Bandera Roja
Sayı. 42, Mayıs 1970
“Devrimci
savaş, kitlelerin savaşıdır, o, ancak kitlelerin seferber edilmesi ve onların
desteğiyle gerçekleştirilebilir.”
“İlkemiz
şudur: Parti, silahı yönetir, silahın partiyi yönetmesine izin vermeyeceğiz.”
[Mao Zedong]
Dünya
politik durum itibarıyla yeni bir çağa, Mao Zedong düşüncesinin (bugünkü Maoizm)
çağına girdi. Bu alamet ışığında, son birkaç yılda dünyayı önemli ölçüde
değiştiren olaylara tanık olduk. Ulusal kurtuluş mücadeleleri durdurulamaz bir
şekilde ilerledi, Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimi büyük zaferler
kazandı, Uluslararası Komünist Hareket güçlendi, dünyanın dört bir yanında
kitleler (emperyalist ve sosyal emperyalist ülkelerin içinde bile) öfkeli
devrimci fırtınalar kopararak, insanın insan tarafından sömürülmesinin tüm eski
ve çürümüş sistemini sarstı.
Bugünün
Dünyanın Dört Bir Yanı Ateş Altında
Halk
savaşının kıvılcımları ovaları ateşe verdi. Devrimin şiddetli yangını
yayılıyor, eski dünyayı sonsuza dek yutuyor, tüm gericileri umutsuzluğa
sürüklüyor, tüm insanlığı yeni ve gerçekleşmesi muhtemel umutlara sevk ediyor.
Latin
Amerika, Kuzey Amerika Emperyalizminin “Arka Bahçesi”dir
Yarı
sömürgeci politikasıyla emperyalizm, Latin Amerika ülkelerine daha vahşice
nüfuz ederek, doğal kaynakların sömürülmesi ve yağmalanması sürecini
hızlandırdı, başta işçiler ve köylüler olmak üzere, halk kitlelerini ezdi ve
mahvetti.
Küresel
karşı-devrimci stratejileriyle emperyalistlerin önceliği, kukla rejimleri ve
uşaklarını güçlendirmektir”. Böylece ekonominin, medyanın merkezileştirilmesi
ve siyasi entrikalar yoluyla feodal toprak sahiplerinin ve bürokratik
kapitalistlerin konumunu güçlendirmek, onları “milliyetçi” ve sözde
anti-emperyalist tavırlar sergilemeye zorlamak, gerici orduyu finanse etmek,
eğitmek ve geliştirmek, silahlarını ve baskı aygıtını modernize etmek, suikast
yöntemlerini mükemmelleştirmek ve maddi rezervlerini artırmak suretiyle kanlı
bir karşı-devrimci savaş başlatmak amaçlanmaktadır.
Bütün
bunlar, “kitleleri kitlelere karşı” kullanmayı hedefledikleri kanlı bir karşı-devrimci
savaş başlatmak için yapılmaktadır. Amaçları, yalnızca zayıf ve rüşvetçi gerici
politikacıları değil, aynı zamanda çok daha yozlaşmış ve vahşi, göz kırpmadan
halkı katletmeye hazır askeri komutanları ve şefleri de iktidarda tutmaktır.
Emperyalistlerin
gözünde, faşist rejimler ve polis devletleri, çıkarlarını koruma ve halk savaşını
şiddet kullanarak bastırma konusunda daha fazla “istikrar” ve “verimlilik” vaat
eden unsurlardır. Son on yılda, askeri “kolordu”, doğrudan emperyalistler ve
onların “CIA ajanları”nca kontrol edilerek, Latin Amerika ülkelerinin çoğunu
faşist baskı altına aldı. Komünist partimiz (PKP), bu emperyalist planların
önleyici niteliğine birçok kez dikkat çekti. Belirli yapıları değiştirmedeki
gerçek amaç, gerilla gruplarının güçlenip yayılmasından evvel daha “verimli”
olacaklarını varsayarak, yarı sömürgeci planlarına uyarlamak, dolayısıyla “silahlı
mücadeleleri önlemek, halk savaşının fırtınalı ilerleyişini kontrol altına
almak”tır.
Şiddetli
baskı, emperyalistlerin ve gericilerin her zaman kullandığı ana silah olmuştur.
En ufak bir gerilla faaliyetinin açığa çıktığı koşullarda, onları mümkün olan
en kısa sürede tamamen yok etmek için harekete geçerler.
“Her
şeyi yak, her şeyi yok et, her şeyi öldür” politikası, kitlelere ve vatansever
kesimlere karşı kullanılırken, yaralı ve esir gerillalara karşı “esirsiz savaş”
politikası uygulanmaktadır. Silahsız halka ve esir alınan savaşçılara karşı
gösterdikleri barbarca vahşet, kitlesel katliam yöntemleri ve CIA’in
geliştirdiği işkence ve fiziksel imha teknikleri ile birlikte, sürekli olarak uygulanmaktadır.
Gerici
güçler, özellikle şehirlerde, gerici yetkililerin açık desteğiyle binlerce
vatanseverin ve ilericinin ölümüne neden olan gizli suçlu ve yozlaşmış grupları
desteklemiş, onların yaşamalarını sağlamıştır.
Latin
Amerika halklarının sonunda yüzleşmek zorunda kalacağı halk savaşında, gelişim
sürecinde son derece zorlu koşullarla karşılaşacaklardır. Tarihte görülen en
zor koşulların üstesinden gelmek zorunda kalacaklardır. Ancak emperyalistler ve
gericiler, yenilmez değildir. (Halkımız, tüm sömürücülerin kesin olarak toprağa
gömülmelerine katkıda bulunacaktır.)
Sovyet
sosyal emperyalistleri ve diğer revizyonistler, Yanki emperyalizminin başlıca
suç ortakları olarak hain ve karşı devrimci yüzlerini göstermişlerdir. Bugün aldatıcı
bir şekilde “sosyalizme barışçıl geçiş” anlayışını dillerine doluyorlar ve onun
reklâmını yapıyorlar. Gerçekte bu anlayış, emperyalistlere boyun eğme, kölelik
ve tapınma dışında bir anlama sahip değildir. Çünkü eski, çürümüş, ölmekte olan
toprak sahibi-bürokratik devletlerle politik ve ekonomik olarak işbirliği
yaparken, kitlelerin şiddetli bir şekilde bastırılmasını savunuyorlar. Tam da
bu sebeple iğrenç liderlerinin komutasında, Latin Amerika revizyonistleri,
devrime ve halk savaşına tüm utanmazlıklarıyla ihanet ettiler, sabotaj gibi
karşı-devrimci faaliyetler yürüttüler.
Yasallığın
“ekmeğini yeme”ye dair umutsuz girişimlerinde, Marksist-Leninist partilere ve
devrimci şiddete karşı en hızlı saldırıları başlatmaktan çekinmediler.
Revizyonistler, düşman lehine ve silahlı eylemlerin başarılı olduğu önlemlerde “hizmetler”
verdiler. Devrimci hareketin büyümesini dışarıdan mani olamadıkları vakit,
ikiyüzlü destek gösterileri ardından, liderliği ele geçirmek ve gerilla örgütlerini
“yasallık” için yürüttükleri politik müzakerelerinde kullanmak amacıyla
kendilerini devrimciymiş gibi takdim ediyorlar veya o gerilla örgütlerinin
içine sızıyorlar.
Latin
Amerika deneyimi, Troçkizmin eylemlerinin karşı-devrimci niteliğini, “salt
anti-kapitalist” mücadele yanılgısının yıkıcı etkilerini teyit etmiştir. Birçok
devrimci [kadro ve lider], revizyonistler ve Troçkistlerce sağlanan bilgiler “sayesinde”
polis tarafından öldürüldü. Bu savaşçıların kanının hesabını halk soracak.
1959’da
Küba’daki silahlı mücadelenin zaferi ve Kastrocu hareketin faaliyetiyle Latin
Amerika, küçük burjuva “üçüncü yolculuğun” hatalı ve zararlı etkisine maruz
kalmıştır.
Üçüncü
yolculuk, küçük burjuvazinin devrimde proletaryanın yerini alıp onun hegemonyasını
ortadan kaldırma ve kendi hegemonyasını tesis etmeye yönelik boş girişimlerinin
yeni bir versiyonudur. Üçüncü yolcular “ideologlar”ı, Latin Amerika’ya has
devrim anlayışını yaymak suretiyle Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi’ne
[bugünkü Maoizme] şiddetle saldırdılar, onun ve halk savaşının evrensel
yasalarının demode olduğunu söylediler.
Küçük
burjuva üçüncü yolcular, proleter siyasetin yerine burjuva siyasetini koyarlar.
İşçi sınıfının ve siyasi partilerinin liderliğini reddederler, küçük burjuva
kahramanlar grubunun ve burjuva askeri çizgisinin eylemlerine güvenirler.
Silahlara saygı duyarlar ve kitleler (özellikle köylüler) arasında uzun süreli
ve sistematik politik çalışmayı reddederler, seyyar silahlı çeteleri fikrini satabilmek
adına gerilla “odakları” (fokolar) oluşturmayı tercih ederler.
Kendiliğindenliği besleyen bu kesimler, politik koşulları ve kitlelerin öznel
isteklerini dikkate almadan (kitlelerin vicdanının üstünde hareket ederek)
askeri faaliyetlere başlarlar.
Üçüncü
yolculuğun ortaya koyduğu tüm girişimler, yenilgiyle sonuçlandı. Bu, kaçınılmaz
bir sonuçtu Onları maceracılığa iten öncü çabaları, onları başarısızlıktan
başarısızlığa ve acı verici kayıplara sürükledi.
Tüm
devrimcilerin, halkımızın bugüne dek biriktirdiği deneyimleri inceleme ve
sistemleştirme yükümlülüğü ve ihtiyacı vardır. Mücadelenin devamı bunu
gerektiriyor. Devrimi öldürmenin en iyi reçetesi, revizyonizm ve Troçkizm ile
işbirliği yapmaktır. Devrimi başarısızlığa götürmenin en iyi reçetesi, onu
küçük burjuva üçüncü yolculuğun yoluna sokmaktır. Bunlar, pek çok savaşçının
kanı pahasına çıkarılan derslerdir.
Örneğin
Venezuela’da, küçük burjuva üçüncü yolcu örgütler, koşulları yanlış analiz
ederek, (başta karşı çıktıkları) kırdan şehirleri kuşatma yoluna girmek yerine,
kendilerini küçük burjuva kesimlerini harekete geçirmekle sınırladılar. Şehir
merkezli gerilla eylemlerine girişerek, kendiliğinden gelişen, halktan kopuk
unsurların mücadelesine dayanan bir yaklaşım benimsediler. Devrimci çalışmaları
işçi ve köylü hareketine bağlayamamaları yanında, şehirlerde gericilerin
uyguladığı şiddetli baskı, onları şehirleri terk etmeye zorladı. Daha sonra,
bazıları “yasallığa" geçerek, tavizler vererek dağıldılar, diğerleri ise
kırsal kesimde mücadeleye devam etmek için dağlara çıktılar.
Koşullar
gereği bu örgütlere katılmak zorunda kalan revizyonistler, savaşçılar için politik
yozlaşmanın aracı haline geldiler. Latin Amerika’daki diğer örneklerde olduğu
gibi, gerillaları “yasal” tanınma karşılığında pazarlık kozu olarak sundular.
Sonuç olarak, tüm korkaklıklarıyla ihanet ettiler, gericiliğin kuyruğuna tutundular,
“demokratik ve barışçıl kalkınma”, “seçimlere katılım” gibi aptalca sloganlar
attılar.
Castro’nun,
Latin Amerika’daki diğer vakalarda olduğu gibi, üçüncü yolcu örgütlere verdiği
destek, onların kendi yönlendirmelerine veya bu amaçla oluşturulmuş sahte
örgütlerin, yani harici “yönetici merkezlerin” yönlendirmelerine tabi olmaları
şartına bağlıydı, oysa bu, Marksist-Leninist ilkeye aykırıydı: Devrim, her
ülkenin halkı tarafından, ana kadroları olan komünist partiler önderliğinde
gerçekleştirilir.
Bir
diğer örnek ise Kolombiya’dır. Bu ülkede silahlı mücadeleler, Amerika’da
kaydedilen, halkın tanık olduğu en ağırz zulümlerden birine yönelik cevap
olarak ortaya çıktı. Gerici eylemler, sistematik olarak binlerce vatanseveri
öldüren ve Kolombiya'yı kana bulayan “şiddet” ile somutlaştı.
Kolombiya’da
revizyonistler ve üçüncü yolcular, Venezuela’dakiyle aynı rolü oynadılar:
1.
Tüm arsızlıklarıyla devrimi sabote edip ihanet ettiler;
2.
Gerilla örgütlerini başarısızlığa sürüklediler.
Vicera’nın
ihanetinden ve gerici ordunun sert darbelerinden sonra örgütler dağıldı.
Bazıları haydutluğa bulaşırken, diğerleri “Marquetalia ve Pato bağımsız
cumhuriyetleri” olarak bilinen oluşumları örgütlemeye çalıştı. Büyük halk
kesimlerinden kopmuşlardı, etkilerini artırma imkânlarını yitirmişlerdi,
kitlelerin seferberliği yoluyla kendilerini güçlendiremiyorlardı.
Böylece
karşı-devrim tarafından kolayca avlandılar. Son birkaç yıldır Kolombiya’da
gerilla mücadelesi yeniden canlandı, ancak bu kez mücadeleyi halk savaşına
ilişkin proleter anlayışa yönlendirme eğilimi daha fazla belirgin. Bu konum,
Kolombiya’daki mücadeleyi ilerlettiği ve yönlendirdiği sürece, halklar zaferler
elde edecektir. Latin Amerika devrimci hareketine büyük bir katkıda
bulunacaktır.
Peru’da,
1965’te üçüncü yolculuğun zararlı etkisi altında faaliyetlerine başlayan
gerilla örgütleri, bunu yaparak, düşman güçlerini dağıtacakları yanılsamasıyla
güçlerini yaydılar. Köylü kitleleriyle neredeyse hiçbir bağları olmayan, seyyar
gruplar haline geldiler, “sürekli güvensizlik, sürekli güvenlik, sürekli
uyanıklık” anlamına gelen, özünde köylü kitlelerine karşı güvensizlik ve
küçümseme anlamına gelen “üçüncü yolculuk” anlayışının ana kurallarına
başvurdular.
Bu
arada, Cuzco gerillaları, tutarlı bir Marksist-Leninist kavram olan, halkların
devrimci savaşlarında zafer kazanmaları için tek doğru yol gösterici düşünce
olan aktif savunmayı reddederek, topraklarını santim santim savunma taktiğini
benimsediler. Ayrıca, kendilerini düşman ateşine karşı savunmasız sanarak,
köylülerin yoğunlaştığı merkezlerden izole edilmiş dağlık bölgelerde “kamplar”
kurdular.
Bolivya
gerillalarının durumu, Latin Amerika’daki küçük burjuva üçüncü yolcuların
faaliyetlerinin tipik bir örneğini ve Kastroculuğun gerçekleştirdiği en önemli
maceracılık eylemlerinden birini oluşturmaktadır. Kendiliğindenliğe tapanlar
olarak, kitlelerin politik açıdan seferber edilmesine dönük çalışmalardan çok “itibar”
meselesine bel bağladılar, gerçek proletarya enternasyonalizmi anlayışını
çarpıttılar, Marksist-Leninist çizginin “yalnızca kendi çabalarına güvenme”
ilkesini göz ardı ederek, gerillaların dışındaki lojistik destek üslerine umut
bağlayarak faaliyetlerine başladılar.
Bolivya’daki
Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun (ELN) başarısızlığı ve Che Guevara ile Peredo
kardeşlerin ölümü, Latin Amerika’daki küçük burjuva üçüncü yolculuğun tamamen
iflası anlamına geliyordu. Ayrıca bu örgüt, revizyonistlerin ihanetinin ve
Castro’nun vaaz ettiği sahte desteğin açık bir örneğiydi.
Yanlış
politik, dolayısıyla yanlış askeri çizgi, kitlelerden kopulması, devrimci
perspektiflerin yokluğu ve devrimci çalışmanın terk edilmesi, bazı üçüncü
yolcuların şehirlerde terörist faaliyetlere yönelmesine, kendilerini bu tür
yanlış yöntemlere hapsetmelerine yol açtı. Ancak diğerleri bugün, acı verici ve
kanlı deneyimler pahasına, halk savaşı yoluna, Marksizm-Leninizm-Mao Zedong
Düşüncesi’ne [bugünkü Maoizme] yakınlaşıyorlar.
Proleterler,
“sadece adil bir Marksist politik çizgiye değil, aynı zamanda adil bir Marksist
askeri çizgiye de ihtiyaç duyuyorlar.” Doğru bir politik çizginin rehberliği
olmadan, doğru bir askeri çizgi geliştirmek imkânsızdır. Doğru bir askeri çizgi
olmadan da doğru bir politik çizgiyi uygulamak ve hayata geçirmek imkânsızdır.
Bu
gerçek, Latin Amerika’daki Marksist-Leninist [Maoist] partilerce anlaşılmış
olup, bu partiler, halk savaşına hazırlanmak için çaba sarf etmiş, Yoldaş Mao
Zedong’un proleter askeri çizgisini izleyerek halk savaşını yürütmeye cesaret
etmişlerdir. Marksist-Leninist [Maoist] partilerin doğru yönelimi ve
Uluslararası Komünist Hareket’in güçlü etkisi sayesinde, Mao Zedong’un paha
biçilmez bir öğretisi olan, kitleler nezdinde derinlemesine kök salmış “iktidar
namlunun ucundadır” fikri sayesinde, halk savaşı ve halk ordusu denel temel anlayışlar,
daha büyük ve daha derin bir şekilde idrak edilmiştir: bu yürütülen halkın
savaşı, savaşan da halkın ordusudur.
Halk
savaşı yolunu idrak eden, komünist partilerin önderliğinde faaliyet yürüten
Latin Amerikalı Marksist-Leninistler [Maoistler], sürekli olarak kırsal
bölgelere giderek köylü kitleleri içinde politik çalışmalar yapmış, devrimci
savaşların temellerini atmışlardır.
Komünist
partilerin, özellikle Marksist-Leninistlerin liderliği, Latin Amerika’daki halk
savaşının zaferi için çok önemli ve vazgeçilmez bir faktördür. Kendine güvenen,
zafere inanan devrimci mücadeleleri yalnızca yenilmesi mümkün olmayan Mao
Zedong Düşüncesi’ni [Maoizmi] kuşanmış bu tür partiler sonuca götürecektir.
Şanlı
komünist partimiz, sağlam bir Marksist-Leninist [Maoist] partidir. Partimiz
içinde, devrimin gelişiminin her tarihsel aşamasında, birbirine tamamen zıt iki
askeri çizgi arasında her zaman mücadeleler yaşanmıştır. Partimiz, çağdaş
revizyonizmin ve küçük burjuva üçüncü yolculuğun yanlış teorilerinin çürütülmesine
büyük katkılar sunmak suretiyle, proleter askeri çizgiyi başarıyla savunmayı
bilmiştir.
Özellikle
bugün içte tasfiyecilere karşı yürütülen mücadele, partimizi en iyi kıvama
getirmiş, bizi halk savaşının parlak gerçekliğine daha da yaklaştırmıştır.
Komünist partimiz, Peru halkının mücadelesinin geliştirilmesiyle Latin Amerika
halklarının mücadelesine katkıda bulunmaya, Latin Amerika’daki kardeş
partilerin yanında yer almaya ve Peru’da süren halk savaşının dünya komünist
hareketinin topyekûn zaferine daha büyük katkılar sağlayacağına inanmaktadır.
Troçkizme,
küçük burjuva üçüncü yolcu partiler de dâhil olmak üzere tüm revizyonistlere
karşı kararlı bir şekilde mücadele yürütmeden, onları tamamen ve bütünüyle
itibarsızlaştırmadan, emperyalizme ve feodalizme karşı dürüst ve kararlı bir mücadele
yürütülemez.
Burjuva
askeri çizgisini enerjik bir şekilde yok etmeli, Latin Amerika’daki zehirli
etkisini ortadan kaldırmalıyız. Proleter siyasete, yani Marksizm-Leninizm-Mao
Zedong Düşüncesi [Maoizm] ve Jose Carlos Mariátegui’nin düşüncesine ve partimizin
çizgisine öncelik vermeliyiz. Kadrolarımızı, militanlarımızı ve kitlelerimizi
Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi ile donatma konusunda ısrarcı olmalıyız.
Altmışlar, Latin Amerika’da ve tüm dünyada Marksizm-Leninizm için bir zafer
dönemiydi, yetmişler denilen yeni on yıllık dönem, dünya devrimi için daha da
büyük zaferler getirecektir.
Büyük
zaferler elde ettik. Yeni on yılı sıcak bir şekilde karşılayalım. Gelecek
parlak görünüyor.
Yaşasın
halk savaşının zaferi!
Yaşasın
Marksizm-Leninizm-Mao Zedong Düşüncesi!
Kahrolsun
Küçük Burjuva Askeri Mücadele Anlayışı!
Abimael Guzmán
[Kaynak: Collected Works of the Communist Party of Peru Cilt 1. 1968-1987, Yayına Hazırlayanlar: Christophe Kistler ve Josef Hallqvist, Birinci Basım 2016, s. 32-42.]


0 Yorum:
Yorum Gönder