Anton
Pannekoek'in aşağıdaki makalesi, Vorbote dergisinden
alınmıştır. Avrupa’daki sol sosyalistlerin ve Zimmerwald konferansının
görüşlerini yansıtmaktadır. Pannekoek, uzun zamandır hareketin en açık fikirli
düşünürlerinden biri olarak zamandır kabul edilmektedir.
* * *
Şu
anda, işçi sınıfı hareketinin tarihinde hiç yaşamadığı kadar büyük bir felâketin
ortasındayız. Dünya savaşı nedeniyle Enternasyonal’in çöküşü, sadece
yoğunlaşmış milliyetçiliğin gücü karşısında Enternasyonal duygusunun teslim
olması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, son yirmi-otuz yıllık dönemde sosyal
demokraside ve işçi sınıfı hareketi içinde kökleşmiş olan taktiklerin, mücadele
yöntemlerinin ve tüm sistemin çöküşüne tanıklık ediyoruz.
Kapitalizmin
ilk yükseliş döneminde proletaryaya büyük fayda sağlayan bilgi ve taktikler,
yeni emperyalist gelişme karşısında başarısız oldu. Bu durum, dışarıdan
bakıldığında, parlamentonun ve sendika hareketinin teorik açıdan giderek artan
acizliğinde, gelenek ve nutukların açık kavrayış ve militan taktiklerin yerini
almasında, taktiklerin ve örgütlenme biçimlerinin körelmesinde, Marksizmin
devrimci teorisinin pasif beklenti doktrinine dönüşmesinde kendini gösterdi.
Emperyalist
Gelişim
Kapitalizmin
emperyalizme dönüştüğü, kendine yeni hedefler koyduğu ve dünya egemenliği
mücadelesi için enerjik bir şekilde silahlandığı dönemde, sosyal demokrasinin büyük
bir kısmında yaşanan bu gelişme gözlerden kaçtı. Acil sosyal reformlar hayaline
kapılan sosyal demokrasi, proletaryanın emperyalizme karşı mücadele gücünü
artırmak için hiçbir şey yapmadı.
Dolayısıyla,
mevcut felâket, yalnızca proletaryanın savaşın patlak vermesini önleyemeyecek
kadar zayıf olduğu anlamına gelmez. Bu, İkinci Enternasyonal döneminin
yöntemlerinin, egemen sınıfların gücünü kırmak için gerekli ölçüde
proletaryanın teorik ve maddi gücünü artırmaya yetmediği anlamına gelir. Bu
nedenle dünya savaşı, işçi sınıfı hareketinin tarihinde bir dönüm noktası olarak
görülmelidir.
Dünya
Savaşı ile birlikte kapitalizmin yeni bir dönemine girdik. Bu döneme,
kapitalizmin tüm yeryüzüne zorla yoğun bir şekilde yayılmış olması, uluslararasında
acımasız mücadelelerin yaşanması ve sermaye ile insan gücünün büyük ölçüde yok
edilmesi damgasını vurmuştur. Dolayısıyla bu dönem, işçi sınıfı için en ağır
baskı ve acıların yaşandığı bir dönemdir. Ancak kitleler, bu durumdan dolayı
özlem duymaya itilirler. Bu anlamda kitleler, tümüyle yok olmak istemiyorlarsa
ayağa kalkmalıdırlar.
Proletarya
Zaferi
Önceki
mücadelelerin ve yöntemlerin yanında çocuk oyuncağı kaldığı büyük kitle
mücadelelerinde kitleler, emperyalizmle boğuşmak zorundadırlar. Gericiliğe ve
işveren sınıfının baskısına, savaşa ve yoksulluğa karşı vazgeçilmesi mümkün
olmayan haklar ve özgürlükler, en acil reformlar, çoğu zaman sadece yaşamın
kendisi için verilen bu mücadele, ancak emperyalizmin alt edilmesiyle ve
proletaryanın burjuvazi karşısında ulaşacağı zaferle sona erebilir. Bu, aynı
zamanda sosyalizm için, proletaryanın kurtuluşu için bir mücadele olacaktır. Bu
nedenle, mevcut dünya savaşıyla birlikte sosyalizm için de yeni bir dönem
başlamaktadır.
Yeni
mücadele için yönümüzü yeniden belirlemeliyiz. Savaş başladığında proletaryanın
zayıflığının başlıca nedenlerinden biri, net bir sosyalist anlayıştan yoksun
olmasıydı. Proletarya, ne emperyalizmi ne de kendi taktiklerini biliyordu. Bu
en yeni ve en güçlü kapitalizm biçimi olan emperyalizme karşı mücadele,
proletaryanın en yüksek maddi, ahlaki ve örgütsel niteliklerine ihtiyaç
duyuyordu. O, aptalca, aciz bir umutsuzluğa teslim olamazdı, ancak dayanılmaz
baskıya karşı kendiliğinden eylemlere girişmesi de kâfi gelmezdi. Eğer bu
eylemler, bir yere varacak ve iktidara tırmanışta yeni mevziler kazanacaksa, onların
amaçları, imkânları ve anlamı konusunda ulaşılmış netlikten beslenmeleri gerekir.
Teori, pratikle el ele gitmelidir. Bu teori, körlemesine yapılan eylemleri
bilinçli eylemlere dönüştürmeli, yola ışık tutmalıdır.
Yeni
Çözüm
“Maddi
güç ancak maddi güçle kırılabilir. Gelgelelim, teori bile ancak kitleler
üzerinde etkili olduğu vakit maddi bir güç haline gelir.” (Marx)
Bu
teorinin, bu yeni silahın tohumları, emperyalizmin ve kitlesel eylemin eski
pratiğinin yenilgisinde zaten mevcuttu. Şimdi dünya savaşı, birçok yeni görüşler
kazanmamızı sağladı, zihinleri geleneğin uykusundan uyandırdı. Şimdi, yeni
fikirlerin, yeni çözümlerin, yeni önerilerin tümünü bir araya getirme,
inceleme, kanıtlama, tartışma yoluyla açıklığa kavuşturma, böylece yeni
mücadelede hizmete sunma zamanıdır.
Önümüzde
çok sayıda yeni soru var. Her şeyden önce emperyalizm sorunu, ekonomik
kökenleri, sermaye ihracatı ve hammadde teminiyle bağlantısı, siyaset, hükümet
ve bürokrasi üzerindeki etkisi, burjuvazi üzerindeki gücü ele alınmalıdır.
Ardından proletarya ile ilgili sorular, zayıflıklarının nedenleri,
psikolojileri ve sosyal emperyalizm ile sosyal vatanseverlik olguları
tartışılmalıdır. Bunlara ek olarak, proleter taktikler, parlamentarizmin, kitle
eylemlerinin, sendika taktiklerinin, reformların ve acil taleplerin önemi ve sunduğu
imkânlar, örgütlenmenin önemi ve gelecekteki rolü üzerinde durulmalı, ayrıca
milliyetçilik, militarizm ve sömürge politikaları gibi meseleler de
değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Eski
sosyalizmin bu soruların çoğuna ilişkin, formüllere dönüşmüş, kesin cevapları mevcuttu,
ancak İkinci Enternasyonal’in çöküşüyle birlikte bu formüller bile geçerliliğini yitirdiler. Emperyalizm öncesi dönemin
eski kuralları ve fikirleri yeni koşullarda proletaryaya eylem konusunda tek bir
rehber bile sunmuyor. Sosyal demokrat partiler de ona sağlam bir dayanak noktası sağlayamıyor. Büyük çoğunluğu
emperyalizme teslim olmuş durumda.
Parti ve sendika temsilcilerinin bilinçli, aktif
veya pasif olarak savaş politikalarına verdiği destek, eski savaş öncesi bakış
açısına basit bir dönüşü mümkün kılmayacak kadar derine işlemiş halde.
Emperyalizmin
en önemli ve hayati aşamalarına verilen bu destek, eski sosyalist çözümlere ne
kadar güçlü bir şekilde bağlı olsalar ve emperyalizmin en derin etkileriyle ne
kadar mücadele etseler de, bu işçi sınıfı örgütlerinin ortak özelliğidir. Çünkü
bu şekilde proletaryanın zorunlu devrimci amaçlarıyla çatışmaya girerler ve
kendileri de zorlu bir krizin içine düşerler. Sosyal demokrasiyi emperyalizmin
bir aracı haline getirmek isteyenlerle, onu devrimin bir silahı olarak görmek
isteyenler arasında artık hiçbir birlik mümkün değildir.
Bu
sorunları aydınlatma, çözümler sunma, yeni mücadele için doğru yönü belirleme
görevi, savaş koşullarının kendilerini yanıltmasına izin vermeyen ve
enternasyonalizme ve sınıf mücadelesine sıkıca bağlı kalanlara düşüyor. Bu
konuda onların silahı Marksizm olacak. Sosyalizmin teorisyenleri tarafından
geçmişi ve bugünü açıklama yöntemi olarak görülen ve ellerinde giderek mekanik
bir kaderciliğin kuru bir doktrinine indirgenen Marksizm, devrimci eylemlerin
teorisi olarak yeniden hak ettiği yere geliyor. “Filozoflar dünyayı birçok
farklı şekilde yorumladılar aslolan, onu değiştirmektir.” Canlı bir devrimci
yöntem olarak bu tür bir Marksizm, sosyalizmin en sağlam ilkesi, en keskin teorik
silahı haline geliyor.
Yeni
sorunların aydınlatılmasından daha acil bir görev yoktur. Çünkü bu, proletaryanın,
dolayısıyla, tüm insanlığın gelişimi için hayati bir meseledir. proletarya, yeni
zirvelere çıkmadan evvel yolunu açık ve net bir şekilde görmesi gerekir. Geleceğe
dair hiçbir sorunun çözümü, bu sorunlar tekrar barış ve huzur içinde tartışılacak
diye ertelenemez. Ertelenmeleri mümkün değildir. Bunlar, savaş sırasında ve
sonrasında bile, tüm ulusların işçi sınıfı için en önemli ve acil hayati meselelerdir.
İşçilerin
Baş Düşmanı
Her
yerde mücadelenin özünü teşkil eden “proletarya oluşacak mı oluşmayacak mı,
oluşacaksa nasıl oluşacak?” sorusu, o önemli soru bile, tek başına, savaşın
sonunu hızlandırıp barış şartlarını bir biçimde etkilemiştir. Savaşın sonunda,
genel tükenmişlik, sermaye eksikliği ve işsizlik koşullarında, sanayinin
yeniden örgütlenmesi gerektiğinde, tüm ulusların korkunç borçları, devasa
vergilere ve devlet sosyalizmine, tarımsal faaliyetlerin militarizasyonuna,
mali zorluklardan tek çıkış yolu olarak ihtiyaç duyduğu vakit dünyanın
yüzleştiği devasa ekonomik yıkım, tüm boyutlarıyla hissedilecektir. O zaman
sorun, teoriyle veya teorisiz ele alınmalıdır. Ancak teorik anlayış eksikliği,
en büyük felâketlere zemin hazırlayacak hatalara yol açacaktır.
Derginin
en büyük görevi, işte burada yatmaktadır: Bu soruları tartışarak ve
açıklayarak, proletaryanın emperyalizme karşı maddi mücadelesini destek
olacaktır. Bir tartışma ve açıklama organı olarak dergi, aynı zamanda bir
mücadele organıdır. Yayıncı da dergiye katkı sunanlar da, mücadele etme
konusunda ortak bir iradeye ve bu dönemde benimsenmesi gereken uygulamaya
ilişkin aynı bakış açısına sahiptirler.
Öncelikle,
proletaryanın baş düşmanı olan emperyalizme karşı mücadele edilmelidir. Ancak
bu mücadele, proletaryayı emperyalizmin arabasına bağlayacak olan eski sosyal
demokrasinin tüm unsurlarına karşı eş zamanlı ve amansız bir mücadeleyle mümkün
olabilir. Ayrıca, burjuvazinin basit bir aracı haline gelen açık emperyalizme
ve tartışılmaz karşıtlıkları örtbas edecek, proletaryayı emperyalizme karşı
mücadelesinde en keskin silahlarından mahrum bırakacak her türlü sosyal
vatanseverliğe karşı da mücadele edilmelidir. Üçüncü Enternasyonal’in yeniden
inşası, ancak sosyal vatanseverlikle mutlak bir kopuşla mümkün olacaktır.
Bu
bilgi ışığında, biz, Zimmerwald Konferansı’nın sol kanadıyla aynı zeminde
duruyoruz. Bu beynelmilel sosyalist grubun amaç olarak ortaya koyduğu ilkeleri,
dergimiz teorik çalışmalarla, sosyal vatanseverliğe karşı yürüttüğü yoğun
mücadeleyle, eski revizyonizmin ve radikal sosyalizmin hatalarının acımasızca
analiziyle destekleyerek yeni Enternasyonal’in yolunu açacaktır. Eğer
proletarya, şu anda pratik olarak çöküşünü yaşadığı eski bakış açılarının
zayıflıklarını ve hatalarını fark ederse, yeni mücadele ve yeni sosyalizm konusunda
basirete ve ferasete kavuşacaktır.
Anton Pannekoek
Şubat 1917
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder