışı bir savaştan, okul çocuklarının katledilmesinden, dokuz milyon insanın üzerine kanserojen maddelerin yağdırılmasından bahsediyoruz.

Bence bu koşullarda, devlet iktidarını elinde bulunduran dünya liderlerine fazla müsamaha gösterilmemeli.

Her gün tanık olduğumuz mutlak ahlaki, etik ve hukuki çürüme göz önüne alındığında, hiçbir taviz verilmemeli.

Etik davranış ve temel insanlık değerlerinin savunulması için belirlenen çıta o kadar düşürüldü ki, bu durum mide bulandırıcı.

Canavarların hüküm sürdüğü bir dönemde, bizi kahramanların en berbatları buluyor.

Nate Bear
18 Nisan 2026
Kaynak

0 Yorum: