Şu
anda Uganda’da kendisini anarşist olarak tanımlayan bir grup yok. Muhtemelen bunun
sebebi, anarşizmin burjuva kentli aydınların bireyci fikri olmasıdır. Uganda’da
kentleşme oranı (henüz) çok yüksek değil, kırsal kesimdeki köylü toplumu ise
alabildiğine kolektivist. Bu nedenle, Uganda’da anarşizmin gelişmesi için fazla
zemin bulunmuyor. Bu demek değil ki, anarşizm meselesi Uganda’yı kapsam dışında
bırakacak. Anarşist görüşler gelecekte ortaya çıkabilir.
Aciliyet
arz etmediğinden, bu ideoloji hakkında gereğinden fazla söz sarf etmeyeceğim,
bunun yerine, temel noktalarına değineceğim.
Anarşizm
Marksizme Karşıdır
Bazı
yoldaşlar, Marksizm ve anarşizmin ortak hedeflere sahip olduğunu, sadece farklı
yollar izlediğini düşünebilir. Batı’daki birçok yoldaş bile bu ciddi hataya
düşüyor. Aslında anarşistler Marksizme hasımdır.
Bu
noktada Stalin’in yerinde tespitini hatırlamakta fayda var:
“Bazı insanlar, Marksizm
ve anarşizmin aynı ilkeleri temel aldığına, aralarındaki anlaşmazlıkların
yalnızca taktiklerle ilgili olduğuna, dolayısıyla bu iki akım arasında bir
ayrım yapılamayacağını inanıyorlar. Bu, büyük bir yanılgıdır.
Biz, anarşistlerin
Marksizmin gerçek düşmanları olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla, gerçek
düşmanlara karşı gerçek bir mücadele verilmesi gerektiğine de inanıyoruz.”[1]
Rus
anarşist Bakunin, Marx’tan nefret etmesiyle biliniyordu. Bakunin, sağlam
argümanlar yerine Marx’a karşı ırkçı hakaretlere sarılan biriydi. 1872’de Alman
ve Yahudi karşıtı bir konuşmasında şunu söylüyordu: “[Marx] bir Alman ve bir
Yahudi olarak, baştan ayağa otoriterdir.”[2] Bakunin, Naziler gibi Avrupalı faşistlerin bakış açısından çok da farklı olmayan ırksal bir bakış açısıyla,
Yahudilerden açıktan nefret ediyordu.[3]
Bakunin’in
Marx'a duyduğu nefretin asıl sebebi, Paris Komünü’nden sonra Birinci
Enternasyonal’de Marksistler/anarşistler arasında yaşanan ayrışmaydı:
Anarşistler, Paris Komünü'nün “fazla otoriter” olduğunu iddia ederken, Marx ve
Engels, bu özelliklerini Fransız burjuva devletine karşı mücadelelerinde önemsiz
buldular. Engels, 1872’de yazdığı “Otorite Üzerine” adlı eserinde şunları söyledi:
“Kesin olan şu ki bir
devrim en otoriter şeydir; devrim, halkın bir kesiminin iradesini diğer bir
kesime tüfeklerle, süngülerle ve toplarla dayattığı bir eylemdir ve bu irade,
her daim otoriter bir biçimde dayatılır. Eğer zafer kazanan taraf boş yere dövüşmüş
olmak istemiyorsa, gericilere karşı elindeki silâhlarla, terör aracına
dayanarak, mevcut egemenliğini muhafaza etmek zorundadır. Paris Komünü,
burjuvaziye karşı silâhlı halkın otoritesine başvurmamış olsaydı, onun bir gün
bile ayakta kalması mümkün olabilir miydi? Yoksa bizim bu otoriteyi özgürce ve
yeterli ölçüde kullanmadığı için Paris Komünü’nü eleştirmemiz mi gerekiyor?”[4]
Bu
açıklama, anarşistlerin neden biz Marksistlerin aksine tarihte hiçbir şey
başaramadıklarını ortaya koyuyor. Anarşistler, bizi istedikleri kadar
eleştirebilirler, bundan hiçbir sonuç çıkmaz. Biz, eleştirel bir şekilde
öğrenebileceğimiz pratik örnekler ortaya koyduk. Anarşistler ise hiçbir başarı
sunamayan, en iğrenç sözlerle koltukta oturup başkalarını eleştiren kişilerdir.
Anarşizm
Elitisttir
Anarşizm,
kendisini “aydın” olarak nitelendiren kentli elitlerin fikridir.
Rusya
doğumlu ünlü Amerikalı anarşist teorisyen Emma Goldman, şunu söylüyordu:
“Başka bir ifadeyle, toplumsal
ve ekonomik refahın canlı, hayati gerçeği, ancak akıllı azınlıkların gayreti,
cesareti ve uzlaşmaz kararlılığı sayesinde gerçekleşecektir, kitleler
aracılığıyla değil.”[5]
Elitizm,
emekçi halka karşıdır, işçileri-emekçileri “cahil” görür, gerçek toplumsal-ekonomik
pratikten kopuk, fildişi kulelerinde yaşayan kentli “aydınlar”ı ise “kurtarıcı”
kabul eder. Elbette, kitleler gerici fikirlere sahip olabilir, ancak bu
fikirlerin kaynağı onlar değildir. Bu fikirler, egemen burjuvazi tarafından
kapitalist devletin okul sistemi, kiliselerdeki gerici rahipler ve medya
aracılığıyla zihinlerine zerk edilirler.
Emma
Goldman, gerici burjuva elitist halk karşıtı duruşunda hiçbir perspektif sunmaz:
“Çoğunluğa olan
inançsızlığım, bireyin potansiyeline olan inancımdan kaynaklanıyor.”[6]
Kitlelere
eğitim vermek için yapılacak çok şey var. Emma Goldman, bu görevi üstlenmek
istemedi ve aslında burjuvazinin safında yer aldı, ancak bunu asla itiraf etmek
istemedi. Kitleler, çoğunluk olmadan hiçbir şey başarılamaz. Birey, kolektife
bağlı değilse mahkûmdur. Bu, aynı zamanda anarşist örgütlerin kendi içinde bir
oksimoron olmasının da nedenidir.
Anarşist
Örgütler: Kendi İçinde Bir Çelişki
Daha
önce de görüldüğü gibi, anarşizm bireyciliğe dayanır. Anarşist bir örgüt ya da
anarşist bir parti kurma pratiği çelişkiyle maluldür.
Otoriteyi
reddeden anarşistler nasıl örgütlenmelidir? Her örgüt, ister parti ister devlet
olsun, bir merkezi otoriteye dayanır.
Bakunin,
siyaset yapmayı reddeden biri hiç olmadı. Bu, apaçık ortada. Anarşistler,
örgütlenme söz konusu olduğunda bu politika dışı kalma fikrini birkaç kez kenara
ittiler, fiiliyatta kendi ilkelerini hiçe saydılar: 1936-1939 İspanya İç Savaşı’nda
CNT bunun bir örneğiydi. Hatta devlet adını vermek istemeseler bile bir devlet
kurdular. Anarşizm, adından da anlaşılacağı gibi, devleti reddeder veya en
azından kendi ilkelerine göre reddetmelidir.
Anarşizm
ve Devlet
Anarşistler,
sınıf mücadelesinin varlığını kabul ediyor olabilirler, ancak burjuva
diktatörlüğünü yıkıp proletarya diktatörlüğünü kurmanın gerekli olduğunu görmezler.
Anarşistler,
devleti tümüyle reddederler. Hangi sınıfın iktidarda olduğu arasında bir fark
gözetmezler.
Rus
anarşist Kropotkin şunları söyler:
“Ya devlet, sonsuza dek
bireysel ve yerel yaşamı ezerek, insan faaliyetinin tüm alanlarını ele geçirecek,
beraberinde savaşlarını ve iktidar mücadelelerini, bir despotu diğeriyle
değiştiren saray devrimlerini getirerek hüküm sürecek ve kaçınılmaz olarak bu
gelişmenin sonunda... ölüm gelecek! Ya da devletlerin yıkılması, bireyin ve
grupların canlı girişiminin ve özgür uzlaşmanın ilkelerine dayalı olarak
binlerce merkezde yeni bir hayatın yeniden başlaması sağlanacak.”[8]
Bu,
devletin ortadan kaldırılmasının tüm sorunları çözeceği varsayımına dayanan
idealist bir yaklaşımdır. Gerçek şu ki devlet, ancak sınıflar ortadan
kaldırıldığında yok olabilir, bu da ancak sosyalist devleti, yani proletarya
diktatörlüğünü kullanarak, sömürücü sınıfları mülksüzleştirmek ve çalışan halkı
hem siyasi hem de ekonomik olarak örgütlemekle başarılabilir.
Lenin,
anarşistleri şu şekilde eleştiriyordu:
“Marksizm, her zaman
sınıfların ortadan kalkmasıyla devletin de ortadan kalkacağını öğretmiştir. Anti-Dühring’deki
devletin ortadan kalkmasıyla ilgili o çok iyi bilinen pasaj, anarşistleri
sadece devletin ortadan kaldırılmasını savunmakla kalmayıp, devletin ‘bir
gecede’ ortadan kaldırılabileceğini vaaz etmekle suçlar.”[9]
Sosyalizm
tek bir ülkede gerçekleştirilebilir, ancak komünizm ancak dünya ölçeğinde
ulaşılabilecek bir hedeftir.
Stalin:
“Eğer bir ülkenin dört bir
yanı kapitalizmle kuşatılmışsa, müdahale ve yeniden yapılanma tehlikesine karşı
tam olarak güvence altına alınmamışsa, sosyalizmin o ülkedeki zaferi nihai
olarak kabul edilebilir mi?
Elbette ki bu mümkün
değil. Tek ülkede sosyalizmin zaferi meselesine ilişkin konumumuz budur.”[20]
Anarşistler
bunu anlamıyorlar. Ekonomiye dair de bir fikirleri yok.
Anarşist
Ekonomi
“Anarşist
ekonomi”, “anarşist örgüt” gibi bir oksimorondur: Ekonomi örgütlenmeye ihtiyaç
duyar, aksi takdirde dağılır, bireyci bir geçim ekonomisine dönüşür. Bu, üretim
araçlarının mevcut durumu göz önüne alındığında, büyük bir geri adım ve aynı
zamanda bir anakronizm teşkil eder.
Rus
İç Savaşı sırasında fiili bir rejim kuran Ukraynalı anarşist Makhno, ekonomi
alanındaki merkezileşme ve tekelleşme sebebiyle Sovyetler Birliği’nden ilk
günden itibaren nefret etmiş bir isimdi.[11] Makhno, “Toprakların, ormanların,
atölyelerin, fabrikaların, demiryollarının ve deniz taşımacılığının vb.” ele
geçirilmesini savunuyordu. İşte bu noktada Makhno, ilkesel açıdan
Marksistlerden farklı bir yerde durmuyordu. Farklılık, planlı ekonomiyi
reddetmesi ve bunun yerine ekonomiyi kontrol etmek için belirsiz “birlikler”
önermesiyle baş gösterdi. Bu, aslında küçük ölçekli üretim temelinde çalışmak
anlamına geliyordu.
Lenin,
Makhno’nun Ukrayna’nın bazı bölgelerinde iktidara gelmesinden yıllar önce, 1905’te
anarşistlere yönelik şu türden eleştiriler yapmıştı:
“Anarşistlerin felsefesi,
burjuva felsefesinin tersyüz edilmiş halidir. Bireyci teorileri ve bireyci
idealleri, sosyalizmin tam zıttıdır. Görüşleri dâhilinde, karşı konulamaz bir
güçle emeğin toplumsallaştırılmasına doğru ilerleyen burjuva toplumunun
geleceğinden değil, bu toplumun bugününü ve hatta geçmişinden, dağınık ve birbirinden
kopuk küçük üreticinin boyun eğdiği kör talihin egemenliğinden bahsederler.”[12]
Anarşistlerin
izlediği şekilde ekonomi yönetmek, kapitalizmi ortadan kaldırmak yerine daha
önceki bir aşamaya geri döndürmek anlamına gelir. Bu nedenle anarşizm,
kapitalizmi aşmak değil, bunu kabul etmek istemese de burjuva toplumunun bir
biçimine saplanıp kalmaktır.
Sonuç
Anarşizm,
işçileri-emekçileri sömürü ve baskıdan kurtarmanın yolu değildir. Ciddi bir
siyasi veya ekonomik örgütlenmeyi teşkil edemeyecek kadar kısır ve verimsiz
oluşu, kapitalizmi aşma konusunda somut ve sağlam bir çözüm sunamaması,
anarşizmi hükümsüz kılan ana kusurlardır. Sosyalizme ve komünizme bizi yalnızca
Marksizm-Leninizm götürebilir, Uganda’da, Afrika’da ve dünyada zincirlerimizi
sadece o kırabilir.
Rote Front
Kaynak
Dipnotlar:
[1] J. V. Stalin, “Anarchism or Socialism ?”, Aralık 1906-Ocak 1907, MIA.
[2]
“Bakunin Vs. Marx”, Libcom.
[3]
“Translation of The Antisemitic Section of Bakunin’s ‘Letter to Comrades of the
Jura Federation”, 1872, Libcom.
[4]
Frederick Engels, “On Authority”, 1872, MIA. Türkçesi: İştiraki.
[5]
Emma Goldman, “Minorities versus Majorities”, 1917, MIA.
[6]
Emma Goldman, “Preface to Anarchism and Other Essays”, 1910, MIA.
[7]
Mikhail Bakunin, “To the Brothers of the Alliance in Spain”, 1872, MIA.
[8]
Peter Kropotkin, “The State: Its Historic Role”, 1896, MIA.
[9]
V. I. Lenin, The State and Revolution, Ağustos-Eylül 1917, MIA.
[10] J.
V. Stalin, “On the Final Victory of Socialism in the U.S.S.R.”, 18 Ocak 1938 -
12 Şubat 1938, MIA.
[11] Nestor,
Makhno, “The ABC of The Revolutionary Anarchist”, Ocak 1932, Makhno.
[12] V. I. Lenin, “Socialism and Anarchism”,1905, MIA.


0 Yorum:
Yorum Gönder