Yalçın
Hoca’nın “Sabetayizm” çalışmalarının bu döneme oturtularak incelenmesi
açıklayıcı olabilir.
İki
hapisliği arasında, 2000’lerin başları İzmir’e bir konferans için gelmişti.
Bornova-Ulusoy terminalinden Ankara’ya yolcu etmek üzere çay içip beklerken
dayanamayıp biraz tepkisel bir biçimde birden, “Nereden çıktı bu Sabetayizm be
Hocam, sınıfsal bakışın altı biraz oyulmuyor mu?” deyivermiştim.
Bilimsel
ve politik bir gücün, uğraştığı nesnesine en coşkulu halinde bile mesafe
koyabilme yeteneğinden çıktığını gösteren cevabı çok ilginçti. Çok sakince
bardağından bir yudum almış, uzaklara bakar gibi gözü sabitlenmiş ve normalde
pek işitmediğimiz halde bir hapishane anısını anlatmaya başlamıştı:
“Eylül darbesinden sonra
Sultanahmet’te koşullar çok kötüydü, bölük bölük solcu koğuşlarımıza getirilip
boca ediliyordu. Bir yandan cezaevinde tek tip giysi atıp duruyorlar önümüze;
bunun için biz de iç çamaşırlarıyla direniyoruz; üstümüzdekileri alıyorlar ama
verdiklerini biz giymiyoruz; üşüyoruz, kış, ama direnişi kimse bozmuyor. Sonra
kalabalık koğuşun içinde biri kalktı, o atlet donlu haliyle duvarları yoklamaya
başladı. Aklını yitirmiş biri ya da performatif bir gösteri yapan dansçı gibi
duvarları okşuyor, tıklıyor, dinliyordu. Yanımdakine ‘Ne yapıyor?’ der gibi
bakınca, ‘Hocam, daha önce yatanlardan haber geldi, burada bir zula varmış, onu
bulmaya çalışıyor.’ dedi. Nefesimizi tutmuş, onu izliyorduk. Bir-iki saat sonra
birisinin omzuna çıkıp yukarı yerleri okşarken birden ‘Buldum’ diye gürledi.
Gerçekten tıkladığı yerin arkası boş gibiydi, tok bir ses geliyordu. Neyse,
dikkatle ve tekrar kapatınca belli olmayacak şekilde duvara cerrahi bir işlem
uyguladılar. Oyuğun içinden kablonun ucuna bağlanmış metal bir iletken çıktı.
Yanımdaki yoldaş, hemen bunun bir rezistans olduğunu söyledi. Sonra bununla su
ısıtıldı, buharlı bir sistem kuruldu, bir zafer çorbası yapıldı, hastalar
iyileşip ayağa kalktı, direnişe büyük bir güç geldi.
Hasip, bütün sendikaları
düşürdüler, partileri dağıttılar, yasaları ilga ettiler, öğretmenleri
bayağılaştırdılar, Üniversiteleri boşalttılar, işçi sınıfını her şeye razı hale
getirdiler; ne yapayım? Ya direnişi bırakacağım, ya boş boş direniyormuş gibi
yaparak klasik lafları çiğneyeceğim ya da Sultanahmet’te gördüğüm deli
direnişçi gibi kör duvarlarda bir rezistans bulacağım.
Ölene kadar teslim olmayacaksak,
egemenleri rahatsız edecek, onların başına fırlatacak, yoksullarda yeniden bir
araya gelme fikri oluşturacak yeni bir şey bulmak zorundayız.”
Egemenlerin
hepsinin birbiriyle akrabalığını ortaya koyuyoruz. Sınıfsallığı oymak değil de
dürtmek diyebilirsin” dedi. Sonra bize sarılıp otobüsüne bindi.
Hasip Akgül
7 Mart 2021
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder