09 Ekim 2026

, ,

Che Gazze’de: Filistin Uluslararası Bir Dava Haline Geliyor


Che Guevara’nın 1959’da Gazze’ye yaptığı ziyaret, Filistin’deki Siyonist yerleşim sürecinin bölgesel bir çatışmadan sömürgeciliğe karşı küresel bir mücadeleye dönüşmesinin ilk işaretiydi. Bu süreci tetikleyen unsur, 1955’teki Bandung Konferansı ve bunun sonucunda kurulan, üyeleri henüz kısa süre önce yabancı egemenliğinin boyunduruğundan kurtulmuş olan Bağlantısızlar Hareketi idi. Emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı mücadelede bir dünya lideri olarak Nasır’ın sahip olduğu saygın konum, dünya liderlerini, Gazze’deki mülteci kamplarında açıkça görülen Filistin’deki etnik temizliğin yıkıcı sonuçlarını bizzat görmeye yöneltti.

Gazze Şeridi, Filistin’in simgesi haline geldi. Filistin topraklarının sadece yüzde 1,3’ünü oluşturan bu küçük toprak parçası, Filistin bayrağını dalgalandıran tek yer olarak kaldı. Güney Filistin’deki evlerinden sürülen 247 köyün sakinleri için geçici bir sığınak haline geldiğinde, bölge Nekbe’nin (Büyük Felaket) yükünün önemli bir kısmını sırtlanmıştı. Güneydeki köyler, Ekim 1948’de İsrail’in “Yoav” (veya diğer adıyla “On Belâ”) adlı askeri operasyonuyla etnik temizliğe maruz bırakılmıştı. Geriye tek bir Filistin köyü bile kalmamıştı. Bu topyekûn etnik temizlik hareketi; Al Davayime, Beyt Daras, İsdud ve Burayr gibi yerlerde gerçekleştirilen çeşitli katliamlarla hayata geçirilmişti.

Gazze’ye sıkıştırılmış olan mülteciler, yurtlarından sürüldükten sonra bile İsrail saldırılarından kurtulamadılar. Kasım 1948’de, antik Aşkelon’un bulunduğu alanda yer alan ve gelecekteki pek çok Hamas liderinin çıkacağı Cura köyü gibi, Mecdal Hastanesi de bombalandı. Ocak 1949’da İsrailliler, Deyrü’l-Balah ve Han Yunus’taki gıda dağıtım merkezlerini en yoğun saatlerde bombalayarak, hava saldırıları sonucunda 200’den fazla kişinin parçalanarak can vermesine yol açtı. Bu saldırılar, normalde temkinli bir tutum sergileyen Kızılhaç’ın durumu “bir dehşet manzarası” olarak nitelendirmesine neden oldu.

Filistin topraklarının işgali ve halkının sürgün edilmesi, o dönemde “fedailer” olarak bilinen bir direniş hareketinin doğmasına yol açtı. Bu direnişçiler, topraklarını işgal edenlere saldırmak amacıyla ateşkes hattını geçiyorlardı.

İsrail, fedailerin bu sızma girişimlerini durdurmak ve direniş fikrini ortadan kaldırmak amacıyla Gazze’deki mülteci kamplarına sürekli saldırılar düzenledi. Ağustos 1953’te, Ariel Şaron komutasındaki 101. Birlik, Bureyc mülteci kampına saldırarak 43 kişiyi yataklarında öldürdü. Ağustos 1955’te ise İsrail, yine Ariel Şaron liderliğinde Han Yunus polis merkezini havaya uçurdu ve 74 polisin ölümüne neden oldu. Aynı yıl İsrailliler, Gazze tren istasyonunda 37 Mısırlı askeri ve onlara yardıma giden 28 askeri daha öldürdü. Bu son saldırı, bölgedeki tarihin akışını değiştirdi.

Temmuz 1952’de Mısır’da iktidara gelen Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır, İngilizlerin kendisine vermeyi reddettiği silahları temin etmek üzere Sovyet Bloku ile ilk silah anlaşmasını imzaladı. Ayrıca, Albay Mustafa Hafız komutası altında resmen örgütleyerek fedai direnişine de onay verdi.

29 Ekim 1956’da İsrail; İngiltere ve Fransa ile işbirliği içinde, Sina’yı işgal etti. Saldırıya geçen İsrail askerleri, 3 Kasım 1956’da Han Yunus’a girdiler. 15 ila 50 yaş arasındaki tüm erkekleri evlerinden toplayıp kapı önlerinde ya da kasabanın ana meydanındaki bir duvarın dibinde soğukkanlılıkla kurşuna dizdiler. Öldürülen 520 kişinin isimleri kayıtlarda mevcut.

Ertesi hafta Refah’ta mültecilere yönelik bir başka katliam daha yaşandı. Yetenekli karikatürist Joe Sacco, bu olayları Footnotes in Gaza [“Gazze’den Dipnotlar”] adlı kitabında ölümsüzleştirene dek, Batı dünyasında bu katliamlara dair sağır edici bir sessizlik hâkimdi. Bu trajik olaylar, Nasır’ın 1955’teki Bandung Konferansı ile birlikte Bağlantısızlar Hareketi’nin önde gelen liderlerinden biri haline gelmesiyle dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Gazze ve Filistin, sömürgecilik ve etnik temizliğin en güncel örnekleri olarak, küresel ölçekte gündeme geldi.

Bu politik gelişmenin neticesinde Latin Amerikalı devrimci Che Guevara, Nasır’ın daveti üzerine, Gazze’yi ziyarete geldi.

Guevara’nın ziyareti, büyük önem taşıyordu. Bu, ünlü bir devrimcinin Nekbe’nin yol açtığı yıkımı bizzat görmek üzere gerçekleştirdiği ilk ziyaretti. Kendisi; fedailerin lideri (yukarıdaki resimde, en sağda, geleneksel Arap kıyafetleri içinde görülen, 1936 Arap İsyanı’ndaki güney cephesi komutanı) Abdullah Ebu Sitte ile fedailerin ve faaliyetlerinin kayıtlarını tutan Han Yunus Belediyesi Genel Sekreteri (sağdan üçüncü) Kasım Farra gibi direniş liderlerince, büyük bir coşkuyla karşılandı. Her iki isim de Filistin Yasama Konseyi üyesiydi.

Söz konusu ziyarete dair o dönemde orada bulunanlardan edindiğim bilgilere göre Guevara, Filistinli mültecilere topraklarını özgürleştirme mücadelesini sürdürmeleri gerektiğini söyledi. İşgale karşı direnmekten başka bir yol olmadığını ifade etti. Yeni Yahudi yerleşimcilerin evlerini işgal etmiş olması nedeniyle durumlarının “karmaşık” olduğunu kabul eden Guevara, ancak “Bu hak er ya da geç iade edilmelidir” dedi. Silah ve eğitim desteği teklifinde bulundu, fakat Castro, bu yardımın Nasır aracılığıyla koordine edilmesini istedi.

Guevara’yı kampı gezdiren Bureyc kampının lideri Mustafa Ebu Middeyn, ona yoksulluğun çilesini çeken, güçlüklerle boğuşan halkın mevcut halini gösterdi. Guevara, buna sert bir karşılık vererek, “Bizde çok daha ağır yoksulluk örnekleri var. Bana ülkenizi özgürleştirmek için neler yaptığınızı göstermelisiniz. Eğitim kampları nerede? Silah üretecek fabrikalar nerede? Halkı seferber etme merkezleri nerede?” dedi.

Guevara’ya, gerilla savaşı konusunda uzman olan General Caprera eşlik ediyordu. Caprera (alttaki resimde sakallı olan), direniş yöntemleri konusunda tavsiyelerde bulunmak üzere toplum liderleriyle bir araya geldi. Guevara, Filistin direnişinin ve özgürlük mücadelesinin simgesi haline geldi.


Nasır, Guevara’nın ziyaretine büyük ilgi gösterdi. Onunla makamında görüştü, kendisini halka açık etkinliklere ve resmi törenlere götürdü, toplum liderleriyle tanıştırdı, kendisine madalyalar takdim etti. Bu ziyaret, devrimci Latin Amerika ile Nasır ve Filistinliler arasında günümüze dek süren çok yakın bir ilişkinin başlangıcını teşkil etti.

Bu ziyaretin ardından Küba, Filistinli öğrencilere burslar verdi, ülkede mahsur kalan Filistinlilere vatandaşlık hakkı tanıdı ve Filistin’e destek amacıyla pek çok konferans düzenledi.

İsrail’in 2014 yazında Gazze’ye yönelik savaşı sırasında Küba, Gazze’ye tonlarca insani yardım gönderdi ve yaralıları kabul etti. Söz konusu destek, çoğu Latin Amerika ülkesine yayıldı. El Salvador, Şili, Ekvador, Peru ve Brezilya, protesto amacıyla İsrail’deki büyükelçilerini geri çağırdı. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, İsrail’i “terör devleti” olarak nitelendirdi ve İsraillilerin ülkeye girişine kısıtlama getirdi. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, “yasa dışı İsrail devletinin kahraman Filistin halkına yönelik eylemlerini sert bir dille kınadı.” Nikaragua Filistin Dayanışma Kampanyası, hem resmi hem de halk nezdinde sesini güçlü bir şekilde duyurdu. Uruguay, Brezilya, Arjantin ve Venezuela devlet başkanları; şiddetin durdurulması ve İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukanın sona erdirilmesi çağrısında bulunan ortak bir bildiri yayımladı.

Ellilerde özgür bir Filistin’de Filistinlilerin haklarını savunan, Bağlantısızlar Hareketi’nin tek tanınmış ismi Guevara değildi. Hindistan Başbakanı Cevahirlal Nehru da aynı dönemde Gazze’yi ziyaret etmişti. Bu ziyaret, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin Filistin’e yönelik güçlü desteğinin başlangıcı oldu.

Günümüzde Filistin, son ve en uzun süreli sömürgecilik projesine karşı yürütülen kurtuluş mücadelesinin simgesidir. İşte bu nedenle, dünya ülkelerinin dörtte üçünden fazlası Birleşmiş Milletler’de Filistin’i desteklemektedir. Desteklemeyen az sayıdaki ülke ise, Filistin’deki sömürgecilik projesini bizzat başlatmış olan eski Batılı sömürgeci devletlerin kalıntılarıdır.

Selman Ebu Sitte
Ağustos 2015
Kaynak

, ,

Che’nin Başı

“O kurşunlar, Che’nin görüntüsünden çok ruhunu hedef almışlardı.”[1]

[Thomas Sankara, “You Cannot Kill Ideas”]

 

Onun kellesini istiyorlardı. İzini sürmek için dünya genelinde, hiçbir masraftan kaçınmadıkları bir insan avı başlattılar. İmparatorluğun efendileri ve onların yardakçıları, kendilerini zekâsıyla alt eden, “bir, iki, üç daha fazla Vietnam” yaratma hedefini açıkça dile getiren o adamın kellesine muhtaçlardı.[2] Karayipler’de ve Afrika’da zaten büyük hasar verilmiş, sıra Güney Amerika'ya gelmişti. Bu görevi mecazi bir anlamda ele almıyorlardı. Görünüşe göre, kellesinin bir kavanoza konup savaş ganimeti olarak hızla Washington’a gönderilebilmesi için, kelimenin tam anlamıyla başının kesilmesini istiyorlardı.[3]

Dünya genelinde yabancı hükümetleri devirme konusunda imparatorluğa model teşkil edecek olan o darbede, Amerikan imparatorluğunun yürüttüğü psikolojik savaşı deşifre eden isyancının kellesini istiyorlardı. Olaylar, ellilerin başında Guatemala’da geçiyordu.

Devlet Başkanı Jacobo Árbenz, ülkesinin sefil bir şekilde az gelişmiş bir “muz cumhuriyeti” olarak kalmasına izin vermek yerine, ulusal kalkınma yolunu izlemeye karar vermişti. Böyle bir duruş, onu ülkeyi bir yarı-sömürge olarak kontrolü altında tutan Birleşik Meyve Şirketi ile çatışmaya soktu.[4] Árbenz'in gitmesi gerekiyordu, ayrıca o dönemde Ernesto Guevara adıyla bilinen, imparatorluğun bir diğer düşmanı da tüm bu sürecin bizzat tanığıydı.

ABD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana elliden fazla hükümeti devirdiği, o uzun hükümet yıkma tarihinde imparatorluğun “çifte darbesi” (veya “arka arkaya iki yumruk atma”) olarak adlandırabileceğimiz yöntemle, militan eylemler ile psikolojik savaşı sürekli olarak bir arada kullandı.[5] Sayısız kurum içi belgenin de doğruladığı üzere, “gönülleri ve zihinleri kazanma” savaşı, ABD’nin imparatorluk inşası çabalarının temel unsuruydu.

Guatemala örneğinde ise, tüm operasyonu Birleşik Meyve Şirketi adına, modern propagandanın önde gelen isimlerinden biri, aynı zamanda bizzat Freud’un iki taraftan da yeğeni olan kişi yönetiyordu. Kırkların başından itibaren şirketin “halkla ilişkiler danışmanı” olarak görev yapan Edward Bernays, yüksek kazançlı bir kitle zihni manipülasyonu faaliyeti yürütmek amacıyla, amcasının teorilerinden oportünist bir biçimde istifade etti.[6]

Şirket aynı zamanda Washington’da, Merkezi Haber Alma Teşkilâtı (CIA) içinde yakın dostları bulunan, Árbenz’in muhaliflerini silahlandırmayı amaçlayan “Kısmet Operasyonu” adı verilen CIA komplosunda yer almış Thomas G. Corcoran isimli bir lobici de bünyesinde bulunduruyordu.[7] Kısa süre sonra, ABD hükümetinin çeşitli kurumları, amacı Guatemala hükümetini devirmek olan ve ileride “Başarı Operasyonu” adıyla anılacak girişime dâhil oldu. Burjuvazi ile burjuva devleti arasındaki sıkı ilişki göz önüne alındığında, bu durum hiç de şaşırtıcı değildi:

“Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, onlarca yıl boyunca şirketin en önemli hukuk danışmanlarından biriydi. Kardeşi ve aynı zamanda CIA Direktörü olan Allen da şirket için hukuki işler yürütmüş, şirketin hisselerinden önemli bir kısmına sahip olmuştu. Amerika Ülkeleri Arası İlişkilerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı John Moors Cabot ise şirketin büyük hissedarlarından biriydi. Dışişleri Bakanlığı’nda uluslararası güvenlik işleri direktörü olan, daha önce Birleşik Meyve Şirketi’nin başkanlığını yapmış kardeşi Thomas Dudley Cabot da öyleydi.”[8]

Böylece Dulles’ın başında olduğu CIA, kurumla işbirliği yapan Bernays’in yürüttüğü kampanyayla birlikte büyük bir psikolojik savaş operasyonuna girişti. ABD’nin ana akım basını da onların belirlediği bu tempoya tam bir uyum içinde eşlik etti.[9] dürüstlükten zerre nasiplenmemiş olan gazeteler, Árbenz’i Sovyetler Birliği ile bağlantıları olan koyu bir komünistmiş gibi tasvir ederek, halihazırda yoğun bir antikomünist propaganda bombardımanına maruz kalmış olan ABD kamuoyunun öfkesini körüklediler.[10]

“Gönülleri ve zihinleri kazanma” savaşı, CIA’in 1954’teki darbesi için gerekli ideolojik zemini hazırladı. Bu darbe, acımasız diktatör Carlos Castillo Armas’ı iktidara getirerek, “40 yıl sürecek askeri yönetim, ölüm mangaları, işkence, zorla kaybetmeler, toplu infazlar ve hayal bile edilemeyecek zulümlerle dolu bir dönemi başlattı. Toplamda 200.000’den fazla kurbanın verildiği bu süreç, tartışmasız bir biçimde yirminci yüzyılın en insanlık dışı sayfalarından biriydi.”[11]

Guevara, darbenin gerçekleşme sürecine tanık olurken radikalleşti, anti-emperyalist direnişe destek vermek amacıyla, bir sağlık ekibine katıldı. Ayrıca, özgürleşmiş bir halkın kendi savunması için silahlandırılması gerekliliği gibi önemli dersler çıkaran Guevara, savaşın aynı anda iki cephede yürütüldüğünü kavradı. Psikolojik savaş, emperyalist savaşın zeminini hazırlıyor, onsuz tahayyül bile edilemeyecek olan askeri saldırılara zemin sağlıyordu. Aynı zamanda psikolojik savaş, hem olay sırasında hem de sonrasında bir kalkan işlevi görüyordu, zira psikolojik savaş, askeri savaşa eşlik eden bir gölgeydi.

Dünya çapında Che adıyla tanınan adam, savaşını iki cephede yürütüyordu. ABD destekli bir diğer diktatör Fulgencio Batista’yı devirmek üzere Küba halkıyla başarılı bir şekilde örgütlendikten sonra, uluslararası çapta bir fikirsel kurtuluş savaşına girişti. Diğer girişimlerinin yanı sıra, bilgi emperyalizminin zincirlerini kıran bir haber kuruluşu olan Prensa Latina’nın (Prela) kurulmasına da öncülük etti. Prela bünyesinde çalışan iki genç gazeteci, Gabriel García Márquez ve Rodolfo Walsh, Küba hükümetini devirmek amacıyla planlanan Domuzlar Körfezi çıkarmasını konu alan bir CIA teleksini ele geçirip deşifre ettiler.[12] Bu bilgiyi, durumdan başka kanallar aracılığıyla zaten haberdar olan ülke liderleriyle paylaştılar, böylece Küba halkı saldırıya karşı hazırlandı ve Teşkilât’ın (CIA) işgal girişimini başarıyla püskürttü. İmparatorluğu zekâlarıyla alt eden Kübalılar, her şeye kadir olduğunu göstermeye çalışan kudretli bir devlet kurumunu küçük düşürdüler.

Onu Küba’da öldüremeyen, Afrika’da yenilgiye uğratamayan güçler, ABD destekli bir başka diktatörlüğü daha devirmek üzere, gerillaları eğittiği Bolivya’da buldular izini. 1962 ile 1968 yılları arasında 15 milyon dolar aktararak ülkedeki karşı-devrimci taburları finanse eden, silahlandıran ve eğiten ABD savaş makinesi, CIA subaylarının komutası altında her türlü yöntemi kullanarak onu avlama girişimini sürdürdü.[13] Nihayet izini bulduklarında onu sağ ele geçirdiler. Uluslararası anti-emperyalist hareketin bir sembolü ve birleştirici gücü olarak ne denli büyük bir etkiye ulaştığından korktukları için, onu utanç verici bir şekilde katlettiler. Böylece hareketin başı kesilmiş oldu ya da onlar öyle umuyorlardı.

Ne var ki, sadece o adamı öldürmekle yetinmek istemiyor, onun temsil ettiği fikirleri ve değerleri de yok etmek istiyorlardı. Bu nedenle, Bolivya günlüğünün yayımlanma sürecini denetim altına alarak, onun edebi mirasını kontrol etmeye yönelik bir mücadeleye giriştiler. Belgeler, ABD’nin bölgedeki zalim maşası ve Bolivya diktatörü René Barrientos’un eline geçmişti. Barrientos da bunların birer kopyasını derhal CIA’e, Pentagon’a ve ABD hükümetine göndermişti.[14] Barrientos rejimi, bir süre sonra yayın haklarını en yüksek teklifi verene açık artırmayla satma yoluna gitti.

Bu hakları elde etmek için iki istihbarat bağlantılı isim yarışa girdi. ABD Ordusu istihbarat servisinde çalışmış, casusluk örgütleriyle bağlantısı olduğundan şüphelenilen Andrew Saint George, Magnum Publishing adına pazarlık yürüttü.[16] Ardından Sol Stein, kendi yayıneviyle devreye girdi. Stein; en az iki kez CIA bordrosunda yer almış, teşkilât destekli Amerikan Kültürel Özgürlük Komitesi’nin (ACCF) icra direktörlüğünü yapmış, ACCF’in yayın organı New Leader’ı yönetmiş, Psikolojik Strateji Kurulu (PSB) ile işbirliği yapmış, (Frankfurt Okulu akademisyeni Leo Löwenthal ile birlikte) ABD’nin propaganda kurumu Voice of America (Amerika’nın Sesi) bünyesinde çalışmış, koyu bir anti-komünist propaganda uzmanıydı.[16] Henry Butterfield Ryan, Stein’ın yayınevine Bolivya günlüklerini (CIA’in kendi içindeki adlandırmasıyla) “Şirket”in (Company) teslim ettiğini öne sürüyor.[17]

Sol, bu süreçte bir karşı saldırıya geçti. Gazeteci Michèle Ray, Fransız yayıncı Jean-Jacques Pauvert adına görüşmeler yürüttü. Ancak Amerikalılar, onu adım adım izliyor, istihbarat raporlarını Bolivya generalleriyle paylaşıyordu. Üstelik Ray’in, sunduğu abartılı tekliflere rağmen, bu işe ayırabildiği bütçe, teşkilâtla işbirliği yapanların bir araya getirebileceği meblağın çok altındaydı. Grove Yayınevi’nden Barney Rosset de şansını denedi ve Che’nin günlüğünün altı sayfasını Evergreen Review dergisinde yayımlamayı başardı. Buna tepki gösteren Kübalı muhalif sürgünler, New York şehir merkezindeki Grove Yayınevi bürolarını bombaladılar. Che’nin konuşması sırasında Birleşmiş Milletler binasına bazuka doğrulttukları 1964 yılındakinin aksine, bu sefer hedeflerini ıskalamadılar. Grove Yayınevi, CIA’i bombalama eyleminin arkasında olmakla, ayrıca Praeger A.Ş.. ile Fodor A.Ş. gibi Grove Yayınevi’nin rakiplerini gizlice finanse ederek gözetleme, sızma ve ekonomik sabotaj faaliyetleri yürütmekle suçlayan bir dava açtı.[18] Castro ise elindekileri mümkün olan en kısa sürede yayımladı ve İngilizce çevirilerin tefrika edilmesi için Ramparts ile bir anlaşma imzaladı.[20]

Bu, sınır tanımayan, tam anlamıyla bir fikir savaşıydı. Che’ye suikast düzenleyen Teşkilât, onun öldürülmesiyle yetinmemiş; devrimci mirasını ve temsil ettiği fikirleri de yok etmeye girişmişti. Teşkilâta mensup ajanlar, tarihi kendi anlatılarına uyacak şekilde yeniden yazarak, geçmişi ve bugünü sahiplenmeye, ardından da işbirlikçi akademisyenler, gazeteciler, yayıncılar ve halkla ilişkiler uzmanlarının yardımıyla ürettikleri emperyalist propagandayı piyasaya sürmeye kararlıydı.

Yayıncı Stein, ki kendisi, o simgeleşmiş devrimcinin öldürülmesinden sorumlu olan teşkilâtla aynı kurum bünyesinde çalışmıştı, Che’nin Bolivya günlüğünün kendi versiyonunu yayımlamak üzere, CIA ajanı olduğuna dair pek çok emare taşıyan editör Daniel James ile işbirliği yaptı. Tabii bu işin “Şirket”in işi olduğuna hiç değinmedi (CIA jargonunda “ajan”, teşkilâtın gündemi doğrultusunda harekete geçirilen herkesi ifade eder. Bazen maaşlı bir saha görevlisi anlamında kullanılsa da, “memur” terimi, teşkilâtın tam zamanlı çalışanlarını tanımlar).[20]

Onların tarih anlatısına göre, Che’nin Bolivya’daki müdahalesinin amacı, diktatörlükten kurtuluş sağlamak değil, “Bolivya hükümetini büyük çaplı bir Amerikan müdahalesi talep etmeye mecbur bırakacak kadar sorun yaratmak”tı.[21] Ne var ki, CIA bağlantılı bu yazarın yaklaşık 60 sayfalık giriş yazısında öne sürdüğü üzere, “Che, askeri bir harekât planlama becerisinden yoksundu. Anlaşılan o ki yedi yıl boyunca şoförlü limuzinlerle gezip nispeten refah içinde bir hayat sürdükten sonra, 39 yaşında gerilla yaşamına geri dönmek hiç kolay olmamıştı.”[22] Gene de, kendisine atfedilen bu yetersizliklere ve burjuva yaşam tarzının getirdiği rehavete rağmen, Che, görünüşe göre denemeye ve başarısız olmaya mecburdu. Zira aksi takdirde “yol kenarında kalıp tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gidecekti”: “Devrimin ona duyduğu ihtiyaç, onun devrime olan ihtiyacından daha azdı.”[23] Yazara göre, onun şöhret ve zafer peşinde koşarken ortaya koyduğu Don Kişotvari çaba, “büyük bir gerilla taktikçisi olarak Che Guevara efsanesi”nin kesin bir biçimde yıkılmasından başka bir sonuca yol açmamıştı.[24]

Bu satırların yazarı Daniel James’in CIA ile ilişkisi, muhtemelen teşkilâtın finanse ettiği dergilerden biri olan New Leader’da gazetecilik yaptığı dönemde başlamıştı. Bu dergi ACCF ağının bir parçasıydı ve yukarıda sözü edilen, Guatemala’ya karşı yürütülen yoğun propaganda kampanyasında aktif rol oynamıştı (Bernays’in dergiyle yakın bir ilişkisi vardı ve derginin yazı işleri müdürü Sol Levitas’ın da arkadaşıydı).[25] Hatta James, Guatemala’daki toprak reformunun karanlık bir Sovyet komplosunun parçası olduğunu iddia eden bir kitap kaleme alarak, bu antikomünist kampanyaya büyük katkıda bulunmuştu. Kitapta, isyancıların şüpheli bir hamisi olmasına rağmen, CIA’den hiç söz edilmiyordu.[26] Oysa eser, “CIA’yle işbirliğinin ürünü olduğuna dair açık belirtiler” taşıyordu. Zaten Şirket’in (CIA’in) bir aracı kuruluşu tarafından yayımlanmıştı.[27]

James’in Red Design for the Americas: Guatemalan Prelude [“Amerika Kıtası İçin Kızıl Tasarı: Guatemala Peşrevi”] adlı eseri, Birleşik Meyve Şirketi tarafından o kadar çok beğenilmişti ki, 1954 darbesinin arkasındaki bu şirket, kitabın nüshalarını satın alıp medyaya dağıtmıştı. Böylece, CIA çizgisindeki bu yazar, hem Guatemala’daki yönetimi devirmeye yönelik psikolojik savaşta hem de Che’nin mirasını sahiplenme mücadelesinde rol almış oluyordu.

Emperyalist propagandacılar, Castro, Ray, Ramparts ve diğer pek çokları sayesinde bu muharebeden mağlup çıkmış olsalar da, fikir savaşından kesinlikle vazgeçmediler. Meslekten propagandacı Daniel James, Che üzerine bir biyografi çalışmasına girişti. Kitap, 1969’da Stein’ın CIA bağlantılı yayınevi tarafından basıldı. Bayat bir anti-komünizm anlayışının damgasını taşıyan kitap, Che’yi “bir devrim yapıcısından ziyade bir şiddet dininin havarisi” olarak resmediyordu.[28] Kitapta dillendirilen, “Che yaşıyor” sloganının Batı’da “neredeyse yalnızca küçük ve hastalıklı bir azınlık nezdinde karşılık bulduğu”yla ilgili çıkarımı, eserin genel üslubuna dair net bir fikir veriyordu:

“Daha geniş bir kesimde ilgi uyandırdığı Batı’da bile Che, esasen küçük azınlık grupları için ‘yaşıyordu’: müfrit öğrenciler, Yeni Sol ve Eski Sol’un yeniden ısıtılıp piyasaya sürülmüş versiyonları, caudillo (otoriter lider) tipi semboller olmadan yaşayamayan iflah olmaz romantik liberaller; isyankâr ergenler ve hayal kırıklığına uğramış orta yaşlılar... Bu son grup, tıpkı Che’ye duydukları hayranlık gibi, Bonnie ve Clyde’a, Boston Kasabı’na ve alametifarikası şiddet olan her türlü anti-kahramana da hayranlık duyan kimselerdi.”[29]

Edward Bernays, bir dergi yazarının ve yayın yönetmeninin sözlerine atıfta bulunarak, “Propagandanın devası daha fazla propagandadır” diyordu.[30] Bu, Che’nin hayatı ve mirası üzerine süregelen savaş için de, ABD hükümetini onun katlindeki sorumluluktan aklama yönündeki bitmek bilmeyen girişimler için de geçerli bir tespit.

Michael Ratner ve Michael Steven Smith, bu girişimlerin bazılarına dair genel bir bakış sunarken, aynı zamanda aksini gösteren kapsamlı belgesel kanıtları da ortaya koyuyor ve okurlarına, suçlanan tarafın tanınmış bir seri katil olduğunu (ABD, 1948 ile 1967 yılları arasında en az on sekiz önde gelen liderin suikastına karıştığı gerçeğini) hatırlatıyor:

“Che’nin öldürülmesi, ABD hükümetinin çıkarınaydı. CIA ve ABD Özel Kuvvetleri, Che’yi ele geçiren Bolivya Korucu Taburu’nu bizzat eğitmişti. Bolivya subayı kılığına girmiş CIA ajanları, sahada koruculara eşlik etmişti. ABD, gerekli silah ve istihbaratı sağlamıştı. Üstelik bir CIA ajanı, görünüşe göre Che’nin öldürüldüğü sırada olay mahalindeydi.”[32]

En ilginç çalışmalardan biri, Oxford Üniversitesi Yayınları’nın 1998’de yayımladığı Henry Butterfield Ryan imzalı The Fall of Che Guevara [“Che Guevara’nın Ölümü”] adlı eserdir. Ratner ve Smith, Ryan’ın kitabını “Che'nin öldürülmesine dair en iyi araştırılmış çalışma” olarak nitelendirir. Nitekim, Ryan da diğer yayınlara kıyasla “sorumluluğu ABD’ye yükleme” konusunda daha net bir tavır içindedir.[32] Gene de nihayetinde şu görüşü savunur: “ABD hükümeti, Guevara meselesinde Bolivya’daki müttefikleri sakinleştirmiş, onu ne bizzat öldürmüş ne de öldürülmesi için emir vermiştir.”[33]

Ulaşılan böylesi bir sonucu idrak edebilmek için, tıpkı Daniel James örneğinde olduğu gibi, Ryan’ın da çalışmalarını daha geniş kapsamlı bir fikir savaşı bağlamında değerlendirmemizi sağlayan bir dizi bağlantıya sahip olduğunu bilmek yararlı olacaktır. Kitapta kendisinden yalnızca “emekli bir ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi ve profesyonel tarihçi” olarak bahsedilse de, Ryan, yirmi beş yıl boyunca ABD Enformasyon Kurumu’nda (USIA) çalışmıştır.[34] Eski USIA direktörü Alvin Snyder, kurumun rolünü şu türden bir açık sözlülükle tarif etmiştir:

“ABD hükümeti, dünyanın en büyüğü olan ve ABD’nin en büyük yirmi ticari halkla ilişkiler firmasının toplam büyüklüğüne denk gelen, kapsamlı hizmet sunan bir halkla ilişkiler örgütü yönetiyordu. Yaklaşık 150 ülkeye yayılmış 10.000’den fazla tam zamanlı personeli; yılda 2 milyar doları aşkın bir bütçeyle ve 70’ten fazla dilden oluşan, aşırı gürültülü bir merkez aracılığıyla, haftada 2.500 saat boyunca Amerika’nın imajını parlatıp Sovyetler Birliği’ni karalıyordu. Bu propaganda makinesinin en büyük kolu, ABD Enformasyon Kurumu (USIA) olarak adlandırılır.”[35]

Reed Harris, USIA’in kitap programının hedeflerini şu ifadelerle ortaya koymuştur:

“Kendi belirlediğimiz şartlar uyarınca yazılmış, başka türlü zaten yayımlanmayacak olan, özellikle de alabildiğine anti-komünist olan kitaplara sahibiz. […] Kitabın, tasarlanma aşamasından nihai düzenlenmiş taslağına kadar her aşamasını biz kontrol ediyoruz.”[36]

Ryan, kariyerini bu propaganda ajansı için çalışarak geçirmiştir. Che’nin öldürülmesi üzerine yazdığı kitap, ulusal güvenlik devleti görevlileriyle dolu olan ve Ryan’ın denetimine katkıda bulunduğu 1993 tarihli bir USIA raporunun yayımcılığını da üstlenen Georgetown Üniversitesi Diplomasi Çalışmaları Enstitüsü’nde kaleme alınmıştır.[37] Dahası, kitabının ABD’li yetkililer ve bir CIA görevlisi tarafından incelendiğini (ancak Castro veya destekçileri tarafından incelenmediğini) kabul etmiştir.[38] Hayatı boyunca propaganda faaliyetleri yürüten bu kişinin, tarihi kirden pastan arındırma ekibinin bir parçası olduğu, devletin dezenformasyon faaliyetini akademik yollarla aklayarak imparatorluğun suçlarını temize çıkarmaya çalıştığı açık. Dünya düşünce savaşı hiç durmaksızın devam etmektedir.

Şimdi o CIA yazarının Boston Kasabı’na benzettiği adama dönelim. Onlar, kelimenin tam anlamıyla Che’nin kellesini istiyorlardı. Onu öldürenler, başını kesip La Paz üzerinden Washington’a göndermek niyetindeydi. Böyle bir savaş ganimeti, ellerine kan bulaştırmadan, “biz yapmadık” diyerek o makul inkâr etme imkânından yararlanmayı tercih etmek suretiyle, oyunu kuran ve bu işin emrini, talimatını veren efendilerden takdir toplamayı hak ediyordu. Ancak bunun yerine bir parmağın kesilmesini öneren sahadaki CIA görevlisi Félix Rodríguez’in çarpıcı ifadesiyle, bu fikir, görünüşe göre “fazla barbarca” bulunmuştu.[39] Varılan uzlaşma da bir o kadar önemliydi: Katilleri, devrimcinin ellerini kesmeye karar verdiler. Emperyalizmin oligarkları, genellikle kurbanlarının gözlerinin içine bakmak istemediklerinden, barbarca bir çehre barındırmayan bir kafa kesme yöntemini tercih ederler.

Suikastçılarının elleri sayesinde, istediklerini elde edeceklerdi. Nihayetinde, onun kellesini, mecazi anlamda, almayı tercih ettiler: onun ölmesini istiyorlardı; ayrıca mirasına el koyup temsil ettiği fikri de öldürerek, küresel anti-emperyalist hareketin başını kesmeyi amaçlıyorlardı.

Sol cenahtan bir müttefik kaybedildiğinde sıkça dile getirilen bir söz vardır: “Bir insanı öldürebilirsiniz ama bir fikri öldüremezsiniz.” Elinizdeki bu üç ciltten oluşan eser, dünyada çok daha radikal bir tezi, yani komünizm fikrini öldürerek çok daha fazla insanı ve bizzat gezegeni yok edebileceğiniz tezini sınamaya girişen güçler üzerine yapılmış kapsamlı bir incelemedir. Bu güçlerin başarısızlığa uğraması, insanlığın bağlanması gereken bir ahittir.

Gabriel Rockhill

[Kaynak: Who Paid the Pipers of Western Marxism?: The Intellectual World War /Marxism versus The Imperial Theory Industry, Cilt I, Monthly Review Press, 2025, s. 14-24.]

Dipnotlar:
1. Thomas Sankara, Thomas Sankara Speaks: The Burkina Faso Revolution 1983–87 (New York: Pathfinder Press, 2007), 456.

2. Ernesto Che Guevara, Che Guevara Reader: Writings on Politics & Revolution, yh. David Deutschmann ve María del Carmen Ariet (Havana: Ocean Press, 2013), 361.

3. See Joel Whitney, Finks: How the C.I.A. Tricked the World’s Best Writers (New York: OR Books, 2016), 249 ve Jon Lee Anderson, Che Guevara: A Revolutionary Life (New York: Grove Press, 1997), 742.

4. Bkz.: Stephen Schlesinger ve Stephen Kinzer, Bitter Fruit: The Story of the American Coup in Guatemala (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1999).

5. William Blum, Rogue State: A Guide to the World’s Only Superpower (Londra: Zed Books, 2014), x, ayrıca yazarın şu başlığı taşıyan, internette yer alan envanterine de bakılabilir: “Overthrowing Other People’s Government: The Master List,” William Blum.

6. Edward L. Bernays, Biography of an Idea: The Founding Principles of Public Relations Counsel Edward L. Bernays (New York: Simon & Schuster, 1965), 744. Ayrıca bkz.: Robert Skvarla, “Edward Bernays: Propaganda and the U.S.-Backed 1954 Guatemalan Coup,” Covert Action Magazine (10 Aralık 2021) ve Adam Curtis, The Century of the Self, BBC, 2002, film.

7. Bkz.: Schlesinger ve Kinzer, Bitter Fruit.

8. Stephen Kinzer, Overthrow: America’s Century of Regime Change from Hawaii to Iraq (New York: Times Books, 2007), 129–30. Kinzer şunu ekliyor: “Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı General Robert Cutler, Birleşik Meyve Şirketi’nin eski yönetim kurulu başkanıydı. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası Başkanı John J. McCloy, şirketin eski bir yönetim kurulu üyesiydi. Hem Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Walter Bedell Smith hem de ABD’nin Kosta Rika Büyükelçisi Robert Hill, kamu görevinden ayrıldıktan sonra yönetim kuruluna katılacaklardı” (130). ABD’nin kapitalist egemen sınıfı, burjuva devleti ve Guatemala’daki darbe arasındaki çok sayıdaki bağlantı hakkında bkz. Stephen Kinzer, The Brothers: John Foster Dulles, Allen Dulles, and Their Secret World War (New York: Times Books, 2013).

9. Yayınlanan belgeler, en azından 1958 ve 1959 yıllarında Bernays’in CIA ile yazıştığını ve kurumla bilgi paylaştığını ortaya koyuyor. Bkz.: “Letter to Mr. Edward L. Bernays from (Sanitized),” 4 Nisan 1958, the CIA FOIA Electronic Reading Room, CIA; “Letter to Mr. Edward L. Bernays from (Sanitized),” June 30, 1958, the CIA FOIA Electronic Reading Room, CIA; “Letter to Mr. & Mrs. Edward L. Bernays from (Sanitized),” 20 Nisan 1959, the CIA FOIA Electronic Reading Room, CIA.

10. Bu noktada, propaganda kampanyası aksini iddia etse de, ABD hükümetinin, Moskova’nın sözde komünizm virüsünü ABD’nin Birleşik Devletleri'nin eşiğine kadar yaymak için bir komplo kurmadığını gayet iyi bildiğini belirtmek gerekiyor. “Sovyetler’in Guatemala ile hiçbir askeri, ekonomik, hatta diplomatik ilişkisi yoktu” ve “Dışişleri Bakanlığı’nın bizzat yaptığı bir çalışma, Guatemala’daki az sayıdaki komünistin ‘bölgenin yerlisi’ olduğunu ortaya koymuştu.” Kinzer, Overthrow, 136.

11. William Blum, Rogue State: A Guide to the World’s Only Superpower (Londra: Zed Books, 2014), 168. Bkz.: Allan Francovich’in belgesel filmi The Houses Are Full of Smoke (1987), film ilk bölümde Guatemala’ya odaklanıyor.

12. Bkz.: Whitney, Finks, 185–86 ve Joel Whitney, Flights: Radicals on the Run (New York: OR Books, 2024), 78.

13. Bkz.: Michèle Ray, “The Execution of Che by the CIA,” Ramparts, Mart 1968, 37.

14. Fidel Castro, “A Necessary Introduction,” Ernesto Che Guevara, The Bolivian Diary: Authorized Edition içinde (New York: Seven Stories Press, 2006), 13. Castro devamında “CIA ile bağlantılı gazetecilerin aynı zamanda Bolivya içinde belgelere de erişimi bulunduğunu” söylüyor.

15. Bkz.: Whitney, Finks, 245. Carlos Soria Galvarro T.’nin tarifine göre Saint George “CIA ile bağlantılı”ydı. Galvarro aynı zamanda bu George’a gene CIA ile bağlantılı olan gazeteci Juan de Onis’le birlikte orijinal günlüğe erişim imkânı verilmişti. Bkz.: “La odisea del Diario del Che en Bolivia,” Carlos Soria Galvarro T., El Che en Bolivia: Documentos y testimonios içinde (La Paz: La Razón, 2005), 7-8.

16. Bkz.: Whitney, Finks, 245–46 ve Henry Butterfield Ryan, “Introduction”, Daniel James, Ché Guevara: A Biography içinde (New York: Cooper Square Press, 2001), x. Psikolojik Strateji Kurulu ile kurduğu işbirliği konusunda bkz.: Memorandum for the Record re Luncheon with Mr. Sol Stein, 19 Ocak 1955, Edward P. Lilly: Papers, 1928–1992, Box 55, Folder Freedom Academy (4), Dwight D. Eisenhower Library.

17. Ryan, “Introduction,” xi.

18. Bkz.: United Press International, “Grove Press Sues CIA in Bombing,” San Francisco Examiner, 18 Temmuz 1975; “Grove Press Sues CIA; Asks $10-Million Damages,” Publisher’s Weekly, 28 Temmuz 1975; Anna Marcum, “Grove Press: Cuba Libre, Che, and the CIA,” 26 Temmuz 2022, Village Preservation; “Court Bars a Move to Seize C.I.A. Files,” New York Times, 21 Ağustos 1975, NYT.

19. Fidel’in Che’nin günlüğünü nasıl ele geçirdiğiyle ilgili bilgi için bkz.: Soria Galvarro T., “La odisea del Diario del Che en Bolivia.”

20. İkincil önemdeki çalışmaların önemli bir kısmı dâhil olmak üzere birçok makale ve kitapta “CIA ajanı” tabiri genelde CIA çalışanlarını ifade etmek için kullanılsa da bu kitapta “ajan” kelimesi kimi yerlerde daha kapsamlı bir anlama sahip. Terimin nasıl kullanıldığına göre içeriğinin de netliğe kavuşturulması gerekiyor.

21. Daniel James, “Preface,” The Complete Bolivian Diaries of Ché Guevara and Other Captured Documents içinde, yh. Daniel James (New York: Stein and Day 1968), 7.

22. Daniel James, “Introduction”, The Complete Bolivian Diaries of Ché Guevara and Other Captured Documents içinde, yh. Daniel James, 68, 69.

23. A.g.e., 69, 68.

23. A.g.e., 67. James’e göre Che ve Fidel teoriye öyle çok dalmışlar, Küba’daki deneyimlerine öyle çok vurgulamışlardı ki “Bolivya’nın gerçekliğini görememişlerdi.” (a.g.e.)

25. Bkz.: Ryan, “Introduction,” xi; Whitney, Finks, 43 ve 155–56; Schlesinger ve Kinzer, Bitter Fruit, 80, 89, 107.

26. Ryan, “Introduction,” xi.

27. A.g.e. Kitabı “CIA’in propaganda faaliyetlerine yönelik ihtiyaçları doğrultusunda kara propaganda yayınları yapan bir sürü CIA elemanından biri olan” John Day bastı. Whitney, Finks, 156.

28. James, Ché Guevara, 346.

29. A.g.e., 304–5.

30. Bernays, Biography of an Idea, 384. Yazar, New Republic dergisinin yayın yönetmeni Bruce Bliven.

32. Michael Ratner ve Michael Steven Smith, Who Killed Che? How the CIA Got Away with Murder (New York: OR Books, 2011), 30 (ayrıca bkz.: s. 31). Bu kitapta yer verilen belgeler yanında Che suikastı ile ilgili belgeleri içeren Ulusal Güvenlik Arşivi’nin internette en az iki havuzu mevcut: Nsarchive ve Archive.

32. Ratner ve Smith, Who Killed Che?, 29.

33. Henry Butterfield Ryan, The Fall of Che Guevara: A Story of Soldiers, Spies, and Diplomats (Oxford: Oxford University Press 1998), 3–4.

34. Bu bilgiye internette bulabileceğimiz, şu türden biyografilerde ulaşmak mümkün: Prabook ve Encyclopedia.

35. Alvin A. Snyder, Warriors of Disinformation: American Propaganda, Soviet Lies, and the Winning of the Cold War (New York: Arcade Publishing, 1995), xi.

36. Aktaran: Claude Julien, America’s Empire, çev. Renaud Bruce (New York: Pantheon Books, 1971), 313, çeviri bir miktar değiştirildi.

37. Bkz.: Hans Binnendijk, Henry Butterfield Ryan ve Robert R. Gosende, yh., USIA: New Directions for a New Era (Washington D.C.: Institute for the Study of Diplomacy, Georgetown University, March 1993).

38. Ryan, The Fall of Che Guevara, x.

39. Anderson, Che Guevara, 742. Ayrıca bkz.: Soria Galvarro T., “La odisea del Diario del Che en Bolivia” ve Jorge I. Pérez, “‘Lo único llevado a Cuba son las manos’ del Che, afirma quien lo capturó,” SWI swissinfo.ch, 6 Temmuz 2022, Swissinfo.

Tarihsel Materyalizm Işığında İslami Kavramlar ve Devrimci Potansiyel



“SAVAK muhbirinin Hamaneî’nin konuşmalarından çıkardığı sonuç şuydu: ‘Ayetullah Hamaneî, Kuran’ın devrimci ilkelerini açıklamakta ve üstü kapalı şekilde halkı sınıf farklılıklarına, sömürüye ve baskıya karşı direnmeye teşvik ve tahrik etmektedir.’”[1]

“Înkılapçı ve uyarıcı ahkâmları ile İslam dini, sömürücülerin en büyük ve uzlaşmaz düşmanıydı ve onların tüm komplolarını suya düşürüyordu. İşte bu nedenle sömürücülerin Doğu milletlerinden bu manevi gücü silmeleri ve ellerindeki bu etkili silahları almaları gayet doğaldı.”

[Şehîd Seyyid Ali Hamaneî]

* * *

 

Tarihsel materyalizmin İslam’a yönelik analizi, Marx’ın toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediği yönündeki temel ilkesine bağlı kalmalıdır. Bu yaklaşım; Kur’an’daki sosyopolitik kategorilerin saf dini kavramlar ya da soyut ahlaki önermeler olarak değil, belirli tarihsel koşullardaki toplumsal ilişkilerin ideolojik yansımaları olarak kavranmasını ve günümüz emperyalist küresel birikim sisteminde taşıyabilecekleri sınıfsal içeriğin açığa çıkarılmasını zorunlu kılar.

“Müstaz’afîn” -ezilenler, zayıf düşürülenler- Kur’an’da merkezi siyasi ağırlığı olan bir kavramdır. Bu terim; Nisa Suresi (4:75, 4:77, 4:97-98), Araf Suresi (7:75), Enfal Suresi (8:26) ve Kasas Suresi (28:4-5) dâhil olmak üzere birçok ayette geçmektedir. Kasas Suresi’nde ezilenlerin tarihsel yazgısı doğrudan şu ifadelerle ilan edilir:

“Biz ise, o yerde ezilip horlananlara lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk.” [Kur’an, 28:5]

Bu ayetin temel toplumsal içeriği, ezilenlerin eninde sonunda kurtuluşa ereceği ve egemen konuma geleceği yönündeki tarihsel zorunluluğu bildirmesidir. Tarihsel materyalizm açısından bakıldığında bu teolojik önerme, sınıfsal kurtuluşun tarihsel diyalektiğinin dinsel bir ifadesi olarak doğrudan çözümlenebilir. Ayette geçen “o yerde ezilip horlananlar”, günümüz küresel birikim sisteminde emperyalist mali sermaye ile yerel komprador oligarşiler tarafından çifte sömürüye maruz bırakılan proleterler ve geniş emekçi kitlelerdir: Lübnan’ın yoksul Şiileri, Yemen’in köylüleri, Filistin’in mültecileri ve Irak’ın işsiz gençliği. “Onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak” vaadinin materyalist karşılığı ise ezilen sınıfların devrimci mücadele yoluyla ezenlerin iktidarını devirmesi ve kendi siyasi iktidarlarını kurmasıdır. Bu vaadin tarihsel gerçekleşme biçimi, farklı ülke koşullarında ve çağsal bağlamlarda değişik somut biçimlere bürünebilir; ancak taşıdığı sınıfsal kurtuluş içeriği bütünüyle aynıdır: “Dünya tarihinin genel gelişimi temel yasalara bağlı kalsa da, bu durum, belirli gelişim evrelerinin gerek biçim gerekse sıralama bakımından kendine has özellikler sergilemesini kesinlikle dışlamaz; bilakis, tam da bunu öngörür.”[3]

Buna karşılık “müstekbirîn” -kibirlenenler, tahakküm kuranlar- kavramı “müstaz’afîn”in doğrudan karşı kutbunu oluşturur. Kur’an’da bu terim, yeryüzünde büyüklük taslayıp başkalarını ezenleri tanımlamak için kullanılır; bunun tarihsel prototipleri Firavun, Karun ve peygamberlerin çağrısını reddeden tüm tiranlar ve egemenlerdir. Günümüz küresel birikim sistemi bağlamında “müstekbirîn”in sınıfsal karşılığı; ulusötesi mali tekelci burjuvazi ve onun İslam dünyasındaki komprador uzantılarıdır: Pehlevi Hanedanı’nın saray bürokrasisinden günümüz Körfez monarşilerinin petrolden rant sağlayan zümrelerine, IMF ile çalışan Mısırlı teknokratlardan ABD ve İsrail’in askeri vekilliğini üstlenen bölgesel güçlere kadar uzanır. Bu toplumsal gruplar, emperyalizmin İslam dünyasındaki emekçi kitleleri sömürme sürecine çeşitli biçimlerde ortak olmakta ve anti-emperyalist devrimin öncelikli hedeflerini oluşturmaktadır.

“Tağut” -ilahi otoriteyi gasbeden putlar ve istibdat- ise bu teolojik-politik söylemin bir diğer kilit kategorisidir. Kur’an’da “tağut”, Allah’ın otoritesini reddeden ve tiranlık uygulayan tüm baskıcı iktidar odaklarını tanımlamak üzere kullanılır. (Kur’an, 2:256) Materyalist bir duruşla bu kavram, gerici komprador kukla rejimler ve tek kutuplu hegemonya sistemi olarak somutlaştırılabilir: Pehlevi rejimi tağuttur, zira ABD’nin Ortadoğu’daki jandarmasıydı; Saddam rejimi tağuttu, zira Amerikan emperyalizminin bölge devrimini bastırmadaki aletiydi; günümüz Körfez monarşileri ise petro-dolar sisteminin siyasi garantörlüğünü yaptıkları ölçüde tağut niteliği taşımaktadır. İran Devrimi’nin önderi Humeyni’nin ABD’yi “Büyük Şeytan”, Sovyetler Birliği’ni ise “Küçük Şeytan” olarak tanımlaması da özünde iki süper gücün hegemonik sistemlerine yönelik sınıfsal bir nitelemenin dinsel-politik dille yansımasıdır.

* * *

Kur’an’ın adalet kategorileri, İslamî siyasal söylemin genel çerçevesini oluşturuyorsa, Şii geleneğindeki Kerbela anlatısı da bu çerçeveye en keskin devrimci somutluğu kazandırır. Miladi 680 yılında Hüseyin bin Ali, Kerbela çölünde sayıca son derece az bir güçle Emevi ordusuna karşı durmuş ve beraberindekilerle birlikte şehîd düşmüştür. Bu tarihsel olay Şii geleneğinde zaman ve mekânı aşan bir sembolik anlam kazanarak, istibdada direnmenin ve adalet uğruna canını feda etmenin en yüce örneği haline gelmiştir.

1979 İran Devrimi’nin en önemli düşünsel öncüsü sayılan Ali Şeriati, Şiiliğin tarihsel serüvenini derin bir sınıf analiziyle yeniden inşa etti. Şeriati, “Al Şiilik” ile “Kara Şiilik” arasında net bir ayrım koydu: İlki Ali, Hüseyin ve Ebu Zer’in temsil ettiği devrimci ve isyankâr İslam’dır; “kitlelerin dini”dir ve inananlara kendilerine dayatılan çok katmanlı sömürü ve adaletsizliklerin bilincine varma yeteneği kazandırır. İkincisi ise Safevilerden bu yana devlet iktidarıyla bütünleşmiş, işlevi egemen düzene meşruiyet sağlamak ve kitlelerin direniş iradesini felce uğratmak olan muhafazakâr dindir.

Bu ayrımın ekonomi politik anlamı derindir. Sınıf analizi açısından “Kara Şiilik”, dini kurumların devlet iktidarıyla kenetlenerek toprak sahipleri ve tüccar sınıfının çıkarlarına hizmet ettiği tarihsel bir biçimdir. Safevilerin Şiiliği devlet dini yapmasının amacı toplumsal adaleti sağlamak değil, hanedan egemenliğine ideolojik bir meşruiyet sağlamaktı. Dini hiyerarşi, dini vergileri toplayarak ve vakıfları yöneterek ciddi bir iktisadi güç elde etmiş, böylece egemen sınıfla ortak bir çıkar bağı kurmuştur. Şeriati, bu “Safevi Şiiliği”nin devrimci ruhun ölümünü temsil ettiğine, Kerbela’daki şehadeti törensel bir yasa dönüştürerek onun tiranlığa karşı taşıdığı siyasi başkaldırı potansiyelini tasfiye ettiğine dikkat çeker.

Buna karşın “Al Şiilik”, Kerbela’nın ilk devrimci ruhuna dönüştür. Şeriati, Hüseyin’in kıyamından şu tezi çıkarır: Zulüm karşısında sessiz kalmak suça ortak olmaktır; alçakça yaşamaktansa adalet uğruna ölmek yeğdir. Şeriati, İmamet ve “Velayet” (önderlik) kavramlarını mistik soyut dogmalar olarak değil, devrimci liderlik teorisi olarak açıklamıştır. Bu yorumun devrimci ağırlığı şuradadır: Dini otoritenin meşruiyet kaynağını kurumsallaşmış ulema hiyerarşisinden devrimci mücadelenin bizzat kendisine taşımış, İslam’ın meşruiyet ölçütünü zulme karşı fiili direnişe dönüştürmüştür.

Şeriati’nin “Al Şiilik” kavramı, Marksizm ile İslami direniş güçlerinin taktiksel ittifakı için ideolojik düzeyde bir kesişim noktası sunar. Bu durum Marksizmi dine ya da dini Marksizme indirgemek anlamına gelmez; emperyalist küresel birikim sisteminin İslam dünyasına sistematik baskı uyguladığı somut tarihsel koşullarda, devrimci İslam söylemi ile Marksist sınıf analizinin pratikte işlevsel olarak birbirini tamamlayabileceğini kabul etmektir. Marksistler, sosyoekonomik yapının bilimsel analizini ve emperyalist birikim mekanizmalarının teorik kavranışını sunarken; İslami direniş güçleri yerel kültürel kaynaklara dayanan kitle seferberliği yeteneğini ve fedakârlık ruhunun değer zeminini sağlar. Her ikisi de anti-emperyalist mücadele gibi ortak bir pratik hedefte birleşir; bu buluşmanın felsefi temeli ise tarihsel materyalizmin toplumsal varlığın toplumsal bilinci belirlediği ve pratiğin hakikatin tek ölçütü olduğu ilkeleridir.

Ali Can
6 Ekim 2026

Dipnotlar:
[1] Kur'ânî Lider: Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hameneî'nin Kur'ânî Siması (İstanbul: Kevser Yayınları, 2026), 29.

[2] Şerh-i İsim: Seyyid Ali Hamanei’nin Hayat Öyküsü, (İstanbul: Kevser Yayınları, 2015), 266.

[3] Lenin, Collected Works, Cilt. 33 (Moskova: Progress Publishers, 1966), 477.

08 Ekim 2026

,

Aksa Tufanı

“Düşmanın anladığı tek dil, devrimci şiddetin dilidir.”

[Filistin Halk Kurtuluş Cephesi]

 

7 Ekim 2023’te Filistin direnişinin, yıllarca süren ekonomik abluka, onlarca yıldır devam eden yerleşimci sömürgecilik pratiği, mülksüzleştirme, etnik temizlik ve Gazze’de ölçülemez acı, ölüm ve yıkıma yol açan muhtelif askeri harekâtların ardından beklenmedik bir saldırı başlattığı güne odaklanmak istiyorum.

Max Ajl’ın da belirttiği üzere, Aksa Tufanı Operasyonu, ABD ve İsrail için doğrudan sonuçları olan, dünya tarihi açısından önemli bir operasyondu. Ajl, İsrail’i bölgedeki güç konumunu korumak için sürekli ve giderek artan bir şekilde, kontrgerilla mücadelesine bağımlı, en az konsolide olmuş yerleşimci sömürgeci devlet olarak görüyor. Ajl’ın da belirttiği gibi, bu operasyon, “tarihsel Filistin’e ait toprakların dışındaki ABD ve ABD’ye müttefik yeni sömürgeci devletlerin İsrail yanında hizalanmasına neden olmuştur. Filistin isyanı böylece, sadece Filistin değil, kukla rejimlerin egemen olduğu komşu Arap ülkeleri için de devam eden tam kurtuluş mücadelesini dünyanın dikkatine sundu.

Dahası, Filistin sorunu, ABD-İsrail’in kontrgerilla siyasetinin uzun tarihini ortaya koymaktadır. Ajl, İsrail’in Siyonist yerleşimci sömürgeciliğinin, diğer yerleşimci sömürgecilik projeleriyle birçok ortak özelliği paylaşmasına rağmen, “benzersiz” bir yapıya sahip olduğunu öne sürmektedir:

“Filistin meselesi, sadece bir milletin zulüm görmesi meselesi değildir. Burada ayrıca İsrail’in özgül bir nitelik arz etmesi üzerinde durulmalıdır: Batı’nın kalleşliğinin simgesi olarak İsrail, Batı’nın sömürgeci ve emperyalist gücünün yoğunlaşmış hâlidir. Bu devlet, fiziki açıdan Afrika ile Asya’yı bölmüştür. Küresel kontrgerillanın hem taciri hem de paralı askeri olarak İsrail, ölümle yıkımı bir araya getiren güçtür.”

Filistin’in kurtuluş mücadelesi, yerleşimci sömürgeciliğini olup bitmiş bir olay olarak takdim eden, ABD-İsrail’e ait kontrgerillacı söylem ile maddi düzenlemelerin dayattığı epistemolojik ve politik sınırları aşmaktadır. Filistin direnişi, yerleşimci sömürgeci mülksüzleştirme pratiğinden tam manasıyla kurtuluşun neye ihtiyaç duyduğunu göstererek, gerçeği çarpıtan ideolojik kabuğu söküp atmaktadır. Ajl’ın da dediği gibi:

“Filistinliler, kurtuluş için verdikleri mücadelede daha da sertleşip güçlendikçe, parlaklığı giderek artan yıldırım misali, dünya sisteminin ve bu sisteme dair gerçeklerin daha net görülmesini sağlamaktadır: Birleşmiş Milletler iktidarsızdır, emperyalistler uluslararası hukuku hor görmektedir, Arap coğrafyasındaki yeni sömürgeci devletler Batı kapitalizmine suç ortaklığı yapmaktadır, günümüzde Avrupa ve ABD kapitalizminin özünü faşist ırkçılık teşkil etmektedir, Batı sermayesi, katiller ve insanları kötürüm bırakan güçlerden istifade etmektedir, Arap dünyası ve Üçüncü Dünya, yeni sömürgeci yapıların kontrolündedir, son olarak, sivil toplum kurumları ve Batı’daki liberal demokrasi, hepten boş tenekedir.”

Ajl’ın hatırlattığı gibi, Siyonist yerleşimci sömürgeciliğe karşı silahlı direniş, emperyalizme karşı direniştir. Tersten ifade edersek: emperyalizmin zayıflaması birincisinin de zayıflaması anlamına gelir.

“Sosyolojik bir olgu olarak emperyalizm, silah fabrikalarının çalışmalarını, kontrgerilla faaliyetlerini, gözetleme pratiklerini ve kara üslerini, ayrıca bu süreçler için gerekli olan istikrarı temel alır.” (Ajl)

Emperyalizm zayıfladığında, kapitalizmin erken ölüm ve topyekûn yıkım getiren yapısal soykırım projesi de zayıflar (Kadri). Emperyalist saldırganlığa karşı kendini savunma kapasitesini geliştiren bir ulus, çoğu zaman, söz konusu ulusun toplumsal yeniden üretimine yardımcı olabilecek kaynakları israf etmekle suçlanır. Bu, Filistin direnişini itibarsızlaştırmak için kullanılan söylemde olduğu gibi, İran’ın egemenliğini ve emperyalizme karşı koymak için kullandığı yerli teknolojilerini ihlal etmek için kullanılan retoriktir.

Zaten Rubio da 30 Mart 2026’da İran’ın parayı orduya değil, halkına harcaması gerektiğini söylemektedir. Bu, Trump yönetiminin Pentagon için 1,5 trilyon dolar ve İran’a karşı yasadışı emperyalist saldırgan savaşı için 200 milyar dolar talep etmesi göz önüne alındığında, ironik ve ikiyüzlü bir durumdur.

Gazeteciler ve politikacılar da sürekli olarak Hamas’ın tünel altyapısına atıfta bulunarak, bu koroya katıldılar. Bu altyapı olmadan direniş, dünyanın en güçlü askeri güçlerine karşı uzun süreli bir mücadeleye girişemezdi.

Ali Kadri’nin telef temelli birikimi veya daha doğrusu, telef etme pratiği üzerinden birikim anlayışı, yaşayan emeğin sistematik olarak daraltılmasını ve doğanın yok edilmesini, artı değer üreten bir başka meta olarak kavramsallaştırır. İmparatorluğun onayladığı ölüme karşı her türlü isyankâr direniş, direnişi terörizm olarak nitelendirerek itibarsızlaştırmaya çalışan imparatorluk stenograflarının kullandığı retoriğe rağmen, yaşamın bir onayıdır. Bu madalyonun diğer yüzünde ise, yok edilmeye direnen toplulukların, ülkelerin ve bölgelerin “soykırımcı kontrgerilla ve nüfus azaltma politikası”[2] durmaktadır.

Gazze, emperyalizmin ve yerleşimci sömürgeciliğinin, mülksüzleştirme, ölüm ve yıkım yoluyla sermaye biriktiren, doğası gereği soykırımcı olan projesinin örneklendiği bir vakadır. Gazze’deki soykırım, telef temelli birikim, heba edilen hayatlar, geriletme ve artı değer arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Eğer Batı tarafından yönlendirilirse, bunun ardından gelen süreç, soykırımın sonunu değil, daha yavaş ama bir o kadar da ölümcül bir şekilde sürmesini ifade edecektir.

Ali Kadri’ye göre emperyalist savaşlar, “emeğin erkenden ölümü denilen ürünü satan değer oluşturma faaliyeti” olarak, telef etme pratiğinin en saf biçimidir (s. 1). Emperyalizmin durmaksızın sermaye biriktirme arayışı, yaşamların ve doğanın ölümünün ve yıkımının metalaştırılabildiği, hatta gezegenin kirliliğinin ve hastalık bulaşlarının diğer herhangi bir ürün gibi alınıp satılabildiği bir noktaya ulaşmıştır (bu noktada akla karbon ticareti gelmeli). Hiç şüphe yok ki gezegen, Kuzey’deki tüketiciler ve Güney’de yamyamlar eliyle tüketilenler arasında bölünmüştür.

Ali Kadri, bu Maniheist, ikiye bölünmüş dünyayı, canlıyı çürütüp yiyen nekrotofların hüküm sürdüğü bir yer olarak görüyor: bir yanda asalak Küresel Kuzey, diğer yanda ise yaşamı sürdüren kaynakları soykırımcı emperyalist savaşlar üzerinden emilen, kire çamura bulandırılan, yok edilen Küresel Güney ev sahibi.

7 Ekim 2023’te Filistin direnişi, Siyonizmin mülksüzleştirme projesine karşı hayatı savundu. İsrail’in ABD tarafından finanse edilen sömürgeci şiddet ve gözetim teknolojilerinin çok uzun zamandır sağladığı güvenlik yanılsamasını paramparça etti.

Hirad Sıddıki’nin de dediği[3] gibi:

“Bu yapılara karşı direniş, yalnızca direnilebilir değil, aynı zamanda kırılgan olduğu ortaya çıkan, yansıtılan dokunulmazlık ve aşkın güç yanılsamasını delip geçer. Filistin direnişi, ırk ayrımcısı duvarı yıktığında, dünyanın her zaman böyle olması gerektiği yönündeki Siyonist öngörüyü de altüst etti.”

Ancak, Siyonist yerleşimci sömürgeciliğinin görünüşte yıkılmaz fiziksel duvarını yıkmak, İsrail’in insanlık dışı ırkçı söyleminde de çatlaklar yaratacak, Filistinlilerin onlarca yıldır bildiği, İsrail’in şiddet, toprak genişletme pratiği ve ırkçılık üzerine kurulu olduğu gerçeğini ifşa edecekti (Sayegh, 1965).

İsrail ve ABD’nin 7 Ekim’den sonraki tepkisi, emperyalizmin israfını sürdürmek için hiçbir şeyden geri durmayacaklarını, silahlı direniş yoluyla yaşamı savunan herkesi ibretlik bir örnek haline getireceklerini doğruladı. Yaşamı sürdürmek için gerekli maddi koşulları yok etmeye hazırlar. Bir tahakküm pedagojisi olarak İsrail’in Gazze’deki soykırımı, dünyaya emperyalizme karşı herhangi bir yerde direnişin yok edilmeyle karşılanacağını öğretmeyi amaçlıyor. Ancak bu amaçlar gerçekleşmedi. İsrail ve ABD emperyalizmine karşı sergilenen militan direniş, kendisini kalıcı olarak yok etmeyi amaçlayan şiddete karşı tüm sarsılmazlığı ve sebatıyla ayakta kalmıştır.

İsyankâr Fikirler
7 Ekim 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Max Ajl, “Palestine’s Great Flood I”, Mart 2024, Sage; Türkçesi: İştiraki.

[2] Kadri J. (2023). Socio-Historical Roots Of Yemen’s Collapse. Springer Nature.

[3] Siddiqui: Fúnez-Flores (yh.) Decolonial Entanglements: Praxis, Pedagogy, and Social Theory içinde, Birinci Basım, Temmuz 2026.

,

Yahya Sinvar’ın Kamuflaj Planı



Giriş

Bu makale, Hamas yetkilileri Mahmud Merdavi ile Jasir Bergusi’nin Yahya Sinvar’ın Aksa Tufanı Sel Operasyonu için kamuflaj planı[1] olarak adlandırdığı, Aksa Tufanı öncesi yıllarda hazırlanan planı gözden geçirip analiz etmektedir. Bilhassa 2021’deki “Kudüs Kılıcı” savaşı ile 7 Ekim 2023 operasyonu arasındaki döneme odaklanan yazar, Aksa Tufanı operasyonunu tetikleyen bağlamı ve yakın tarihi incelemektedir.

Bu makalenin iki amacı var:

1. 2022 sonu ile 2023 yılları arasında Gazze’deki muhtelif direniş örgütlerinin Ortak Operasyonlar Odası bünyesinde yürüttükleri askeri hazırlık faaliyetlerini, bilhassa Sinvar’ın Hamas’ı kontrol altında tutuyormuş gibi yaparken işgalin gözetimi altında kasıtlı olarak kamuoyu önünde yürütülen çalışmaları incelemek;

2. İstihbarat ve karşı-istihbarat araştırmacısı Netanel Flamer’in yakın tarihli kitabı Hamas’ın İsrail’e Karşı İstihbarat Savaşı’nda (2024) öne sürdüğü çarpıcı iddiayı değerlendirmek.

Flamer, kitabında, Aksa Tufanı öncesi gerçekleştirilen “İsyancı Gençlik” eylemlerinin, 7 Ekim 2023’teki operasyonun kimi bazı yönleri için yolu açan önemli bir istihbarat toplama çabası içinde olduğunu iddia ediyor.[2]

Bu araştırmanın kapsamına uygun olarak, makale, iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Ağustos 2022’de başlayıp Eylül 2023 ortalarında Gazze’deki sınır protestolarının yeniden canlanmasından hemen önce sona eren bir zaman çizelgesini özetliyor. İkinci bölüm ise yalnızca 17 Eylül’de başlayan ve 28 Eylül 2023’te durdurulan bu son olaya odaklanıyor.[3]

I. 2021 Kudüs Kılıcı Savaşı ile Eylül 2023 “İsyancı Gençlik” Sınır Protestoları Arasındaki Direniş Olaylarının Zaman Çizelgesi

5 Ağustos 2022’de Siyonist işgal güçleri, Gazze’deki Filistin İslami Cihadı hareketine bağlı hedeflere ve personele yönelik sürpriz saldırılar düzenledi. Üç gün süren operasyonda 49 Filistinli hayatını kaybetti, birçok kişi yaralandı. Hamas, bu saldırılarda hedef alınmadı, kendisi de askeri müdahalede bulunmadı. Hareketin kenarda kalma kararı, Filistin toplumunun bazı kesimlerince eleştirildi. Hareket, Gazze Şeridi’ni ve halkını daha fazla zorluktan korumak ve sükuneti sağlamak gerektiğini söyleyerek ilgili tutumunu savundu. Geriye dönüp bakıldığında, özellikle ertesi yıl gerçekleşen Aksa Tufanı saldırısı ışığında değerlendirildiğinde, Hamas’ın bu tutumu, operasyon hazırlıklarını aksatabilecek veya geciktirebilecek erken bir çatışmaya girmekten kaçınma çabasıyla tutarlılık arz ettiği görülüyor.

13 Mart 2023’te, Batı Şeria’nın kuzeyindeki Megiddo Kavşağı’nda, Lübnan’dan sızan silahlı bir Filistinli, gelişmiş bir Claymore tipi anti-personel bombayı patlattı. İşgalci güce bağlı istihbarat yetkilileri, saldırıyı Hizbullah ve İran’a bağladı, daha sonra Hizbullah’ın Rıdvan gücünün operasyonu düzenlediği doğrulandı. Patlamada bir yerleşimci yaralandı.

Nisan 2023’te, güney Lübnan’da faaliyet yürüten Hamas eylemcileri, işgal altındaki kuzey Filistin’e otuz dört roketten oluşan bir saldırı başlattı. Bu, 2006’dan bu yana Lübnan topraklarından yapılan en büyük roket saldırısıydı. Bu saldırılar, işgalciye bağlı kontrgerilla güçlerinin Aksa Camii’ne girmesi, oradaki eylemcilerle ve ibadet edenlerle çatışmalarının ardından gerçekleşti. Daniel Sobelman’ın tespitiyle, “bu olay, Gazze, Doğu Kudüs ve Lübnan arasında benzeri görülmemiş bir stratejik bağlantının yansımasıydı.”[4]

Hamas üyeleri Mahmud Merdavi ve Jasir Bergusi, 27 Şubat 2025’te sunucu Ahmed Mansur ile yaptıkları röportajda Yahya Sinvar’ın Aksa Tufanı Operasyonu için hazırladığı kamuflaj planı”nı gündeme getirdiler. Bilhassa operasyonla ilgili sorulan soruya Bergusi, “Ebu İbrahim [Yahya Sinvar’ın kod adı] amacına nasıl ulaşacağını anladıktan sonra, aldatma planını devreye soktu” dedi.[5] Bergusi daha sonra, “durumun normal olduğu izlenimini vermek istediği için, kendisinin de girebilmesi amacıyla işçilerin İsrail’e girmesine izin vermek üzere Siyonist işgal ile müzakere etmekten ibaret olan bu “aldatma planı”nı özetledi.[6]

6 Ekim 2021’de Gazze Ticaret Odası, 1948’de işgal edilen topraklarda veya Batı Şeria’da çalışmak isteyen binlerce Filistinli vatandaştan başvuru almaya başladı.[7] Sivil İşler Kurumu, duyurudan kısa bir süre sonra “ticaret izni” kategorisi altında işleme alınan 2.600 başvuru aldı.[8] Ocak 2022’de, “ekonomik ihtiyaçlar” izin programı aracılığıyla, “Yeşil Hat”ın ötesine seyahat etmesine izin verilen işçi kotası 7.000’den 10.000’e çıkarıldı.[9] Bu sayı, Ekim 2023’e dek 15.000’i aştı.[10]

Bergusi’nin belirttiği gibi, “aldatma stratejisi”nin bir parçası olarak Sinvar, Aksa Tufanı operasyonundan önceki iki yıl boyunca kontrol altında hareket ediyormuş gibi davrandı. Örneğin, “ticareti geliştirmek için Mısırlılara gitti” ve “Gazze’deki ekonominin kapsamını genişletmek için Katarlılarla görüştü.”[11] Bergusi, “tüm bu meseleler, aldatmanın bir parçası olarak ele alınıyordu” diyor.[12]

Eş zamanlı olarak Sinvar, Hamas’ın işgalle normalleştirilmiş ilişkiler aradığı izlenimini daha da derinleştirmek için Kassam’ın “Seçkin Kuvvet”ini (Kuvvetü’n-Nuhba ) kamuoyu önünde dağıttıklarını açıkladı. “Seçkin Birim” veya Nuhba Kuvveti dağıtıldıktan sonra, “her şey, tugaylar üzerinden yeniden yapılandırıldı.”[13] Bu hücre tabanlı yeniden düzenleme, birçok açıdan seksenlerin ortalarından sonlarına ve Birinci İntifada’ya ait, erkenden dağıtılmış ola Mücahidün-i Filastiniyyun ve Kassam oluşumlarına bir geri dönüş olup, koşullar izin verirse, yarı özerk olarak faaliyet gösterebilecek, merkezi olmayan yapılara imkân sağlayacaktı.[14]

Kimi gizli hazırlıklar yürütüldü. Bunlardan biri de başta halkın kullanımına açık olan, ancak kısa süre sonra aşırı yüksek fiyatlar uygulayarak militan olmayanların uçmasını engelleyen, böylece direnişin ekipmanlarını kullanarak eğitim almasına izin veren bir paravan şirket kurulması ile ilgiliydi. İşin arkasında Sinvar vardı.

Mahmud Merdavi’nin röportajında belirttiği üzere, 7 Ekim 2023’te insanların gördüğü “yamaç paraşütü, başlangıçtan beri uzun vadeli bir planın parçasıydı.”[15] Hamas, uçuş ekipmanlarını kiralayacak bir şirket kurdu. Başlangıçta, “uçmak isteyen herkes uçabiliyordu.”[16] Ancak kısa süre sonra “fiyat o kadar yükseltildi ki kimse o parayı verip uçamadı. İnsanların ödeyemeyeceği varsayımıyla fiyatı yükselttiler.”[17] Çoğu sıradan yamaç paraşütçüsü caydırıldıktan sonra, şirket fiyatı tekrar düşürdü, ancak bu noktada yamaç paraşütü “esas olarak sadece Kassam Tugayları’nın eğitimi içindi”, çünkü gelecekteki tüm seanslar rezerve edilmişti.[18] Nitekim, Muhammed Abdu’nun 20 Mayıs 2025 tarihli, “3. No’lu Bildiri” başlıklı makalesinde dile getirdiği biçimiyle, Sinvar’ın bu girişime öncülük etmesi, “gizli aldatma” planıyla ilişkiliydi. Bu makalenin yazıldığı sırada bu mekanizma üzerine tek bilimsel değerlendirme olan Abdu’nun makalesi şunları söylüyordu:

“Zaman zaman, yamaç paraşütü şirketi, Gazze kıyısındaki Bahr Caddesi’ni bir günlüğüne kapatarak, genellikle Siyonist teşekkül eliyle ‘uçuşa yasak bölge’ olarak kabul edilen gökyüzünde paraşütçü birliklerinin ustalaşmasına imkân sağlıyordu. Eğitim günlerinde, Gazze’deki Filistinlilerin sahile gitmesinin yasaklanıyor, bunun yerine (Hamas tarafından) Siyonist düşmanı kör etmek için alternatif eğlencelerin düzenlendiği Selahaddin Caddesi’ne gitmeleri söyleniyordu.”

25 Ağustos 2023’te, o zamanki Hamas siyasi büro başkan yardımcısı Salih Aruri, savaşın değişen niteliğine dair ileriye dönük bir değerlendirme dile getirdi. Kassam’ın işgale karşı bundan sonra nasıl bir yaklaşım sergileyeceğine dair ipuçları veren açıklamalarında Aruri şunları söylüyordu:

“Savaş değişti. Savaşlar, artık Haziran 1967’deki gibi değil. O vakitler İsrail Hava Kuvvetleri Arap hava kuvvetlerini yok etmiş, kara kuvvetlerine istediğini yapmaya başlamıştı […] Bugün akıllı silahlar, hassas güdümlü silahlar, siber savaşlar var; savaşlar değişti.”[19]

Eylül 2023’te işgalci güç, 4 Eylül 2023’te Hamas’ın işgal altındaki Filistin ve Batı Şeria’ya yapılacak tekstil ürünü sevkiyatı içine gizlenmiş yüksek kaliteli patlayıcıları kaçırma girişimini engelledikten sonra, Kerem Şalom Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yapılan ihracatı durdurdu.[20] Ayrıca Gazzeli işçilerin girişini de askıya aldı. Birkaç gün içinde Filistinli gruplar, işgalin bu yaptırımları uygulamaya devam etmesi halinde, sınır isyanlarının yeniden başlayacağını dile getirdiler.[21]

12 Eylül 2023’te Filistinli direniş örgütleri, bir acil durum halinde direnişin tepkisinin hızını ve koordinasyonunu değerlendirmek amacıyla Rüknü’ş-Şedid 4” (Kudretli Sütun 4) adlı ortak tatbikatı gerçekleştirdi. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin askeri kanadı olan Ebu Ali Mustafa Tugayları’nın Kuzey Taburu’nda bir keskin nişancı timinin komutanı olan Abdülfettah Tanani, tatbikattan döndüğünde, tatbikatı çarpıcı ifadelerle nitelendirdi. Sözlerinde ne sıradan ne de rutin bir eğitimden bahsediyor, onun “tümüyle farklı”[22] olduğunu söylüyordu.

Tanani’ye göre, fark, teknik detaylarda değil, tatbikatın temel konseptinde yatıyordu. Tatbikat sırasında uygulanan taarruz modeli, savunma senaryolarının ötesine geçerek, işgalcilerin tahkimatlarına araçlarla yapılan saldırıların yanı sıra yer üstü manevralarına odaklanmıştı. Bu simülasyon, çatışmanın son anında yaşanacakları mümkün olduğunca yakından taklit etmek üzere tasarlanmıştı.

Ortak Operasyonlar Odası tarafından düzenlenen bu tatbikat, özellikle Kassam Tugayları’nın askeri ilişkiler komutanı, askeri konsey üyesi, Merkez Bölge Tugayı komutanı ve eski askeri istihbarat başkanı Eymen Nufal’ın doğrudan gözetiminde gerçekleştiği için büyük önem taşıyordu. Onun liderliği, Aksa Muharebesi hazırlıkları ve işgal güçlerinin Gazze Şeridi’ne yönelik büyük ölçekli saldırısına karşı kapsamlı bir savunma çerçevesinin geliştirilmesi bağlamında Ortak Operasyonlar Odası’na atfedilen olağanüstü önemi vurguluyordu.

Metras’a verdiği özel röportajda FHKC’ye bağlı Ebu Ali Mustafa Tugayları’ndan bir savaşçı, ortak komuta altında gerçekleştirilen son oturumlarda tanksavar yeteneklerine önemli bir vurgu yapıldığını dile getiriyordu. İlk kez, Yassin 105 silahı, üst düzey askeri liderlerin doğrudan ilgisiyle birlikte, ortak eğitim ortamına dâhil edildi. Bu silah, Kassam Tugayları, Ebu Ali Mustafa Tugayları, Seraye Kudüs ve Nasır Selahaddin Tugayları komutanlarının katıldığı saha incelemeleri ve eğitim alanlarına yapılan ziyaretlerde ele alındı. Hamas üyesi Mahmud Merdavi’nin Ahmed Mansur ile yaptığı, yukarıda bahsedilen röportajda belirttiği gibi, Sinvar, bu eğitim operasyonunu denetleyen komutanlara, eğitimin kamuoyuna açık bir şekilde yapılmasını sağlamaları talimatını vermişti, çünkü “düşman, uçaklar aracılığıyla herhangi bir gizli operasyonu tespit ederdi.”[23] Bu, en azından eğitim oturumuna katılan direniş askerlerine sunduğu gerekçeydi. Asıl sebep, aslında ileri görüşlülükle alakalıydı: Sinvar, tatbikatın açık bir şekilde yapılması halinde, Hamas’ın işgale karşı askeri olarak mücadele etme stratejisini terk ettiğinden endişe duyan sıradan üyelerini susturmaya çalıştığı izlenimi oluşmuştu. Zira, son dönemde Nuhba Gücü’nün dağıtılması, Hamas’ın “kontrol altında olduğuna” dair, giderek güçlenen izlenim, Kassam liderliğinin Filistin İslami Cihadı ile işgal güçleri arasında 5-7 Ağustos 2022’de “Sahaların Birliği” ile 9-13 Mayıs 2023’te “Özgürlerin İntikamı” çatışmalarına doğrudan katılmama kararı göz önüne alındığında bu endişeler haksız ve temelsiz değildi. Nitekim, işgalciye bağlı Şin Bet isimli istihbarat kuruluşu da açık askeri tatbikatı tam da bu şekilde algıladı. Bu durum, tatbikat sonrası değerlendirmesinde de açıkça görülüyor.[24]

Savaşçılar, başta kapsamlı stratejik hedeften haberdar edilmemiş olsalar da, tatbikatın örgütsel ayrılıkları gidermeye ve farklı gruplardan gelen komutanlar ve savaşçılar arasında ortak bir operasyonel dil oluşturmaya yardımcı olduğu sonradan görüldü.

II. Eylül 2023’teki Sınır Protestoları

Eylül başlarında genç Filistinli göstericiler, “Genç ve Devrimci Nesil” örgütünü kurarak, Gazze’nin doğusundaki sınır duvarının yakınında toplandılar.[25] 2018-2019’daki “Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü”nü anımsatan eylemde genç protestocular, hızla “isyancı gençler” olarak anılmaya başlandı, Aksa Camii’nde ibadet edenlerin gördüğü zulüm ile kutsal mekâna yönelik son dönemde gerçekleşen ihlaller gibi konularda milleti ilgilendiren davalara desteklerini dile getirdiler. Ayrıca, tutuklu Filistinli mahkûmlar konusunu vurgu yapan gençler, onlarca yıldır süren ablukanın sona ermesini yüksek sesle talep ettiler. Buna karşılık, işgal güçleri, bu gösterileri gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanarak bastırdı. Protestocular da bunun üzerine havai fişek ve yanıcı balonlar gibi araçlar kullandılar.[26] Gazeteci Vissam Ebu Şamalat protestoları şu şekilde anlatıyordu:

“Gazze cephesinde, düşmanın Gazze’nin doğusunda kurduğu askeri duvarın kenarında direnen insanların sayısında dikkat çekici bir artış yaşandı. İsyancı gençler olarak bilinen grup, 2018’deki geri dönüş yürüyüşleri sırasında kurulan geri dönüş kamplarına her gün akın etmeye başladı, bu yürüyüşlerde bir şehit verildi, birkaç kişi yaralandı. Cuma günü, isyancı gençlerin geri dönüş kampları boyunca yayılması, Gazze cephesinde saldırganlığa karşı halk direnişinin tırmanma olasılığını gösteriyor. Ayrıca, yaklaşık beş yıl önce gerçekleşen ilk geri dönüş yürüyüşlerinin tekrarlanması olasılığından da bahsediliyor.

[…]

Halk hareketinin geri dönüş kamplarına dönüşüyle birlikte, Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkı, inisiyatifi yeniden ele geçiriyor. Bu gelişme, Kudüs Kılıcı Savaşı’ndan bu yana niteliksel değişimler geçiren Filistin cephesindeki genel ve kapsamlı değişikliklerle örtüşüyor. En önemlisi, bu değişimler, ‘alanların birliği’ denkleminin somutlaşması ve cephelerin konsolidasyonunu içeriyor. Sonuç olarak, çeşitli cepheler, düşmanla olan çatışma düzeylerini artırdı. Bu dinamik, özellikle direniş operasyonlarının yoğunlaştığı, ardı ardına dalgalar halinde gerçekleştiği Batı Şeria’da belirgin. Aynı zamanda, Gazze ve Lübnan cephelerindeki direniş güçleri, kışkırtma, Yahudileştirme ve bölünme karşısında Batı Şeria’da stratejik caydırıcı gücün artırılmasına katkıda bulundu.

[…]

Netenyahu-Smotriç-Ben Gvir üçlüsünün önderliğindeki faşist sağcı hükümetin iktidara gelmesiyle Kudüs, Mescid-i Aksa ve tutsaklara yönelik saldırılar çoğaldı. Batı Şeria’daki yerleşim alanları genişletildi, yerleşimci saldırılarının hızı arttı. Bilhassa Cenin ve Nablus olmak üzere, Batı Şeria şehirlerine yapılan baskınlarda ciddi bir artış gözlemlendi. Bu gelişmeler, Gazze Şeridi’ndeki direnişle yaşanan iki askeri çatışmaya ve Lübnan cephesinde düzenlenen komando operasyonlarına yol açtı. En önemlisi de Ramazan ayında yaklaşık 30 roketin fırlatılması ve geçen Mart ayında düzenlenen Mecdu operasyonuydu. Daha yakın zamanlarda, özellikle Hiyam sorunu olarak bilinen olayda, Lübnan’ın işgal altındaki Filistin sınırında halk seferberliği arttı.

Gazze’deki gençlik ayaklanması, düşmanın Aksa Camii’ne ve tutsaklara yönelik politikası kapsamında uygulanan yaptırımların reddinin bir ifadesi olarak başladı. Aynı zamanda Batı Şeria’da derinleşen devrimci duruma bir cevap olarak ortaya çıktı. Aynı zamanda, Gazze’de direnişe yönelik faaliyetlerin tekrar artması, alanların birliği denklemine doğrudan verilen bir cevap. Mevcut aşamada bu cevap, Gazze’yi de kapsayan büyük ölçekli bir askeri çatışmayı gerekli kılmayabilir. Bunun yerine, geri dönüş kamplarındaki gençlik ayaklanması yoluyla dile dökülebilir.”[27]

Protestolar ayrıca, Erez sınır kapısından geçişin ciddi şekilde kısıtlanması ve 18.000 işçinin işgal altındaki Filistin’e girişini engellemesi nedeniyle kötüleşen ekonomik krizden de etkilenmişti (bahsedilen yeni “ekonomik ihtiyaçlar” izin sistemi kapsamında). Özellikle, 17 Eylül 2023’te işgalci güce bağlı yetkililer, Beyt Hanun sınır kapısının işçilere kapatıldığını duyurdu. Onuncu günde bu durum, 11 milyon doları aşan kayıplara neden oldu. İşgalci güç, sınır kapısını kapalı tutmaya devam etti ve bu konuda Yom Kippur bayramını gerekçe gösterdi, ama sınır kapısının işçilere ne zaman veya açılıp açılmayacağı konusunda bilgi vermedi. İşgalci güç, sadece “duruma ilişkin değerlendirmelere devam ettiğini” dile getirdi.[28] Bu dönemde Katar da Gazze’ye verdiği aylık ödeneği azaltmaya karar verdi, bu da ekonomik durumun daha da kötüleşmesine neden oldu. Bunun sonucunda Gazze’deki Hamas hükümeti, çalışanlarının maaşlarının yüzdesini yüzde 60’tan yüzde 55’e düşürmek zorunda kaldı.

Ayrıca, sınır protestocularının da açıklamalarında dile getirdiği biçimiyle, 15 Eylül 2023’ten itibaren ve Roş Haşana Yahudi bayramıyla eş zamanlı olarak, sağcı Siyonist yerleşimciler, Aksa Camii’ne baskın düzenlemeye başladılar. Yahudi Yeni Yılı’nın ikinci gününde, 230’dan fazla yerleşimci ve Yahudi aşırılıkçı, yoğun güvenlik koruması altında, Aksa Camii avlusuna girdi. Aynı zamanda, işgalciler, camiye gitmek isteyenlere kısıtlamalar getirdi, Aksa’nın içinden on beş ibadet edeni çıkardı. Toplu olarak “Tapınak grupları” şemsiyesi altında bilinen çeşitli dini Yahudi örgütleri de yerleşimcileri Aksa’ya daha büyük baskınlar düzenlemeye teşvik ederek, bayram döneminde yerleşimcileri ücretsiz olarak taşıyacak otobüsler sağlayacaklarını duyurdu.[29]

Tüm bu faktörler, protestocuların öfkesini besledi. Maske takan genç göstericilerden birinin şunları dediğine şahit olundu:

“İşgalci güç, Gazze kuşatmasını sürdürdüğü ve Mescid-i Aksa ile hapishanelerindeki mahkûmlara yönelik ihlallerini artırdığı sürece, bu bölgelerde [sınır duvarının yakınında] gösteri yapmaya devam edeceğiz […] Tüm dünya, Filistin davasına ve işgalcilerin tekrarladıkları ihlallere dikkat kesilmeli.”[30]

Şimdiye dek protestolar, Flamer’ın yukarıda belirtilen değerlendirmesiyle çelişen organik bir gençlik hareketine işaret ediyor. Bu noktada şu soru gündeme geliyor: Hamas, bu protestolara ne ölçüde iştirak etti? Bu sorunun cevabı pek net olmasa da, çeşitli Hamas üyelerinin açıklamaları bize bir dereceye kadar açıklık sağlıyor. Bununla birlikte, Daniel Sobelman gibi kişilerin iddialarının aksine[31], protestoların başta Hamas tarafından organize edildiğine dair kesin bir kanıt bulunmadığı da görülmeli. Türk medya kuruluşu Anadolu Ajansı’nın Arapça platformuna verdiği bir röportajda, Hamas hareketinin resmi sözcüsü Hazım Kasım şunları söyledi:

“Mescid-i Aksa’da ve Kudüs şehrinde yaşananlar, bunun yanında, Gazze’ye yönelik kuşatmanın sıkılaştırılmasıyla birlikte devam eden suçlar, suikastler ve cinayetler nedeniyle isyancı gençlerin de farkına vardığı o büyük provokasyon ışığında, bu durum, mevcut öfkenin bir ifadesi olarak kabul edilmektedir.”[32]

Kasım, sözlerinin devamında, Siyonist teşekkülün Gazze’deki Hamas askeri mevzilerini tekrar tekrar bombalamasındaki amacın “isyancı gençlerin halktan destek gören protesto faaliyetlerini sonlandırmalarını sağlamak ve bu gençleri korkutmak” olduğunu söyledi.[33] Hamas’ın doğrudan (her ne kadar gizli olsa da) güvenlik müdahalesi olasılığını ortaya koyan Kasım, Siyonist işgalin “mevcut çatışma kurallarını değiştirme” girişiminin hoş görülmeyeceğini, “bu kurallar ihlal edilirse, durumun yeniden değerlendirileceğini” sözlerine ekledi.[34]

Hamas siyasi büro üyesi İsmail Rıdvan, bu sınır protestolarının “alanlarn birliği denklemi”nin somut bir ifadesi olduğunu dile getirdi.[35] Bu son derece önemli açıklama, alanların birliğinin habercisiydi.

Gazeteci Ali Avvar, durumu analiz ederken, “Hamas’ın sınır gösterilerine yeniden başlamasının ve kundaklama amaçlı balonlar gibi şiddet eylemlerinin ardında ekonomik ve politik nedenler olduğunu” söylüyordu.[36] Avvar’ın kundaklama amaçlı balonlar hakkındaki değerlendirmesinin bir miktar abartıya vardığı görülmeli. Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü sırasında “gece kargaşası” olarak adlandırılan, bir biçimde popüler hale gelen bu balonlar, anlamlı bir kinetik yükten ziyade, küçük bir duman patlaması üretiyor. Amaçları, Gazze sınırları içindeki “kibbutz” yerleşimcilerini rahatsız etmekti. Bununla birlikte, balonlar, işgalcilerin öfkesini tetiklemeye yettiler.

22 Eylül 2023 Cuma günü geç saatlerde, bir grup Filistinli protestocu, “İsrail’e balonlar fırlatarak, sınırın diğer tarafındaki, bitki örtüsüyle kaplı geniş bir alanda karartma uyguladı.”[37] Buna karşılık, işgalci güç, protestoculara ateş açarak 28 Filistinliyi yaraladı. Ardından gelen bir hava saldırısı, Siyonist ordunun “üç askeri karakol” olduğunu iddia ettiği yerleri vurdu. Bu durum, kısa sürede bir kalıba dönüştü.

Bu arada, saha uygulanan “alanların birliği denklemi”ne paralel olarak, en büyük üç direniş grubu, önemli bir toplantı gerçekleştirdi. 23 Eylül 2023 Cumartesi günü, üç Filistinli grup (Hamas, Filistin İslami Cihadı (FİC) ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) Beyrut’ta bir araya geldi. Parti temsilcileri arasında FHKC Genel Sekreter Yardımcısı Cemil Mazhar, FİC Genel Sekreteri Ziyad Nahali ve Hamas Siyasi Bürosu Başkan Yardımcısı Salih Aruri yer aldı. Ertesi gün, örgütlerin işgale karşı mücadelelerini tırmandırmaya ve işbirliğini artırmaya yönelik ortak bir karar aldıklarını ifade eden resmi bir açıklama yayınlandı.

Aynı gün işgal ordusu, Agence France-Presse’e isimsiz bir “Filistinli güvenlik kaynağı”nın “Gazze şehrinin doğusunda Hamas’a ait olduğunu söylediği” bir gözetleme kulesine akşamüstü saldırı düzenledi.[38] İşgal güçlerinin ateşlediği mühimmat nedeniyle üç genç gösterici yaralandı.

Dikkat çekici bir şekilde, açıklamalarıyla protestolara dolaylı olarak dâhil olduklarını ortaya koyan direniş örgütleri, Hamas’tan ayrı bir konum aldılar. Hamas, FHKC ve İslami Cihad ile birlikte Beyrut’ta düzenlediği toplantıdan bir gün sonra FHKC Genel Merkez Komitesi üyesi İyad Avvadullah, Gazze’nin doğu sınırında yaşananların işgalle açık çatışmanın ve sürekli çatışmaların bir parçası olduğunu dile getirdi.[39] Avvadullah, Arabiyyü’l-Cedid’e yaptığı açıklamada, işgalci gücün direnişin Gazze’de sahip olduğu kabiliyetleri zayıflatma ve yok etme girişimlerinde birden fazla kez tehdit teşkil ettiğini, Gazze’ye yönelik saldırılarla birlikte çatışmanın daha da tırmanmasının muhtemel olduğunu söyledi. Avvadullah, işgalin Filistin halkını yoksullaştırarak abluka yoluyla direnişe yönelik halk desteğini ortadan kaldırmayı hedeflediğini savundu. Buna karşılık, “isyancı gençliğin” halktan destek gören bir direniş hareketi olarak ortaya çıktığına dair iddiasını dile getirdi.

Ertesi gün (25 Eylül 2023 Pazartesi akşamı) işgalci güce ait savaş uçakları, Doğu Gazze’de Hamas’a ait olduğunu iddia ettikleri bir askeri karakolu hedef aldı. Ertesi gün, işgale ait savaş uçakları, Doğu Gazze’deki iki askeri bölgeyi daha bombaladı. Siyonist işgalci güç, sözde misilleme eylemi için “şiddete başvurulan isyanlar”ı gerekçe gösterdi.[40] Oysa asıl neden, “isyancı gençler”ce havaya bırakılan bir kundaklama balonunun Gazze bölgesindeki Kfar Aza “kibbutz”una ulaşmış olmasıydı. Ardından Şa'ar Hanegev Bölge Konseyi’ne ait bölgede küçük bir yangın çıktı.

İşgal güçlerinin hedef aldığı ilk yer, Refah’ın doğusundaydı. Burasının Kassam Tugayları’na ait olduğu bildirildi. Buraya insansız hava aracıyla saldırı düzenlendi. Daha sonra işgalci güç, Gazze’nin kuzeydoğu kesiminde (Muntar-Karni sınır kapısı yakınlarında) ve Refah bölgesinde olmak üzere iki yeri daha bombaladıklarını açıkladı, bombalamanın bir savaş helikopteri ve bir tankla gerçekleştirildiği söylendi. Bombalama, sınırda yapılan gösterilerin sona ermesinden sonra gerçekleşti. Yerel kaynaklar, onlarca Filistinli gencin kullanılmış lastikleri ateşe verdiğini, sınır duvarına Filistin bayrağını astığını ve ses bombası attığını bildirdi. Buna karşılık, doğu sınırı boyunca konuşlanmış işgal güçleri, onları dağıtmak amacıyla göz yaşartıcı gaz bombası attılar. Protestoları bastırmaya çalışan Siyonist işgal güçleri on bir genci yaraladı.

25 Eylül 2023’te gazeteci Yusuf Faris, Lübnan gazetesi Ahbar’da, o ana kadar yaşanan olayları özetleyen bir yazı yayınladı. Bu yazıyı tercüme etmek ve uzun uzun alıntılamak yerinde olacak:

“Gazze’nin doğu sınırında devam eden olaylar, Katar Büyükelçisi Muhammed İmadi’nin bu ayın başından beri yaptığı ziyaretlerin, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı hafifleteceği bir anlaşmayla sonuçlanmadığının delili. Ayırma duvarının tahrip edilmesi ve kundaklama amaçlı balonların fırlatılması gibi sert önlemlerle birlikte ‘sınır faaliyetleri’ne kademeli olarak geri dönme kararı, bu ayın başında Katar’ın teşkil ettiği, Gazze’nin Yeniden İnşası Komitesi’nin Hamas hükümeti çalışanlarının maaşlarını ödemek için ayrılan hibeden 6 milyon dolar kesme kararı almasının ardından, işgalci gücün Gazze işçilerine Beyt Hanun/Erez sınır kapısını kapatma ve Kerem Şalom sınır kapısından mal hareketini azaltma kararıyla eş zamanlı olarak alındı. Bu adımlar hep birlikte, bölgedeki ‘Hükümet Çalışmaları Takip Komitesi’ni ciddi bir mali krize sürüklemek suretiyle, çalışan maaşlarının payını yüzde 5 oranında azaltıp, toplam maaşın yüzde 60’ından yüzde 55’ine indirmesine, maaş ödemelerini normal tarihlerinden yedi gün geciktirmesine yol açtı.

Ancak kriz, çalışanların maaşlarının ötesine geçerek, tıbbi malzeme sıkıntısı çeken hastanelerdeki durum gibi daha hassas konulara da uzanıyor. Böbrek hastaları, haftalık tedavi protokollerini tamamlamak için gerekli ekipman konusunda ciddi bir eksiklik çekiyorlar. Mevcut mali durumun devam etmesi, diğer hizmet sektörleri de krize sürüklenme tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor. Direniş örgütleriyle gayri resmi olarak bağlantılı olan ‘İsyancı Gençlik’ birimlerinin önderliğinde, sınırda yürütülen faaliyetler, bu ayın ortasında lastik yakma ve ayırma duvarını tahrip etme gibi gösterilerle başladı. Ardından, geçen haftanın sonunda, gece kargaşası’ birimlerinin ve kundaklama balonlarının devreye alınması kararı alındı, geçen Cuma günü Kibbutz Be'eri, Ebu Katron Ormanı ve Kissufim’de ayrım hattı dâhilinde beş dönümlük alanı yok eden birkaç yangın çıktı. Aynı gün, onlarca kundaklama balonu daha fırlatıldı.

İşgalci ordusu, Gazze’nin doğu sınırındaki üç direniş gözlem noktasına bomba atarak karşılık verdi ve güçlerinin genç bir adam tarafından ateş altına alındığını iddia etti. Cumartesi ve Pazar günleri halk eylemleri, kundaklama amaçlı balonların fırlatılması ve ayırma duvarının tahrip edilmesine dönük çalışmalar sürdü. Bu eylemler, ‘Kuşatmayı Kırmak İçin Yüksek Ulusal Komite’nin önceki gün Gazze limanında bir etkinlik düzenleyerek, şehrin limanlarının açılmasını ve uygulanan kuşatmanın sona erdirilmesini talep etmesiyle daha organize bir hal aldı. Kriz, çalışan maaşları meselesinin ötesine, daha hassas politik konulara uzanıyor. Hamas’ın sürece vakıf olan isimlerinden biri, ablukanın sıkılaştırılması kararına geri dönülmesinin ve [2021’deki] ‘Kudüs Kılıcı’ savaşından sonra varılan barış anlaşmalarından cayılmasının, İsraillilerin Gazze’deki hareketi ve diğer direniş örgütlerini işgal altındaki Batı Şeria’da süren direnişi desteklemekten vazgeçmeye zorlamak için kullandığı bir şantaj bağlamında gerçekleştiğini dile getiriyor. Örgütler, bu konuda herhangi bir taviz vermeyi reddederken, ‘sınır faaliyetleri’, işgalcileri Gazze sakinlerinin yaşam haklarını Batı Şeria’da sükuneti sağlamak için bir pazarlık kozu olarak kullanmaktan vazgeçmeye mecbur etti.”[41]

Makalenin geri kalanında yazar, Hamas lideri İsmail Rıdvan’ın sınır faaliyetlerinin “alanların birliği” ve “Gazze’nin işgal altındaki Batı Şeridi ile iç içe geçmesi” denkleminin kurulmasına dönük faaliyetlerin bir parçası olduğuna dair tespitini aktarıyor.[42] Rıdvan, Hamas adına düzenlediği resmi bir basın açıklamasında tespitine şunları ekledi:

“Bölgede çatışmalar tırmanacak olursa, bunun asıl sorumlusu işgalci güçtür. Zaman ve mekânda ayrışmayı dayatan, sürekli ortaya koyduğu çabalarıyla işgalci güç, Mescid-i Aksa’ya karşı, caminin yıkılmasına, kalıntıları üzerine sözde tapınağın inşa edilmesine yol açacak herhangi bir aptalca adımı atmama konusunda dikkatli olmalıdır.”[43]

İşgalci gücün “isyancı gençliği” kışkırtmanın sonuçlarından tamamen sorumlu olduğunu dile getiren Rıdvan, devam eden kuşatmanın çatışmaları tehlikeli bir biçimde tırmandıracağı konusunda uyarıda bulundu.[44]

Ertesi gün, 26 Eylül 2023 Salı günü, işgal güçleri, Refah’ta Hamas’a ait olan iki gözlem noktası ile Zeytun’daki bir yeri daha hedef aldı. İşgal güçleri, X sosyal medya sitesindeki bir paylaşımda, bir savaş helikopteri ve tank kullanarak iki Hamas bölgesine daha saldırdıklarını iddia etti.[45]

Sonraki üç gün boyunca Hamas ile Siyonist işgalci güç arasında müzakereler gerçekleşti. 29 Eylül 2023 Cuma günü, Mısır ve Katar’ın arabuluculuğuyla bir anlaşmaya varıldı. “İsyancı gençler”, işgal altındaki topraklarda çalışmasına izin verilen Gazzeli işçi sayısının iki katına çıkarılması ve “Katar yardımlarının değerinin 100.000’den fazla vatandaşı kapsayacak şekilde artırılması” karşılığında sınır protestolarını askıya almayı kabul etti.[46] Hamas’ın müzakereye istekli olması, işgalciyle uzun süreli bir çatışmadan kaçınmayı amaçladığına dair izlenim yaratmaya ve işgalin gardını düşürmeye yaradı.

AMAN, Şabak ve Mossad ile yakından bağlantılı olan, onlara eleman sağlayan kurumlardan Bar İlan Üniversitesi’nde profesör olan, istihbarat ve karşı-istihbarat uzmanı Netanel Flamer’a göre, protestolar, sadece alanların birliği açısından Aksa Tufanı’nı muştulamakla kalmadı, aynı zamanda belirli istihbarat operasyonlarını da önceden haber verdi. Flamer şunları söylüyor:

“Hamas, sınırın yakınlarında protestolar düzenleyerek, bu protestoların kılıfı altında, ajanlarının sınır duvarına yaklaşarak, görünüşte gösterilerin bir parçasıymış gibi, duvarın yanına cihazlar ve yapılar yerleştirmesini sağladı. Bu şekilde Hamas, saldırı hazırlıklarını ilerletebildi, İsrail ordusunun sınır duvarı boyunca sahip olduğu yeteneklerle ilgili hayati istihbaratı toplam işlemini tamama erdirdi.”[47]

İlk bakışta, iddialarına herhangi bir kaynak sunmayan Flamer, “İsyancı Gençlik” protestolarını tamamen yanlış takdim ediyor. Dahası, bu sınır protestolarını “Hamas’ın kışkırttığı” da doğru değil. Bununla birlikte, Telegram aracılığıyla dolaşan gizli materyaller ve tanık ifadeleri, protestoların bir araştırma veya keşif işlevi içerdiği olasılığını güçlendiren bir dizi istihbaratla ilgili ayrıntıyı ortaya koyuyor. Bunlar arasında işgalcilerin sınırdaki kameralarına yönelik saldırılar, özellikle (Gazze şehrinin doğusundaki) Malaka askeri yerleşkesinin kapısı ile (Han Yunus'un doğusundaki) Necar kapısı olmak üzere duvar ve kapıları hedef alan patlayıcıların yerleştirilmesi işlemi yer alıyor.[48] Örneğin 17 Eylül 2023’te Quds Breaking “Gazze’nin doğusundaki Malaka askeri yerleşkesinin kapısına, Aksa eylemleri sırasında gençlerin patlayıcı bir cihazı infilak ettirdiği haberini paylaştı.[49] Eylemci ve gazeteci Hamza Mısri’nin de dile getirdiği biçimiyle, Han Yunus’un doğusundaki Necar Kapısı da isyancı gençlerce “baskına uğradı”.[50]

Bilindiği üzere, 7 Ekim 2023 operasyonu sırasında direniş savaşçıları Nahal Oz ve Kfar Aza sınır duvarlarını ele geçirdi. Malaka ve doğu Zaytoun sektöründeki “İsyancı Gençlik” protestoları, Kfar Aza’ya değil, 7 Ekim’de gerçekten vurulan ve ele geçirilen, özellikle de Nahal Oz üssünde gerçekleşen Nahal Oz-Karni (Muntar) sınır koridoruna karşılık gelmektedir. Group 194 sitesinde aktarılan, ismi verilmeyen bir subayın açıklamasına göre, “İsyancı Gençlik” protestoları sırasında “Hamas’ın sınırı test ettiği açıktı, çünkü bariyer inşa edilene dek böyle bir şeye asla izin verilmemişti.”[51]

Duvarın hedef alınması, işgalci gücün güvenlik ve askeri yetkilileri arasında bazı şüpheleri uyandırmış olsa da, bunlar, ancak olaydan sonra dile getirilmiştir. Haaretz gazetesi askeri işler muhabiri Yaniv Kuboviç’in bir haberinde, adı açıklanmayan bir “subayın” şu sözlerine yer verilmesi dikkat çekici: “Bölgeyi ve Gazze’yi bilen herkes için Hamas’ın İsrail’in sınırlarını test ettiği açıktı. Yeraltı savunma bariyeri inşa edilene dek böylesi bir teste asla izin verilmezdi.”[52]

Ancak söz konusu bariyer, Ekim 2022’de inşa edilmişti ve 2014 savaşından sonra Gazze sınırının ötesine uzanan, Kassam tarafından yürütülen muhtelif tünel operasyonlarının bir sonucuydu.[53] Bu, Kuboviç’in geriye dönük analizine rağmen, işgalci güce bağlı istihbaratın güvenlik aygıtından yeterli ilgiyi görmediğini ortaya koyuyor.

27 Eylül 2023’te “İsyancı Gençlik” eylemcilerinden bir kısmının Han Yunus’un doğusundaki duvarın yakınında ev yapımı bir patlayıcı düzeneği patlattığı gün, Gazze’deki direnişe bağlı bir keskin nişancı, Gazze’nin doğusundaki işgal güçlerinin gözetleme kameralarını hedef aldı.[54] 7 Ekim 2023’te, direnişe bağlı keskin nişancılar, patlayıcılarla donatılmış ticari insansız hava araçlarıyla birlikte, aynı şekilde, gözetleme kameralarını hedef aldı. Bilindiği gibi, Nahal Oz’da, gözetleme kameralarının çoğu ilk önlem olarak devre dışı bırakıldı. Bu, Gazze sınırına sızan paraşütçüler ve insansız hava araçları kullanılarak gözetleme kameralarını, iletişim kulelerini ve diğer istihbarat toplama araçlarını hedef alıp kör etmeye odaklanan ana operasyondan önce yapılan önemli bir ön operasyondu.[55] Züheyr Hamdani ve Talal Maşati’nin haberine göre, işgal güçleri, uzaktan algılama ve sınır izleme ekipmanına aşırı derecede bağımlı hale gelmişti. Direniş savaşçıları, bu ekipmanı hızla devre dışı bırakmayı bildiler, bu da onların sızma faaliyetine, üs baskınlarına ve işgalcinin subay ve askerlerine yönelik ani saldırılarına imkân sağladı.[56] Bununla birlikte, 7 Ekim 2023’te direnişin gözetleme cihazlarını hedef almasının tek yolunun keskin nişancılar olmadığı da söylenmeli. Hamas’a bağlı hackerlar, operasyonun hemen öncesinde kameralara ve askerlerin telefonlarına sızmış, önceki günlerde sivil güvenlik kameralarına erişerek, önemli istihbarat toplama faaliyetlerinde bulunmuşlardı.[57]

Sonuç

Aksa Tufanı’na yakın tarihe dair bir inceleme, Sinvar’ın kontrol altında olma ve sosyalleşmeye dair görünümünü nasıl araçsallaştırdığını ortaya koyuyor.[58] Bu görünüm, işgalci gücün endişelerini giderdi, direnişin pususunu daha gizli bir şekilde planlamasına imkân sağladı.

En ilginç olaylardan biri de yeniden canlanan sınır protestolarıydı. Bununla birlikte, “İsyancı Gençlik” eylemlerinin Aksa Tufanı operasyonu için bir eğitim alanı olarak hizmet ettiğini söylemek ama ayırma duvarının ve kameraların hedef alındığına ilişkin abartılı yaklaşımlardan da uzak durmak gerekiyor. Gerçekten de, bu organik protestoları keşif ve istihbarat toplama faaliyetine kapatmamak şart. Bununla birlikte, olgu ve olayları yakından inceleyen bir analiz, direnişe değerli bilgiler sağlayabilecek gözetim ve hedefleme ile ilgili yönlerin olduğunu ortaya koyuyor. “İsyancı Gençlik” protestolarının yerleşimcilerin Aksa külliyesine baskın düzenlemesiyle (ki Muhammed Deyf’e göre, Aksa Tufanı’na neden olan kritik koşullardan biri bu baskındı[59]) tetiklendiği göz önüne alındığında, elde bu protestoları Aksa Tufanı’na bağlamamızı, arada illiyet kurmamızı gerektiren sebepler mevcuttur.

Ek

Haaretz gazetesinden Şlomi Eldarand ile Ruth Yuval’ın 8 Eylül 2026’da yayınladığı, yakında çıkacak olan Hostages: 843 Days of Abandonment [“Rehineler: 843 Gün Süren Terk Edilmişlik”] kitabında alıntı yapılan kaynaklara atıfta bulunan bir makaleye göre, Muhammed Bin Zayid’in “Gazze’den yıllar önce Abu Dabi’ye göç etmiş olan yakın danışmanı” (burada örtük olarak Muhammed Dahlen’e atıfta bulunuluyor), Aksa Tufanı’dan önceki haftalarda BAE kralını yaklaşan bir operasyon hakkında bilgilendirdi. Haaretz haberine göre, Bin Zayid, daha sonra 7 Ekim 2023’ten bir buçuk hafta önce Netenyahu’yu arayarak, Sinvar’ın “büyük plan”ı konusunda uyardı. (8 Eylül 2026 Haaretz).

İlk bakışta, Dahlen’in önceden bilgi sahibi olma ihtimali akla yatkın görünüyor. Makalenin iddialarından bağımsız olarak, bu ihtimali, 7 Ekim 2023 planlaması hakkında bağımsız olarak doğrulayabildiğimiz bilgilere dayanarak ele alalım.

Kassam Tugayları’nın en üst komuta kademesi hariç, direniş üyeleri Aksa Tufanı saldırısının planlaması sırasında hiçbir şeyden haberdar edilmemişti. (7 Kasım 2023, Guardian) Bu nedenle, Dahlen’in sadık adamlarından birinin, Aksa Şehitleri Tugayları’nın Nidal-i Amudi Tümeni’nde (Dahlen’in Fetih - Demokratik Reform Bloğu ile ilişkili direniş biriminin bir kolu) önceden bilgi sahibi olması, son derece düşük bir ihtimal. Ancak, Dahlen’in Nidal-i Amudi Tümeni üyelerinin Aksa Tufanı’na katıldığı, aylar öncesindeki hazırlık önlemlerinden birinin, Kassam Tugayları dışındaki gruplar da dâhil olmak üzere, direniş savaşçılarını eğitmek için bir paraşütçü birliği kurulması olduğu belirtilmeli. (Mecma Hareketi, “Yahya Sinvar’ın Kamuflaj Planı”, Mujamma)

Dahası, Dahlen’in Nidal-i Amudi Tümeni, her yıl düzenlenen Filistin “Ortak Operasyonlar Odası” “Güçlü Sütun” eğitim tatbikatlarına da katılmıştı. Bu nedenle, Dahlen’e sadık birinin bu eğitim programı sırasında bilgileri dışarı sızdırmış olması mümkün.

Ancak, özellikle seçim dönemine yakın bir zamanda araçsallaştırıldığı göz önüne alındığında, bu anlatıya şüpheyle yaklaşmak gerek. Haaretz gazetesinde çıkan makale, iddialarını “üç yabancı üst düzey kaynağa dayandırdığını” söylüyor. (8 Eylül 2026, Haaretz) Bu kaynaklar muhtemelen, işgalci gücün istihbarat veya siyaset cephesinde yer alan, Netenyahu karşıtı kanada ait. Siyonist istihbarat ve komuta merkezlerinin 7 Ekim’le ilgili istihbaratı göz ardı ettiği anlatısı, Netenyahu karşıtı grupların kolayca harekete geçirilmesini sağlayacak, etkili bir sopa haline geldi. Tıpkı Netenyahu’nun Hamas ile 2018-2019’da gerçekleşen Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü müzakerelerinin ardından Katar tarafından verilen fonları sivil yeniden yapılanma çabalarına izin verdiği anlatısı da aynı şekilde kullanıldı. (1 Aralık 2023, Times of Israel; 10 Şubat 2026, Times of Israel)

Bu anlatı, Yahya Sinvar’ın Kassam Tugayları’nın Nuhba gücünü kamuoyu önünde dağıtma, İslami Cihad ile Hamas arasında iç çatışmalar olduğuna dair (Hamas’ın, FİC’in işgalciyle silahlı direnişe devam etme isteğine karşı çıktığı iddiası üzerinden) tespiti kamuoyuna açıklama, Mısır ve Katar ile ekonomik düzenlemeleri genişletme ve Gazzeli işçilerin 1948’de işgal edilen topraklara girişini sağlama, Hamas’ın Ağustos 2022 ve Mayıs 2023’teki işgalciyle çatışmaktan özel olarak kaçınması, Kassam’ın paraşütçü eğitimini sivil bir paravan şirket arkasına gizleme ve kasıtlı olarak kamuoyu önünde ortak askeri tatbikatlar düzenleyerek bunların büyük bir taarruz hazırlığı yerine, hoşnutsuz sıradan savaşçıların susturulması girişimi olduğuna dair bir izlenim yaratmak gibi başlıkları içeren “aldatma stratejisi”ni göz ardı ediyor. Tüm bunlar, Hamas’ın kontrol altına alındığı, Gazze’de sükuneti ve ekonomik istikrarı korumaya giderek daha fazla yatırım yaptığı izlenimini yarattı. (Mecma Hareketi, “Yahya al-Sinwar'ın Kamuflaj Planı”; Mujamma; Times of Israel/Reuters, 9 Ekim 2023; Tİ)

Şunu belirtmek gerek: Haaretz’deki makale, bu türden bir açıklama sunmuyor. Makaleye göre, 2023 yılının başlarında “İsrail” ile Sinvar arasında gizli bir müzakere kanalı kurulmuştu. Bu kanalın amacı, Gazze için bir geçici ateşkesin (hudna) ilan edilmesi ve geniş kapsamlı, uzun vadeye yayılacak bir düzenleme çabasının ortaya konulmasıydı. Makalede iddia edildiğine göre, Sinwar, Hamas Siyasi Bürosu üyesi Gazi Hamid’i bu kanalın kurulması işinde görevlendirmiş, Haaretz’in “Kömür Göz” takma adıyla andığı, hem Hamas hem de Şin Bet tarafından güvenilir kabul edilen, İbranice konuşan üst düzey bir Fetih yetkilisi ise aracı olarak görev yapmış. İbraniceyi akıcı bir şekilde konuşan Hamid ve Kömür Göz’ün, eski Filistin Yönetimi Sivil İşler yetkilisi Nasır Sarrac’ın Gazze’deki evinden Şin Bet yetkilisi Adi Rotem ile “neredeyse doğrudan” görüşmeler gerçekleştirdiği söyleniyor. (8 Eylül 2026; Haaretz)

Makaleye göre, müzakereler, ablukanın kademeli olarak hafifletilmesi, gıda ve hammadde ithalatının artırılması, binlerce kişiye iş imkânı sağlayacak sınır ticaret bölgeleri, Mısır’ın Şarm’eş-Şeyh havaalanından “güvenli geçiş” sağlaması, Gazze’ye doğal gaz tedariki, nihayetinde esir takası konularını kapsıyordu. Makaleye göre, 2023 yazına gelindiğinde, iyimser bir hava oluşmuştu. “Kömür Göz” defalarca bir anlaşmanın “her zamankinden daha yakın” olduğunu bildiriyordu. Bir Hamas yetkilisi ise toplantılardan “Nihayet oluyor!” gibi coşkulu ifadelerle döndüğünü aktarıyordu. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Makale, daha sonra Sinvar’ın Eylül başlarında kanalı aniden kapattığını iddia ediyor. İddiaya göre Sinvar, ardından Kömür Göz’ü yanına çağırdı ve ilerleme olmazsa “İsrailliler için büyük bir sürpriz, bir zilzal (deprem) hazırladığı konusunda uyarmasını emretti. Kömür Göz, Eylül ortasında onunla tekrar görüştüğünde, Sinvar’ın uyarıyı “tüm sürprizlerin anası bu. Korkunç bir operasyon. Olağanüstü bir şey” şeklinde nitelendirdiğini, sözlerinin kelimesi kelimesine iletilmesini açıkça talep ettiğini söylüyor. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

İddiaya göre, Kömür Göz ve Muhammed bin Zayid’in Filistinli danışmanı, 15 Eylül’de Şin Bet’e uyarıyı iletti. Haaretz’e göre, bu durum, 17 Eylül 2023’te güvenlik görüşmelerine yol açtı, ancak istihbarat yetkilileri, tehdidin yaklaşmakta olan Aksa Tufanı operasyonu olduğunu anlayamadı. Şin Bet personeli, bunun yerine, diğer olasılıkların yanı sıra, Sinvar’ın Hamas’ın esir takasındaki gücünü artırmak için o sırada Irak’ta tutulan “İsrailli” araştırmacı Elizabeth Tsurkov’u ele geçirmeyi amaçladığı hipotezini değerlendirdi. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Ancak yukarıda yeniden oluşturulan aldatma stratejisiyle birlikte okunduğunda, Kömür Göz kanalı, böyle bir stratejiye karşı kanıt olmaktan ziyade, bir başka kamuflaj katmanı oluşturmuş olabilir. Önemi sadece Hamas’ın Aksa Tufanı’nı hazırlarken aynı anda müzakere etmesinde değil, bu müzakerelerin içeriğinde de yatıyor: neredeyse her teklif, Sinvar’ın geniş aldatma önlemlerini geliştirme amacını güdüyor. Hamas liderliği, ekonomik rahatlama, hareket özgürlüğü, istihdam, mahkûmların serbest bırakılması ve Gazze’yi yönetecek kalıcı bir uzlaşma ile giderek daha fazla meşgul olduğuna ilişkin değerlendirmeyi aldatma stratejisinin parçası olarak kullanıyor. “Kömür Göz”, daha sonra fraksiyonlarca ve Şin Bet tarafından güvenilir bulunmuş. Böylelikle ilgili kanalın yol açtığı iyimser değerlendirme, işgalci güce bağlı istihbarat aygıtının karşı tarafa güvenilir bir kaynak üzerinden ulaşabileceğine dair bir yanılsamaya kapılmasına neden olmuş. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Nitekim, Haaretz’in kendi haberine göre, “Kömür Göz”, defalarca “nihayet oluyor” diyerek inancını dile getirmiş. Demek ki kanal aldatma stratejisinin parçası, aracı kişininse bu sürece bunun bilincinde olarak katılmasına gerek duyulmamış. Sinvar’ın Eylül ayında dile getirdiğ olağanüstü uyarılar bile bu yorumu ille de çürütmeyebilir. Haaretz’in alıntı yaptığı üst düzey bir istihbarat yetkilisinin şimdi kabul ettiği gibi, bir olasılık da uyarıların kendilerinin “Büyük Aldatma” planının bir parçası olması ve “İsrail Savunma Kuvvetleri’nin hazırlığını test etmeyi” amaçlaması. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Sinvar, ne bir tarih, ne bir hedef, ne bir operasyon yöntemi, ne de önceden hazırlanmış Aksa Tufanı planının varlığı konusunda bir açıklama yaptı. Bunun yerine, tehdit olarak dile getirdiği “deprem”i İsrail’in müzakerelerde ayak sürümesinin bir sonucu olarak anlamlandırdı. Bu anlamlandırma girişimi, muhtemelen işgalcinin süreci tırmandırma uyarısına nasıl tepki vereceğini teste tabi tuttu, ayrıca, temeldeki aldatma girişimini korumak adına, istihbarat yetkililerini her türden şiddet eylemini, müzakerelerin o bilindik diliyle yorumlamasını sağladı. Nitekim, makaledeki anlatım özellikle önemli, zira alıntı yapılan üst düzey istihbarat yetkilisinin benimsediği alternatif yorum, tam da Sinvar’ın “İsrail'in ayak sürümesinden bıktığı” tespitini, “bizi bir anlaşmaya zorlamak istiyorlar” değerlendirmesini ve “onun savaş başlatmaya o kadar da istekli olmadığı” analizini temel alıyordu. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Görünüşe göre, olan tam olarak buydu. Makaleye göre, uyarıyı aldıktan sonra bile Şin Bet personeli, Sinvar’ın Elizabeth Tsurkov’u ele geçirerek, Hamas’ın esir takasındaki pazarlık gücünü artırmayı planladığı ihtimalini değerlendirdi. Dahası, üst düzey bir Şin Bet yetkilisi, geçmişe yönelik değerlendirmesinde, “Ek uyarıları bilseydik, tüm değerlendirme tablomuzu değiştirebilirdik. Yetkililer, Sinvar’ın müzakerelerden aniden çekilmesini farklı şekilde yorumlarlardı” dedi. (8 Eylül 2026; Haaretz.)

Bu nedenle Kömür Göz vakası olayı, kamuflaj stratejisine önemli bir boyut daha ekliyor: göze çarpan ekonomik uzlaşmanın yanı sıra, Hamas’ın FİC ile çatışmalardan uzak durması, Nuhba gücüyle ilgili olarak verilen yanıltıcı sinyaller, kamuya açık askeri tatbikatlar ve gizli yamaç paraşütü hazırlıklarıyla birlikte, Sinvar muhtemelen, işgal güçlerini Hamas kaynaklı artan tehditleri, genel anlayışı altüst eden bir girişim değil de mevcut bir çerçeve içinde yürütülen pazarlık olarak anlamaları konusunda teşvik eden, görünüşte umut vadeden bir müzakere süreci işletti.

Mecma Hareketi
29 Mart 2026
Kaynak

Dipnotlar:
1. Mahmoud Mardawi and Jasser al-Barghouti Interview with Ahmed Mansour, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza?”, “Shāhid
ʿalā al-ʿAṣr” (“A Witness to the Era”), Jazeera, 27 Şubat 2025: Mansur.

2. Netanel Flamer, The Hamas Intelligence War against Israel (Cambridge: Cambridge University Press, 2024).

3. “Occupation bombs resistance observation posts in Gaza as protests continue near the fence,” 26 Eylül 2023; Arab48; “After Israeli ‘pledges,’ “rebel youth” halt protests in Gaza,” 28 Eylül 2023: Arabi.

4. Daniel Sobelman, Axis of Resistance Asymmetric Deterrence and Rules of the Game in Contemporary Middle East Conflicts (Albany, SUNY Press, 2025), p. 129; ayrıca bkz.: Henriette Chacar ve Nidal Al-Mughrabi, “Israeli Strikes Target Hamas in Lebanon and Gaza after Rocket Attack,” Reuters, 7 Nisan 2023.

5. Mahmoud Mardawi and Jasser al-Barghouti Interview with Ahmed Mansour, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza?”, a.g.e.

6. A.g.e.

7. Youssef Abu Watfa, “Gaza: Rush for Work Permits,” 7 Ekim 2021, s. 9; PDF.

8. ““Labor” Reveals Details on Issuing Work Permits in the Occupied Territories,” 6 Ekim 2021, Felestin.

9. Raed Musa, “After a year marked by suffering and crises... Here are the expectations of Gaza’s residents for 2022,” 1 Ocak 2022: Jazeera.

10. “Israel Considers Easing Restrictions on Gaza,”, 2 Ekim 2023: Ghad.

11. Mahmoud Mardawi and Jasser al-Barghouti Interview with Ahmed Mansour, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza?”, a.g.e.

12. A.g.e.

13. A.g.e.

14. Filistin İslami hareketinin oluşturduğu bu ilk hücrelerle ilgili daha fazla bilgi için bkz.: Mujamma Haraket, “The History Behind Hamas’s Intelligence Apparatus and Understanding its Approach to the Abu Shabab Gang and Other Collaborator Networks: On Al-Majd, Al-Mujahidun Al-Filastiniyyun, and Al-Qiwa Al-Tanfîdîyâ,” 27 Eylül 2025: Substack.

15. Mahmoud Mardawi and Jasser al-Barghouti Interview with Ahmed Mansour, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza?”, a.g.e. Hamas’ın yamaç paraşütlerini kullanımına ilişkin, şiirsel bir dille kaleme alınmış, kapsamlı bir değerlendirme için bkz.: Mohamed Abdou, “Communiqué #3: “And He (Allah) Sent Against Them Swarms of Birds,’” End Times (Substack).

16. A.g.e.

17. A.g.e.

18. A.g.e. Benjamin Weinthal, “Exclusive: Hamas document reveals devious paraglider terrorism attack plan,” 12 Ağustos 2024: Fox. Fox News IDF’in eline Hamas’ın hazırladığı bir askeri planın geçtiğini, özgün haliye planın Arapça olduğunu, İngilizceye tercüme edildiğini ve Fox News Digital tarafından gözden geçirildiğini söylüyor. Fox News ile işgalci ordu bu haberin kaynağı olduğundan habere güven olmaz. Habere kuşkuyla yaklaşılmalı. Bize göre Hamas kaynaklı makale şu şekildeydi:

“Bu işlem, gizli fırlatma noktaları kullanılarak gerçekleştirilebilir. Askeri deneylerin ve eğitimlerin kamufle edilmesi gerek. Sivil deneyler kapsamında çift amaçlı kullanımla maliyetlerin düşürülmesi şart. Askeri faaliyetlere katkı sağlayabilecek diğer spor dallarındaki sivil faaliyetlerden yararlanma imkânının yaratılmalı. Sivil faaliyetler yoluyla elde edilen yabancı kaynaklı bilgilerden faydalanılmalı.

[…]

Vizyon: Kurtuluş projesinin hizmetinde askeri ve sivil bir havacılık gücü oluşturulmalı. Sorun: İşgalci güç, bu gücün kurulmasını engellemeye çalışıyor, elindeki tüm imkânlarla buna karşı mücadele ediyor. Çözüm yollarından biri: Bu model ifşa edilmeli, düşmanın onu sonlandırmasını engelleyecek bir biçimde toplumla bütünleştirilmesi yönünde çalışılmalı. Düşmanı, bu durumu bir şekilde kabullenmeye zorlayacak bir gerçeklik yaratılmalı.”

19. Salih Aruri’den aktaran: Mayadin, 25 Ağustos 2023.

20. “Israel Halts Gaza Exports at Key Crossing after Explosives Found,” Reuters, 4 Eylül 2023.

21. Rajab al-Madhun, “Factions Lean Toward Heating Up Gaza Borders: Enemy Returns to ‘Suffocation’ Policy,” Akhbar, 7 Eylül 2023.

22. Ahmed Al-Tanani, “The Biography of Tufan al-Rifaaq,” 10 Şubat 2026, Metras.

23. Mahmoud Mardawi and Jasser al-Barghouti Interview with Ahmed Mansour, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza,” a.g.e.

24. “Israeli Intelligence Failure: Shin Bet Internal Investigation Summary (7 Ekim 2023).” PDF.

25. “Israel Considers Easing Restrictions on Gaza,” Al-Ghad News, a.g.e.

26. “After Israeli ‘pledges,’ ‘rebel youth’ halt protests in Gaza,”Al-Araby, a.g.e.

27. Wissam Abu Shamala, “The youth uprising in Gaza... Will it bring back the return marches?,” Vefagh, 19 Eylül 2023: PDF.

28. A.g.e.

29. “Hundreds of Jewish settlers and extremists storm Al-Aqsa courtyards,” 17 Eylül 2023; Jazeera.

30. Akt.: “Occupation bombs resistance observation posts,” Arab48, a.g.e.

31. Daniel Sobelman, Axis of Resistance Asymmetric Deterrence and Rules of the Game in Contemporary Middle East Conflicts (Albany, SUNY Press, 2025), s. 129. Bu kitapta “2023 yılının Eylül ayı ortalarında Hamas’ın yaklaşık üç yılın ardından sınır protestolarının fitilini yeniden ateşlediği” iddia ediliyor.

32. Akt.: Nour Mahd Ali Abu Aisha, “Gaza’s incendiary balloons: motives and consequences (report)”, Anadolu Ajansı Arabic, 27 Eylül 2023, AA.

33. A.g.e.

34. A.g.e.

35. Yusuf Faris, “Border Activities Continue: Gaza Will Not Give Up West Bank,” Akhbar, 25 Eylül 2023.

36. Abu Shomala, Wissam. “The rebel youth movement in Gaza... Will it bring back the return marches?” Vefagh, 19 Eylül 2023 PDF.

37. “Gaza Strip: 28 Palestinians wounded by Israeli fire in border clashes,” Le Monde with AP, 22 Eylül 2023 Monde.

38. Akt.: “Israel strikes Gaza again amid Palestinian border protests,” AFP, 23 Eylül 2023: Ahram.

39. Youssef Abu Watfa, “Escalation continues on Gaza border... Unity of the arenas confirmed,” Al-Araby Al-Jadeed, 24 Eylül 2023.

40. A.g.e.

41. Youssef Faris, “Border Activities Continue: Gaza Will Not Give Up West Bank,” Akhbar, 25 Eylül 2023, Ahbar.

42. Akt.: A.g.e.

43. Akt.: A.g.e.

44. Akt.: A.g.e.

45. “Occupation forces bomb targets in Gaza and cause injuries near the separation fence,” 26 Eylül 2023 Jazeera.

46. Rajab al-Madhun, “Resistance Imposes Its Conditions for a Calm-Down: Gaza Activities Suspended in Exchange for Not Attacking Al-Aqsa,” Akhbar, 29 Eylül 2023.

47. Netanel Flamer, The Hamas Intelligence War against Israel (Cambridge: Cambridge University Press, 2024), s.3. Flamer, Eliezer Tauber’in öğrencisi. Akıl hocası gibi o da Siyonist anlatılara göre konuşuyor. Buna karşın, yaptığı araştırmanın, önemli güvenlik belgelerinden istifade etmiş kıymetli bir çalışma olduğunu söylemek gerekiyor.

48. Bu olayın belgesi RasadAlmedan Telegram hesabının 27 Eylül 2023 günü paylaştığı “Saha Raporu”nda yer alıyor: “Gençler, ev yapımı patlayıcı cihazları Han Yunus’un doğusundaki ayırma duvarı yakınlarında patlattı.” Bkz.: Field Report, @RasadAlmedan Telegram.

49. Quds Breaking, @Qudsn_Brk, 17 Eylül 2026: Telegram. Gaza Live telegram hesabının paylaştığı videoda da “Filistinli gençlerin Gazze’nin doğusundaki ayırma duvarını geçtikleri görülüyor: Telegram.

50. Hamza al-Masri, @hamza20300: Telegram.

51. Akt.: “For the Israeli press: ‘The Daily Report.’ Press Office – Group 194, 24.” 22 Mart 2024: Group194. 26 Eylül 2023 Salı, Field Monitor News Network (@MatabieNews): Telegram.

52. Yaniv Kubovich, “Israeli Army Braced for a Yom Kippur Attack. A Month Later, Hamas Found a Defenseless Gaza Border.” HaAretz, 21 Mart 2024.

53. Flamer’ın aktardığı biçimiyle (a.g.e.,s. 132-133):

“İsrail, Hamas mensuplarının tüneller aracılığıyla İsrail’e sızmasını önlemek amacıyla, Gazze sınırındaki duvar boyunca ileri teknolojilerle donatılmış bir yeraltı bariyeri inşa etti. Koruyucu Hat Operasyonu’nun ardından ve konuya ilişkin Devlet Denetçisi raporundan çıkarılan dersler ışığında İsrail, ilgili proje ortakları arasındaki iş birliğini de gözeterek, düzenli bir bariyer inşa süreci başlattı. Bariyerin inşası için en uygun güzergaha dair nihai karar Haziran 2016’da alındı. İsrail, bu çalışma için yaklaşık 3 milyar Yeni İsrail Şekeli (NIS) tutarında bir yatırım yapmayı üstlendi. Plan, 60 kilometreyi aşkın sınır hattı boyunca yerin onlarca metre altına inen ve zemin üzerinde yaklaşık 6 metre yükselen bir bariyerin inşasını öngörüyordu. Yaklaşık üç yıl boyunca gece gündüz demeden çalışan onlarca mühendis ve işçinin emeğiyle proje, Ekim 2020’de tamamlandı.”

Ayrıca bkz.: Raphael D. Marcus, “Learning ‘Under Fire’: Israel’s Improvised Military Adaptation to Hamas Tunnel Warfare,” Journal of Strategic Studies 42, Sayı. 3–4 (2019): 344–370; Mühendislerin ve işçilerin tanıklıkları, “Solel boneh mazigah – hamikhshol hatat karkai bigvul rezuat azah,” 30 Aralık 2018, Youtube.

54. RasadAlmedan, “Field Report,” a.g.e., 27 Eylül 2023. Kısa bir süre sonra aynı Telegram hesabı, “Filistinlilerin İsrail ordusunun Gazze sınırı boyunca yerleştirdiği kameralara saldırdığını” söyledi.

55. Al Jazeera Investigative Unit. “7 أكتوبر.” 21 Mart 2024, Jazeera.

56. Zuhair Hamdani ve Talal Mashati, “‘The Shame’ That Befell Israel... Details of the First Hours of the Collapse,” 15 Ekim 2023: Jazeera.

57. “’Israeli Intelligence in Shock’... Hamas Hacked Soldiers’ Cameras and Phones Before October 7,” 14 Mart 2024 Mayadeen. Ayrıca bkz.: Mujamma Haraket, “The Hackers of the Islamic Resistance Movement,” 19 Mart 2026, Mujamma.

58. Bu taktiğinin hareketin onu inceleyen akademisyenlerin görüşlerini de etkilediği görülüyor. Tarık Baconi’nin ulaştığı şu sonuç bu etkinin delili: “Hamas, bir kez daha Gazze’de kuşatılmış, geçici süreliğine pasifize edilmiş olduğu görülüyor.”, Hamas Contained (Stanford: Stanford University Press, 2018), s. 223; ayrıca bkz.: “Tarek Hamoud’s references to the socializing influence of the “Axis of Containment” (viz., Turkey, Qatar, Egypt) in “Socialising Hamas. Evaluating the Structural Political Developments in the Islamic Palestinian Resistance Movement as A Ruling Authority Between 2006-2017”, Filistin Çalışmaları Alanında Felsefe Doktoru, Exeter Üniversitesi, 2023, s. 50, 225-227, 233-238, s. 329-330.

59. Hamas yetkilisi Jasir Bergusi’nin aktardığına göre Aksa Camii’ne yönelik baskınlar konusunda Muhammed Deyf “Eğer politik liderler hazırsa ben hazırım” demiş, bu anlamda 7 Ekim 2023’ü önceden haber vermiş. Deyf’ten aktaran: Mahmoud Mardawi ve Jasir Bergusi’nin Ahmed Mansur’la gerçekleştirdiği röportaj, “Why did Sinwar reject the establishment of a state in Gaza?”, a.g.e.