Hangi
taraf kazandı? Hangi taraf teslim oldu?
Tahran’da
kutlamalar. Tel Aviv’de yas.
“İran’a
diz çöktüreceğiz” dediler.
“Rejim
değişikliği”, “tam teslimiyet”, “sıfır zenginleştirme” ve bölgedeki gücünün
ortadan kaldırılmasını vaat ettiler.
Peki,
bugün elimizde ne var?
Devasa
cephaneliğini ortalığa saçan bir süper güç kendi şartlarıyla değil, İran’ın
şartlarıyla dönüyor masaya.
Bunu
bir düşünmek lazım.
Rejim
değişikliği gerçekleşmedi.
İran
teslim alınamadı.
Uranyumu
zenginleştirme sürecine dur denilemedi.
İran’ın
füze programı ortadan kaldırılamadı.
Kimse
İran’ı bölgesel müttefikleri yüz üstü bırakmaya zorlayamadı.
Peki
şimdi ne oldu?
Görüşmeler,
İran’ın kendi belirlediği çerçeve temelinde, egemenliğini, güvenliğini ve
haklarını merkeze alan 10 maddelik bir plan uyarınca ilerliyor.
Bu,
bir taviz değil.
Bu,
zayıflıktan doğan bir uzlaşma da değil. İşte stratejik sabır böyle bir şey.
Yıllarca
İran, ekonomisini boğmayı amaçlayan yaptırımlara, iradesini kırmak için dayatılmış
izolasyona ve kendisini boyun eğmeye mecbur etmek için savrulan tehditlere
katlandı. Gene de teslim olmadı. Baskıyı göğüsledi, kendisini yeniden ayarladı
ve bekledi.
Savaş
geldiğinde de çökmedi.
Dayandı,
karşılık verdi ve direndi.
Şimdi
aynı egemenlik ve kibir dilini konuşan güçler, müzakere ve uzlaşma dilini
konuşuyorlar.
Yaptırımların
kaldırılması masada.
Dondurulmuş
varlıklar serbest bırakılacak.
Nükleerle
ilgili hakları zımnen kabul ediliyor.
Belki
de en önemlisi: İran’ın avantajı arttı.
Hürmüz
Boğazı, eski halinde kalıyor. O, coğrafyanın, tıpkı azim gibi, bombalanarak
boyun eğdirilemeyeceğine dair bir andaç. Güç dengesi değişti ve herkes bunu
biliyor.
Siyonist
rejim ve ABD’ye gelince... net ve açık hedeflere sahiplerdi ama o hedeflere
ulaşamadılar.
Ortada
kesin bir zafer yok.
İran’ı
stratejik bir dönüşüme mecbur edemediler.
Hiçbir
sonucu dayatamadılar.
Bunun
yerine, kaçınmaya çalıştıkları bir gerçek, sadece bütünlüğünü koruyan değil,
aynı zamanda güçlü bir konumdan müzakere eden bir İran var karşılarında.
Eğer
önümüzdeki iki hafta içinde bu çerçeve bir anlaşmayı doğurursa ki şu an
muhtemel görünüyor, bu, karşılıklı iyi niyetten doğan diplomatik bir atılım
olarak hatırlanmayacak.
Gücün
sınandığı, azim ve kararlılık karşısında yetersiz kaldığı bir an olarak
hatırlanacak.
Tarih
bize savaşların boş lafla değil, sonuçlarla değerlendirildiğini öğretiyor.
Bu
ölçüye göre, kimse, verilen hükmü reddedemiyor.
Nihayet
zafer... nihayet zafer...
Yüce
Allah’a şükürler olsun... nihayet zafer.
Sami Aryan
8 Nisan 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder