Amerikan
işçileri, hükümetimizin İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle ekonomik bir
kıyameti tecrübe ediyorlar. Bizim bu gerçeği sınıfımızın verdiği kolektif mücadeleyle
ilişkilendirmemiz gerekiyor.
İşçi
kardeşlerimizin mücadelesi, Washington’ın işçi sınıfına karşı genişleyen
küresel saldırısına karşı başlatılan küresel direnişle ilişkilenmeli.
Anti-emperyalist eksenin nasıl karşı koyduğunu, bileşenlerinin benimsedikleri
fedakârlığı idrak ettiğimiz vakit, bu yeni krizler karşısında kendi halk
hareketlerimizi nereye yönlendireceğimiz hususunda bilincimiz durulanır, netleşir.
Birçok
kişinin de dile getirdiği üzere, bu savaşta sadece benzine yüksek fiyat ödemek
zorunda kalanlar, hayatlarını kaybetmek zorunda kalmadıkları için şanslılar.
Ülkemdeki işçilerin, ABD imparatorluğuna karşı doğrudan savaşan kitlelerle aynı
mücadelede olduğunu söylerken, İran gibi ülkelerdeki muadillerimiz için bedelin
ne kadar yüksek olduğunun farkındayım. Ancak son on yılın olaylarının açıkça
ortaya koyduğu bir şey var: en ağır bedellerin ödenmesini gerekli kılan
savaşları yürütenler, fedakârlıklarının doğruluğuna duydukları güvenle hareket
ediyorlar.
Donbass
işçileri, pasif kalmak veya faşist işbirlikçisi olmak yerine, Kiev’deki Nazi
rejimine karşı direnmeyi seçtiklerinde, rejimin ve Washington’daki
destekçilerinin misilleme yapacağını biliyorlardı. Gazze direniş koalisyonu, Aksa
Tufanı Operasyonu’nu başlattığında, işgalcinin tepkisinin soykırım olacağını
biliyordu, ancak karşılık vermemenin her şeyden daha kötü olacağının da
farkındaydı. İranlılar, düşmanın soykırımcı şiddeti nükleer soykırım seviyesine
taşıma tehdidiyle yüzleşirlerken bile direnişe devam ederken, işte bu onur ve
görev anlayışını eyleme döküyorlar. Bu, yaşam standartlarına yönelik saldırılar
karşısında çıkarlarını savunmaya devam etmeleri için dünyanın işçilerinin
içselleştirmesi gereken bir anlayıştır.
Düşmanınız
haklarınızı ihlal ettiğinde, saygısızlıklarına bir teklif eşlik eder ve bu
teklif, sömürüyü temel alan ilişkiye dair bir fikriyatın ürünüdür: “Eğer sana
yaptıklarımı affedersen ve bana bir arkadaş gibi davranırsan, zarar o kadar da
büyük olmaz. Hiçbir şey olmamış gibi davranabiliriz.” ABD emperyalizminin hedefe
koyduğu ülkelere uyguladığı diplomasinin niteliği budur.
Trump’ın
ikinci iktidarında, onu “barış yanlısı”, anlaşma yapmaya hevesli biriymiş gibi
lanse etmek için yoğun bir PR kampanyası yürütüldü. Oysa Trump, gerçek bir
barış arayışında değildi.
İran
ve Rusya gibi hedefe konmuş ülkelerde Washington, kendi halklarına veya
savunmakla yükümlü oldukları halklara yönelik saldırılarda gözlerini kapatmaya
istekli liderler arıyordu. Bu ülkeleri uluslararası bankacılık ve şirket
çıkarları için birer vasal devlet haline getirmeye çalışıyordu, ki bunu hâlâ
yapmak istiyor, ancak İran’ın direnişe olan bağlılığı, imparatorluğu bu cephede
yenilgiyi kabul etmeye zorladı.
Donbass,
Filistin, Yemen, Lübnan, İran ve Washington’ın saldırdığı diğer yerlerdeki
halklara kimse dostça davranmadı. Toplumlarının içinden emperyalist
propagandacılara dönüşen hainler çıktı, ancak kural olarak, bir ülkedeki halk
kitleleri, kolektif onurlarının ihlal edilmesine asla onay vermezler.
Teslimiyet, kendi uluslarına veya kendilerine saygı duymayanlar içindir. İşte
bu, yöneticilerimiz bizi eğilmeye ve pedofil finansal asalaklarımızın bir
sonraki planlarına boyun eğmeye zorlamaya çalışırken, tüm işçilerin
içselleştirmesi gereken bir derstir.
Yöneticilerimizden
aldığımız teklif şu: “Eğer silahı bırakırsanız, bu savaşı sona erdirmek ve işçi
haklarınızı savunmak için örgütlenmezseniz, gerçekleştirmeye hazırlandığımız
büyük baskı karşısında güvende olursunuz. Havaalanlarındaki ICE ajanları, sizi
hedef almaz, evlerinize baskın yapılmaz veya kimse sizi suçlamaz. Sonra,
ücretleri artırıp sosyal refahı genişlettiğimizde, bundan en çok fayda
sağlayanlarınız, gösterdikleri uyum sebebiyle ödüllendirilir.” Cevabımız,
dünyanın anti-emperyalist güçlerinin ardında birleşmek, onların
mücadelelerinden örnek almak, egemen sınıfa ve işbirlikçilerine karşı kitlesel
bir koalisyon kurmak olmalıdır. Yapılacak tek onurlu şey budur.
Bu
ülkede düşmanın teklifini memnuniyetle kabul edecek birçok yozlaşmış kişi ve
örgüt var. Siyonist sağ, “ilerici” NATO yanlısı Demokratlar, Küresel Güney’e
karşı savaşı destekleyen “muhalif sağcı” Hitlerciler: tüm bunlar, ABD
emperyalizminin savaşlarını hızlandırma planlarını kolaylaştırmaya çalışan
yozlaşmış güçlerdir. Bunlar, rüşvet karşılığında küresel bankacılık
sermayesiyle işbirliği yapmaya hazır, kendi toplumumuzun işbirlikçileridir. Üstelik
bugün bu unsurlar içerisindeki aşırı sağcıların, beklenenden çok daha büyük
ölçüde, “ilericilerle” birleştiğini görebiliyoruz. Küresel Güney’e karşı yürütülen
soykırımı hızlandırma arzusunu paylaştıkları sürece, fikirleri ve niyetleri
örtüşüyor.
Bu
sonraki aşamada en önemli ayrım çizgisi, emperyalizmin genişleyen saldırısına
karşı duranlar ile şeytani Epstein imparatorluğunun yok edilmesine dönük çabalara
katkı sunan yoldaşlar arasında olacaktır.
İran,
direniş yoluna girerek canavarı telafisi mümkün olmayan bir yenilgiye uğrattı.
İran içindeki liberal teslimiyet yanlısı unsurların başarılı bir şekilde saf
dışı bırakılmasıyla, Washington’ın İran’ı boyun eğdirmeye zorlama yeteneği
kalıcı olarak ortadan kaldırıldı. Bu, önemli ölçüde emperyalist görüşe
yönlendirilebilecek insanların bulunduğu bir ülkede bile, halk devrimine bağlı
güçlerin kolektif bir direnişe doğru yönelebileceğini gösteriyor.
İran’da,
İslam devrimi sayesinde işçi sınıfının elde ettiği kazanımlar üzerinden oluşan
önemli bir kentli orta sınıfı bulunuyor. Emperyalizmin İslam Cumhuriyeti’ne
karşı yürüttüğü psikolojik operasyonlar, İran toplumundaki gerçek çelişkilerden
yararlandığı için, özellikle bu kesim içinde büyük bir başarı elde
edebilmiştir. Ancak Washington, “barış” istediği iddiasından tümüyle
vazgeçtiğinden beri, İran toplumu, devrimci hükümetin arkasında yeniden
birleşmiş, liberal reformistler, kitlelerin gözünde tümden itibarsızlaşmıştır.
Amerika’daki
anti-emperyalist hareket, kendi uygarlığımıza mensup kitleleri de aynı şekilde
bir araya getirebilir. Zira, uzun vadede muktedir sınıfımız, Amerika’daki işçi
aristokrasisini yeniden inşa etmeyi, kitlelerin büyük çoğunluğuna yenilenmiş
sosyal yardımlarla rüşvet vermeyi planlasa da, şu anki durumumuzdan
bakıldığında, bu yolun epey engebeli ve hasarlı olduğu görülüyor. Bunun nedeni,
emperyalizmin bugün yürüttüğü savaşın mevcut aşamasının büyük bir ekonomik
yıkıma yol açmış olmasıdır. Petrol krizinde henüz en kötü seviyeye ulaşmış değiliz,
işler düzelmeye başlamadan önce çok daha kötüye gidebilir. Aynı durum, işsizlik
krizi ve kapitalizmdeki çöküşün diğer tüm veçheleri için de geçerlidir.
Muktedir
sınıfımız içerisinde, mevcut süreci hızlandırmayı öngören, neoliberal kemer
sıkma politikalarını benimseyen kesim, ne pahasına olursa olsun iktidarda
kalmaya çalışıyor. Bu nedenle, sosyal demokrat reformların uygulanması, elitler
arası çatışmaların büyük ölçüde yoğunlaşmasını gerekli kılacaktır. Liberal
teknokratlar, Amerika’nın yaşam standardındaki krize çözüm bulunmazsa, sistemin
içeriden çökeceğini görüyorlar, bu yüzden, bu krizi çözmeyi arzuluyorlar,
ancak sistemin artan çelişkileri bu hedefe doğru ilerlerken önlerine tehlikeli
engeller çıkartıyor. Bu momentte, kitleleri olabildiğince harekete geçirmek ve
örgütlemek için kullanmalı, halkın öfkesini bankacı rejime karşı yönlendirmek
için her fırsatı değerlendirmeliyiz. Bunu doğru şekilde yaparsak, Amerikalıları
kendi direnişlerini gerçekleştirmeye sevk eder, canavarı içeriden mağlup
ederiz.
Rainer Shea
8 Nisan 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder