Batı
ve Avrupa solunun durumu vahim. Özellikle insanların güçlü olmasına çok ihtiyaç
duyduğu bir dönemde, bunun neden böyle olduğunu anlamak için ben burada yedi
hususa değineceğim.
1.
Sol, kimilerinin “liberal sistemin sistemik krizi ve Batı’nın gerilemesi”
olarak adlandırdığı durumdan istifade edemiyor. Soldaki gerilemenin nedeni,
Gramsci’nin dile getirdiği mekanizmalar değil. Gramsci’nin, Lenin’in uyumlu
sınıflar arasındaki hegemonya kavramını, karşıt sınıflar arasındaki ideolojik
ilişkiyi teorize etmek için kullanması, her daim sorunluydu. Aksine, bu
ideolojik ilişkiyi bir mücadele olarak anlamamız gerekiyor.
2.
İdeolojik mücadele, solun çok uzun zaman önce, Sovyetler Birliği’nin sonundan
yaklaşık bir yüzyıl önce, havlu attığı bir mücadeledir. Bu havlu, birçok insan
için önemli bir dönüm noktasıdır.
a. İlk olarak,
emperyalizmin nesnel çekim gücü, işçi sınıfı partilerini Birinci Dünya Savaşı’nı
önceleyen yıllarda kendi ulusal kapitalizmleriyle “silah karşılığında refah” temelinde
uzlaşmalarına, emperyalizme destek karşılığında reform yoluna girmeye
yöneltmiştir. Bu durum, savaş patlak verdiğinde ortaya çıkan rezil ihanetlerini
açıklamaktadır.
b. Bununla bağlantılı
olarak, Bolşevik Devrimi ile Avrupa’daki sol, “Batı” ve “Doğu” Marksizmi birbirinden
kopartıldı, böylelikle, reel sosyalizm deneyimini sol için yabancı bir şey
olarak görmezden gelme eğilimi ortaya çıktı.
c. Bu iki eğilim de pratikteki
düşünsel-teorik teslimiyetle bağlantılıydı. Bu, kapitalizmi meşrulaştırmaya
yarayan çıkarımlarını, bırakalım Marx’ı, Ricardo’nun bile eleştirdiği politik
ekonominin yerini alan neoklasik ekonominin gelişiyle başladı. Marksistler, bu
neoklasik ekonomiye kapsamlı bir şekilde itiraz geliştirmek yerine, Buharin’in “teorik
uzlaşma politikası” dediği yolu takip ettiler. Bu teoriyi sadece işçilerin
sömürülmesini görmezden geldiği için eleştirdiler. Geri kalan kısmıyla
uzlaştılar. Bu uzlaşma neticesinde Marx’ın kapitalizm analizine yönelik bir
dizi yalan yanlış suçlama yöneltildi: Marx’ın “Dönüşüm problemi”ne çözüm
sunmadığını, talep azlığını bir sorun olarak görmediğini, kâr oranlarının düşme
eğilimi konusunda yanıldığını söylediler. Neticede Batı Marksizmi ve sözde “Marksist
ekonomi”, kapitalizme dair Marksist bir anlayış değil, çelişkiden azade, son
derece üretken, daha da önemlisi, emperyalizmle bağlantı kurmayan bir
Şumpeterci anlayış geliştirdi.
2020’de yazdığım bir
makalede dile getirdiğim üzere, New Left Review geleneği, kapitalizm ve
emperyalizm arasındaki zorunlu ilişkiyi tümüyle reddederken, Monthly Review geleneği
bu ilişkiyi eklektik, Marksist olmayan bir teorik aygıtla inceledi. Her iki
gelenek de Marx’ın emperyalizmi kapitalizm için zorunlu kılan unsurlara dair
açıklamalarını göz ardı ediyor.
Neticede Marksistler,
liberalizme teslim oldular. Bu sonucu göz ardı etmemek gerek. Liberalizme
teslim olan Marksistler, kapitalizmin sosyalizmden üstün olduğunu iddia etmeye başladılar.
Batı’daki refahı, emperyalizme değil, kapitalizmin sözde Prometeci
üretkenliğine bağlamalarına yol açtı. Marksizm, savaş sonrası dönemde hâkim solun
önde gelen gücü olmaktan çıktı. Ortada Marksizm olmayınca, tekrarlanan
başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları ardından hâkim solu sola çekebilecek daha
solcu bir güç de ortadan kalkmış oldu.
3.
Bu başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları, hâkim solu daha da sağa çekerek,
siyasi yelpazenin solundan uzaklaştırdı. Bugün, solun tarihsel partileri,
yalnızca daha sağdaki isyancı güçler tarafından tehdit edilen müesses nizamın partileridir.
Bunların merkezleri ABD’de olup, İngilizce konuşulan ülkelerde ve ardından kıta
Avrupa ülkelerinde güçlü karakolları bulunmaktadır. Bunlar, zaten Batı
ekonomilerini sanayisizleştirip finansallaştıran ve eşitsizliği hızla artıran
kırk yıllık serbestleşmenin yetmediğini söyleyen, daha da fazla serbestleşme
talep eden, aykırı bir sermaye biçimini temsil etmektedir. Bu güçlere utangaç
bir ifadeyle “popülist” denmiştir. Oysa gerçekte, kısa süre önce İngiltere’de
yayımlanan Marksist dergi, Theory and Struggle’da [“Teori ve Mücadele”]
dile getirdiğim üzere, bunlar faşisttir, yirmi birinci yüzyılda faşizmin olması
gereken şeydir.
4.
Bu gelişmeler, İngiltere’de artık, işçi sınıfı tabanına verdiği seçim
vaatlerini yerine getirmekten çok finans piyasalarının güvenini önemseyen bir
maliye bakanı ve bu tabana gerçek maddi kazanımlar vaat etmek yerine, en kötü
ırkçılık biçimlerine göz yummayı tercih eden bir başbakanın olduğu bir merhaleye
ulaştı.
5.
Ciddi bir sol siyasetin yokluğunda, siyaset, iki sağ parti, iki sermaye partisi
arasındaki çatışmanın hâkimiyeti altındadır. Aralarındaki yoğun siyasi rekabeti
birileri iç savaşa benzetiyor. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda
Avrupa'daki uluslararası siyasetin büyük tarihçisi Arno Mayer’in ifadesiyle, ben,
bunun ülkeler arasında olduğu kadar ülkelerin içinde de yaşanan bir “beynelmilel
iç savaş” olduğu fikrini savunuyorum.
6.
“Duyarcılık”la alakalı konuları savunan, ancak emperyalizm ve savaş konusunda
zayıf olan yeni güçlerin yükselişi kaçınılmazdı, zira, işçi sınıfının tarihsel
partileri, kapitalizm ve emperyalizm arasındaki biçimlendirici ilişkiye dair
teorik anlayışı, özgün feminist ve ırkçılık karşıtı ilkeleriyle Marksizmden
vazgeçmişti. Teoriyi sunakta kurban eden sol, gerçek, kapsayıcı
anti-emperyalist sosyalizmin yerine geçen “duyarcı” sosyal liberalizmin şirketlerce
beslenen faaliyetine açık hale geldi.
7.
Son olarak, solun sorunlarının, halkın egemen ideolojiye boyun eğmesinden
kaynaklandığına değinmek gerekiyor. Bizimki gibi eşitsiz toplumlarda böyle bir
boyun eğme mümkün değil. Bunun yerine, işçi sınıfının tarihsel partilerinin
profesyonel orta sınıfın partileri haline geldiğini kabul etmek gerekiyor.
Tekelci sermaye çağında gelişen ve özellikle sanayisizleşme çağında Batı’da
yoğunlaşan bu sınıf, işçi sınıfının tarihsel partilerini ele geçirdiğinden,
bazı işçiler (elbette hepsi değil) yeni faşist güçlerin cazibesine kapılmıştır.
Ancak, Your Party’nin [“Sizin Partiniz”] kuruluşunun ilanıyla birlikte ona
yönelik desteğin artması, Zack Polanski’nin elde ettiği halk desteği, Zohran
Mamdani’nin seçilmesi veya Minneapolis’te Trump’ın gümrük muhafaza birliği ICE’ın
tahribatına karşı direniş gibi örnekler de görüldüğü üzere, birçok kişi, gerçek
sol alternatifler aramaya devam etmektedir. Mesele, liderlerin idealin çok
gerisinde olması değil, onlara verilen muazzam desteğin halkın sol bir siyasete
duyduğu açlığı ortaya koymasıdır. Bu, solun üzerine inşa etmesi gereken maddi
bir temeldir. Emperyalizmin zayıflamasıyla birlikte, Batılı işçi sınıfları ile
şirketler arasında “ben sana sosyal yardım yapayım sen de bana silah imal etme
imkânı ver” anlaşması, o “silaha karşı refah” sözleşmesi son bulabilir. Bu da
solun kendisini inşa edeceği temeli daha kapsamlı, daha köklü ve daha güçlü kılabilir.
Razika Disay
21 Şubat 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder