19 Nisan 2026

Batı Solunun Vahim Hali


Batı ve Avrupa solunun durumu vahim. Özellikle insanların güçlü olmasına çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bunun neden böyle olduğunu anlamak için ben burada yedi hususa değineceğim.

1. Sol, kimilerinin “liberal sistemin sistemik krizi ve Batı’nın gerilemesi” olarak adlandırdığı durumdan istifade edemiyor. Soldaki gerilemenin nedeni, Gramsci’nin dile getirdiği mekanizmalar değil. Gramsci’nin, Lenin’in uyumlu sınıflar arasındaki hegemonya kavramını, karşıt sınıflar arasındaki ideolojik ilişkiyi teorize etmek için kullanması, her daim sorunluydu. Aksine, bu ideolojik ilişkiyi bir mücadele olarak anlamamız gerekiyor.

2. İdeolojik mücadele, solun çok uzun zaman önce, Sovyetler Birliği’nin sonundan yaklaşık bir yüzyıl önce, havlu attığı bir mücadeledir. Bu havlu, birçok insan için önemli bir dönüm noktasıdır.

a. İlk olarak, emperyalizmin nesnel çekim gücü, işçi sınıfı partilerini Birinci Dünya Savaşı’nı önceleyen yıllarda kendi ulusal kapitalizmleriyle “silah karşılığında refah” temelinde uzlaşmalarına, emperyalizme destek karşılığında reform yoluna girmeye yöneltmiştir. Bu durum, savaş patlak verdiğinde ortaya çıkan rezil ihanetlerini açıklamaktadır.

b. Bununla bağlantılı olarak, Bolşevik Devrimi ile Avrupa’daki sol, “Batı” ve “Doğu” Marksizmi birbirinden kopartıldı, böylelikle, reel sosyalizm deneyimini sol için yabancı bir şey olarak görmezden gelme eğilimi ortaya çıktı.

c. Bu iki eğilim de pratikteki düşünsel-teorik teslimiyetle bağlantılıydı. Bu, kapitalizmi meşrulaştırmaya yarayan çıkarımlarını, bırakalım Marx’ı, Ricardo’nun bile eleştirdiği politik ekonominin yerini alan neoklasik ekonominin gelişiyle başladı. Marksistler, bu neoklasik ekonomiye kapsamlı bir şekilde itiraz geliştirmek yerine, Buharin’in “teorik uzlaşma politikası” dediği yolu takip ettiler. Bu teoriyi sadece işçilerin sömürülmesini görmezden geldiği için eleştirdiler. Geri kalan kısmıyla uzlaştılar. Bu uzlaşma neticesinde Marx’ın kapitalizm analizine yönelik bir dizi yalan yanlış suçlama yöneltildi: Marx’ın “Dönüşüm problemi”ne çözüm sunmadığını, talep azlığını bir sorun olarak görmediğini, kâr oranlarının düşme eğilimi konusunda yanıldığını söylediler. Neticede Batı Marksizmi ve sözde “Marksist ekonomi”, kapitalizme dair Marksist bir anlayış değil, çelişkiden azade, son derece üretken, daha da önemlisi, emperyalizmle bağlantı kurmayan bir Şumpeterci anlayış geliştirdi.

2020’de yazdığım bir makalede dile getirdiğim üzere, New Left Review geleneği, kapitalizm ve emperyalizm arasındaki zorunlu ilişkiyi tümüyle reddederken, Monthly Review geleneği bu ilişkiyi eklektik, Marksist olmayan bir teorik aygıtla inceledi. Her iki gelenek de Marx’ın emperyalizmi kapitalizm için zorunlu kılan unsurlara dair açıklamalarını göz ardı ediyor.

Neticede Marksistler, liberalizme teslim oldular. Bu sonucu göz ardı etmemek gerek. Liberalizme teslim olan Marksistler, kapitalizmin sosyalizmden üstün olduğunu iddia etmeye başladılar. Batı’daki refahı, emperyalizme değil, kapitalizmin sözde Prometeci üretkenliğine bağlamalarına yol açtı. Marksizm, savaş sonrası dönemde hâkim solun önde gelen gücü olmaktan çıktı. Ortada Marksizm olmayınca, tekrarlanan başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları ardından hâkim solu sola çekebilecek daha solcu bir güç de ortadan kalkmış oldu.

3. Bu başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları, hâkim solu daha da sağa çekerek, siyasi yelpazenin solundan uzaklaştırdı. Bugün, solun tarihsel partileri, yalnızca daha sağdaki isyancı güçler tarafından tehdit edilen müesses nizamın partileridir. Bunların merkezleri ABD’de olup, İngilizce konuşulan ülkelerde ve ardından kıta Avrupa ülkelerinde güçlü karakolları bulunmaktadır. Bunlar, zaten Batı ekonomilerini sanayisizleştirip finansallaştıran ve eşitsizliği hızla artıran kırk yıllık serbestleşmenin yetmediğini söyleyen, daha da fazla serbestleşme talep eden, aykırı bir sermaye biçimini temsil etmektedir. Bu güçlere utangaç bir ifadeyle “popülist” denmiştir. Oysa gerçekte, kısa süre önce İngiltere’de yayımlanan Marksist dergi, Theory and Struggle’da [“Teori ve Mücadele”] dile getirdiğim üzere, bunlar faşisttir, yirmi birinci yüzyılda faşizmin olması gereken şeydir.

4. Bu gelişmeler, İngiltere’de artık, işçi sınıfı tabanına verdiği seçim vaatlerini yerine getirmekten çok finans piyasalarının güvenini önemseyen bir maliye bakanı ve bu tabana gerçek maddi kazanımlar vaat etmek yerine, en kötü ırkçılık biçimlerine göz yummayı tercih eden bir başbakanın olduğu bir merhaleye ulaştı.

5. Ciddi bir sol siyasetin yokluğunda, siyaset, iki sağ parti, iki sermaye partisi arasındaki çatışmanın hâkimiyeti altındadır. Aralarındaki yoğun siyasi rekabeti birileri iç savaşa benzetiyor. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Avrupa'daki uluslararası siyasetin büyük tarihçisi Arno Mayer’in ifadesiyle, ben, bunun ülkeler arasında olduğu kadar ülkelerin içinde de yaşanan bir “beynelmilel iç savaş” olduğu fikrini savunuyorum.

6. “Duyarcılık”la alakalı konuları savunan, ancak emperyalizm ve savaş konusunda zayıf olan yeni güçlerin yükselişi kaçınılmazdı, zira, işçi sınıfının tarihsel partileri, kapitalizm ve emperyalizm arasındaki biçimlendirici ilişkiye dair teorik anlayışı, özgün feminist ve ırkçılık karşıtı ilkeleriyle Marksizmden vazgeçmişti. Teoriyi sunakta kurban eden sol, gerçek, kapsayıcı anti-emperyalist sosyalizmin yerine geçen “duyarcı” sosyal liberalizmin şirketlerce beslenen faaliyetine açık hale geldi.

7. Son olarak, solun sorunlarının, halkın egemen ideolojiye boyun eğmesinden kaynaklandığına değinmek gerekiyor. Bizimki gibi eşitsiz toplumlarda böyle bir boyun eğme mümkün değil. Bunun yerine, işçi sınıfının tarihsel partilerinin profesyonel orta sınıfın partileri haline geldiğini kabul etmek gerekiyor. Tekelci sermaye çağında gelişen ve özellikle sanayisizleşme çağında Batı’da yoğunlaşan bu sınıf, işçi sınıfının tarihsel partilerini ele geçirdiğinden, bazı işçiler (elbette hepsi değil) yeni faşist güçlerin cazibesine kapılmıştır. Ancak, Your Party’nin [“Sizin Partiniz”] kuruluşunun ilanıyla birlikte ona yönelik desteğin artması, Zack Polanski’nin elde ettiği halk desteği, Zohran Mamdani’nin seçilmesi veya Minneapolis’te Trump’ın gümrük muhafaza birliği ICE’ın tahribatına karşı direniş gibi örnekler de görüldüğü üzere, birçok kişi, gerçek sol alternatifler aramaya devam etmektedir. Mesele, liderlerin idealin çok gerisinde olması değil, onlara verilen muazzam desteğin halkın sol bir siyasete duyduğu açlığı ortaya koymasıdır. Bu, solun üzerine inşa etmesi gereken maddi bir temeldir. Emperyalizmin zayıflamasıyla birlikte, Batılı işçi sınıfları ile şirketler arasında “ben sana sosyal yardım yapayım sen de bana silah imal etme imkânı ver” anlaşması, o “silaha karşı refah” sözleşmesi son bulabilir. Bu da solun kendisini inşa edeceği temeli daha kapsamlı, daha köklü ve daha güçlü kılabilir.

Razika Disay
21 Şubat 2026
Kaynak

0 Yorum: