09 Nisan 2026

, ,

Egemenlik Askeri Güvenin ve Sömürgecilik Karşıtı Ruhun Sonucu

Zeynep Kasımi Tari Söyleşisi

Marco Fernandes
9 Nisan 2026

 

ABD ve müttefikleri, İran’a karşı yürüttükleri yasadışı savaşta İranlı yetkililerin ve İran halkının hâlâ kırılgan bir nitelik arz eden ateşkese dair şüphelerini haklı çıkartacak kanıtı ateşkesin üzerinden birkaç saat geçtikten sonra sundular. İran altyapısına saldırılar düzenlediği, Tahran’ın Kuveyt ve BAE’ye anında misilleme yaptığı koşullarda İsrail, Lübnan’a bugüne kadarki en acımasız saldırısını düzenleyerek, Beyrut’un merkezinde yüzden den fazla insanı katletti.

Brasil de Fato, Tahran Üniversitesi’nde Amerikan çalışmaları profesörü olan Zeynep Kasımi Tari ile görüştü. Tari, “ateşkes teknik olarak kâğıt üzerinde hâlâ yürürlükte olsa da, İran’ın ‘parmağımız tetikte’ tavrının pratikte uygulandığını, bu saldırılar kontrol altına alınmazsa, mevcut ateşkesin uzun sürmesinin mümkün olmadığını” söylüyor.

Tari’ye göre, ateşkes ilanının ardından İran şehirlerinin sokaklarında tanık olduğumuz kutlamalar, dizginsiz bir iyimserlik dalgasından ziyade, sevinç ve temkinliliğin bir karışımını yansıtıyor. Bu kutlamalar, İran’ın dünyanın en güçlü askeri gücü, Siyonist rejim ve bölgedeki Arap monarşilerinden oluşan bir koalisyona direnme yeteneğini göstermesi karşısında duyulan ulusal gururun somut ifadesi.

Zeynep Kasımi, İran’ın “küresel düzende kesin bir değişim” yaratmanın eşiğinde olduğunu düşünüyor. Kasımi’ye göre, önerilen 10 madde uygulamaya konulduğu takdirde “sadece bölgesel değil, küresel bir güç olarak ortaya çıkacak”. Kişisel bir bakış açısıyla, “bu kırk gün, abartısız, yaşadığım en zor ve acı dolu dönemdi” itirafında bulunan, yedi aylık bebek annesi Kasımi, “bombaların yol açtığı her sarsıntı yüreğimi ürpertti” diyor. Ancak kendinden emin bir şekilde, sözlerine şu cümleyi eklemeyi ihmal etmiyor: “İranlı olmaktan hiç bu kadar gurur duymamıştım!”

* * *

Trump’ın “İran medeniyetinin sonunu getirme” emrini verdiği iddiasının gündeme düşmesinden bir buçuk saat önce, Tahran’ın önerdiği 10 maddelik anlaşma temelinde müzakere etmeyi kabul ederek bir kez daha geri adım attı. Birçok analist, bunu İran için tarihi bir zafer olarak yorumlarken, bazıları ise Trump için bir aşağılanma olarak nitelendirdi. İran kamuoyu ve hükümeti, Trump’ın tehditlerine ve tahrik edici söylemlerine nasıl tepki verdi? Son birkaç saatteki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanların sokaklarda kutlama yaptıklarını görüyoruz. Halk arasında bir iyimserlik havası mı hâkim, yoksa çoğu insan hâlâ temkinli mi?

Şunu unutmayalım: ABD başkanı, İran’ın askeri direnci ve stratejik caydırıcılığı nedeniyle, İran’ın altyapısını yok etme yönündeki açık tehditlerinden birkaç kez geri adım atmak zorunda kalmıştır.

Ateşkes ilanını takip eden saatlerde, İranlılar arasında hâkim olan duygu derin bir temkinlilikti. Bu şüphecilik soyut bir olgu değil. Geçmişte ABD ile uzun ve hilelerle işletilen, acı sonuçlar doğuran müzakereler yol açtı bu şüpheciliğe. Yakın tarihe ait örnekleri sıralamak gerekirse, hem önceki çatışmalarda hem de en son savaşta, her iki taraf da görünüşte diplomatik müzakereler yürütürken İran, ABD ve İsrail güçlerinin saldırılarına maruz kaldı.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Tahran’ın 10 maddelik önerisine ilişkin açıklamalarının ardından, kamuoyu, yavaş yavaş temkinli bir iyimserliğe doğru kaydı, ancak gene de ihtiyatlılık, baskın tutum olmaya devam ediyor. Özellikle, Güvenlik Konseyi’nin kendi resmi açıklaması, Trump’ın geri adımını olumlu bir gelişme olarak kabul ediyor ama Amerikalıların ve Siyonist teşekkülün güvenilmezliğine açıkça dikkat çekiyor. Ayrıca, ABD veya müttefikleri tarafından ateşkes şartlarının ihlal edilmesi durumunda, İran’ın derhal ve orantılı bir cevap vermesine yol açacağı dile getiriliyor. Bu, salt bir zafer mesajı değil, ihtiyatlı olunduğuna dair stratejik bir mesajıdır.

Kamuoyundaki ruh hali ve kutlamalara gelince, evet, insanlar kutlama yapıyor, ancak sevinçlerini yakından incelemek gerekiyor. Kontrolsüz bir iyimserlik dalgası yerine, bu kutlamalar, ulusal gururun bir ifadesi gibi görünüyor: İran’ın ABD, Siyonist teşekkül ve bölgesel müttefiklerinden oluşan bir koalisyona karşı tek başına durabilme yeteneği karşısında duyulan gurur. Genel kamuoyu, özellikle çatışmanın benzersiz doğası göz önüne alındığında, bu ateşkesi İran’ın askeri başarısının açık bir göstergesi olarak görüyor: bir tarafta ABD, İsrail ve bölgesel müttefiklerinden oluşan birleşik bir cephe; diğer tarafta ise büyük ölçüde yalnız başına duran ve varoluşsal bir askeri tehdide karşı egemenliğini başarıyla savunan İran.

Dolayısıyla, son birkaç saatteki olaylar, İran diplomasisi ve caydırıcılığı için taktiksel bir zafer anı olarak değerlendirilebilir, ancak çoğu İranlı, en iyi ihtimalle temkinli bir iyimserlik içindedir. 1953 darbesinden nükleer anlaşmasını ifade eden Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) çekildiği ana, müzakereler sırasındaki son saldırılara kadar uzanan süreçte ABD’nin hile ve desiselerle tanımlı geçmişi herkesin zihninde kazılı. Bu nedenle, somut bir başarı ve rahatlama duygusu olsa da, kamuoyundaki hâkim duygu, en doğru ifadeyle, “umutlu ama teyakkuzda olmak” ifadesiyle tanımlanabilir. İyimserliğin muhafaza edilip edilemeyeceği, tümüyle ABD ve müttefiklerinin bu anlaşmanın şartlarına uyup uymayacağına bağlı. Bu, birçok İranlının ve hükümetin şüpheyle yaklaştığı bir hal.

Ateşkes ilanının ardından, Levan Adası’ndaki bir petrol rafinerisine ve Hark Adası’ndaki altyapıya saldırı düzenlendi. İran, “parmağını tetikte tuttuğunu” dile getirdi. Kuveyt ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki tuz arıtma ve enerji santrallerine yönelik saldırılarla misilleme yaptı. Ateşkesin başarısız olma riski var mı?

Evet, ateşkesin başarısız olma riski oldukça yüksek. Son birkaç saat içinde yaşanan olaylar, düşmanlıkların sona erme ihtimalinin düşük olduğunu, karşılıklı saldırıların yeniden başladığını ortaya koyuyor.

Gelen haberlere göre, İran, erken saatlerde Levan petrol rafinerisine düzenlenen saldırıya misilleme olarak bu sabah Kuveyt’teki üç elektrik santrali ve su arıtma tesisini insansız hava araçlarıyla vurdu.

İstihbarat bilgilerine göre, ateşkesi sabote etme amacıyla saldırıyı gerçekleştiren ülke, bir Körfez ülkesi, bu da büyük olasılıkla Birleşik Arap Emirlikleri.

İran, Basra Körfezi bölgesinin ötesinde, İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği saldırılara da cevap vermek için askeri hazırlık yürütüyor. Bu durum, çatışmanın tek bir cepheyle sınırlı kalmayıp, bölgesel olarak da genişleyebileceğini gösteriyor.

Bütün bu gelişmeler bir araya getirildiğinde eski o bildiğimiz sürecin işlediğini görüyoruz: İran’a ait Levan ve Hark adalarına yönelik saldırıların ardından Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri altyapısına yönelik saldırılarıyla misilleme yapıldı. İran’ın hasımları, ateşkesi fiilen ihlal ediyorlar.

Bu nedenle, ateşkes, teknik olarak kâğıt üzerinde hâlâ yürürlükte olsa da, İran’ın ilan ettiği “parmak tetikte” pozisyonu açıktan uygulamaya konulmuştur. Körfez ülkeleri ve İsrail, bağlayıcı ve doğrulanabilir bir anlaşmaya varmadıkça, mevcut sakinliğin uzun sürmesi olası görünmemektedir.

Tahran’ın Pakistan başbakanının arabuluculuğuyla ABD’ye sunduğu 10 teklif arasında, sizce en önemlisi hangisi? Hükümetin taviz vermeye hazır olduğu noktalar var mı? Hangi noktalar müzakere edilemez?

Öncelikle şunu belirtmeliyim: Pakistan başbakanının arabuluculuğuyla ABD’ye sunulan on teklifin tamamı, kapsamlı ve adil bir çözümün ayrılmaz bir parçasıdır. İran, bunu birleşik bir paket olarak görmektedir.

Bununla birlikte, bu düzenlemenin stratejik açıdan en önemli ve yenilikçi bileşenini vurgulamak gerekirse, bu, İran silahlı kuvvetleriyle koordineli olarak Hürmüz Boğazı’ndan kontrollü geçiş olacaktır.

Bu kritik bir nokta, çünkü geçici bir ateşkesin veya savaş öncesi statükoya basit bir dönüşün ötesine geçileceğine işaret ediyor. Her zaman istikrarsız bir gerilim noktası olan bu durumu kalıcı hale getirmeyi amaçlıyor. Bu koordinasyonu resmileştirerek İran, küresel petrolün en önemli jeostratejik arterlerinden biri üzerindeki meşru ve egemenlik hakkı üzerinden sahip olduğu nüfuzunu koruyor. Bu çatışmanın sonucunda İran’ın bölgesel konumu zayıflamamalı, bilâkis bu düzenleme, İran’ın boğaz üzerindeki gücünün sürdürülmesini sağlıyor. Sadece günlük deniz güvenliği için yapılandırılmış bir mekanizma sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki saldırıları ve uluslararası hukuk ihlallerini kontrol etmek, gerekirse bunları cezalandırmak için hayati bir kaldıraç görevi görüyor. Bu anlamda, bu nokta İran’ın bu süreçten daha güçlü ve kendi denizcilik alanında daha güvenli bir şekilde çıkmasını garanti ediyor.

İlginç! Ben, birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılmasından bahsedeceğinizi düşünmüştüm.

Birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması elbette çok önemli. Ancak bu konu, 2018’den beri gündemde. Yıllardır içinde sıkışıp kaldığımız, bir adım ileri atıp bir adım geri çekildiğimiz döngü devam ediyor.

Boğaz meselesi farklı. Bu, yeni bir şey. Bu, sadece kâğıt üzerinde kalacak bir vaat değil, gerçek, pratik bir kaldıraç. İran, bunu hemen kullanabilir. Karşı tarafın iyi davranmasını beklemek değil. Bombalar düşmeye başladığında gerçek zamanlı olarak kontrol edebileceğimiz bir araç. İşte asıl değişim bu.

Pakistan hükümetine göre ateşkes Lübnan’ı da kapsıyor. Ancak İsrail, Lübnan’daki ateşkesi tanımadığını zaten açıkladı. Ardından İran, Pakistan’ın ilk açıklamasını teyit etti. Sonuç olarak, İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yasadışı işgali ve Lübnanlı sivillere ve altyapıya yönelik devam eden saldırılarının akıbeti ne olacak? İsrail, İran’ın yıkıcı saldırılarına karşı koyacak güce hâlâ sahip mi?

Pakistan’ın Lübnan’ı ateşkes çerçevesine dâhil etmesine ve İran’ın bunu yeniden teyit etmesine rağmen, İsrail, bunu tanımayı reddediyor. İranlı yetkililer ve silahlı kuvvetler, İsrail’in yasadışı işgalinin ve Lübnanlı sivillere yönelik saldırılarının diplomasiyle değil, güçle karşılanacağını belirtti. Üst düzey bir İranlı yetkilinin Cezire’ye dediği gibi: “Ateşkes, bölgeyi kapsıyor, İsrail verdiği sözleri bile bile tutmuyor. Onu ancak kurşunlar caydırabilir.”

İran, Lübnan saldırısına misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nı kısmen kapattı. Ayrıca İran, arabuluculara İslamabad toplantısına ancak Lübnan için ateşkes garanti edilirse katılacağını bildirdi. Mesaj açık: İsrail’in güney Lübnan’daki eylemlerine hem stratejik ekonomik baskı hem de doğrudan ceza ile karşılık verilecek.

Vietnam Savaşı’ndan bu yana ABD, işgal ettiği bir ülkenin askeri misillemesi karşısında hiç geri adım atmadı (yirmi yıllık işgalin ardından Afganistan, farklı bir örnek). Eğer ABD, İran’a bir kez daha hainlik etmez, Tahran’ın talep ettiği 10 maddeyi veya bu maddelerin çoğunu kabul ederse, İmparatorluğun bu yenilgisinin bölgesel ve küresel jeopolitikadaki güç dengesi üzerinde ne gibi sonuçları olur? Küresel Güney, İran örneğinden hangi dersleri çıkarabilir?

Bu anlaşma, uygulanması durumunda, Trump için Vietnam’dan bu yana en büyük stratejik kayıp olacak ve küresel düzende kesin bir değişime işaret edecek. Neticede İran, sadece bölgesel bir güç değil, küresel bir güç olarak ortaya çıkacak.

Bu, İran’ın 47 yıllık ağır acımasız yaptırımlara ve sürekli saldırılara rağmen elde ettiği bir statü. Başarının kökenleri, İran’ın direnç ekonomisine ve hem Doğu’dan hem de Batı’dan bağımsız olarak kendi savunma ordusunu üretebilme yeteneğine dayanıyor. Kendi içinde yüzleştiği ihtiyaçları karşılayabilme, böylece kendini yeni duruma uyarlayabilme ve onarabilme yeteneği sayesinde İran, dış baskılara karşı bağışıklık kazandı.

Küresel Güney açısından İran, kapsamlı bir ders niteliğinde: Egemenlik bir lütuf değil, özgüvenin ve sömürgecilik karşıtı ruhun bir ürünüdür. İran’ın direnci, Şii kimliğine ve ezilenler için zalime karşı durma ilkesine dayanmaktadır. Eğer İmparatorluk, bu savaş alanından geri çekilmek zorunda kalırsa, bu, tüm dünyaya yeni, çok kutuplu bir gerçekliğin geldiğinin sinyalini verecektir.

İran’ın son haftalarda maruz kaldığı sayısız bombalı saldırıyı kişisel olarak nasıl deneyimlediniz? Başta liderler ve sayısız çocuk olmak üzere binlerce ölümün yanı sıra, ABD ve İsrail saldırıları neticesinde uğradığınız başlıca kayıplar nelerdi?

Bu kırk gün, abartısız bir şekilde, yaşadığım en zor ve en acı dolu dönem oldu. Bu dönemin ağırlığı, sadece atılan bombaların sayısından değil, hem önemli isimlerin hem de sıradan İranlıların kaybının yol açtığı kesintisiz süren, yürek burkan kederinden kaynaklanıyor. Üst düzey yetkililerin öldürüldüğü haberleri karşısında üzüldük. Bu kayıplar, uluslararası toplum sağır edici sessizliği ve cezasızlıkla karşılandı.

Savaşın ilk gününde, Amerikan füzelerinin Minab’daki okula isabet etmesi neticesinde 160’tan fazla çocuk hayatını kaybetti. Bazılarının cesetleri hiç bulunamadı. Onca çocuk, eğitim-öğretimin yapıldığı, duvarlarında kahkahaların yankılanması gereken binanın enkazı altında kaldı.

Yedi aylık bir bebeğin annesi olarak, bombardımanların her sarsıntısı yüreğimi ürpertti. O anlarda, bu saldırganlığın acımasızlığını bizzat tecrübe ettim.

Ancak bu terörün orta yerinde, İran halkının sokaklara taşıdığı ruh, son derece yüreklendiriciydi. Bombardımanların yaşandığı kırk gün boyunca, Ramazan ayında ve yeni yılımızın arifesi Nevruz’da, kimse evlerine çekilmedi. Gece gündüz sokaklarda kaldılar. Patlamaların sesini dayanışmanın fonuna dönüştürdüler.

İranlı olmaktan hiç bu kadar gurur duymamıştım.

Kaynak

0 Yorum: