24 Nisan 2026

,

Palantir Manifestosu


Teknoloji şirketlerinin ardındaki burjuvalar, artık rol yapmayı bıraktılar: Palantir Technologies şirketinin kısa süre önce yayınladığı 22 maddelik manifesto, emperyalizmin ancak savaş yoluyla hayatta kalabileceğinin itirafı niteliğinde. Bu samimi açıklamalarla süslenen atılım, üretim güçlerinin gelişiminde yeni bir çağı başlatıyor. Bu momentte yapay zekâ, sermayenin kendi tarihsel çelişkilerine karşı hayatta kalma mekanizması olarak öne çıkıyor.

Bu manifesto, kimilerince “teknolojik feodalizm”, “teknolojik faşizm” veya salt “faşizm” olarak nitelendirildi. Bu açıklamalar, komünist hareketin bir kesiminin içinde bulunduğumuz aşamada yaşanan faz değişimini kavrayamadığını ortaya koyuyor. Musk, Thiel ve Karp gibi figürlerle mücadele etmek için bu manifestonun titiz bir şekilde okunması gerekiyor.

Palantir, sadece bir devlet müteahhidi olmayı hedeflemiyor, bilâkis, ABD derin devleti üzerindeki hegemonya mücadelesinde belirli bir burjuva fraksiyonunu, Silikon Vadisi bağlamında yeni oluşan teknoloji burjuvazisini temsil ediyor. Bu burjuvazi içi mücadelede sömürücü sanayi burjuvazisi, Wall Street finans sermayesi ve bürokratik kast, rekabet ederken, Palantir’in temsil ettiği bu yeni girişimci burjuvazi, devlete algoritmik altyapı sağlayarak, mutlak egemenliğini dayatmayı hedefliyor. Devlete sundukları, sadece yazılım değil. Bir yandan da devlete teknolojik tekel ile baskıcı aygıt arasında eşi benzeri görülmemiş bir kaynaşmanın gerçekleşeceği vaadinde bulunuyor. Verilerimizi hammadde olarak kullanarak, gözetleme pratiği kapsamında devletin kendisine geri satmayı amaçlıyorlar.

Yapay zekânın savunma ve askeri aygıta tümüyle entegre edilmesini önererek, kapitalizmin ölümcül çelişkilerinden birini çözmeyi hedefliyorlar. Yapay zekâ, kapitalizmin temellerine yönelik varoluşsal bir tehdit: Üretimin neredeyse tümden otomasyona bağlanması için gerekli maddi koşulları yaratarak, canlı emeği üretim sürecinin dışına atıyor. Ama sadece canlı emek artı değer ürettiğinden, bu gelişme, kâr oranının düşme eğilimini keskin bir şekilde artırıyor, sermayenin aşırı birikimi ve değerlenmesi ile tanımlı krizi ağırlaştırıyor. Artık bugün masada, kapitalizm sonrası inşa edilecek sistem için gerekli nesnel koşullar tartışılıyor.

Tam da bu nedenle, teknoloji burjuvazisinin yapay zekâyı yeniden yönlendirmesi gerekiyor. İşçiyi emek yükünden kurtarmak için onu kitlesel olarak üretime entegre etmek yerine, askeri gözetim, toplumsal kontrol ve jeopolitik caydırıcılığa yönlendiriyorlar. Yapay zekânın militarizasyonu ve kalıcı bir silahlı barış ortamının dayatılması, fazla sermayeyi emmek için yapay bir mekanizma işlevi görüyor. Bu noktada, insanın refahı için teknolojik bir ilerleme değil, emek-sermaye çelişkisini hafifletip, mevcut mülkiyet yapısını korumak için kamu bütçesinden finanse edilen yeni piyasa talepleri yaratılıyor.

Aimé Césaire, “mukabilinde oluşan dehşet verici şok”tan dem vururken haklıydı: bu tespitiyle Césaire, esasında emperyalistlerin çevre ülkelerde uyguladıkları şiddetin, nihayetinde emperyalist merkez ülkeye geri döndüğünü söylüyor, bu süreci izah ediyordu. Bu anlamda, Palantir’in uygulamalarının istisnai olmadıklarını söylemek gerekiyor.

Bu şirket, Gazze soykırımında askeri teknolojisini geliştirip uzmanlaştırdı, şimdi bu uygulamalar, bir bumerang etkisi neticesinde, emperyalist merkez ülkelere geri dönüyor.

Çok uzağa gitmeye gerek yok: Palantir’in teknolojisi, bugün ABD’de ICE’ın izleme, gözetleme ve gözaltına alma pratikleri dâhilinde kullanılıyor. Aynı araçlar, ileride işçi sınıfını disipline etmek ve baskılamak için yaygın olarak kullanılacak.

Yirmi birinci yüzyıl, kendi otoriterlik çağına doğru ilerliyor. Trump, Abascal, Meloni gibi siyasi liderlerde “faşizm” bulanlar, Palantir gibi şirketlerin ve kapitalizmin mevcut gelişim aşamasında yaşadığı yapısal değişimi gözden kaçırıyorlar.

İşçi sınıfı için gerçek tehdit, her zaman kapitalizm ve burjuvazinin işçilere karşı kullandığı teknolojik gelişmelere sürekli uyum sağlaması olmuştur, olmaya devam etmektedir, bundan sonra da olacakmış gibi görünmektedir.

Bu yeni otoriterlik, Nick Land veya Curtis Yarvin gibi figürlerin neo-gericiliğinin ve Karanlık Aydınlanma’nın dile getirdiği, internet ve yapay zekâ aracılığıyla tam, öngörülebilir, fiziksel ve zihinsel kontrol ile ilgili ilkeleriyle örtüşüyor.

Yapay zekâyı militarize etme önerisi, sermayenin kârlılığını yeniden sağlamanın, Çin ve Rusya gibi güçlere karşı küresel nüfuz alanlarının yeniden yapılandırılması mücadelesine hazırlanmanın aciliyetine cevap veriyor.

Ayrıca, Palantir manifestosu, şovenist ve üstünlükçü bir Batıcılığı rafine hale getirerek, medeniyetleri örtük olarak “işlevsel” olanlar ve “geri kalmış” olanlar olarak tasnif ediyor. Bu, yeni-sömürgeci kuşatmayı ve emperyalist savaş makinesinin kurbanlarına yönelik aşağılayıcı dili aynı ideolojik miras haklı ve meşru kılmaktadır.

Askerileştirilmiş yapay zekânın konuşlandırılması, yeni bir uluslararası hiyerarşiyi devreye sokacaktır. Bu yeni araçları tekeline alan ülkeler ile onlara tabi olan ülkeler arasındaki uçurum, sömürgeciliğin yeni tahakküm biçimleri doğuracaktır.

Burada söz konusu olan, emperyalizmin algoritmik çağa uyum sağlamasıdır. Bu noktada, çevre devletlerin ulusal egemenliği, büyük teknoloji şirketlerinin sunucularından doğrudan silinecektir.

Bu, üretim güçlerinin gelişiminin ve teknolojik gelişmenin kendisinin bir sorunu değildir. Yeni Luddculuğun tuzağına düşmemeliyiz, zira sorun, yapay zekâda veya onun gelişiminde değil, özel mülkiyet rejimindedir. Palantir’in bugün öngördüğü karşı-devrim, emperyalist savaş ve kâr maksimizasyonu için tasarladığı araçlar, proletarya diktatörlüğü altında bu işlem kapasitesinin kaynak dağıtımını optimize edeceği, yönetimi bürokrasiden arındıracağı, gerçekten rasyonel ve devrimci ekonomik planlamayı mümkün kılacağı araçlardır.

Palantir’in elde ettiği mevzilerle yol açtığı güçlük, yirmi birinci yüzyılın aşırı uyanık olmamızı gerekli kılan koşullarına uyarlanmış yeni bir “Ne Yapılmalı?” sorusunun formüle edilmesini gerekli kılıyor. Suya sabuna dokunmayan, kimseye zararı olmayan performatif militanlığın üstesinden gelmek ilk adım, mevcut baskıcı gerçekliği ciddiye almak ise ikinci adımdır.

Kendini komünist olarak gören bir hareket, parti veya örgüt, burjuvazinin bize dayattığı yeni koşulları ve oyun kurallarını dikkate almadığı sürece komünist olarak kabul edilemez.

Sınıf mücadelesinde gerçek manada mevziler elde etmek istiyorsak, militanlığı yeniden düşünmek, gizli (hafi) çalışma denilen boyutu geliştirmek ve komünist faaliyetin güvenliğini profesyonelleştirmek gerekmektedir.

Palantir gibi şirketlerin tamamen kamulaştırılacağı ve tüm teknolojik gelişmelerinin işçi sınıfının hizmetine sunulacağı gün elbet gelecektir.

Oier Pérez Mancisidor
21 Nisan 2026
Kaynak

0 Yorum: