28 Eylül 2026

,

Birinci Enternasyonal’in Yıldönümü



Bundan tam yüz altmış iki yıl önce, 28 Eylül 1864’te, Londra’nın Long Acre semtindeki St. Martin Salonu, daha sonra London Times gazetesinin “belki de Hristiyan Kilisesi hariç, herhangi bir kurumun şimdiye dek belirlediği en kapsamlı amaç” olarak tanımlayacağı bir toplantıya ev sahipliği yaptı.[1] İngiliz sendikacıları, Fransız Prudoncularını, Alman sürgünleri, Mazzini’nin İtalyan takipçilerini, Polonyalı göçmenleri, İrlandalıları içeren yaklaşık iki bin işçi, Londra’dan gönderilen bir bildiriye Fransız işçilerinin cevabını dinlemek için toplandı. Toplantıda oybirliğiyle, uluslararası bir işçi derneğinin kurulmasına karar verildi. Programını ve kurallarını hazırlamak üzere yirmi bir kişiden oluşan bir komite seçildi.

Bu tür anma yazılarında, kurucularla başlamak âdettendir. Birinci Enternasyonal bu yaklaşıma direnç gösterir ki bu direncin kendisi bile öğreticidir. Toplantı, Marx tarafından değil, Londra “Cuntası” olarak bilinen oluşumun çekirdeğini oluşturan İngiliz sendika liderleri George Odger ve William Randal Cremer tarafından düzenlendi. Karl Marx, son anda davet edildiği için, Fransız Le Lubez tarafından Alman işçilerinin temsilcisi olarak platforma katılması istendiği için toplantıya katıldı. Konuşma yapmadı. Almanlar adına konuşmayı Alman terzi Johann Eccarius yaptı. Marx, komitenin kurucu belgeleri kabul etmesinden dört gün önce Engels’e yazdığı bir mektupta kendini “platformda sessiz bir figür” olarak tanımladı.[2] Friedrich Engels ise toplantıda hiç bulunmadı. O sırada Manchester’da yaşayan Engels, Enternasyonal Genel Konseyi’ne 1870’e dek katılmadı. Enternasyonal’in kurucusu konusunda en iyi tespit, kuruluş toplantısında bulunan Benoît Malon’a aittir: “Enternasyonal’in kurucusu yoktur. Çağımızın toplumsal zorunluluklardan ve işçi sınıfının artan acılarından doğmuştur.”[3]

Enternasyonal’in tarihi, bu “toplumsal zorunlulukların" tarihidir. Bir dehanın zihninden değil, iki kesişen maddi gelişmeden doğmuştur: 1848’i takip eden uzun tepki döneminden sonra Avrupa işçi hareketinin yeniden canlanması ve yenilgi okulunda öğrenilen, farklı ülkelerdeki işçilerin ortak düşmanları ve ortak çıkarları olduğu gerçeğinin yavaş yavaş farkına varılması.

Yenilenlerin Dayanışması

Birinci Enternasyonal, kendisinden önceki çeyrek yüzyıl bağlamında anlaşılmalıdır. 1848 devrimleri bastırılmıştı. Komünist Birlik dağılmıştı. Tarihteki ilk geniş, politik olarak örgütlenmiş proletarya hareketi olan Çartist hareketi, 1848’deki son isyan girişiminde başarısız olmuş, sonraki yıllarda sönümlenmişti. Marx süreci geriye doğru okuduğu Açılış Konuşması gayet açık sözlüdür: 1848’den sonra, “Kıta Avrupası’ndaki tüm işçi sınıfı parti örgütleri ile dergiler, demir yumrukla ezilmişti.” “İngiliz işçi sınıfı, daha önce hiç bu kadar siyasi bir hiçliğe razı görünmemişti.” Marx devamında şunları ekliyordu: “O dönemde İngiliz ve kıta Avrupası’ndaki işçi sınıfları arasında eylemcilerin dayanışması değilse bile en azından yenilenlerin dayanışması tesis edilmişti.”[4]

1860’lar bu uyuşukluğu kırdı. İngiltere’de yeni nesil sendika liderleri, politik nüfuz ve uluslararası bağlantılar arayışına girdiler. Sendikaların yasadışı olduğu, karşılıklı yardımlaşma dernekleri olarak faaliyet yürüttükleri Fransa’da, Proudhon’dan etkilenen işçiler, işçi sınıfını temsil edecek bağımsız kurumlar arayışına girdiler. Bu arayış, 1864’te Tolain’in “Altmışlar Manifestosu” ile doruğa ulaştı. Kıta genelinde bir grev dalgası yayıldı, buna işverenlerin en eski silahı eşlik etti: grevleri kırmak için yabancı işgücünün ithal edilmesi.

Odger’in 1863’te İngiliz işçileri için hazırladığı bildiri, enternasyonalizmin ekonomik gerekçesini açıkça ortaya koyuyordu: işçiler çalışma saatlerini kısaltmaya veya ücretleri artırmaya çalıştıklarında, “işverenlerimiz bizi Fransızları, Almanları, Belçikalıları ve diğerlerini daha düşük ücretlerle işlerimizi yapmak üzere getirmekle tehdit ediyor. [...] Amacımız, işverenlerimizin bizi birbirimize karşı kullanmasına izin vermemektir.”[5]

Polonya Ayaklanması

Ancak ekonomik argüman, ne kadar önemli olsa da, hikâyenin sadece yarısıdır ve en sık anlatılan yarısı da budur. 1862-1863 yazışmalarını kalıcı bir örgütlenmeye dönüştüren asıl itici güç, Polonya’da yürütülen ve kanlı bir şekilde bastırılan ulusal kurtuluş mücadelesiydi.

Ocak 1863’te Polonya halkı, Rus yönetimine karşı ayaklandı. Kanla boğulan ayaklanmanın ezilmesi Avrupa kamuoyunu sarstı. Temmuz 1863’te, Londra’daki St. James Salonu’nda, St. Martin Salonu’nun doğrudan provası niteliğinde büyük bir toplantı düzenlendi. Toplantıda İngiliz ve Fransız işçileri Çarlık baskısını protesto etmek için bir araya getirildi. 1862-1863 yıllarındaki İngiliz-Fransız işbirliği, Polonya ile dayanışma hareketi içinde uluslararası bir birlik projesine dönüştü. Marx’ın Engels'e söylediği gibi, “Bir süre önce Londra işçileri, Paris işçilerine Polonya hakkında bir bildiri gönderdi ve onları bu konuda ortak eyleme çağırdı.”[2] 28 Eylül 1864’teki toplantı, biçim olarak, Fransız işçilerinin cevabının Londra tarafından kabul edildiğinin deliliydi.

Polonya sorunu, Enternasyonal’in kuruluşu açısından tesadüfi bir unsur değil. Bu soruna kuruluş belgesinde atıfta bulunuluyor. Açılış konuşması, ücretleri, İngiliz hükümetinin ekonomik verilerini ve fabrika raporlarını inceledikten sonra, uluslararası tabloya yöneliyor ve en tutkulu pasajını aktarıyor:

“Avrupa’nın üst sınıfları, Kafkasya denilen dağdan kalenin Rusya’nın eline geçmesine de kahraman Polonya’nın Rusya tarafından katledilmesine de tanık olurken bu yaşananlara utanmadana arlanmadan onay verdiler, alaycı bir sempatiyle yaklaştılar, meseleleri aptallara has bir kayıtsızlıkla ele aldılar. Başı St. Petersburg’da olan, elleri Avrupa’nın her kabinesinde bulunan o barbar gücün muazzam ve direnişle karşılaşmadan gerçekleştirdiği saldırılar, her ülkenin işçi sınıfına uluslararası politikanın sırlarını öğrenme; kendi hükümetlerinin diplomatik eylemlerini izleme; gerekirse ellerindeki tüm araçlarla bunlara karşı koyma görevini öğretti. [...] Böyle bir dış politika için mücadele, ülkelerdeki işçi sınıfının kurtuluş için verdiği genel mücadelenin parçasıdır.”[4]

Proleter enternasyonalizm, böylece ezilen ulusların büyük despotik güçlere karşı savunulması iradesiyle ta doğuş anında kaynaşmıştı. Enternasyonal, emeğin özgürleşmesi ile ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının aynı meselenin iki yüzü olduğunu öğrenmek için yirminci yüzyılda gerçekleşecek tartışmaları beklemek zorunda kalmadı. Bunu 1863-1864 yıllarında, Varşova ile dayanışma ilişkisi kurduğu Londra sokaklarında öğrendi.

Programın Hazırlanması

St. Martin Salonu’nda seçilen yirmi bir kişilik komite ideolojik olarak heterojen bir yapıydı: Odger ve Cremer’in yanı sıra, karşılıklı yardımlaşmacılık fikrinin Fransız savunucuları Tolain ve Limousin, Mazzin yanlısı Major Wolff ve Owen yanlıları da yer alıyordu. Program oluşturma yönündeki ilk girişimleri de buna bağlı olarak eklektikti. Wolff, Mazzin ilkelerine dayalı tüzükler sundu. Owen yanlısı John Weston bir program önerdi. Le Lubez ise komitenin kullanılamaz bulduğu bir taslak hazırladı. Bu birbirinden farklı sunumları yeniden düzenlemekle görevlendirilen Marx, tüm yapıyı şaşırtıcı derecede sade iki belgeyle değiştirdi: bir konuşma ve on maddelik kurallar. Bunların her ikisi de 1 Kasım 1864’te oybirliğiyle kabul edildi.

Marx, Engels’e bu zorluğu, ne yaptığını tam olarak anlayan bir adamın hassasiyetiyle anlattı:

“Çok zor bir gayret dâhilinde, görüşümüz, işçi hareketinin gözünde kabul edilir bulunsun diye meseleyi belirli bir çerçeveye oturtmak zorunda kaldık. [...] Fortiter in re, suaviter in modo [ilkede tavizsiz, biçimde uzlaşmacı] ilkesi uyarınca hareket ettik.”[6]

Ortaya çıkan sonuç, program ve hareket diyalektiği konusunda bir ustalık dersi niteliğinde. Açılış Konuşması, düşmanın kendi istatistiklerinden derlenmiş ampirik bir suçlamayla başlıyor: Başbakan William Gladstone’un 1843’ten beri toplam ithalat ve ihracatın üç katına çıktığına dair, ülkesiyle övünen ifadesi, aynı Gladstone’un bu “zenginlik ve güçteki sarhoş edici artışın tümüyle mülk sahibi sınıflarla sınırlı olduğunu” kabul etmesi, Birleşik Krallık’ın en zengin kesimindeki tarım işçilerinin “önemli ölçüde en kötü beslenenler” olduğunu kaydeden meclis raporları, Dr. Smith’in “açlıktan kaynaklanan hastalıkları önlemek” için gereken haftalık karbon ve azot miktarlarına dair hesaplamaları. İşçi kitlelerinin sefaleti 1848’den 1864’e gelindiğinde zerre azalmamıştı. Marx’ın konuşması, burjuvazinin ilerlemeye yönelik methiyelerinin her birinin karşısına işte bu somut gerçeği çıkarttı.

Buna karşılık Marx, iki “dengeleyici özellik” ortaya koydu: “Orta sınıfın politik ekonomisinin herkesin gözü önünde işçi sınıfının politik ekonomisine ilk kez gün boyun eğdiği” On Saat Çalışma Yasası ile “büyük ölçekli üretimin, işçi sınıfını istihdam eden bir efendi sınıfın varlığı olmadan da yürütülebileceğini” kanıtlayan kooperatif hareketi. Ancak Marx, “tek tek işçilerin rastgele çabalarıyla” sınırlı kalan kooperatifçiliğin asla “tekelin geometrik ilerlemesindeki büyümeyi durduramayacağını” belirterek önemli bir şart koşuyordu. Kooperatifçiliğin “ulusal boyutlara” taşınması şarttı. Toprağın ve sermayenin efendileri buna mani olmak için ellerindeki politik ayrıcalıkları illaki kullanacaklardı. Buradan Marx, karşılıklı yardımlaşma fikrinin savunucularını şoke eden, Konuşma metninin temel önermesi olan şu çıkarımını dillendirdi:

“Dolayısıyla politik iktidarı ele geçirmek, işçi sınıfının büyük görevi haline gelmiştir.”[4]

Konuşma, Komünist Manifesto’yu yankılayan şu sözlerle sona eriyordu: “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!”

Geçici Kurallar, ilkeleri en özlü biçimde ifade etmekteydi. Giriş bölümü şu şekilde başlıyordu: “İşçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.” En çok alıntılanan maddesinde ise “işçi sınıfının kurtuluşu ne yerel ne de ulusal bir sorun değil, modern toplumun var olduğu tüm ülkeleri kapsayan ve çözümü en gelişmiş ülkelerin pratik ve teorik uzlaşmasına bağlı olan toplumsal bir sorundur”[7] deniliyordu.

Partiyi Önceleyen Enternasyonal

Uluslararası İşçi Derneği ne tür bir örgüttü? Enternasyonal sürekli yanlış tanıtılıp efsane mertebesine yükseltilen bir olgu olduğu için bu konuda net olmakta fayda var. 1864’te kitlesel sosyal demokrat partiler yoktu. Birinci Enternasyonal, sendikaların, karşılıklı yardım derneklerinin, politik sektlerin ve sürgün örgütlerinin bir ittifakından oluşan, İngiliz zanaatkâr birliklerini, Fransız Prudoncu zanaatkârları, İtalya’daki Mazzinci cumhuriyetçileri, Alman komünistlerini, daha sonra Ferdinand Lassalle’ın takipçilerini içeren bir yapıydı. Son döneme ait araştırmalara göre, Enternasyonal zirvedeyken yaklaşık 150.000 üyeye sahipti. Kendi döneminde hem Enternasyonal’e dost isimlerin hem de onun düşmanlarının üye sayısının 800.000 civarında olduğuna dair iddialarının abartılı olduğunu söylemek gerek. Dost da düşman da bu tür şişirilmiş üye sayılarını sırf propaganda faaliyeti kapsamında dillendiriyordu.

Esasında Enternasyonal’in gücü, üye sayısında değil, kendine bağlı sendikalarda, grevleri desteklemek ve grev kırıcıların ithalatını önlemek için para ve insan gücünü sınırlar ötesine taşıma konusundaki kanıtlanmış yeteneğinde yatıyordu.

Bu heterojenlik, hem Enternasyonal’in varoluş koşuluydu hem de ömrünün sınırlı olmasının nedeniydi. Proudhon’un takipçileri, kolektif mülkiyetin kabul edildiği 1868 tarihli Brüksel Kongresi’nde yenilgiye uğradılar. Daha ciddi mücadele, Bakunin’in anarşistleriyle, devlet, politik eylem ve bir işçi partisinin iktidarı ele geçirme olasılığı konularında yaşandı. Marx’ın klasik eseri Fransa’da İç Savaş’ta savunduğu 1871 Paris Komünü, derneğin prestijini dönüştürdü ve bir anda tüm Avrupa hükümetlerinin baskısını üzerine çekti. Derneği kuran İngiliz sendika liderleri, kendilerinden beklenecek korkak bir tavır neticesinde, Komün'’ü savunmaktan geri durdular. 1872 tarihli Lahey Kongresi’nde Bakunin ihraç edildi, Genel Konsey, Engels’in önerisiyle, onun ele geçirilmesini önlemek adına, New York’a taşındı. Bu, aslında bir geri çekilmeydi. Enternasyonal, 1876’da Philadelphia'da resmen feshedildi. Engels 1874’te, örgütün artık işlevini yitirdiğini, “tüm hizipler içindeki basit uyumu bozma” ve teoride birleşmiş ulusal partiler için zemin hazırlama görevinin tamamlandığını yazdı.

Tarihin hükmü, Lenin tarafından 1919’da Üçüncü Enternasyonal ve Tarihteki Yeri adlı makalesinde eserinde verildi:

“Birinci Enternasyonal (1864–1872), sermayeye karşı gerçekleştirilecek devrimci saldırıların hazırlanması için gerekli olan, işçilerin uluslararası örgütünün temellerini attı. [...] İkinci Enternasyonal (1889–1914), devrimci düzeyde geçici bir düşüş pahasına genişlemeye devam eden proletarya hareketinin uluslararası örgütüydü. [...] Üçüncü Enternasyonal, İkinci Enternasyonal’in çalışmalarının meyvelerini topladı, oportünist, sosyal şovenist, burjuva ve küçük burjuva pisliklerini bir kenara bıraktı ve proletarya diktatörlüğünü uygulamaya başladı.”[8]

Yıldönümünün Önemi

28 Eylül 1864 neden hâlâ önemli? Bir örgütün yıldönümü değil, Marx’ın Felsefenin Sefaleti adlı eserindeki Hegelci ifadesini kullanacak olursak, işçi sınıfının ilk kez uluslararası düzeyde kendi kendine bir sınıf olarak kalıcı bir örgütlenme temeli üzerinde örgütlendiği, aynı zamanda sonraki her girişimi tanımlayan iki dersi öğrendiği tarih olarak önemlidir.

İlk ders, ekonomiyle ilgilidir: Sermaye beynelmileldir, işçi hareketi de öyle olmalıdır, aksi takdirde böl-yönet taktiğiyle yok olur. Odger’in 1863’te kaydettiği, işverenlerin grevleri kırmak için “Fransızları, Almanları, Belçikalıları getireceklerine yönelik tehditleri, hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Bugün bile her egemen sınıfın temel taktiği olmaya devam ediyor. Bu, artık tek tek fabrika sahiplerinin değil, küreselleşmiş sermayenin tüm mekanizmasının yönettiği, işçi hareketinin ancak ulusal bürokrasilerin izin verdiği yerlerde ara sıra cevap geliştirebildiği, dünyadaki her iş piyasasının daimi politikasıdır.

İkinci ders, politikayla ilgilidir: Emeğin özgürlüğü; ezilen ulusların hakları, kendi kaderini tayin hakkı mücadelesi ve emperyalizme karşı mücadeleden ayrılamaz. Enternasyonal ilk nefesini, Çarlık Rusyası’na karşı Polonya’yla kurulan dayanışma ilişkisi dâhilinde almıştır. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Enternasyonal’in iğrenç ihanetleri, sömürge halklarının mücadeleleri, kendi yüzyılımızın savaşlarını içeren, müteakip yüz elli yıllık süreç, St. Martin Salonu’nda öğrenilenleri doğrulamıştır: “Uluslararası politikanın sırlarını” kavrayamayan işçi sınıfı, kendi sömürücülerinin dış politikasının yardımcı gücü olacaktır. Bu ders, tekrar tekrar bilince çıkartılmalıdır. O, doğru bir biçimde özümsenene dek kazanmamız mümkün değildir.

“İşçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.” Bu kurtuluş, ne yerel ne de ulusal bir sorundur.

“Tüm ülkelerin proleterleri, birleşin!” Bu sözler 162 yaşında ve hâlâ yol gösterici ilkemizdir. Bugün sermaye, tüm dünyayı sömürmeye çalışan emperyalist merkez uluslar tarafından örgütlenmiş, küresel bir sistemdir. Onların yatırımları beynelmilelse biz de yaklaşımımızda beynelmilel olmalıyız, aksi takdirde her daim kaybederiz. Birinci Enternasyonal'in mirasını hatırlayalım, yüceltelim, bu büyük mirası mücadelelerimizde ileriye taşıyalım.

Alexander McKay
28 Eylül 2026
Kaynak

Dipnotlar:
[1] The Times, baş makale, Eylül 1868, Brüksel Kongresi sırasında kaleme alındı. Aktaran: Marcello Musto (yh.), Workers Unite! The International 150 Years Later (Bloomsbury, 2014), s. 2.

[2] Marx to Engels, 4 Kasım 1864, Marx ve Engels, Collected Works içinde, Cilt. 42 (Moskova: Progress, 1987).

[3] Benoît Malon’dan akt.: Henryk Katz, The Emancipation of Labor: A History of the First International (Greenwood, 1992), s. 2.

[4] Karl Marx, Inaugural Address of the International Working Men’s Association, 21–27 Ekim 1864: MIA.

[5] Address of English to French Workmen (1863), yazan: George Odger; Musto (yh.), Workers Unite!, s. 1–2.

[6] Marx to Engels, 4 Kasım 1864, Collected Works, Cilt. 42. “Fortiter in re, suaviter in modo” [“Davranışta kibar eylemde sert” ya da “İlkede tavizsiz biçimde uzlaşmacı”] ifadesinin kaynağı Marx’ın alaycı bir ifadeyle kendine model olarak seçtiğini söylediği Cizvitlerin eğitimi ile ilgili, Claudio Acquaviva’ya ait tez.

[7] Provisional Rules of the International Working Men’s Association, Giriş ve Madde 7 (1864); Özgün broşürde “Açılış Konuşması” ile birlikte basıldı.

[8] V.I. Lenin, The Third International and Its Place in History, 15 Nisan 1919: MIA.

0 Yorum: