17 Nisan 2026

, ,

Amerika’yı Neden Kuşatmıyoruz?



Aşağıdaki metin, Abdülaziz Rentisi (23 Ekim 1947 - 17 Nisan 2004) tarafından kaleme alınmış, Nisan 2003 başlarında yayımlanmış/dağıtılmış bir makaledir. Makale, Rentisi’nin çeşitli direniş aktörlerinin ABD’ye karşı uygulayabileceği farklı boykot biçimlerine ilişkin görüşlerini dile getirmektedir. İkinci Körfez Savaşı’nın ortasında ve genelde Filistinlilere, özelde Batı Asya’daki Filistinlilere yönelik zulme odaklanan makale, Rentisi’nin ABD’ye karşı en etkili direniş biçimi olarak gördüğü şeyi ifade etmekte ve savunmaktadır. ABD’ye karşı ekonomik ve kültürel boykotu savunması bakımından, Rentisi'nin savunduğu strateji, onun uygun bir şekilde gerçekleştirilebilir olarak gördüğü şeyin orta derecede pragmatik bir ifadesi olarak durmaktadır. Bu belge, makalenin tamamının başlangıçta kayıp olduğu düşünüldüğü için önemli bir tarihi değere sahiptir. Bildiğim kadarıyla, bu belgenin bugüne kadar yapılmış ilk İngilizce çevirisidir.

Belgenin bu versiyonunda, daha sonra eklenmiş bir giriş de bulunmaktadır. Herhangi bir yazar adı içermemekte, bunun yerine İngilizcede tam bir karşılığı olmayan “Nâziât” (النازعات) kelimesi yer almaktadır. “Nâziât Sûresi” (Kur’an 79), İngilizcede genellikle Those Who Drag Forth (veya alternatif olarak Those Who Extract) olarak çevrilir ve bu, orijinal Arapça ifadenin anlamına en yakın olanıdır. Bu girişin anonim bir Hamas üyesince yazıldığı sonucuna ulaşmak mümkün. Giriş bölümünün ilk iki paragrafında Rentisi’den sürekli “liderim” olarak bahsetmesi göz önüne alındığında, bunun Rentisi’nin Hamas’ın başında bulunduğu yirmi beş günlük dönemde kaleme alındığı açıktır. Bu dönem, Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2004’te Siyonist teşekkül tarafından öldürülmesinin ardından başladı ve Rentisi’nin 17 Nisan 2004’te hedef alınarak öldürülmesine kadar sürdü.

Rentisi’nin hayatının genel hatlarını okura tanıtmak amacıyla makaleye kısa bir biyografi ekledim.

Biyografi:

Abdülaziz Rentisi, 23 Ekim 1947’de Mecdel ve Yafa arasında bulunan Yibna köyünde doğdu. Anne ve babası Fatima ve Ali Abdül Hafız’dı. 1948’deki Nekbe’den ve köyünün Siyonist güçlerce işgalinden sonra, Rentisi’nin ailesi Gazze’ye kaçtı ve Han Yunus mülteci kampına yerleşti. O sırada altı aylıktı. Dokuz erkek ve iki kız kardeşiyle birlikte kampta büyüdü. Rentisi, Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yardım ve Çalışma Ajansı’na (UNRWA) bağlı okullarda eğitim gördü, zor şartlar altında yaşayan kalabalık ailesine destek olmak için okuldayken çalışmak zorunda kaldı.

Rentisi, 1965 yılında ortaöğretimini tamamladı. Bu, babasının vefat ettiği yılla aynı zamana denk geliyordu. Rentisi, okulunun en başarılı öğrencilerinden biriydi, bu başarı ona UNRWA bursuyla Mısır’da okuma şansı sundu. İskenderiye Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydoldu, 1971 yılında doktor olarak mezun oldu. Mezun olduktan sonra Rentisi, Han Yunus’taki Nasır Hastanesi’nde doktor olarak çalıştı. 1973 yılında Rentisi, Raşa Adluni ile evlendi.[1] Daha sonra 1974 yılında çocuk hastalıkları alanında uzmanlaşmak üzere İskenderiye Üniversitesi’ne geri döndü ve 1976 yılında çocuk hastalıkları alanında yüksek lisans derecesi aldı.

1976’da Gazze’ye taşındıktan sonra Rentisi, Nasır Hastanesi’nde çocuk hastalıkları bölüm başkanı olarak görevine devam etti. Sıklıkla yoksul çocukları ücretsiz olarak tedavi ederdi. Mısır’daki öğrenimi sırasında Müslüman Kardeşler’in fikirlerinden etkilenmişti. Gazze’ye döndükten sonra harekete katıldı, Han Yunus vilayetinde en önde gelen liderlerinden biri oldu. Ayrıca Mücemmetü'l-İslamiye ve Filistin Tıp Birliği’nin yönetim kurulu üyesiydi. Buna ek olarak, 1978’de açıldığında Gazze İslam Üniversitesi Fen Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Siyonist işgal, onu 1983’te Nasır Hastanesi’ndeki işinden uzaklaştırdı. Rentisi, o yıl ilk kez tutuklandı ve işgal yetkililerine ödenecek vergileri boykot etme kampanyası düzenlemekle suçlandı. 1986’da Rentisi, Gazze İslam Üniversitesi’ndeki işine geri döndü ve üniversite kliniğinin sorumlusu oldu. Rentisi, 9 Aralık 1987’de Şeyh Ahmed Yasin’in evinde bir araya gelen ve İslami Direniş Hareketi’ni (Hamas) kurmaya karar veren Gazze’deki Müslüman Kardeşler'in yedi liderinden biriydi. Özellikle, Gazze’deki Müslüman Kardeşler’in siyasi bürosu toplandı ve bir önceki gün yaşanan olayın (Siyonist işgalcilere ait askeri cemsenin Cebeliye mülteci kampında Filistinli bir sivilin arabasına çarpması ve dört Filistinli işçinin ölmesi olayının) ve Filistin halkının bu olaya verdiği tepkinin, işgalle çatışma başlatmak için uygun koşulları yarattığı sonucuna vardı. İlk Hamas bildirisi, o akşam kaleme alındı. Toplantıya katılanlar, Şeyh Yasin, Rentisi, Salah Şehadet, Muhammed Şamah, İsa Naşşar, Abdülfettah Dukhan ve İbrahim Yazuri, böylece Hamas'ın resmi kurucuları oldular. 14 Aralık 1987’de Hamas’ın ilk basın açıklaması Hareketü’l-Mukavemetü’l-İslamiyye (İslami Direniş Hareketi) adı altında yayınlandı. Bu açıklamada örgütün politikaları ve (Mısır’ın Camp David Anlaşmalarını imzalamasının kınanması gibi) tutumları özetlendi. “Hâ”, “mīm”, “sīn” harfleriyle imzalanan açıklama, “Hamas”ın kuruluşunu resmen duyurdu.

İşgal karşıtı faaliyetleri nedeniyle Siyonist işgal yetkilileri, Rentisi’yi Şubat 1988’de ikinci kez tutukladı ve Eylül 1990’a dek hapiste tuttu. Serbest bırakılmasının ardından, Aralık 1990’da üçüncü kez tutuklandı ve bir yıl süreyle idari gözaltına alındı. Rentisi, 17 Aralık 1992’de işgal yetkilileri tarafından Lübnan’ın güneyindeki Mercü’z-Zuhur köyüne sürgün edilen Hamas ve Filistin İslami Cihadı’ndan 415 Filistinli aktivist arasında yer alıyordu. Burada Rentisi, sürgündeki Filistinlilerin resmi sözcüsü olarak seçildi.

15 Aralık 1993’te Rentisi, yoldaşlarıyla birlikte, (işgal yetkilileri, Filistin siyasi liderliği ve ABD arasında Nisan 1993’te varılan bir anlaşma sonucu) Gazze’ye döndü. Ancak hemen idari gözaltına alındı. Ağustos 1995’te, Siyonist işgal askeri mahkemesi tarafından hapse mahkûm edildi ve Nisan 1997’ye kadar hapiste kaldı. Nisan 1998’de, o sırada Hamas’ın resmi sözcüsü olarak görev yapan Rentisi, Filistin Ulusal Yönetimi’nin güvenlik güçlerince tutuklandı. Annesinin ölümü nedeniyle 15 ay sonra serbest bırakıldı. Rentisi, 2000 ve 2001 yılları arasında Filistin Yönetimi’nce üç kez tutuklandı. Açlık grevine başlamasının ve Siyonist işgal ordusunun uçaklarının tutulduğu hapishaneyi bombalamasının ardından serbest bırakıldı.

10 Haziran 2003’te Rentisi, Siyonist işgal istihbarat servisleri tarafından düzenlenen bir suikast girişiminin hedefi oldu. Korumalarından biri şehit oldu, oğlu Ahmed ağır yaralandı. Ardından, Eylül 2003’te bir başka başarısız suikast girişiminin hedefi oldu. Ayrıca, Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2004’te şehit edilmesinden üç gün sonra üçüncü bir başarısız suikast girişiminin de hedefi oldu.

Rentisi, Başkan George W. Bush’un “küresel teröristler” olarak adlandırdığı altı Hamas liderinden biriydi. Sonuç olarak, varlıkları donduruldu ve onunla tüm işlemler yasaklandı. Yasin’in şehit edilmesinden sonra Hamas, Rentisi’yi halefi olarak atadı. Bu görevi üstlenmesinden bir aydan kısa bir süre sonra, 17 Nisan 2004’te, Siyonist işgal helikopteri Gazze’deki arabasına üç füze ateşledi, kendisi ile iki arkadaşı şehit oldu. 18 Nisan 2004’te, Gazze’deki Şifa Hastanesi’nden başlayan cenaze törenine on binlerce Filistinli katıldı. Büyük Ömer Camii’nde dualar edildi. Rentisi, Şeyh Rıdvan Mezarlığı'na defnedildi.[2]

* * *

Amerika’yı Neden Kuşatmıyoruz?


Giriş

Filistin Medya Merkezi, liderim (Allah onu korusun) bu makaleyi yazdığı zaman yayınlamıştı, ancak daha sonra internetten ve merkezin web sitesinden silindi. Müslüman Kardeşler Tarih Ansiklopedisi, liderimin sayfasında diğer birçok makalesiyle birlikte yeniden yayınlayana kadar kayıp olarak kabul ediliyordu. Bu makalenin değeri, okuyucunun, zamanında Hamas’ı temsil eden liderim ile mücahit hareketini temsil eden Şeyh Usame bin Ladin’in çağrısı arasında Amerika’ya ilişkin görüş ve eleştiri birliğinde bulacağı ortak noktada yatmaktadır. Bugün, düşmanın sınırlarına girmesiyle birlikte, en çok ihtiyaç duyulan şey, çatışma veya fitne benzeri çekişme olmadan çözülebilecek farklılıkları küçümsemeden, yöntem ve hareket açısından ortak zemin aramaktır.

Bu, liderimin yeniden yayımlanan ilk makalesi ve bunu takip edecek daha birçok makale var. Bu makaleler, direnişin ihtiyaç duyduğu ve günümüz gerçekliği için hâlâ geçerliliğini koruyan konuları ele alıyor. Bir süre önce yazılmış olsalar da, hâlâ geçerliliğini koruyorlar. Mücahitlerin mirası, her zaman vukuf ve anlayışla damgalanmıştır; bu da yazılarının çoğunun zamansal bağlamını aşmasını ve tükenmez bir fayda ve rehberlik kaynağı olarak kalmasını sağlar.

Allah bize başarı nasip etsin.

-Çekip çıkaranlar

* * *

 

Dr. Abdülaziz Rentisi’nin Makalesi

Kur’an’ın ilahi adaletinin bir parçası da, düşmanlarımıza onların bize davrandığı gibi davranmayı öğretmesidir:

Kim size zulüm ederse, siz de ona, size zulmettiği ölçüde zulüm edin.” [Bakara: 194]

“Eğer cezalandırırsanız, siz de onlara, size yapılan azabın aynısıyla azap edin.” [Nahl: 126].

Dolayısıyla, bize karşı savaşanlarla savaşmamız şaşırtıcı değildir: “Size karşı savaşanlara Allah yolunda savaşın” [Bakara: 190] ve bize karşı saldırganlıklarını kesen, haklarımızı iade eden, yani teslim olup hakikate boyun eğenlerle barışmamız da şaşırtıcı değildir. Gerçekten de, “Eğer onlar barışa yönelirlerse, siz de ona yönelin” [Enfâl : 61]. Peki, düşman, bizi Irak, Sudan, Libya ve diğer Arap ve İslam ülkelerindeki kuşatma gibi bir kuşatmayla kuşatırsa ne yapmalıyız?

İlahi adalete uygun olarak onları kuşatmamız gerektiği açıktır. Bu, ahlaki, ulusal ve vatansever bir görev olmasının yanı sıra, şeref ve haysiyetin de bir gereğidir ve her şeyden önce dini bir görevdir.

Peki Amerika’yı kuşatmak mümkün mü, yoksa bir hayal mi?

Gerçek şu ki, Amerika’ya yönelik kapsamlı bir abluka ancak, ümmet iyi durumda olursa, içinde bulunduğu bunalımdan çıkarsa, halkı birleşirse, saflarını sıklaştırırsa ve Rabbinin ipine sımsıkı sarılırsa başarılabilir. Bu, mümkün ve bir gün gerçekleşecek olsa da, mevcut durumumuzda böyle olmadığı açıktır. Eğer ümmet iyi durumda olsaydı, Amerika’yı diplomatik, ekonomik, kültürel ve güvenlik açısından boykot ederdik. Ona karşı her türlü ambargoyu uygulardık, hatta Amerika’yı boykot etmeyen ülkeleri cezalandırırdık. Bahsettiklerim bir hayal gibi görünüyor, bu doğru. Bunu inkâr etmiyorum, ancak bunun nedeni, ümmetin sefil gerçekliğidir ve başka bir şey değildir.

Ümmetin hali, hızlı bir çözüm için pek umut vaat etmiyor. Pişmanlık, acı, keder ve çaresizlikle yetinmeli miyiz, yoksa Amerika’ya bir abluka uygulamamızı sağlayacak alternatifler mi aramalıyız? Belki bu alternatifler, ümmetin ayaklanması halinde başarabileceği şeylerden daha az etkili olabilir, ancak gene de Amerika denilen düşman üzerinde muazzam bir etki yaratabilirler. Bununla, kalplerinde nefret, öfke ve esarete karşı kıyamın ateşi yanmaya başlamış olanların Amerika’ya uygulayacağı ablukayı kastediyorum. Eğer insanlar hedeflerine ulaşmak isterlerse, Allah’ın izniyle, bunu başaracaklardır. Amerika’ya son derece etkili bir abluka uygulayabilirler. Bu, çeşitli bayraklar altında gerçekleştirilebilir:

Ekonomik Abluka

Bu, ulusal, Arap, İslami veya uluslararası bir alternatifi olan hiçbir Amerikan malını satın almamamız gerektiği anlamına gelir. Alternatifi olmayan ancak onsuz da yapabileceğimiz Amerikan mallarından mutlaka vazgeçmeliyiz. Bunu yaparken, dini bir görev yerine getirdiğimizi, yaptığımız işin Allah yolunda bir cihat olduğunu ve Kıyamet Günü’nde bunun karşılığını alacağımızı hissetmeliyiz. Bu yasağı kasten veya dikkatsizce ihlal eden herkes, Kıyamet Günü’nde sorguya çekilmemek için tövbe etmesi gereken bir günah işlediğini düşünmelidir.

Amerika’nın elde ettiği kârlar, ister küçük ister büyük olsun, savaş uçaklarına, füzelere, yıkıcı bombalara, mermilere ve tüfeklere dönüştürülüyor. Başka bir deyişle, her gün gördüğümüz korkunç sahnelere, çocuklarımızın, kadınlarımızın ve yaşlılarımızın bedenlerinin ve kanlarının her yerde, her gün ufku doldurduğu görüntülere dönüştürülüyor. Bunlar, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanları aşağılamak için bir makineye dönüştürülüyor. Ayrıca, medeniyetimizi yok etmeyi, bizi dinimizden ve inançlarımızdan uzaklaştırmayı amaçlayan Siyonist haçlı planlarını da destekliyorlar.

"Şüphesiz inkâr edenler, mallarını Allah’ın yolundan insanları saptırmak için harcarlar” (Enfâl: 36).

Ve eğer yapabilirlerse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam edeceklerdir" (Bakara: 217).

Onlar, sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi isterler" (-Nisa: 89).

Direnişle Kuşatma

Amerikalıların Filistin, Afganistan, Irak, Filipinler, Çeçenya, Keşmir ve diğer yerlerde güvenliğimizi elimizden aldığı, Amerika’nın bize doğrudan saldırdığı veya düşmanlarımızı her türlü lojistik yardımla destekleyerek onların bizim adımıza bize saldırmasına imkân sağladığı bir dönemde, bu saldırganlığa Amerika’yı direnişle kuşatarak karşılık vermeliyiz.

Güvenliğimizi elimizden alanların güvende kalmasına izin vermemeliyiz. Amerikalılar, bir Müslüman ülkeye her girdiklerinde, temel amaçları bir tür saldırganlık gerçekleştirmek olmuştur. Onlar, kötü Amerikan zihniyetinin bizi öldürmek için tasarladığı en yeni kitle imha silahlarıyla deneyler yapanlardır. Onlar, kendilerine sadık rejimleri Müslüman gençlerimizi zulmetmeye ve ortadan kaldırmaya devam edenlerdir. Onlar, Müslümanlarla savaşan, geçim kaynaklarının her zerresini yok edenlerdir. Onlar, Müslümanların servetini yağmalayanlardır. Müslümanları televizyonda bile aşağılamakta aşırıya kaçanlar onlardır. Guantanamo’daki Nazi-Siyonist gözaltı tesisinde ve bugün Irak’ta olduğu gibi. Amerika’nın Müslümanlara karşı tüm saldırganlık biçimlerini burada saymaya gerek yok. Amerikan propagandasının her Müslümanı dünyanın her köşesinde aranan, peşinde koşulan bir terörist olarak göstermesine değinmek yeterli olacaktır.

Peki neden onlar bizi takip ederken biz de onları takip edemiyoruz? Neden onlar bizi rahatsız ederken biz de onları rahatsız edemiyoruz? Bunu yapacak gücümüz var. Çocuklarımızı öldürdükleri kitle imha silahlarından mahrum bırakıldığımıza göre, bedenlerimizi silaha dönüştürmek bizim hakkımız değil mi?

Bu katiller, güvenliklerinin bizim güvenliğimiz pahasına sağlanamayacağını hissetmedikçe, biz de güvenliğin tadına varamayacağız. Aziz Irak halkının iki şehidi, Naşid ve Vedad, Amerika’yı güvenliğin tadından mahrum bırakabileceğimizi kanıtladı. Direniş silahı, Amerikan terörizmi karşısında en keskin silahımızdır. Şair Ebu Kasım Şabbi’nin aktardığı üzere, Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben zafere korku salarak ulaştım” (Sahih Buhari, no. 438; Sahih Müslim, no. 523a).

Güçler eşitlenmedikçe adalet olmaz. Onların terörizmi, bizim direnişimizle çarpışmalı.

Medya Ablukası

Siyasilerin, medya mensuplarının ve sivil toplum örgütlerinin Amerikan basınına boykot uygulaması bir görevdir. Arap ve İslam rejimlerimiz, Amerikan medya mensuplarının ülkelerimize girmesine izin verirse, özellikle Amerikan gazetecilerinin büyük bir kısmının tehlikeli bir güvenlik ve istihbarat görevi üstlendiğini fark edersek, onlara karşı sert bir boykot uygulayabiliriz. Onları boykot etmek, farklı düzeylerde olumsuz etkiler yaratacaktır. Bu etkiler en azından psikolojik, güvenlik ve ekonomik düzeyleri kapsar.

Turizmin Abluka Altına Alınması

Eğer ülkelerimizdeki resmi makamlar Amerikalılara, Amerika’nın Müslümanlara uyguladığı seyahat ve hareket kısıtlamalarının aynısını uygulayamıyorsa, en azından otellerimizi, restoranlarımızı, ticari dükkanlarımızı ve özel ulaşım araçlarımızı onlara kapatabilecek kapasitede olduğumuzu kanıtlamalıyız. Yaptığımız şeyin ulusal ve dini bir görev olduğunu anlamalıyız, bilhassa bu Amerikalı turistlerin çoğunun, istihbarat görevi görerek, güvenliğimiz ve ulusal çıkarlarımız pahasına kendi ülkelerinin çıkarlarına hizmet ettiğini idrak etmeliyiz.

Bunlar kapsamlı olmasa da, abluka modellerinden bazılarıdır. Siyonist teşekkülün abluka altına alınması, dünyanın her köşesindeki İslam evlatlarının gurur duyduğu ulusal ve dini bir görev haline geldiği gibi, biz de Amerika’yı abluka altına almalı, bunu vicdanımızda ve duygularımızda güçlendirmeliyiz. Amerika, İslam’a savaş ilan etti, Bugün Irak ve Filistin’deki Müslümanlara karşı en iğrenç terör eylemlerini gerçekleştiriyor.

Abdülaziz Rantisi
2003
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Raşa Salih Ahmed Adluni 17 Kasım 1955’te doğdu. Gazze İslam Üniversitesi’nde “dini temeller” okudu, ve daha sonra Mücemmetü’l-İslamiye’de Filistinli Kadınların Çalışmaları Dairesi müdürü olarak çalıştı. Kocası gibi o da Hamas’ın aktif bir üyesiydi. İngilizce diplomasının yanı sıra Kur’an tefsiri alanında yüksek lisans derecesi de aldı. 19 Ekim 2023’te Aksa Tufanı sırasında Siyonist ordunun gerçekleştirdiği bir hava saldırısı sonucu şehit oldu. Bkz: “Al-Rantisi’s wife: I was shocked by his death... but I didn’t shed a single tear,” El-Masry El-Youm, 16 Şubat 2009; (erişim tarihi: 6 Mart 2026.MY.

[2] Bu biyografide bir araya getirilen kaynaklar şunlardır: Yayına Hz.: Mahdi Abdul Hadi, Palestinian Personalities: A Biographic Dictionary. gözden geçirilmiş ve güncellenmiş ikinci baskı (Kudüs: PASSIA), 2006; Michael Fischbach, “Al-Rantisi, Abd al-Aziz”, yayına hz.. Philip Mattar, Encyclopaedia of the Palestinians (New York: Facts on File, 2005).

0 Yorum: