08 Nisan 2026

, ,

İran’ın Direnişi, Anti-Emperyalist Eksen ve İşçi Sınıfının Görevi



Amerikan işçileri, hükümetimizin İran’a karşı yürüttüğü savaş nedeniyle ekonomik bir kıyameti tecrübe ediyorlar. Bizim bu gerçeği sınıfımızın verdiği kolektif mücadeleyle ilişkilendirmemiz gerekiyor.

İşçi kardeşlerimizin mücadelesi, Washington’ın işçi sınıfına karşı genişleyen küresel saldırısına karşı başlatılan küresel direnişle ilişkilenmeli. Anti-emperyalist eksenin nasıl karşı koyduğunu, bileşenlerinin benimsedikleri fedakârlığı idrak ettiğimiz vakit, bu yeni krizler karşısında kendi halk hareketlerimizi nereye yönlendireceğimiz hususunda bilincimiz durulanır, netleşir.

Birçok kişinin de dile getirdiği üzere, bu savaşta sadece benzine yüksek fiyat ödemek zorunda kalanlar, hayatlarını kaybetmek zorunda kalmadıkları için şanslılar. Ülkemdeki işçilerin, ABD imparatorluğuna karşı doğrudan savaşan kitlelerle aynı mücadelede olduğunu söylerken, İran gibi ülkelerdeki muadillerimiz için bedelin ne kadar yüksek olduğunun farkındayım. Ancak son on yılın olaylarının açıkça ortaya koyduğu bir şey var: en ağır bedellerin ödenmesini gerekli kılan savaşları yürütenler, fedakârlıklarının doğruluğuna duydukları güvenle hareket ediyorlar.

Donbass işçileri, pasif kalmak veya faşist işbirlikçisi olmak yerine, Kiev’deki Nazi rejimine karşı direnmeyi seçtiklerinde, rejimin ve Washington’daki destekçilerinin misilleme yapacağını biliyorlardı. Gazze direniş koalisyonu, Aksa Tufanı Operasyonu’nu başlattığında, işgalcinin tepkisinin soykırım olacağını biliyordu, ancak karşılık vermemenin her şeyden daha kötü olacağının da farkındaydı. İranlılar, düşmanın soykırımcı şiddeti nükleer soykırım seviyesine taşıma tehdidiyle yüzleşirlerken bile direnişe devam ederken, işte bu onur ve görev anlayışını eyleme döküyorlar. Bu, yaşam standartlarına yönelik saldırılar karşısında çıkarlarını savunmaya devam etmeleri için dünyanın işçilerinin içselleştirmesi gereken bir anlayıştır.

Düşmanınız haklarınızı ihlal ettiğinde, saygısızlıklarına bir teklif eşlik eder ve bu teklif, sömürüyü temel alan ilişkiye dair bir fikriyatın ürünüdür: “Eğer sana yaptıklarımı affedersen ve bana bir arkadaş gibi davranırsan, zarar o kadar da büyük olmaz. Hiçbir şey olmamış gibi davranabiliriz.” ABD emperyalizminin hedefe koyduğu ülkelere uyguladığı diplomasinin niteliği budur.

Trump’ın ikinci iktidarında, onu “barış yanlısı”, anlaşma yapmaya hevesli biriymiş gibi lanse etmek için yoğun bir PR kampanyası yürütüldü. Oysa Trump, gerçek bir barış arayışında değildi.

İran ve Rusya gibi hedefe konmuş ülkelerde Washington, kendi halklarına veya savunmakla yükümlü oldukları halklara yönelik saldırılarda gözlerini kapatmaya istekli liderler arıyordu. Bu ülkeleri uluslararası bankacılık ve şirket çıkarları için birer vasal devlet haline getirmeye çalışıyordu, ki bunu hâlâ yapmak istiyor, ancak İran’ın direnişe olan bağlılığı, imparatorluğu bu cephede yenilgiyi kabul etmeye zorladı.

Donbass, Filistin, Yemen, Lübnan, İran ve Washington’ın saldırdığı diğer yerlerdeki halklara kimse dostça davranmadı. Toplumlarının içinden emperyalist propagandacılara dönüşen hainler çıktı, ancak kural olarak, bir ülkedeki halk kitleleri, kolektif onurlarının ihlal edilmesine asla onay vermezler. Teslimiyet, kendi uluslarına veya kendilerine saygı duymayanlar içindir. İşte bu, yöneticilerimiz bizi eğilmeye ve pedofil finansal asalaklarımızın bir sonraki planlarına boyun eğmeye zorlamaya çalışırken, tüm işçilerin içselleştirmesi gereken bir derstir.

Yöneticilerimizden aldığımız teklif şu: “Eğer silahı bırakırsanız, bu savaşı sona erdirmek ve işçi haklarınızı savunmak için örgütlenmezseniz, gerçekleştirmeye hazırlandığımız büyük baskı karşısında güvende olursunuz. Havaalanlarındaki ICE ajanları, sizi hedef almaz, evlerinize baskın yapılmaz veya kimse sizi suçlamaz. Sonra, ücretleri artırıp sosyal refahı genişlettiğimizde, bundan en çok fayda sağlayanlarınız, gösterdikleri uyum sebebiyle ödüllendirilir.” Cevabımız, dünyanın anti-emperyalist güçlerinin ardında birleşmek, onların mücadelelerinden örnek almak, egemen sınıfa ve işbirlikçilerine karşı kitlesel bir koalisyon kurmak olmalıdır. Yapılacak tek onurlu şey budur.

Bu ülkede düşmanın teklifini memnuniyetle kabul edecek birçok yozlaşmış kişi ve örgüt var. Siyonist sağ, “ilerici” NATO yanlısı Demokratlar, Küresel Güney’e karşı savaşı destekleyen “muhalif sağcı” Hitlerciler: tüm bunlar, ABD emperyalizminin savaşlarını hızlandırma planlarını kolaylaştırmaya çalışan yozlaşmış güçlerdir. Bunlar, rüşvet karşılığında küresel bankacılık sermayesiyle işbirliği yapmaya hazır, kendi toplumumuzun işbirlikçileridir. Üstelik bugün bu unsurlar içerisindeki aşırı sağcıların, beklenenden çok daha büyük ölçüde, “ilericilerle” birleştiğini görebiliyoruz. Küresel Güney’e karşı yürütülen soykırımı hızlandırma arzusunu paylaştıkları sürece, fikirleri ve niyetleri örtüşüyor.

Bu sonraki aşamada en önemli ayrım çizgisi, emperyalizmin genişleyen saldırısına karşı duranlar ile şeytani Epstein imparatorluğunun yok edilmesine dönük çabalara katkı sunan yoldaşlar arasında olacaktır.

İran, direniş yoluna girerek canavarı telafisi mümkün olmayan bir yenilgiye uğrattı. İran içindeki liberal teslimiyet yanlısı unsurların başarılı bir şekilde saf dışı bırakılmasıyla, Washington’ın İran’ı boyun eğdirmeye zorlama yeteneği kalıcı olarak ortadan kaldırıldı. Bu, önemli ölçüde emperyalist görüşe yönlendirilebilecek insanların bulunduğu bir ülkede bile, halk devrimine bağlı güçlerin kolektif bir direnişe doğru yönelebileceğini gösteriyor.

İran’da, İslam devrimi sayesinde işçi sınıfının elde ettiği kazanımlar üzerinden oluşan önemli bir kentli orta sınıfı bulunuyor. Emperyalizmin İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü psikolojik operasyonlar, İran toplumundaki gerçek çelişkilerden yararlandığı için, özellikle bu kesim içinde büyük bir başarı elde edebilmiştir. Ancak Washington, “barış” istediği iddiasından tümüyle vazgeçtiğinden beri, İran toplumu, devrimci hükümetin arkasında yeniden birleşmiş, liberal reformistler, kitlelerin gözünde tümden itibarsızlaşmıştır.

Amerika’daki anti-emperyalist hareket, kendi uygarlığımıza mensup kitleleri de aynı şekilde bir araya getirebilir. Zira, uzun vadede muktedir sınıfımız, Amerika’daki işçi aristokrasisini yeniden inşa etmeyi, kitlelerin büyük çoğunluğuna yenilenmiş sosyal yardımlarla rüşvet vermeyi planlasa da, şu anki durumumuzdan bakıldığında, bu yolun epey engebeli ve hasarlı olduğu görülüyor. Bunun nedeni, emperyalizmin bugün yürüttüğü savaşın mevcut aşamasının büyük bir ekonomik yıkıma yol açmış olmasıdır. Petrol krizinde henüz en kötü seviyeye ulaşmış değiliz, işler düzelmeye başlamadan önce çok daha kötüye gidebilir. Aynı durum, işsizlik krizi ve kapitalizmdeki çöküşün diğer tüm veçheleri için de geçerlidir.

Muktedir sınıfımız içerisinde, mevcut süreci hızlandırmayı öngören, neoliberal kemer sıkma politikalarını benimseyen kesim, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çalışıyor. Bu nedenle, sosyal demokrat reformların uygulanması, elitler arası çatışmaların büyük ölçüde yoğunlaşmasını gerekli kılacaktır. Liberal teknokratlar, Amerika’nın yaşam standardındaki krize çözüm bulunmazsa, sistemin içeriden çökeceğini görüyorlar, bu yüzden, bu krizi çözmeyi arzuluyorlar, ancak sistemin artan çelişkileri bu hedefe doğru ilerlerken önlerine tehlikeli engeller çıkartıyor. Bu momentte, kitleleri olabildiğince harekete geçirmek ve örgütlemek için kullanmalı, halkın öfkesini bankacı rejime karşı yönlendirmek için her fırsatı değerlendirmeliyiz. Bunu doğru şekilde yaparsak, Amerikalıları kendi direnişlerini gerçekleştirmeye sevk eder, canavarı içeriden mağlup ederiz.

Rainer Shea
8 Nisan 2026
Kaynak

0 Yorum: