27 Nisan 2026

,

Anarşizm Karşıtı Argümanlar

Şu anda Uganda’da kendisini anarşist olarak tanımlayan bir grup yok. Muhtemelen bunun sebebi, anarşizmin burjuva kentli aydınların bireyci fikri olmasıdır. Uganda’da kentleşme oranı (henüz) çok yüksek değil, kırsal kesimdeki köylü toplumu ise alabildiğine kolektivist. Bu nedenle, Uganda’da anarşizmin gelişmesi için fazla zemin bulunmuyor. Bu demek değil ki, anarşizm meselesi Uganda’yı kapsam dışında bırakacak. Anarşist görüşler gelecekte ortaya çıkabilir.

Aciliyet arz etmediğinden, bu ideoloji hakkında gereğinden fazla söz sarf etmeyeceğim, bunun yerine, temel noktalarına değineceğim.

Anarşizm Marksizme Karşıdır

Bazı yoldaşlar, Marksizm ve anarşizmin ortak hedeflere sahip olduğunu, sadece farklı yollar izlediğini düşünebilir. Batı’daki birçok yoldaş bile bu ciddi hataya düşüyor. Aslında anarşistler Marksizme hasımdır.

Bu noktada Stalin’in yerinde tespitini hatırlamakta fayda var:

“Bazı insanlar, Marksizm ve anarşizmin aynı ilkeleri temel aldığına, aralarındaki anlaşmazlıkların yalnızca taktiklerle ilgili olduğuna, dolayısıyla bu iki akım arasında bir ayrım yapılamayacağını inanıyorlar. Bu, büyük bir yanılgıdır.

Biz, anarşistlerin Marksizmin gerçek düşmanları olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla, gerçek düşmanlara karşı gerçek bir mücadele verilmesi gerektiğine de inanıyoruz.”[1]

Rus anarşist Bakunin, Marx’tan nefret etmesiyle biliniyordu. Bakunin, sağlam argümanlar yerine Marx’a karşı ırkçı hakaretlere sarılan biriydi. 1872’de Alman ve Yahudi karşıtı bir konuşmasında şunu söylüyordu: “[Marx] bir Alman ve bir Yahudi olarak, baştan ayağa otoriterdir.”[2] Bakunin, Naziler gibi Avrupalı faşistlerin bakış açısından çok da farklı olmayan ırksal bir bakış açısıyla, Yahudilerden açıktan nefret ediyordu.[3]

Bakunin’in Marx'a duyduğu nefretin asıl sebebi, Paris Komünü’nden sonra Birinci Enternasyonal’de Marksistler/anarşistler arasında yaşanan ayrışmaydı: Anarşistler, Paris Komünü'nün “fazla otoriter” olduğunu iddia ederken, Marx ve Engels, bu özelliklerini Fransız burjuva devletine karşı mücadelelerinde önemsiz buldular. Engels, 1872’de yazdığı “Otorite Üzerine” adlı eserinde şunları söyledi:

“Kesin olan şu ki bir devrim en otoriter şeydir; devrim, halkın bir kesiminin iradesini diğer bir kesime tüfeklerle, süngülerle ve toplarla dayattığı bir eylemdir ve bu irade, her daim otoriter bir biçimde dayatılır. Eğer zafer kazanan taraf boş yere dövüşmüş olmak istemiyorsa, gericilere karşı elindeki silâhlarla, terör aracına dayanarak, mevcut egemenliğini muhafaza etmek zorundadır. Paris Komünü, burjuvaziye karşı silâhlı halkın otoritesine başvurmamış olsaydı, onun bir gün bile ayakta kalması mümkün olabilir miydi? Yoksa bizim bu otoriteyi özgürce ve yeterli ölçüde kullanmadığı için Paris Komünü’nü eleştirmemiz mi gerekiyor?”[4]

Bu açıklama, anarşistlerin neden biz Marksistlerin aksine tarihte hiçbir şey başaramadıklarını ortaya koyuyor. Anarşistler, bizi istedikleri kadar eleştirebilirler, bundan hiçbir sonuç çıkmaz. Biz, eleştirel bir şekilde öğrenebileceğimiz pratik örnekler ortaya koyduk. Anarşistler ise hiçbir başarı sunamayan, en iğrenç sözlerle koltukta oturup başkalarını eleştiren kişilerdir.

Anarşizm Elitisttir

Anarşizm, kendisini “aydın” olarak nitelendiren kentli elitlerin fikridir.

Rusya doğumlu ünlü Amerikalı anarşist teorisyen Emma Goldman, şunu söylüyordu:

“Başka bir ifadeyle, toplumsal ve ekonomik refahın canlı, hayati gerçeği, ancak akıllı azınlıkların gayreti, cesareti ve uzlaşmaz kararlılığı sayesinde gerçekleşecektir, kitleler aracılığıyla değil.”[5]

Elitizm, emekçi halka karşıdır, işçileri-emekçileri “cahil” görür, gerçek toplumsal-ekonomik pratikten kopuk, fildişi kulelerinde yaşayan kentli “aydınlar”ı ise “kurtarıcı” kabul eder. Elbette, kitleler gerici fikirlere sahip olabilir, ancak bu fikirlerin kaynağı onlar değildir. Bu fikirler, egemen burjuvazi tarafından kapitalist devletin okul sistemi, kiliselerdeki gerici rahipler ve medya aracılığıyla zihinlerine zerk edilirler.

Emma Goldman, gerici burjuva elitist halk karşıtı duruşunda hiçbir perspektif sunmaz:

“Çoğunluğa olan inançsızlığım, bireyin potansiyeline olan inancımdan kaynaklanıyor.”[6]

Kitlelere eğitim vermek için yapılacak çok şey var. Emma Goldman, bu görevi üstlenmek istemedi ve aslında burjuvazinin safında yer aldı, ancak bunu asla itiraf etmek istemedi. Kitleler, çoğunluk olmadan hiçbir şey başarılamaz. Birey, kolektife bağlı değilse mahkûmdur. Bu, aynı zamanda anarşist örgütlerin kendi içinde bir oksimoron olmasının da nedenidir.

Anarşist Örgütler: Kendi İçinde Bir Çelişki

Daha önce de görüldüğü gibi, anarşizm bireyciliğe dayanır. Anarşist bir örgüt ya da anarşist bir parti kurma pratiği çelişkiyle maluldür.

Otoriteyi reddeden anarşistler nasıl örgütlenmelidir? Her örgüt, ister parti ister devlet olsun, bir merkezi otoriteye dayanır.

Bakunin, siyaset yapmayı reddeden biri hiç olmadı. Bu, apaçık ortada. Anarşistler, örgütlenme söz konusu olduğunda bu politika dışı kalma fikrini birkaç kez kenara ittiler, fiiliyatta kendi ilkelerini hiçe saydılar: 1936-1939 İspanya İç Savaşı’nda CNT bunun bir örneğiydi. Hatta devlet adını vermek istemeseler bile bir devlet kurdular. Anarşizm, adından da anlaşılacağı gibi, devleti reddeder veya en azından kendi ilkelerine göre reddetmelidir.

Anarşizm ve Devlet

Anarşistler, sınıf mücadelesinin varlığını kabul ediyor olabilirler, ancak burjuva diktatörlüğünü yıkıp proletarya diktatörlüğünü kurmanın gerekli olduğunu görmezler.

Anarşistler, devleti tümüyle reddederler. Hangi sınıfın iktidarda olduğu arasında bir fark gözetmezler.

Rus anarşist Kropotkin şunları söyler:

“Ya devlet, sonsuza dek bireysel ve yerel yaşamı ezerek, insan faaliyetinin tüm alanlarını ele geçirecek, beraberinde savaşlarını ve iktidar mücadelelerini, bir despotu diğeriyle değiştiren saray devrimlerini getirerek hüküm sürecek ve kaçınılmaz olarak bu gelişmenin sonunda... ölüm gelecek! Ya da devletlerin yıkılması, bireyin ve grupların canlı girişiminin ve özgür uzlaşmanın ilkelerine dayalı olarak binlerce merkezde yeni bir hayatın yeniden başlaması sağlanacak.”[8]

Bu, devletin ortadan kaldırılmasının tüm sorunları çözeceği varsayımına dayanan idealist bir yaklaşımdır. Gerçek şu ki devlet, ancak sınıflar ortadan kaldırıldığında yok olabilir, bu da ancak sosyalist devleti, yani proletarya diktatörlüğünü kullanarak, sömürücü sınıfları mülksüzleştirmek ve çalışan halkı hem siyasi hem de ekonomik olarak örgütlemekle başarılabilir.

Lenin, anarşistleri şu şekilde eleştiriyordu:

“Marksizm, her zaman sınıfların ortadan kalkmasıyla devletin de ortadan kalkacağını öğretmiştir. Anti-Dühring’deki devletin ortadan kalkmasıyla ilgili o çok iyi bilinen pasaj, anarşistleri sadece devletin ortadan kaldırılmasını savunmakla kalmayıp, devletin ‘bir gecede’ ortadan kaldırılabileceğini vaaz etmekle suçlar.”[9]

Sosyalizm tek bir ülkede gerçekleştirilebilir, ancak komünizm ancak dünya ölçeğinde ulaşılabilecek bir hedeftir.

Stalin:

“Eğer bir ülkenin dört bir yanı kapitalizmle kuşatılmışsa, müdahale ve yeniden yapılanma tehlikesine karşı tam olarak güvence altına alınmamışsa, sosyalizmin o ülkedeki zaferi nihai olarak kabul edilebilir mi?

Elbette ki bu mümkün değil. Tek ülkede sosyalizmin zaferi meselesine ilişkin konumumuz budur.”[20]

Anarşistler bunu anlamıyorlar. Ekonomiye dair de bir fikirleri yok.

Anarşist Ekonomi

“Anarşist ekonomi”, “anarşist örgüt” gibi bir oksimorondur: Ekonomi örgütlenmeye ihtiyaç duyar, aksi takdirde dağılır, bireyci bir geçim ekonomisine dönüşür. Bu, üretim araçlarının mevcut durumu göz önüne alındığında, büyük bir geri adım ve aynı zamanda bir anakronizm teşkil eder.

Rus İç Savaşı sırasında fiili bir rejim kuran Ukraynalı anarşist Makhno, ekonomi alanındaki merkezileşme ve tekelleşme sebebiyle Sovyetler Birliği’nden ilk günden itibaren nefret etmiş bir isimdi.[11] Makhno, “Toprakların, ormanların, atölyelerin, fabrikaların, demiryollarının ve deniz taşımacılığının vb.” ele geçirilmesini savunuyordu. İşte bu noktada Makhno, ilkesel açıdan Marksistlerden farklı bir yerde durmuyordu. Farklılık, planlı ekonomiyi reddetmesi ve bunun yerine ekonomiyi kontrol etmek için belirsiz “birlikler” önermesiyle baş gösterdi. Bu, aslında küçük ölçekli üretim temelinde çalışmak anlamına geliyordu.

Lenin, Makhno’nun Ukrayna’nın bazı bölgelerinde iktidara gelmesinden yıllar önce, 1905’te anarşistlere yönelik şu türden eleştiriler yapmıştı:

“Anarşistlerin felsefesi, burjuva felsefesinin tersyüz edilmiş halidir. Bireyci teorileri ve bireyci idealleri, sosyalizmin tam zıttıdır. Görüşleri dâhilinde, karşı konulamaz bir güçle emeğin toplumsallaştırılmasına doğru ilerleyen burjuva toplumunun geleceğinden değil, bu toplumun bugününü ve hatta geçmişinden, dağınık ve birbirinden kopuk küçük üreticinin boyun eğdiği kör talihin egemenliğinden bahsederler.”[12]

Anarşistlerin izlediği şekilde ekonomi yönetmek, kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine daha önceki bir aşamaya geri döndürmek anlamına gelir. Bu nedenle anarşizm, kapitalizmi aşmak değil, bunu kabul etmek istemese de burjuva toplumunun bir biçimine saplanıp kalmaktır.

Sonuç

Anarşizm, işçileri-emekçileri sömürü ve baskıdan kurtarmanın yolu değildir. Ciddi bir siyasi veya ekonomik örgütlenmeyi teşkil edemeyecek kadar kısır ve verimsiz oluşu, kapitalizmi aşma konusunda somut ve sağlam bir çözüm sunamaması, anarşizmi hükümsüz kılan ana kusurlardır. Sosyalizme ve komünizme bizi yalnızca Marksizm-Leninizm götürebilir, Uganda’da, Afrika’da ve dünyada zincirlerimizi sadece o kırabilir.

Rote Front
Kaynak

Dipnotlar:
[1] J. V. Stalin, “Anarchism or Socialism ?”, Aralık 1906-Ocak 1907, MIA.

[2] “Bakunin Vs. Marx”, Libcom.

[3] “Translation of The Antisemitic Section of Bakunin’s ‘Letter to Comrades of the Jura Federation”, 1872, Libcom.

[4] Frederick Engels, “On Authority”, 1872, MIA. Türkçesi: İştiraki.

[5] Emma Goldman, “Minorities versus Majorities”, 1917, MIA.

[6] Emma Goldman, “Preface to Anarchism and Other Essays”, 1910, MIA.

[7] Mikhail Bakunin, “To the Brothers of the Alliance in Spain”, 1872, MIA.

[8] Peter Kropotkin, “The State: Its Historic Role”, 1896, MIA.

[9] V. I. Lenin, The State and Revolution, Ağustos-Eylül 1917, MIA.

[10] J. V. Stalin, “On the Final Victory of Socialism in the U.S.S.R.”, 18 Ocak 1938 - 12 Şubat 1938, MIA.

[11] Nestor, Makhno, “The ABC of The Revolutionary Anarchist”, Ocak 1932, Makhno.

[12] V. I. Lenin, “Socialism and Anarchism”,1905, MIA.

0 Yorum: