28 Nisan 2026

,

Üçüncü Enternasyonal


Anton Pannekoek'in aşağıdaki makalesi, Vorbote dergisinden alınmıştır. Avrupa’daki sol sosyalistlerin ve Zimmerwald konferansının görüşlerini yansıtmaktadır. Pannekoek, uzun zamandır hareketin en açık fikirli düşünürlerinden biri olarak zamandır kabul edilmektedir.

 

* * *

 

Şu anda, işçi sınıfı hareketinin tarihinde hiç yaşamadığı kadar büyük bir felâketin ortasındayız. Dünya savaşı nedeniyle Enternasyonal’in çöküşü, sadece yoğunlaşmış milliyetçiliğin gücü karşısında Enternasyonal duygusunun teslim olması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, son yirmi-otuz yıllık dönemde sosyal demokraside ve işçi sınıfı hareketi içinde kökleşmiş olan taktiklerin, mücadele yöntemlerinin ve tüm sistemin çöküşüne tanıklık ediyoruz.

Kapitalizmin ilk yükseliş döneminde proletaryaya büyük fayda sağlayan bilgi ve taktikler, yeni emperyalist gelişme karşısında başarısız oldu. Bu durum, dışarıdan bakıldığında, parlamentonun ve sendika hareketinin teorik açıdan giderek artan acizliğinde, gelenek ve nutukların açık kavrayış ve militan taktiklerin yerini almasında, taktiklerin ve örgütlenme biçimlerinin körelmesinde, Marksizmin devrimci teorisinin pasif beklenti doktrinine dönüşmesinde kendini gösterdi.

Emperyalist Gelişim

Kapitalizmin emperyalizme dönüştüğü, kendine yeni hedefler koyduğu ve dünya egemenliği mücadelesi için enerjik bir şekilde silahlandığı dönemde, sosyal demokrasinin büyük bir kısmında yaşanan bu gelişme gözlerden kaçtı. Acil sosyal reformlar hayaline kapılan sosyal demokrasi, proletaryanın emperyalizme karşı mücadele gücünü artırmak için hiçbir şey yapmadı.

Dolayısıyla, mevcut felâket, yalnızca proletaryanın savaşın patlak vermesini önleyemeyecek kadar zayıf olduğu anlamına gelmez. Bu, İkinci Enternasyonal döneminin yöntemlerinin, egemen sınıfların gücünü kırmak için gerekli ölçüde proletaryanın teorik ve maddi gücünü artırmaya yetmediği anlamına gelir. Bu nedenle dünya savaşı, işçi sınıfı hareketinin tarihinde bir dönüm noktası olarak görülmelidir.

Dünya Savaşı ile birlikte kapitalizmin yeni bir dönemine girdik. Bu döneme, kapitalizmin tüm yeryüzüne zorla yoğun bir şekilde yayılmış olması, uluslararasında acımasız mücadelelerin yaşanması ve sermaye ile insan gücünün büyük ölçüde yok edilmesi damgasını vurmuştur. Dolayısıyla bu dönem, işçi sınıfı için en ağır baskı ve acıların yaşandığı bir dönemdir. Ancak kitleler, bu durumdan dolayı özlem duymaya itilirler. Bu anlamda kitleler, tümüyle yok olmak istemiyorlarsa ayağa kalkmalıdırlar.

Proletarya Zaferi

Önceki mücadelelerin ve yöntemlerin yanında çocuk oyuncağı kaldığı büyük kitle mücadelelerinde kitleler, emperyalizmle boğuşmak zorundadırlar. Gericiliğe ve işveren sınıfının baskısına, savaşa ve yoksulluğa karşı vazgeçilmesi mümkün olmayan haklar ve özgürlükler, en acil reformlar, çoğu zaman sadece yaşamın kendisi için verilen bu mücadele, ancak emperyalizmin alt edilmesiyle ve proletaryanın burjuvazi karşısında ulaşacağı zaferle sona erebilir. Bu, aynı zamanda sosyalizm için, proletaryanın kurtuluşu için bir mücadele olacaktır. Bu nedenle, mevcut dünya savaşıyla birlikte sosyalizm için de yeni bir dönem başlamaktadır.

Yeni mücadele için yönümüzü yeniden belirlemeliyiz. Savaş başladığında proletaryanın zayıflığının başlıca nedenlerinden biri, net bir sosyalist anlayıştan yoksun olmasıydı. Proletarya, ne emperyalizmi ne de kendi taktiklerini biliyordu. Bu en yeni ve en güçlü kapitalizm biçimi olan emperyalizme karşı mücadele, proletaryanın en yüksek maddi, ahlaki ve örgütsel niteliklerine ihtiyaç duyuyordu. O, aptalca, aciz bir umutsuzluğa teslim olamazdı, ancak dayanılmaz baskıya karşı kendiliğinden eylemlere girişmesi de kâfi gelmezdi. Eğer bu eylemler, bir yere varacak ve iktidara tırmanışta yeni mevziler kazanacaksa, onların amaçları, imkânları ve anlamı konusunda ulaşılmış netlikten beslenmeleri gerekir. Teori, pratikle el ele gitmelidir. Bu teori, körlemesine yapılan eylemleri bilinçli eylemlere dönüştürmeli, yola ışık tutmalıdır.

Yeni Çözüm

“Maddi güç ancak maddi güçle kırılabilir. Gelgelelim, teori bile ancak kitleler üzerinde etkili olduğu vakit maddi bir güç haline gelir.” (Marx)

Bu teorinin, bu yeni silahın tohumları, emperyalizmin ve kitlesel eylemin eski pratiğinin yenilgisinde zaten mevcuttu. Şimdi dünya savaşı, birçok yeni görüşler kazanmamızı sağladı, zihinleri geleneğin uykusundan uyandırdı. Şimdi, yeni fikirlerin, yeni çözümlerin, yeni önerilerin tümünü bir araya getirme, inceleme, kanıtlama, tartışma yoluyla açıklığa kavuşturma, böylece yeni mücadelede hizmete sunma zamanıdır.

Önümüzde çok sayıda yeni soru var. Her şeyden önce emperyalizm sorunu, ekonomik kökenleri, sermaye ihracatı ve hammadde teminiyle bağlantısı, siyaset, hükümet ve bürokrasi üzerindeki etkisi, burjuvazi üzerindeki gücü ele alınmalıdır. Ardından proletarya ile ilgili sorular, zayıflıklarının nedenleri, psikolojileri ve sosyal emperyalizm ile sosyal vatanseverlik olguları tartışılmalıdır. Bunlara ek olarak, proleter taktikler, parlamentarizmin, kitle eylemlerinin, sendika taktiklerinin, reformların ve acil taleplerin önemi ve sunduğu imkânlar, örgütlenmenin önemi ve gelecekteki rolü üzerinde durulmalı, ayrıca milliyetçilik, militarizm ve sömürge politikaları gibi meseleler de değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Eski sosyalizmin bu soruların çoğuna ilişkin, formüllere dönüşmüş, kesin cevapları mevcuttu, ancak İkinci Enternasyonal’in çöküşüyle birlikte bu formüller bile geçerliliğini yitirdiler. Emperyalizm öncesi dönemin eski kuralları ve fikirleri yeni koşullarda proletaryaya eylem konusunda tek bir rehber bile sunmuyor. Sosyal demokrat partiler de ona sağlam bir dayanak noktası sağlayamıyor. Büyük çoğunluğu emperyalizme teslim olmuş durumda. Parti ve sendika temsilcilerinin bilinçli, aktif veya pasif olarak savaş politikalarına verdiği destek, eski savaş öncesi bakış açısına basit bir dönüşü mümkün kılmayacak kadar derine işlemiş halde.

Emperyalizmin en önemli ve hayati aşamalarına verilen bu destek, eski sosyalist çözümlere ne kadar güçlü bir şekilde bağlı olsalar ve emperyalizmin en derin etkileriyle ne kadar mücadele etseler de, bu işçi sınıfı örgütlerinin ortak özelliğidir. Çünkü bu şekilde proletaryanın zorunlu devrimci amaçlarıyla çatışmaya girerler ve kendileri de zorlu bir krizin içine düşerler. Sosyal demokrasiyi emperyalizmin bir aracı haline getirmek isteyenlerle, onu devrimin bir silahı olarak görmek isteyenler arasında artık hiçbir birlik mümkün değildir.

Bu sorunları aydınlatma, çözümler sunma, yeni mücadele için doğru yönü belirleme görevi, savaş koşullarının kendilerini yanıltmasına izin vermeyen ve enternasyonalizme ve sınıf mücadelesine sıkıca bağlı kalanlara düşüyor. Bu konuda onların silahı Marksizm olacak. Sosyalizmin teorisyenleri tarafından geçmişi ve bugünü açıklama yöntemi olarak görülen ve ellerinde giderek mekanik bir kaderciliğin kuru bir doktrinine indirgenen Marksizm, devrimci eylemlerin teorisi olarak yeniden hak ettiği yere geliyor. “Filozoflar dünyayı birçok farklı şekilde yorumladılar aslolan, onu değiştirmektir.” Canlı bir devrimci yöntem olarak bu tür bir Marksizm, sosyalizmin en sağlam ilkesi, en keskin teorik silahı haline geliyor.

Yeni sorunların aydınlatılmasından daha acil bir görev yoktur. Çünkü bu, proletaryanın, dolayısıyla, tüm insanlığın gelişimi için hayati bir meseledir. proletarya, yeni zirvelere çıkmadan evvel yolunu açık ve net bir şekilde görmesi gerekir. Geleceğe dair hiçbir sorunun çözümü, bu sorunlar tekrar barış ve huzur içinde tartışılacak diye ertelenemez. Ertelenmeleri mümkün değildir. Bunlar, savaş sırasında ve sonrasında bile, tüm ulusların işçi sınıfı için en önemli ve acil hayati meselelerdir.

İşçilerin Baş Düşmanı

Her yerde mücadelenin özünü teşkil eden “proletarya oluşacak mı oluşmayacak mı, oluşacaksa nasıl oluşacak?” sorusu, o önemli soru bile, tek başına, savaşın sonunu hızlandırıp barış şartlarını bir biçimde etkilemiştir. Savaşın sonunda, genel tükenmişlik, sermaye eksikliği ve işsizlik koşullarında, sanayinin yeniden örgütlenmesi gerektiğinde, tüm ulusların korkunç borçları, devasa vergilere ve devlet sosyalizmine, tarımsal faaliyetlerin militarizasyonuna, mali zorluklardan tek çıkış yolu olarak ihtiyaç duyduğu vakit dünyanın yüzleştiği devasa ekonomik yıkım, tüm boyutlarıyla hissedilecektir. O zaman sorun, teoriyle veya teorisiz ele alınmalıdır. Ancak teorik anlayış eksikliği, en büyük felâketlere zemin hazırlayacak hatalara yol açacaktır.

Derginin en büyük görevi, işte burada yatmaktadır: Bu soruları tartışarak ve açıklayarak, proletaryanın emperyalizme karşı maddi mücadelesini destek olacaktır. Bir tartışma ve açıklama organı olarak dergi, aynı zamanda bir mücadele organıdır. Yayıncı da dergiye katkı sunanlar da, mücadele etme konusunda ortak bir iradeye ve bu dönemde benimsenmesi gereken uygulamaya ilişkin aynı bakış açısına sahiptirler.

Öncelikle, proletaryanın baş düşmanı olan emperyalizme karşı mücadele edilmelidir. Ancak bu mücadele, proletaryayı emperyalizmin arabasına bağlayacak olan eski sosyal demokrasinin tüm unsurlarına karşı eş zamanlı ve amansız bir mücadeleyle mümkün olabilir. Ayrıca, burjuvazinin basit bir aracı haline gelen açık emperyalizme ve tartışılmaz karşıtlıkları örtbas edecek, proletaryayı emperyalizme karşı mücadelesinde en keskin silahlarından mahrum bırakacak her türlü sosyal vatanseverliğe karşı da mücadele edilmelidir. Üçüncü Enternasyonal’in yeniden inşası, ancak sosyal vatanseverlikle mutlak bir kopuşla mümkün olacaktır.

Bu bilgi ışığında, biz, Zimmerwald Konferansı’nın sol kanadıyla aynı zeminde duruyoruz. Bu beynelmilel sosyalist grubun amaç olarak ortaya koyduğu ilkeleri, dergimiz teorik çalışmalarla, sosyal vatanseverliğe karşı yürüttüğü yoğun mücadeleyle, eski revizyonizmin ve radikal sosyalizmin hatalarının acımasızca analiziyle destekleyerek yeni Enternasyonal’in yolunu açacaktır. Eğer proletarya, şu anda pratik olarak çöküşünü yaşadığı eski bakış açılarının zayıflıklarını ve hatalarını fark ederse, yeni mücadele ve yeni sosyalizm konusunda basirete ve ferasete kavuşacaktır.

Anton Pannekoek
Şubat 1917
Kaynak

0 Yorum: