“Duygularımı tek bir
cümleyle özetleyeceğim: En fazla elli yıl içerisinde dünyanın şeker kamışından
yapılmış iki çubukla yemek yediğini göreceksiniz.”
Çin,
Hindistan ve Tayland’ın kalbine doğru şaşırtıcı bir tarihi yolculuğa çıkmak,
Asya ve dünyada, özellikle altmışların ortalarındaki siyasi, ekonomik ve
kültürel koşullar hakkında bilgi edinmek ve olağanüstü bir Arap entelektüelinin
Çin’in geleceğine dair kehanetlerini okumak istiyorsanız, şehit yazar Gassân Kenefâni’nin
Sonra Asya Parladı adlı eserini mutlaka okumalısınız. Kendinizi
şaşırtıcı, keyifli ve zenginleştirici bir yolculuğun içinde bulacaksınız.
Kenefâni,
sade ama derin bir dille sizi Çin ve Hindistan’ın vadilerinden ve ovalarından
sonsuz bilgi dünyalarına ve imgelerine taşıyacak. Bu kitap, nadir ve zamansız
bir sanatsal ve edebi başyapıttır. Yazarı gibi, her zamankinden daha çok
okunmayı ve takdir edilmeyi hak ediyor.
Bu
kitapta Gassân Kenefâni, modern zamanların gezgini ve devrimci rehberi olarak
karşımıza çıkıyor. Her konuya değinen yaklaşımı, zeki ve esprili diliyle
Kenefâni, Çin ve Hindistan liderlerini, aydınlarını ve sanatçılarını sorgulayan
soruları ve derin kavrayışıyla bu insanların peşini bırakmayan, cesur bir
gazeteci. Aynı zamanda Kenefâni, halka, onların fedakârlıklarına, işçilerin,
çiftçilerin ve Çin Komünist Partisi’nin, onun tarihi lideri Mao Zedong’un
önderliğindeki devrimin başarılarına duyduğu hayranlığı da gizleme gereği duymuyor.
Kenefâni’nin
ilgi çekici kitabı, seyahat edebiyatına yeni bir bakış açısı katıyor. Ayrıca, Çin
ve Hindistan tarihi ve halkları konusunda zengin bir anlayış sunmakla kalmıyor,
aynı zamanda ciddi, hicivli ve tarihsel yazının tüm unsurlarını da kullanıyor.
Canlı imgeler, anlatım sanatı ve güvenilir bilgilerle bizi kıtanın en batı ucundan
başlayarak bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın girişinde belirttiği gibi, bizim “rüzgârlarla
örülü duvarı delip o muazzam ve engin dünyaya açılmamızı” sağlıyor.
Ardından
şunu söylüyor: “Taş kaşıkların bir başarı sayıldığı dönemde dünya, buradan
barut ve kağıtla ilgili bilgileri ithal etti.” Buda’yı buranın bulutları,
Konfüçyüs’ü buranın kalabalıkları üretti. Barutu, kâğıdı, peygamberi ve filozofuyla
birlikte bu coğrafya, beş bin yıllık yolculuğunun sonunda, karşısında o
rüzgârlarla örülü duvarı buldu.
Hayal
ürünü dünyaya girerken duyduğu hayranlığı dile getiren, okurun dikkatini çekmek
için tarihin ilerlediği hattı ortaya koyan giriş bölümündeki ritim, tüm kitap
boyunca muhafaza ediliyor. İmparatorların ve antik yeraltı saraylarının
tarihinden, rüzgârın oluşturduğu, doğanın boyadığı kayalardan bahsediliyor. Çin
Seddi, mekândaki estetik, çiçekli dağlar ve “Renkler Ülkesi”ndeki bahçeler de
kendisine kitapta yer buluyor. Ardından Kenefâni, bu giriş bölümünü çarpıcı bir
ifadeyle sonlandırıyor: “Eğer Çinli olsaydım, imparatorların kendileri için
yaptıklarına duyduğum hayranlık, halkın imparatorlara yaptıklarına duyduğum
hayranlığın altında ezilirdi!”
Kenefâni’nin
1965’te yazdığı, toplamda 150 sayfayı bulan bu kitabı sayısız şaşırtıcı
kehaneti içeriyor. Kenefâni, Çin ejderhasının devriminin ve hem yurt içinde hem
de yurt dışında sömürgeciliğe ve gerici güçlere karşı gerçekleştirdiği
isyanının ileride mevziler kazanacağı öngörüsünde bulunuyor. Çin’in yükselişinin
ve kalkınma projelerinin önündeki engelleri aşma ve yoksulluk belasından
kurtulma yeteneğinden söz ediyor. Bu öngörüler, Çin’in zamanın tozunu silkeleyip
attığı, “aşağılanma dönemlerini” geride bırakarak kendi ayakları üzerinde
durmaya hazırlandığı bir dönemde dillendiriliyorlar.
Tarihinin
belirli bir noktasında Çin, “sineklerle mücadele etmek”ten “serçelerle mücadele
etmeye” kadar muazzam ve görünüşte sonsuz zorluklarla boğuştu. Kalkınma,
sanayi, tarım, eğitim ve yönetimde mucizelere ihtiyaç duyuyordu. Kenefâni
ayrıca, Çin’in nükleer silahlara sahip olduğunu ilan ederken, sömürgeci güçlere
karşı koyma ve onlarla yüzleşme kapasitesine sahip olacağını da öngördü. Tüm bu
gelişmeler, başta Sovyetler Birliği olmak üzere, komşularıyla bile gergin
ilişkiler içerisinde olduğu, zorlu koşullarla boğuştuğu bir gerçeklikte yaşandı.
Kenefani,
sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Daha acımasız bir kelime
kullanmak istersek, yoksulluk, Çin’i uzun tarihi boyunca kasıp kavuran,
devrimin, yaşı ve Çin’in birçok sorunu nedeniyle henüz bir hizmetkâra
dönüştüremediği, ancak başarıyla kafese kapattığı bir canavardır. [...]
Devrimin canlılığı ve insan enerjisini seferber etme arzusu, mali kapasitesinin
önüne geçiyor gibi görünüyor ve Çinliler, refahlarını finanse
edebileceklerinden emin oldukları geleceği beklerken, neler yapabileceklerini
bildikleri çıplak elleriyle gurur duyuyorlar. Geleceğe giden yolu inşa etmek
için ellerindeki 1,3 milyar silahı hiç beklemeden seferber ettiler.”
Buna
rağmen, Kenefâni, resmi anlatıyı reddediyor ve Çin hükümeti tarafından sağlanan
bilgileri sorguluyor. Her şeyi eleştiri süzgecinden geçiriyor. “Devrimden önce
durum şöyleydi” diyen, eskiden beri kullanılan mantığın ürünü olan rakamlara ve
bilgilere kulak asmıyor. Bu yaklaşım, gözlemciyi bir karşılaştırma yapmaya ve
bunu tek değerlendirme ölçütü kılmaya zorluyor. Böyle bir ölçüt, kesinlikle
doğru değil aslında. “Eğer devrim olmasaydı, durum şöyle şöyle olurdu!” diyen
bir hesaplama mantığını esas alıyor. Bu matematiksel oyun kabul edilemez, çünkü
“eğer”li cümleler, gerçeği ölçmek için bilimsel bir araç değildir.
Gassân
Kenefâni, yolculuğu boyunca her taşın altına bakıyor, her ayrıntıyı ele alıyor.
Çin, halkı, dilleri ve sömürge dönemine uzanan imparatorluk aşaması, aynı
zamanda Mao Zedong yönetimindeki Komünist Parti’nin tarihi ve o “şanlı zafer” konusunda
tarihsel bir bakış açısı sunuyor. Ancak bunu geleneksel bir tarihçi veya salt
bir bilgi aktarıcısı olarak yapmıyor. Çin Komünist Partisi ile Hindistan
Sosyalist Partisi liderleri, yazarlar, sanatçılar, entelektüeller ve Çin’deki
İslami derneklerin şeyhleriyle yaptığı çok sayıda röportajda bile, olayların ve
meselelerin derinliklerine inen, sadece yüzeysel kalmayan, idraki güçlü bir
Arap gazetecinin bakış açısından bize derinlikli ve ilgi çekici diyaloglar
sunuyor.
Kenefâni’nin
1965’teki Çin gezisinin, Çin devrimine, Mao Zedong’un öğretilerine ve Çin
Komünist Partisi liderlerine duyduğu derin hayranlığın, sonraki makalelerinde
ve siyasi yazılarında makes bulduğunu, Şubat 1969’da Filistin Halk Kurtuluş
Cephesi’nin devrimci bir siyasi parti olarak kurulduğu süreçte kaleme aldığı belgelerdeki
düşünsel ve örgütsel vizyonun özelliklerini ancak bu hayranlıkla
açıklayabileceğimizi söylememiz gerekiyor.
Sonra
Asya Parladı’yı okumak, Çin’in bu noktaya nasıl ulaştığını
anlamamız ve aynı zamanda günümüzde tek gözle bakan sorunlu Arap aydınlarının gerçekliğini
görmemiz için elzemdir. Bu kitap bize, tarihsel sabrı, eleştirel vizyonun ve
stratejik planlamanın doğasını, ulusların aşağılanmaya ve teslimiyete karşı
isyan edip ayaklanmaları durumunda yeniden ayağa kalkabilecekleri gerçeği
konusunda bir şeyler öğretecektir.
Kenefâni’yi
okuyanlar, “ya lehinde olacaksın ya da aleyhinde” kuralını, “ya/ya da”
mantığının ötesine bakarlar. Çünkü gazeteci ve yaratıcı bir yazar olarak
Kenefâni, birçok yeteneğine “etkileyici yazılar yazan Arap seyyah” niteliğini
de eklemiştir.
Arap-Çin
ilişkilerinin tarihinin bir bölümünü kayıt altına alan Kenefâni, doğan güneş
olarak Asya’nın ve Çin halkının fedakârlıklarını yüceltir, devrimin elde ettiği
kazanımlara saygısını dile getirir. Ardından, pazarlanan bazı görüşlere yönelik
sert eleştirisini ve iğneleyici ifadelerle yüklü alaycı yaklaşımını aktarır, bu
görüşlerin doğasını, siyasetle ve hareketle bağlantılı gayelerini haklı
çıkarmadan veya benimsemeden anlamaya çalışır.
Uçağın
tekerlekleri Beyrut havaalanına değdiği anda Kenefâni şu soruyu yöneltti:
“Ciğerlerini
patlatırcasına bağırarak insanların kulaklarına haykırdığı, aslında apaçık
ortada olan hakikate dokunmak için kırk gün boyunca, otuz bin kilometre yol
gitmeye, trenlerle ve uçaklarla seksen saat yolculuk yapmaya gerek var mıydı?
Elveda, dünyayı aşan, kıyıları mille kaplı, bereketli, dünyaya aşağıdan bakan
kıta... Elveda cesur insanlar, tekrar görüşene kadar hoşça kalın. İndirdiği darbenin
çıkarttığı ses, insan medeniyetinin hatırasındaki en uzak noktada bile işitilecek
olan gelecekte buluşmak üzere, hoşça kalın!”
Halid Bereket
9 Nisan 2022
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder