09 Nisan 2026

, ,

Asya Nasıl Parladı: Gassân Kenefâni ile Geleceğe Yolculuk


Duygularımı tek bir cümleyle özetleyeceğim: En fazla elli yıl içerisinde dünyanın şeker kamışından yapılmış iki çubukla yemek yediğini göreceksiniz.

 

Çin, Hindistan ve Tayland’ın kalbine doğru şaşırtıcı bir tarihi yolculuğa çıkmak, Asya ve dünyada, özellikle altmışların ortalarındaki siyasi, ekonomik ve kültürel koşullar hakkında bilgi edinmek ve olağanüstü bir Arap entelektüelinin Çin’in geleceğine dair kehanetlerini okumak istiyorsanız, şehit yazar Gassân Kenefâni’nin Sonra Asya Parladı adlı eserini mutlaka okumalısınız. Kendinizi şaşırtıcı, keyifli ve zenginleştirici bir yolculuğun içinde bulacaksınız.

Kenefâni, sade ama derin bir dille sizi Çin ve Hindistan’ın vadilerinden ve ovalarından sonsuz bilgi dünyalarına ve imgelerine taşıyacak. Bu kitap, nadir ve zamansız bir sanatsal ve edebi başyapıttır. Yazarı gibi, her zamankinden daha çok okunmayı ve takdir edilmeyi hak ediyor.

Bu kitapta Gassân Kenefâni, modern zamanların gezgini ve devrimci rehberi olarak karşımıza çıkıyor. Her konuya değinen yaklaşımı, zeki ve esprili diliyle Kenefâni, Çin ve Hindistan liderlerini, aydınlarını ve sanatçılarını sorgulayan soruları ve derin kavrayışıyla bu insanların peşini bırakmayan, cesur bir gazeteci. Aynı zamanda Kenefâni, halka, onların fedakârlıklarına, işçilerin, çiftçilerin ve Çin Komünist Partisi’nin, onun tarihi lideri Mao Zedong’un önderliğindeki devrimin başarılarına duyduğu hayranlığı da gizleme gereği duymuyor.

Kenefâni’nin ilgi çekici kitabı, seyahat edebiyatına yeni bir bakış açısı katıyor. Ayrıca, Çin ve Hindistan tarihi ve halkları konusunda zengin bir anlayış sunmakla kalmıyor, aynı zamanda ciddi, hicivli ve tarihsel yazının tüm unsurlarını da kullanıyor. Canlı imgeler, anlatım sanatı ve güvenilir bilgilerle bizi kıtanın en batı ucundan başlayarak bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın girişinde belirttiği gibi, bizim “rüzgârlarla örülü duvarı delip o muazzam ve engin dünyaya açılmamızı” sağlıyor.

Ardından şunu söylüyor: “Taş kaşıkların bir başarı sayıldığı dönemde dünya, buradan barut ve kağıtla ilgili bilgileri ithal etti.” Buda’yı buranın bulutları, Konfüçyüs’ü buranın kalabalıkları üretti. Barutu, kâğıdı, peygamberi ve filozofuyla birlikte bu coğrafya, beş bin yıllık yolculuğunun sonunda, karşısında o rüzgârlarla örülü duvarı buldu.

Hayal ürünü dünyaya girerken duyduğu hayranlığı dile getiren, okurun dikkatini çekmek için tarihin ilerlediği hattı ortaya koyan giriş bölümündeki ritim, tüm kitap boyunca muhafaza ediliyor. İmparatorların ve antik yeraltı saraylarının tarihinden, rüzgârın oluşturduğu, doğanın boyadığı kayalardan bahsediliyor. Çin Seddi, mekândaki estetik, çiçekli dağlar ve “Renkler Ülkesi”ndeki bahçeler de kendisine kitapta yer buluyor. Ardından Kenefâni, bu giriş bölümünü çarpıcı bir ifadeyle sonlandırıyor: “Eğer Çinli olsaydım, imparatorların kendileri için yaptıklarına duyduğum hayranlık, halkın imparatorlara yaptıklarına duyduğum hayranlığın altında ezilirdi!”

Kenefâni’nin 1965’te yazdığı, toplamda 150 sayfayı bulan bu kitabı sayısız şaşırtıcı kehaneti içeriyor. Kenefâni, Çin ejderhasının devriminin ve hem yurt içinde hem de yurt dışında sömürgeciliğe ve gerici güçlere karşı gerçekleştirdiği isyanının ileride mevziler kazanacağı öngörüsünde bulunuyor. Çin’in yükselişinin ve kalkınma projelerinin önündeki engelleri aşma ve yoksulluk belasından kurtulma yeteneğinden söz ediyor. Bu öngörüler, Çin’in zamanın tozunu silkeleyip attığı, “aşağılanma dönemlerini” geride bırakarak kendi ayakları üzerinde durmaya hazırlandığı bir dönemde dillendiriliyorlar.

Tarihinin belirli bir noktasında Çin, “sineklerle mücadele etmek”ten “serçelerle mücadele etmeye” kadar muazzam ve görünüşte sonsuz zorluklarla boğuştu. Kalkınma, sanayi, tarım, eğitim ve yönetimde mucizelere ihtiyaç duyuyordu. Kenefâni ayrıca, Çin’in nükleer silahlara sahip olduğunu ilan ederken, sömürgeci güçlere karşı koyma ve onlarla yüzleşme kapasitesine sahip olacağını da öngördü. Tüm bu gelişmeler, başta Sovyetler Birliği olmak üzere, komşularıyla bile gergin ilişkiler içerisinde olduğu, zorlu koşullarla boğuştuğu bir gerçeklikte yaşandı.

Kenefani, sözlerine şu şekilde devam ediyor:

“Daha acımasız bir kelime kullanmak istersek, yoksulluk, Çin’i uzun tarihi boyunca kasıp kavuran, devrimin, yaşı ve Çin’in birçok sorunu nedeniyle henüz bir hizmetkâra dönüştüremediği, ancak başarıyla kafese kapattığı bir canavardır. [...] Devrimin canlılığı ve insan enerjisini seferber etme arzusu, mali kapasitesinin önüne geçiyor gibi görünüyor ve Çinliler, refahlarını finanse edebileceklerinden emin oldukları geleceği beklerken, neler yapabileceklerini bildikleri çıplak elleriyle gurur duyuyorlar. Geleceğe giden yolu inşa etmek için ellerindeki 1,3 milyar silahı hiç beklemeden seferber ettiler.”

Buna rağmen, Kenefâni, resmi anlatıyı reddediyor ve Çin hükümeti tarafından sağlanan bilgileri sorguluyor. Her şeyi eleştiri süzgecinden geçiriyor. “Devrimden önce durum şöyleydi” diyen, eskiden beri kullanılan mantığın ürünü olan rakamlara ve bilgilere kulak asmıyor. Bu yaklaşım, gözlemciyi bir karşılaştırma yapmaya ve bunu tek değerlendirme ölçütü kılmaya zorluyor. Böyle bir ölçüt, kesinlikle doğru değil aslında. “Eğer devrim olmasaydı, durum şöyle şöyle olurdu!” diyen bir hesaplama mantığını esas alıyor. Bu matematiksel oyun kabul edilemez, çünkü “eğer”li cümleler, gerçeği ölçmek için bilimsel bir araç değildir.

Gassân Kenefâni, yolculuğu boyunca her taşın altına bakıyor, her ayrıntıyı ele alıyor. Çin, halkı, dilleri ve sömürge dönemine uzanan imparatorluk aşaması, aynı zamanda Mao Zedong yönetimindeki Komünist Parti’nin tarihi ve o “şanlı zafer” konusunda tarihsel bir bakış açısı sunuyor. Ancak bunu geleneksel bir tarihçi veya salt bir bilgi aktarıcısı olarak yapmıyor. Çin Komünist Partisi ile Hindistan Sosyalist Partisi liderleri, yazarlar, sanatçılar, entelektüeller ve Çin’deki İslami derneklerin şeyhleriyle yaptığı çok sayıda röportajda bile, olayların ve meselelerin derinliklerine inen, sadece yüzeysel kalmayan, idraki güçlü bir Arap gazetecinin bakış açısından bize derinlikli ve ilgi çekici diyaloglar sunuyor.

Kenefâni’nin 1965’teki Çin gezisinin, Çin devrimine, Mao Zedong’un öğretilerine ve Çin Komünist Partisi liderlerine duyduğu derin hayranlığın, sonraki makalelerinde ve siyasi yazılarında makes bulduğunu, Şubat 1969’da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin devrimci bir siyasi parti olarak kurulduğu süreçte kaleme aldığı belgelerdeki düşünsel ve örgütsel vizyonun özelliklerini ancak bu hayranlıkla açıklayabileceğimizi söylememiz gerekiyor.

Sonra Asya Parladı’yı okumak, Çin’in bu noktaya nasıl ulaştığını anlamamız ve aynı zamanda günümüzde tek gözle bakan sorunlu Arap aydınlarının gerçekliğini görmemiz için elzemdir. Bu kitap bize, tarihsel sabrı, eleştirel vizyonun ve stratejik planlamanın doğasını, ulusların aşağılanmaya ve teslimiyete karşı isyan edip ayaklanmaları durumunda yeniden ayağa kalkabilecekleri gerçeği konusunda bir şeyler öğretecektir.

Kenefâni’yi okuyanlar, “ya lehinde olacaksın ya da aleyhinde” kuralını, “ya/ya da” mantığının ötesine bakarlar. Çünkü gazeteci ve yaratıcı bir yazar olarak Kenefâni, birçok yeteneğine “etkileyici yazılar yazan Arap seyyah” niteliğini de eklemiştir.

Arap-Çin ilişkilerinin tarihinin bir bölümünü kayıt altına alan Kenefâni, doğan güneş olarak Asya’nın ve Çin halkının fedakârlıklarını yüceltir, devrimin elde ettiği kazanımlara saygısını dile getirir. Ardından, pazarlanan bazı görüşlere yönelik sert eleştirisini ve iğneleyici ifadelerle yüklü alaycı yaklaşımını aktarır, bu görüşlerin doğasını, siyasetle ve hareketle bağlantılı gayelerini haklı çıkarmadan veya benimsemeden anlamaya çalışır.

Uçağın tekerlekleri Beyrut havaalanına değdiği anda Kenefâni şu soruyu yöneltti:

“Ciğerlerini patlatırcasına bağırarak insanların kulaklarına haykırdığı, aslında apaçık ortada olan hakikate dokunmak için kırk gün boyunca, otuz bin kilometre yol gitmeye, trenlerle ve uçaklarla seksen saat yolculuk yapmaya gerek var mıydı? Elveda, dünyayı aşan, kıyıları mille kaplı, bereketli, dünyaya aşağıdan bakan kıta... Elveda cesur insanlar, tekrar görüşene kadar hoşça kalın. İndirdiği darbenin çıkarttığı ses, insan medeniyetinin hatırasındaki en uzak noktada bile işitilecek olan gelecekte buluşmak üzere, hoşça kalın!”

Halid Bereket
9 Nisan 2022
Kaynak

0 Yorum: