12 Eylül 2026

,

Latin Amerika: Halk Savaşının Büyük Zaferleri ve Parlak Bakış Açıları



Bandera Roja
Sayı. 42, Mayıs 1970

“Devrimci savaş, kitlelerin savaşıdır, o, ancak kitlelerin seferber edilmesi ve onların desteğiyle gerçekleştirilebilir.”

“İlkemiz şudur: Parti, silahı yönetir, silahın partiyi yönetmesine izin vermeyeceğiz.”

[Mao Zedong]

 

Dünya politik durum itibarıyla yeni bir çağa, Mao Zedong düşüncesinin (bugünkü Maoizm) çağına girdi. Bu alamet ışığında, son birkaç yılda dünyayı önemli ölçüde değiştiren olaylara tanık olduk. Ulusal kurtuluş mücadeleleri durdurulamaz bir şekilde ilerledi, Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimi büyük zaferler kazandı, Uluslararası Komünist Hareket güçlendi, dünyanın dört bir yanında kitleler (emperyalist ve sosyal emperyalist ülkelerin içinde bile) öfkeli devrimci fırtınalar kopararak, insanın insan tarafından sömürülmesinin tüm eski ve çürümüş sistemini sarstı.

Bugünün Dünyanın Dört Bir Yanı Ateş Altında

Halk savaşının kıvılcımları ovaları ateşe verdi. Devrimin şiddetli yangını yayılıyor, eski dünyayı sonsuza dek yutuyor, tüm gericileri umutsuzluğa sürüklüyor, tüm insanlığı yeni ve gerçekleşmesi muhtemel umutlara sevk ediyor.

Latin Amerika, Kuzey Amerika Emperyalizminin “Arka Bahçesi”dir

Yarı sömürgeci politikasıyla emperyalizm, Latin Amerika ülkelerine daha vahşice nüfuz ederek, doğal kaynakların sömürülmesi ve yağmalanması sürecini hızlandırdı, başta işçiler ve köylüler olmak üzere, halk kitlelerini ezdi ve mahvetti.

Küresel karşı-devrimci stratejileriyle emperyalistlerin önceliği, kukla rejimleri ve uşaklarını güçlendirmektir”. Böylece ekonominin, medyanın merkezileştirilmesi ve siyasi entrikalar yoluyla feodal toprak sahiplerinin ve bürokratik kapitalistlerin konumunu güçlendirmek, onları “milliyetçi” ve sözde anti-emperyalist tavırlar sergilemeye zorlamak, gerici orduyu finanse etmek, eğitmek ve geliştirmek, silahlarını ve baskı aygıtını modernize etmek, suikast yöntemlerini mükemmelleştirmek ve maddi rezervlerini artırmak suretiyle kanlı bir karşı-devrimci savaş başlatmak amaçlanmaktadır.

Bütün bunlar, “kitleleri kitlelere karşı” kullanmayı hedefledikleri kanlı bir karşı-devrimci savaş başlatmak için yapılmaktadır. Amaçları, yalnızca zayıf ve rüşvetçi gerici politikacıları değil, aynı zamanda çok daha yozlaşmış ve vahşi, göz kırpmadan halkı katletmeye hazır askeri komutanları ve şefleri de iktidarda tutmaktır.

Emperyalistlerin gözünde, faşist rejimler ve polis devletleri, çıkarlarını koruma ve halk savaşını şiddet kullanarak bastırma konusunda daha fazla “istikrar” ve “verimlilik” vaat eden unsurlardır. Son on yılda, askeri “kolordu”, doğrudan emperyalistler ve onların “CIA ajanları”nca kontrol edilerek, Latin Amerika ülkelerinin çoğunu faşist baskı altına aldı. Komünist partimiz (PKP), bu emperyalist planların önleyici niteliğine birçok kez dikkat çekti. Belirli yapıları değiştirmedeki gerçek amaç, gerilla gruplarının güçlenip yayılmasından evvel daha “verimli” olacaklarını varsayarak, yarı sömürgeci planlarına uyarlamak, dolayısıyla “silahlı mücadeleleri önlemek, halk savaşının fırtınalı ilerleyişini kontrol altına almak”tır.

Şiddetli baskı, emperyalistlerin ve gericilerin her zaman kullandığı ana silah olmuştur. En ufak bir gerilla faaliyetinin açığa çıktığı koşullarda, onları mümkün olan en kısa sürede tamamen yok etmek için harekete geçerler.

“Her şeyi yak, her şeyi yok et, her şeyi öldür” politikası, kitlelere ve vatansever kesimlere karşı kullanılırken, yaralı ve esir gerillalara karşı “esirsiz savaş” politikası uygulanmaktadır. Silahsız halka ve esir alınan savaşçılara karşı gösterdikleri barbarca vahşet, kitlesel katliam yöntemleri ve CIA’in geliştirdiği işkence ve fiziksel imha teknikleri ile birlikte, sürekli olarak uygulanmaktadır.

Gerici güçler, özellikle şehirlerde, gerici yetkililerin açık desteğiyle binlerce vatanseverin ve ilericinin ölümüne neden olan gizli suçlu ve yozlaşmış grupları desteklemiş, onların yaşamalarını sağlamıştır.

Latin Amerika halklarının sonunda yüzleşmek zorunda kalacağı halk savaşında, gelişim sürecinde son derece zorlu koşullarla karşılaşacaklardır. Tarihte görülen en zor koşulların üstesinden gelmek zorunda kalacaklardır. Ancak emperyalistler ve gericiler, yenilmez değildir. (Halkımız, tüm sömürücülerin kesin olarak toprağa gömülmelerine katkıda bulunacaktır.)

Sovyet sosyal emperyalistleri ve diğer revizyonistler, Yanki emperyalizminin başlıca suç ortakları olarak hain ve karşı devrimci yüzlerini göstermişlerdir. Bugün aldatıcı bir şekilde “sosyalizme barışçıl geçiş” anlayışını dillerine doluyorlar ve onun reklâmını yapıyorlar. Gerçekte bu anlayış, emperyalistlere boyun eğme, kölelik ve tapınma dışında bir anlama sahip değildir. Çünkü eski, çürümüş, ölmekte olan toprak sahibi-bürokratik devletlerle politik ve ekonomik olarak işbirliği yaparken, kitlelerin şiddetli bir şekilde bastırılmasını savunuyorlar. Tam da bu sebeple iğrenç liderlerinin komutasında, Latin Amerika revizyonistleri, devrime ve halk savaşına tüm utanmazlıklarıyla ihanet ettiler, sabotaj gibi karşı-devrimci faaliyetler yürüttüler.

Yasallığın “ekmeğini yeme”ye dair umutsuz girişimlerinde, Marksist-Leninist partilere ve devrimci şiddete karşı en hızlı saldırıları başlatmaktan çekinmediler. Revizyonistler, düşman lehine ve silahlı eylemlerin başarılı olduğu önlemlerde “hizmetler” verdiler. Devrimci hareketin büyümesini dışarıdan mani olamadıkları vakit, ikiyüzlü destek gösterileri ardından, liderliği ele geçirmek ve gerilla örgütlerini “yasallık” için yürüttükleri politik müzakerelerinde kullanmak amacıyla kendilerini devrimciymiş gibi takdim ediyorlar veya o gerilla örgütlerinin içine sızıyorlar.

Latin Amerika deneyimi, Troçkizmin eylemlerinin karşı-devrimci niteliğini, “salt anti-kapitalist” mücadele yanılgısının yıkıcı etkilerini teyit etmiştir. Birçok devrimci [kadro ve lider], revizyonistler ve Troçkistlerce sağlanan bilgiler “sayesinde” polis tarafından öldürüldü. Bu savaşçıların kanının hesabını halk soracak.

1959’da Küba’daki silahlı mücadelenin zaferi ve Kastrocu hareketin faaliyetiyle Latin Amerika, küçük burjuva “üçüncü yolculuğun” hatalı ve zararlı etkisine maruz kalmıştır.

Üçüncü yolculuk, küçük burjuvazinin devrimde proletaryanın yerini alıp onun hegemonyasını ortadan kaldırma ve kendi hegemonyasını tesis etmeye yönelik boş girişimlerinin yeni bir versiyonudur. Üçüncü yolcular “ideologlar”ı, Latin Amerika’ya has devrim anlayışını yaymak suretiyle Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi’ne [bugünkü Maoizme] şiddetle saldırdılar, onun ve halk savaşının evrensel yasalarının demode olduğunu söylediler.

Küçük burjuva üçüncü yolcular, proleter siyasetin yerine burjuva siyasetini koyarlar. İşçi sınıfının ve siyasi partilerinin liderliğini reddederler, küçük burjuva kahramanlar grubunun ve burjuva askeri çizgisinin eylemlerine güvenirler. Silahlara saygı duyarlar ve kitleler (özellikle köylüler) arasında uzun süreli ve sistematik politik çalışmayı reddederler, seyyar silahlı çeteleri fikrini satabilmek adına gerilla “odakları” (fokolar) oluşturmayı tercih ederler. Kendiliğindenliği besleyen bu kesimler, politik koşulları ve kitlelerin öznel isteklerini dikkate almadan (kitlelerin vicdanının üstünde hareket ederek) askeri faaliyetlere başlarlar.

Üçüncü yolculuğun ortaya koyduğu tüm girişimler, yenilgiyle sonuçlandı. Bu, kaçınılmaz bir sonuçtu Onları maceracılığa iten öncü çabaları, onları başarısızlıktan başarısızlığa ve acı verici kayıplara sürükledi.

Tüm devrimcilerin, halkımızın bugüne dek biriktirdiği deneyimleri inceleme ve sistemleştirme yükümlülüğü ve ihtiyacı vardır. Mücadelenin devamı bunu gerektiriyor. Devrimi öldürmenin en iyi reçetesi, revizyonizm ve Troçkizm ile işbirliği yapmaktır. Devrimi başarısızlığa götürmenin en iyi reçetesi, onu küçük burjuva üçüncü yolculuğun yoluna sokmaktır. Bunlar, pek çok savaşçının kanı pahasına çıkarılan derslerdir.

Örneğin Venezuela’da, küçük burjuva üçüncü yolcu örgütler, koşulları yanlış analiz ederek, (başta karşı çıktıkları) kırdan şehirleri kuşatma yoluna girmek yerine, kendilerini küçük burjuva kesimlerini harekete geçirmekle sınırladılar. Şehir merkezli gerilla eylemlerine girişerek, kendiliğinden gelişen, halktan kopuk unsurların mücadelesine dayanan bir yaklaşım benimsediler. Devrimci çalışmaları işçi ve köylü hareketine bağlayamamaları yanında, şehirlerde gericilerin uyguladığı şiddetli baskı, onları şehirleri terk etmeye zorladı. Daha sonra, bazıları “yasallığa" geçerek, tavizler vererek dağıldılar, diğerleri ise kırsal kesimde mücadeleye devam etmek için dağlara çıktılar.

Koşullar gereği bu örgütlere katılmak zorunda kalan revizyonistler, savaşçılar için politik yozlaşmanın aracı haline geldiler. Latin Amerika’daki diğer örneklerde olduğu gibi, gerillaları “yasal” tanınma karşılığında pazarlık kozu olarak sundular. Sonuç olarak, tüm korkaklıklarıyla ihanet ettiler, gericiliğin kuyruğuna tutundular, “demokratik ve barışçıl kalkınma”, “seçimlere katılım” gibi aptalca sloganlar attılar.

Castro’nun, Latin Amerika’daki diğer vakalarda olduğu gibi, üçüncü yolcu örgütlere verdiği destek, onların kendi yönlendirmelerine veya bu amaçla oluşturulmuş sahte örgütlerin, yani harici “yönetici merkezlerin” yönlendirmelerine tabi olmaları şartına bağlıydı, oysa bu, Marksist-Leninist ilkeye aykırıydı: Devrim, her ülkenin halkı tarafından, ana kadroları olan komünist partiler önderliğinde gerçekleştirilir.

Bir diğer örnek ise Kolombiya’dır. Bu ülkede silahlı mücadeleler, Amerika’da kaydedilen, halkın tanık olduğu en ağırz zulümlerden birine yönelik cevap olarak ortaya çıktı. Gerici eylemler, sistematik olarak binlerce vatanseveri öldüren ve Kolombiya'yı kana bulayan “şiddet” ile somutlaştı.

Kolombiya’da revizyonistler ve üçüncü yolcular, Venezuela’dakiyle aynı rolü oynadılar:

1. Tüm arsızlıklarıyla devrimi sabote edip ihanet ettiler;

2. Gerilla örgütlerini başarısızlığa sürüklediler.

Vicera’nın ihanetinden ve gerici ordunun sert darbelerinden sonra örgütler dağıldı. Bazıları haydutluğa bulaşırken, diğerleri “Marquetalia ve Pato bağımsız cumhuriyetleri” olarak bilinen oluşumları örgütlemeye çalıştı. Büyük halk kesimlerinden kopmuşlardı, etkilerini artırma imkânlarını yitirmişlerdi, kitlelerin seferberliği yoluyla kendilerini güçlendiremiyorlardı.

Böylece karşı-devrim tarafından kolayca avlandılar. Son birkaç yıldır Kolombiya’da gerilla mücadelesi yeniden canlandı, ancak bu kez mücadeleyi halk savaşına ilişkin proleter anlayışa yönlendirme eğilimi daha fazla belirgin. Bu konum, Kolombiya’daki mücadeleyi ilerlettiği ve yönlendirdiği sürece, halklar zaferler elde edecektir. Latin Amerika devrimci hareketine büyük bir katkıda bulunacaktır.

Peru’da, 1965’te üçüncü yolculuğun zararlı etkisi altında faaliyetlerine başlayan gerilla örgütleri, bunu yaparak, düşman güçlerini dağıtacakları yanılsamasıyla güçlerini yaydılar. Köylü kitleleriyle neredeyse hiçbir bağları olmayan, seyyar gruplar haline geldiler, “sürekli güvensizlik, sürekli güvenlik, sürekli uyanıklık” anlamına gelen, özünde köylü kitlelerine karşı güvensizlik ve küçümseme anlamına gelen “üçüncü yolculuk” anlayışının ana kurallarına başvurdular.

Bu arada, Cuzco gerillaları, tutarlı bir Marksist-Leninist kavram olan, halkların devrimci savaşlarında zafer kazanmaları için tek doğru yol gösterici düşünce olan aktif savunmayı reddederek, topraklarını santim santim savunma taktiğini benimsediler. Ayrıca, kendilerini düşman ateşine karşı savunmasız sanarak, köylülerin yoğunlaştığı merkezlerden izole edilmiş dağlık bölgelerde “kamplar” kurdular.

Bolivya gerillalarının durumu, Latin Amerika’daki küçük burjuva üçüncü yolcuların faaliyetlerinin tipik bir örneğini ve Kastroculuğun gerçekleştirdiği en önemli maceracılık eylemlerinden birini oluşturmaktadır. Kendiliğindenliğe tapanlar olarak, kitlelerin politik açıdan seferber edilmesine dönük çalışmalardan çok “itibar” meselesine bel bağladılar, gerçek proletarya enternasyonalizmi anlayışını çarpıttılar, Marksist-Leninist çizginin “yalnızca kendi çabalarına güvenme” ilkesini göz ardı ederek, gerillaların dışındaki lojistik destek üslerine umut bağlayarak faaliyetlerine başladılar.

Bolivya’daki Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (ELN) başarısızlığı ve Che Guevara ile Peredo kardeşlerin ölümü, Latin Amerika’daki küçük burjuva üçüncü yolculuğun tamamen iflası anlamına geliyordu. Ayrıca bu örgüt, revizyonistlerin ihanetinin ve Castro’nun vaaz ettiği sahte desteğin açık bir örneğiydi.

Yanlış politik, dolayısıyla yanlış askeri çizgi, kitlelerden kopulması, devrimci perspektiflerin yokluğu ve devrimci çalışmanın terk edilmesi, bazı üçüncü yolcuların şehirlerde terörist faaliyetlere yönelmesine, kendilerini bu tür yanlış yöntemlere hapsetmelerine yol açtı. Ancak diğerleri bugün, acı verici ve kanlı deneyimler pahasına, halk savaşı yoluna, Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi’ne [bugünkü Maoizme] yakınlaşıyorlar.

Proleterler, “sadece adil bir Marksist politik çizgiye değil, aynı zamanda adil bir Marksist askeri çizgiye de ihtiyaç duyuyorlar.” Doğru bir politik çizginin rehberliği olmadan, doğru bir askeri çizgi geliştirmek imkânsızdır. Doğru bir askeri çizgi olmadan da doğru bir politik çizgiyi uygulamak ve hayata geçirmek imkânsızdır.

Bu gerçek, Latin Amerika’daki Marksist-Leninist [Maoist] partilerce anlaşılmış olup, bu partiler, halk savaşına hazırlanmak için çaba sarf etmiş, Yoldaş Mao Zedong’un proleter askeri çizgisini izleyerek halk savaşını yürütmeye cesaret etmişlerdir. Marksist-Leninist [Maoist] partilerin doğru yönelimi ve Uluslararası Komünist Hareket’in güçlü etkisi sayesinde, Mao Zedong’un paha biçilmez bir öğretisi olan, kitleler nezdinde derinlemesine kök salmış “iktidar namlunun ucundadır” fikri sayesinde, halk savaşı ve halk ordusu denel temel anlayışlar, daha büyük ve daha derin bir şekilde idrak edilmiştir: bu yürütülen halkın savaşı, savaşan da halkın ordusudur.

Halk savaşı yolunu idrak eden, komünist partilerin önderliğinde faaliyet yürüten Latin Amerikalı Marksist-Leninistler [Maoistler], sürekli olarak kırsal bölgelere giderek köylü kitleleri içinde politik çalışmalar yapmış, devrimci savaşların temellerini atmışlardır.

Komünist partilerin, özellikle Marksist-Leninistlerin liderliği, Latin Amerika’daki halk savaşının zaferi için çok önemli ve vazgeçilmez bir faktördür. Kendine güvenen, zafere inanan devrimci mücadeleleri yalnızca yenilmesi mümkün olmayan Mao Zedong Düşüncesi’ni [Maoizmi] kuşanmış bu tür partiler sonuca götürecektir.

Şanlı komünist partimiz, sağlam bir Marksist-Leninist [Maoist] partidir. Partimiz içinde, devrimin gelişiminin her tarihsel aşamasında, birbirine tamamen zıt iki askeri çizgi arasında her zaman mücadeleler yaşanmıştır. Partimiz, çağdaş revizyonizmin ve küçük burjuva üçüncü yolculuğun yanlış teorilerinin çürütülmesine büyük katkılar sunmak suretiyle, proleter askeri çizgiyi başarıyla savunmayı bilmiştir.

Özellikle bugün içte tasfiyecilere karşı yürütülen mücadele, partimizi en iyi kıvama getirmiş, bizi halk savaşının parlak gerçekliğine daha da yaklaştırmıştır. Komünist partimiz, Peru halkının mücadelesinin geliştirilmesiyle Latin Amerika halklarının mücadelesine katkıda bulunmaya, Latin Amerika’daki kardeş partilerin yanında yer almaya ve Peru’da süren halk savaşının dünya komünist hareketinin topyekûn zaferine daha büyük katkılar sağlayacağına inanmaktadır.

Troçkizme, küçük burjuva üçüncü yolcu partiler de dâhil olmak üzere tüm revizyonistlere karşı kararlı bir şekilde mücadele yürütmeden, onları tamamen ve bütünüyle itibarsızlaştırmadan, emperyalizme ve feodalizme karşı dürüst ve kararlı bir mücadele yürütülemez.

Burjuva askeri çizgisini enerjik bir şekilde yok etmeli, Latin Amerika’daki zehirli etkisini ortadan kaldırmalıyız. Proleter siyasete, yani Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi [Maoizm] ve Jose Carlos Mariátegui’nin düşüncesine ve partimizin çizgisine öncelik vermeliyiz. Kadrolarımızı, militanlarımızı ve kitlelerimizi Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi ile donatma konusunda ısrarcı olmalıyız. Altmışlar, Latin Amerika’da ve tüm dünyada Marksizm-Leninizm için bir zafer dönemiydi, yetmişler denilen yeni on yıllık dönem, dünya devrimi için daha da büyük zaferler getirecektir.

Büyük zaferler elde ettik. Yeni on yılı sıcak bir şekilde karşılayalım. Gelecek parlak görünüyor.

Yaşasın halk savaşının zaferi!

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi!

Kahrolsun Küçük Burjuva Askeri Mücadele Anlayışı!

Abimael Guzmán

[Kaynak: Collected Works of the Communist Party of Peru Cilt 1. 1968-1987, Yayına Hazırlayanlar: Christophe Kistler ve Josef Hallqvist, Birinci Basım 2016, s. 32-42.]

0 Yorum: