Ülkemizde
ve dünyada yaşanan son süreç dikkate alındığında, solun boş bıraktığı alanı mütevazı
şekilde bizim doldurmaya çalıştığımız gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıktı.
Bugüne kadar İştirakî’de yayınlanan tüm yazılarda emperyalizmin
niteliği, insan ve halklar üzerindeki saldırıları gündeme getirdik, yozlaştırma
ve çürütme saldırısına nasıl karşı koymamız gerektiğini tartıştık.
İki
sınıfın iki ideolojisi olduğu gerçeğinden hareketle, ait olduğumuz sınıfın
değer ve kültür üretmeden sömürüyle mücadele edilemeyeceği konusunda ısrar ettik.
Bugün birçok sol yayının üretimlerine baktığınızda, burjuva muhalefet tarzı, Marksizm
üzerine ansiklopedik tartışma, özgürlük yanılsaması bağlamında sürekli kimlik
mücadelesi ve yaşam biçimcilik dışında yazıya rastlanamaz. İktisattan Marksizme
ve günlük siyasete kadar sayfalar dolusu yazı ve dergi hazırlarlar. Hiçbiri de
sömürü düzeninin insanı nasıl çürüttüğüne ve yaşamın anlamına dair kalem
oynatmaz, söz söylemez.
Bugünün
dünyasında insan çürütülüyorken, sürecin insanı inşa edilmelidir. Çapını aşan
devrim iddialarıyla politik sahada suyun başını tutanların insana dair
söyleyecek tek sözü yoktur. Son yaşanan olaylarda sorumluları istifaya
çağıranların bugüne kadar ortaya koyduklarını çürütmüş olmalarına rağmen hiçbir özeleştiri
yapmadıklarını bir kenara yazmak zorundayız. Sol, halka karşı açık davranmıyor.
Açık olmak, özeleştiri sorumluluğunu yerine getirmeyi zorunlu kılar.
Hiçbir
soruya yanıt vermemeleri, kendilerini dev aynalarında gördüklerinden değil,
halka rağmen yanıt verecek cesarete sahip olamamalarındandır. Sansürcülük
dışında bize karşı geliştirebilecek hiçbir tavırları yok. İdeolojik olarak
netiz, bu netlikle gurur duyuyoruz, eksiklerimiz elbette var ama bu sol için
değil, idealimize ulaşmak için eksikliklerimiz var.
Kadın
satıcısına, kaldırımları işgal eden bar işletmecisine, torbacılara, sahneye
yarı çıplak çıkan şarkıcıya, bir bütün olarak marjinalizme ve sapmalara, halka
böcek yedirmek için uğraşanlara, aşı şirketlerine sahip çıkan solun bugün çıkıp
yaşama dair söz söylemeye hakkı yoktur. Bu yokluk hâli, halkta karşılığını
buluyor. Sol ile aramızda halk olarak sınıf farkı var. Sol, proleterleşmeyip
küçük burjuvaya siyaset ördükçe hiçbir kazanıma imza atamayacak.
İnternetin
karanlık dünyasının çocukları suça sürüklediğini iddia eden sol, ki bu iddia
doğrudur, buna yönelik önlem alındığında, can simidi olarak özgürlüğe ve bireye
sarılıyor. Bugün anne ve babaların çocukları üzerindeki yetkisi ve korumacılığı
ellerinden alınıp otoritesi çocuklara verildiyse, bunun sorumlusu soldur.
Bir
baba, çocuğunun yanlışlarının üzerine gitmekten tedbir kararı almamaktan
çekindiği için gitmediğini söylüyorsa, solun talepleri çoktan karşılanmış
demektir. Bu gerçeği, çevrenizdeki birçok anne babadan duyabilirsiniz. “İktidar
olmak kötüdür, erkek iktidar ve iktidar erkek demektir, baba da olsa erkektir
ve sapıktır” diye alanları dolduranların son yaşananlar için ağızlarını
açmaları utanmazlıktır. Biz bu sapmaları eleştirdiğimizde, sürecin bu noktalara
geleceğini dile getirdiğimiz için aforoz edildik.
Gösterinin
dizginsiz şekilde solun iliklerine işlemesini Ekrem maskesi takan Partizancı
üzerinden eleştirdiğimizde, en çirkin ifadelerle saldırıya uğradık. Emrah
Cilasun tartışmaya katılıp putları yıkan İbrahim’i putlaştırıp onun putuna
sarılıp bize hakaret etti. Mızrakların ucuna takılan İbrahim posteri, onu bir
kez daha geçmişe terk etti.
İran,
Gürcistan, Suriye tartışmalarında kitle kuyrukçuluğu yapanların emperyalizm
gerçeğini kavraması mümkün değildir. İç-dış siyaset, kültür sanat, sağlık,
hukuk, iktisat uzmanı geçinip her konuda bilgi satan sola “Senin bir pedagoji
ve eğitim programın var mı, nasıl bir eğitim sistemi geliştiriyorsun?” sorusunu
yöneltin. Bunu muhakkak yapınız ki Vygotski’nin yakınsak alan teorisiyle
kolektif öğrenmeyi geliştirmesinin karşısına bireyci dil-zihin teorisini
çıkaran Epştayncı Çomski’yi savunan solun emperyalizme nasıl hizmet ettiği
görülsün. Sendika.org’undan Evrensel’ine, Birgün’üne, Sol
Haber’ine, Ekrem maskesi taktıran radikallerine kadar hiçbirinin eğitim
felsefesi, programı, ideal okul ve meslekî eğitim yaklaşımına dair sunacakları
pedagoji taslakları yoktur.
Yeni
Dünya Düzeni’nin küçük burjuva bireyci ideolojisini her gün yeniden üreten
siyasetlerin var olma alanları sosyal medya, danışmanları yapay zekâ, kitlesi
marjinallerdir. Oradan insana, kadına ve çocuğa dair hiçbir çözüm çıkmaz,
çıkmıyor da. Çocuğu milliyetine, kadını giyimine, insanı dinine göre ayırıp
bölen solun aydınlanma, özgürlük, laiklik diye tezgâha çıkardığı ne varsa
emperyalizmin insanı çürütme politikasını hayata geçirmek içindir.
Bütün
sözümüz, sömürülen insana dairdir. Ekonomik sömürünün sürmesi için değerlerin,
ilkelerin, kültürün, geleneğin ve insanı insan yapan bütünlüklerin yok edilip
insanın yalnızlaştırılması gerekir. Günümüzde işleyen sosyo politik mekanizma
bundan ibarettir.
İnsan
silindikçe, halkın içinde bulunduğu huzursuzluk ve şiddeti birbirine yöneltmesi
kaçınılmazdır. Sürekli güvenlik kaygısı, bunalım, insanın insanı ve sevgiyi
parayla ölçmesi, sınırsızlığın özgürlük diye sunulması, dağılan aile düzeni,
kapitalizmin gündeliğidir. Biz, buna karşı durup, tüm parçalanmışlığı
bütünleştirmeye çalışıyoruz.
Küçük
burjuvayı ve solu dönüştürme hatasıyla CHP’yi devrimcileştirme safsatası
arasında bir fark bulunmuyor. Bu tarz siyasetin çevremizi saran yangına dökecek
bir bardak suyu yoktur.
Bu
düşünceler bizi anarşizme ya da anarko sendikalizme götürür mü? Kesinlikle
hayır! Anarşizm, temelde hiyerarşi ve iktidar olmayı reddeder ki bugün sol,
anarşizmi hayata geçirendir. Disiplin, hiyerarşi ve hesap vermekten kaçan
anarşist hareket, bugün ülkemizde sol içinde güçlüdür. Bu tabloya rağmen
partileştiğini iddia eden varsa yalan söylüyordur.
İstanbul’a
ve batının büyükşehirlerine büro açmakla, disiplinsiz yaşam ve siyaset
sürmekle, mülkiyetle bu kadar iç içe olup lüks semtleri ve Avrupa yollarını
tutmakla sol bir parti olunmuyor. Narodniklerin bile gerisinde seyredenler,
bugünün anarşist soludur. Toplumun içine sürüklendiği yozlaşmadan, düzen kadar
sol da suçludur.
Sinan Akdeniz
19 Nisan 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder