Bundan
tam yüz altmış iki yıl önce, 28 Eylül 1864’te, Londra’nın Long Acre semtindeki
St. Martin Salonu, daha sonra London Times gazetesinin “belki de
Hristiyan Kilisesi hariç, herhangi bir kurumun şimdiye dek belirlediği en
kapsamlı amaç” olarak tanımlayacağı bir toplantıya ev sahipliği yaptı.[1] İngiliz
sendikacıları, Fransız Prudoncularını, Alman sürgünleri, Mazzini’nin İtalyan
takipçilerini, Polonyalı göçmenleri, İrlandalıları içeren yaklaşık iki bin işçi,
Londra’dan gönderilen bir bildiriye Fransız işçilerinin cevabını dinlemek için
toplandı. Toplantıda oybirliğiyle, uluslararası bir işçi derneğinin kurulmasına
karar verildi. Programını ve kurallarını hazırlamak üzere yirmi bir kişiden
oluşan bir komite seçildi.
Bu
tür anma yazılarında, kurucularla başlamak âdettendir. Birinci Enternasyonal bu
yaklaşıma direnç gösterir ki bu direncin kendisi bile öğreticidir. Toplantı,
Marx tarafından değil, Londra “Cuntası” olarak bilinen oluşumun çekirdeğini
oluşturan İngiliz sendika liderleri George Odger ve William Randal Cremer
tarafından düzenlendi. Karl Marx, son anda davet edildiği için, Fransız Le
Lubez tarafından Alman işçilerinin temsilcisi olarak platforma katılması
istendiği için toplantıya katıldı. Konuşma yapmadı. Almanlar adına konuşmayı
Alman terzi Johann Eccarius yaptı. Marx, komitenin kurucu belgeleri kabul
etmesinden dört gün önce Engels’e yazdığı bir mektupta kendini “platformda
sessiz bir figür” olarak tanımladı.[2] Friedrich Engels ise toplantıda hiç
bulunmadı. O sırada Manchester’da yaşayan Engels, Enternasyonal Genel Konseyi’ne
1870’e dek katılmadı. Enternasyonal’in kurucusu konusunda en iyi tespit,
kuruluş toplantısında bulunan Benoît Malon’a aittir: “Enternasyonal’in kurucusu
yoktur. Çağımızın toplumsal zorunluluklardan ve işçi sınıfının artan
acılarından doğmuştur.”[3]
Enternasyonal’in
tarihi, bu “toplumsal zorunlulukların" tarihidir. Bir dehanın zihninden
değil, iki kesişen maddi gelişmeden doğmuştur: 1848’i takip eden uzun tepki
döneminden sonra Avrupa işçi hareketinin yeniden canlanması ve yenilgi okulunda
öğrenilen, farklı ülkelerdeki işçilerin ortak düşmanları ve ortak çıkarları
olduğu gerçeğinin yavaş yavaş farkına varılması.
Yenilenlerin
Dayanışması
Birinci
Enternasyonal, kendisinden önceki çeyrek yüzyıl bağlamında anlaşılmalıdır. 1848
devrimleri bastırılmıştı. Komünist Birlik dağılmıştı. Tarihteki ilk geniş, politik
olarak örgütlenmiş proletarya hareketi olan Çartist hareketi, 1848’deki son
isyan girişiminde başarısız olmuş, sonraki yıllarda sönümlenmişti. Marx süreci
geriye doğru okuduğu Açılış Konuşması gayet açık sözlüdür: 1848’den sonra, “Kıta
Avrupası’ndaki tüm işçi sınıfı parti örgütleri ile dergiler, demir yumrukla
ezilmişti.” “İngiliz işçi sınıfı, daha önce hiç bu kadar siyasi bir hiçliğe
razı görünmemişti.” Marx devamında şunları ekliyordu: “O dönemde İngiliz ve
kıta Avrupası’ndaki işçi sınıfları arasında eylemcilerin dayanışması değilse
bile en azından yenilenlerin dayanışması tesis edilmişti.”[4]
1860’lar
bu uyuşukluğu kırdı. İngiltere’de yeni nesil sendika liderleri, politik nüfuz
ve uluslararası bağlantılar arayışına girdiler. Sendikaların yasadışı olduğu,
karşılıklı yardımlaşma dernekleri olarak faaliyet yürüttükleri Fransa’da,
Proudhon’dan etkilenen işçiler, işçi sınıfını temsil edecek bağımsız kurumlar arayışına
girdiler. Bu arayış, 1864’te Tolain’in “Altmışlar Manifestosu” ile doruğa
ulaştı. Kıta genelinde bir grev dalgası yayıldı, buna işverenlerin en eski
silahı eşlik etti: grevleri kırmak için yabancı işgücünün ithal edilmesi.
Odger’in
1863’te İngiliz işçileri için hazırladığı bildiri, enternasyonalizmin ekonomik
gerekçesini açıkça ortaya koyuyordu: işçiler çalışma saatlerini kısaltmaya veya
ücretleri artırmaya çalıştıklarında, “işverenlerimiz bizi Fransızları,
Almanları, Belçikalıları ve diğerlerini daha düşük ücretlerle işlerimizi yapmak
üzere getirmekle tehdit ediyor. [...] Amacımız, işverenlerimizin bizi
birbirimize karşı kullanmasına izin vermemektir.”[5]
Polonya
Ayaklanması
Ancak
ekonomik argüman, ne kadar önemli olsa da, hikâyenin sadece yarısıdır ve en sık
anlatılan yarısı da budur. 1862-1863 yazışmalarını kalıcı bir örgütlenmeye
dönüştüren asıl itici güç, Polonya’da yürütülen ve kanlı bir şekilde bastırılan
ulusal kurtuluş mücadelesiydi.
Ocak
1863’te Polonya halkı, Rus yönetimine karşı ayaklandı. Kanla boğulan ayaklanmanın
ezilmesi Avrupa kamuoyunu sarstı. Temmuz 1863’te, Londra’daki St. James Salonu’nda,
St. Martin Salonu’nun doğrudan provası niteliğinde büyük bir toplantı
düzenlendi. Toplantıda İngiliz ve Fransız işçileri Çarlık baskısını protesto
etmek için bir araya getirildi. 1862-1863 yıllarındaki İngiliz-Fransız
işbirliği, Polonya ile dayanışma hareketi içinde uluslararası bir birlik
projesine dönüştü. Marx’ın Engels'e söylediği gibi, “Bir süre önce Londra
işçileri, Paris işçilerine Polonya hakkında bir bildiri gönderdi ve onları bu
konuda ortak eyleme çağırdı.”[2] 28 Eylül 1864’teki toplantı, biçim olarak,
Fransız işçilerinin cevabının Londra tarafından kabul edildiğinin deliliydi.
Polonya
sorunu, Enternasyonal’in kuruluşu açısından tesadüfi bir unsur değil. Bu soruna
kuruluş belgesinde atıfta bulunuluyor. Açılış konuşması, ücretleri, İngiliz
hükümetinin ekonomik verilerini ve fabrika raporlarını inceledikten sonra,
uluslararası tabloya yöneliyor ve en tutkulu pasajını aktarıyor:
“Avrupa’nın üst sınıfları,
Kafkasya denilen dağdan kalenin Rusya’nın eline geçmesine de kahraman Polonya’nın
Rusya tarafından katledilmesine de tanık olurken bu yaşananlara utanmadana arlanmadan
onay verdiler, alaycı bir sempatiyle yaklaştılar, meseleleri aptallara has bir kayıtsızlıkla
ele aldılar. Başı St. Petersburg’da olan, elleri Avrupa’nın her kabinesinde
bulunan o barbar gücün muazzam ve direnişle karşılaşmadan gerçekleştirdiği
saldırılar, her ülkenin işçi sınıfına uluslararası politikanın sırlarını
öğrenme; kendi hükümetlerinin diplomatik eylemlerini izleme; gerekirse
ellerindeki tüm araçlarla bunlara karşı koyma görevini öğretti. [...] Böyle bir
dış politika için mücadele, ülkelerdeki işçi sınıfının kurtuluş için verdiği
genel mücadelenin parçasıdır.”[4]
Proleter
enternasyonalizm, böylece ezilen ulusların büyük despotik güçlere karşı
savunulması iradesiyle ta doğuş anında kaynaşmıştı. Enternasyonal, emeğin
özgürleşmesi ile ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının aynı meselenin iki
yüzü olduğunu öğrenmek için yirminci yüzyılda gerçekleşecek tartışmaları
beklemek zorunda kalmadı. Bunu 1863-1864 yıllarında, Varşova ile dayanışma ilişkisi
kurduğu Londra sokaklarında öğrendi.
Programın
Hazırlanması
St.
Martin Salonu’nda seçilen yirmi bir kişilik komite ideolojik olarak heterojen
bir yapıydı: Odger ve Cremer’in yanı sıra, karşılıklı yardımlaşmacılık fikrinin
Fransız savunucuları Tolain ve Limousin, Mazzin yanlısı Major Wolff ve Owen
yanlıları da yer alıyordu. Program oluşturma yönündeki ilk girişimleri de buna
bağlı olarak eklektikti. Wolff, Mazzin ilkelerine dayalı tüzükler sundu. Owen
yanlısı John Weston bir program önerdi. Le Lubez ise komitenin kullanılamaz
bulduğu bir taslak hazırladı. Bu birbirinden farklı sunumları yeniden
düzenlemekle görevlendirilen Marx, tüm yapıyı şaşırtıcı derecede sade iki
belgeyle değiştirdi: bir konuşma ve on maddelik kurallar. Bunların her ikisi de
1 Kasım 1864’te oybirliğiyle kabul edildi.
Marx,
Engels’e bu zorluğu, ne yaptığını tam olarak anlayan bir adamın hassasiyetiyle
anlattı:
“Çok zor bir gayret dâhilinde,
görüşümüz, işçi hareketinin gözünde kabul edilir bulunsun diye meseleyi belirli
bir çerçeveye oturtmak zorunda kaldık. [...] Fortiter in re, suaviter in
modo [ilkede tavizsiz, biçimde uzlaşmacı] ilkesi uyarınca hareket ettik.”[6]
Ortaya
çıkan sonuç, program ve hareket diyalektiği konusunda bir ustalık dersi
niteliğinde. Açılış Konuşması, düşmanın kendi istatistiklerinden derlenmiş
ampirik bir suçlamayla başlıyor: Başbakan William Gladstone’un 1843’ten beri
toplam ithalat ve ihracatın üç katına çıktığına dair, ülkesiyle övünen ifadesi,
aynı Gladstone’un bu “zenginlik ve güçteki sarhoş edici artışın tümüyle mülk
sahibi sınıflarla sınırlı olduğunu” kabul etmesi, Birleşik Krallık’ın en zengin
kesimindeki tarım işçilerinin “önemli ölçüde en kötü beslenenler” olduğunu
kaydeden meclis raporları, Dr. Smith’in “açlıktan kaynaklanan hastalıkları
önlemek” için gereken haftalık karbon ve azot miktarlarına dair hesaplamaları.
İşçi kitlelerinin sefaleti 1848’den 1864’e gelindiğinde zerre azalmamıştı. Marx’ın
konuşması, burjuvazinin ilerlemeye yönelik methiyelerinin her birinin karşısına
işte bu somut gerçeği çıkarttı.
Buna
karşılık Marx, iki “dengeleyici özellik” ortaya koydu: “Orta sınıfın politik
ekonomisinin herkesin gözü önünde işçi sınıfının politik ekonomisine ilk kez
gün boyun eğdiği” On Saat Çalışma Yasası ile “büyük ölçekli üretimin, işçi
sınıfını istihdam eden bir efendi sınıfın varlığı olmadan da
yürütülebileceğini” kanıtlayan kooperatif hareketi. Ancak Marx, “tek tek
işçilerin rastgele çabalarıyla” sınırlı kalan kooperatifçiliğin asla “tekelin
geometrik ilerlemesindeki büyümeyi durduramayacağını” belirterek önemli bir
şart koşuyordu. Kooperatifçiliğin “ulusal boyutlara” taşınması şarttı. Toprağın
ve sermayenin efendileri buna mani olmak için ellerindeki politik ayrıcalıkları
illaki kullanacaklardı. Buradan Marx, karşılıklı yardımlaşma fikrinin savunucularını
şoke eden, Konuşma metninin temel önermesi olan şu çıkarımını dillendirdi:
“Dolayısıyla
politik iktidarı ele geçirmek, işçi sınıfının büyük görevi haline
gelmiştir.”[4]
Konuşma,
Komünist Manifesto’yu yankılayan şu sözlerle sona eriyordu: “Bütün
ülkelerin proleterleri, birleşin!”
Geçici
Kurallar, ilkeleri en özlü biçimde ifade etmekteydi. Giriş bölümü şu şekilde
başlıyordu: “İşçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.” En
çok alıntılanan maddesinde ise “işçi sınıfının kurtuluşu ne yerel ne de ulusal
bir sorun değil, modern toplumun var olduğu tüm ülkeleri kapsayan ve çözümü en
gelişmiş ülkelerin pratik ve teorik uzlaşmasına bağlı olan toplumsal bir
sorundur”[7] deniliyordu.
Partiyi
Önceleyen Enternasyonal
Uluslararası
İşçi Derneği ne tür bir örgüttü? Enternasyonal sürekli yanlış tanıtılıp efsane
mertebesine yükseltilen bir olgu olduğu için bu konuda net olmakta fayda var.
1864’te kitlesel sosyal demokrat partiler yoktu. Birinci Enternasyonal,
sendikaların, karşılıklı yardım derneklerinin, politik sektlerin ve sürgün örgütlerinin
bir ittifakından oluşan, İngiliz zanaatkâr birliklerini, Fransız Prudoncu
zanaatkârları, İtalya’daki Mazzinci cumhuriyetçileri, Alman komünistlerini,
daha sonra Ferdinand Lassalle’ın takipçilerini içeren bir yapıydı. Son döneme
ait araştırmalara göre, Enternasyonal zirvedeyken yaklaşık 150.000 üyeye
sahipti. Kendi döneminde hem Enternasyonal’e dost isimlerin hem de onun
düşmanlarının üye sayısının 800.000 civarında olduğuna dair iddialarının
abartılı olduğunu söylemek gerek. Dost da düşman da bu tür şişirilmiş üye
sayılarını sırf propaganda faaliyeti kapsamında dillendiriyordu.
Esasında
Enternasyonal’in gücü, üye sayısında değil, kendine bağlı sendikalarda,
grevleri desteklemek ve grev kırıcıların ithalatını önlemek için para ve insan
gücünü sınırlar ötesine taşıma konusundaki kanıtlanmış yeteneğinde yatıyordu.
Bu
heterojenlik, hem Enternasyonal’in varoluş koşuluydu hem de ömrünün sınırlı
olmasının nedeniydi. Proudhon’un takipçileri, kolektif mülkiyetin kabul
edildiği 1868 tarihli Brüksel Kongresi’nde yenilgiye uğradılar. Daha ciddi
mücadele, Bakunin’in anarşistleriyle, devlet, politik eylem ve bir işçi
partisinin iktidarı ele geçirme olasılığı konularında yaşandı. Marx’ın klasik
eseri Fransa’da İç Savaş’ta savunduğu 1871 Paris Komünü, derneğin
prestijini dönüştürdü ve bir anda tüm Avrupa hükümetlerinin baskısını üzerine
çekti. Derneği kuran İngiliz sendika liderleri, kendilerinden beklenecek korkak
bir tavır neticesinde, Komün'’ü savunmaktan geri durdular. 1872 tarihli Lahey
Kongresi’nde Bakunin ihraç edildi, Genel Konsey, Engels’in önerisiyle, onun ele
geçirilmesini önlemek adına, New York’a taşındı. Bu, aslında bir geri
çekilmeydi. Enternasyonal, 1876’da Philadelphia'da resmen feshedildi. Engels
1874’te, örgütün artık işlevini yitirdiğini, “tüm hizipler içindeki basit uyumu
bozma” ve teoride birleşmiş ulusal partiler için zemin hazırlama görevinin
tamamlandığını yazdı.
Tarihin
hükmü, Lenin tarafından 1919’da Üçüncü Enternasyonal ve Tarihteki Yeri adlı
makalesinde eserinde verildi:
“Birinci Enternasyonal
(1864–1872), sermayeye karşı gerçekleştirilecek devrimci saldırıların hazırlanması için gerekli olan, işçilerin uluslararası örgütünün temellerini attı. [...] İkinci
Enternasyonal (1889–1914), devrimci düzeyde geçici bir düşüş pahasına
genişlemeye devam eden proletarya hareketinin uluslararası örgütüydü. [...] Üçüncü
Enternasyonal, İkinci Enternasyonal’in çalışmalarının meyvelerini topladı,
oportünist, sosyal şovenist, burjuva ve küçük burjuva pisliklerini bir kenara
bıraktı ve proletarya diktatörlüğünü uygulamaya başladı.”[8]
Yıldönümünün
Önemi
28
Eylül 1864 neden hâlâ önemli? Bir örgütün yıldönümü değil, Marx’ın Felsefenin
Sefaleti adlı eserindeki Hegelci ifadesini kullanacak olursak, işçi
sınıfının ilk kez uluslararası düzeyde kendi kendine bir sınıf olarak kalıcı
bir örgütlenme temeli üzerinde örgütlendiği, aynı zamanda sonraki her girişimi
tanımlayan iki dersi öğrendiği tarih olarak önemlidir.
İlk
ders, ekonomiyle ilgilidir: Sermaye beynelmileldir, işçi hareketi de öyle
olmalıdır, aksi takdirde böl-yönet taktiğiyle yok olur. Odger’in 1863’te
kaydettiği, işverenlerin grevleri kırmak için “Fransızları, Almanları,
Belçikalıları getireceklerine yönelik tehditleri, hiçbir zaman ortadan kalkmadı.
Bugün bile her egemen sınıfın temel taktiği olmaya devam ediyor. Bu, artık tek
tek fabrika sahiplerinin değil, küreselleşmiş sermayenin tüm mekanizmasının
yönettiği, işçi hareketinin ancak ulusal bürokrasilerin izin verdiği yerlerde
ara sıra cevap geliştirebildiği, dünyadaki her iş piyasasının daimi
politikasıdır.
İkinci
ders, politikayla ilgilidir: Emeğin özgürlüğü; ezilen ulusların hakları, kendi
kaderini tayin hakkı mücadelesi ve emperyalizme karşı mücadeleden ayrılamaz.
Enternasyonal ilk nefesini, Çarlık Rusyası’na karşı Polonya’yla kurulan
dayanışma ilişkisi dâhilinde almıştır. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci
Enternasyonal’in iğrenç ihanetleri, sömürge halklarının mücadeleleri, kendi
yüzyılımızın savaşlarını içeren, müteakip yüz elli yıllık süreç, St. Martin
Salonu’nda öğrenilenleri doğrulamıştır: “Uluslararası politikanın sırlarını”
kavrayamayan işçi sınıfı, kendi sömürücülerinin dış politikasının yardımcı gücü
olacaktır. Bu ders, tekrar tekrar bilince çıkartılmalıdır. O, doğru bir biçimde
özümsenene dek kazanmamız mümkün değildir.
“İşçi
sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.” Bu kurtuluş, ne
yerel ne de ulusal bir sorundur.
“Tüm
ülkelerin proleterleri, birleşin!” Bu sözler 162 yaşında ve hâlâ yol gösterici
ilkemizdir. Bugün sermaye, tüm dünyayı sömürmeye çalışan emperyalist merkez
uluslar tarafından örgütlenmiş, küresel bir sistemdir. Onların yatırımları
beynelmilelse biz de yaklaşımımızda beynelmilel olmalıyız, aksi takdirde her daim
kaybederiz. Birinci Enternasyonal'in mirasını hatırlayalım, yüceltelim, bu
büyük mirası mücadelelerimizde ileriye taşıyalım.
Alexander McKay
28 Eylül 2026
Kaynak
Dipnotlar:
[1] The Times, baş makale, Eylül 1868, Brüksel Kongresi sırasında kaleme
alındı. Aktaran: Marcello Musto (yh.), Workers Unite! The International 150
Years Later (Bloomsbury, 2014), s. 2.
[2]
Marx to Engels, 4 Kasım 1864, Marx ve Engels, Collected Works içinde, Cilt.
42 (Moskova: Progress, 1987).
[3]
Benoît Malon’dan akt.: Henryk Katz, The Emancipation of Labor: A History of
the First International (Greenwood, 1992), s. 2.
[4]
Karl Marx, Inaugural Address of the International Working Men’s Association,
21–27 Ekim 1864: MIA.
[5]
Address of English to French Workmen (1863), yazan: George Odger; Musto
(yh.), Workers Unite!, s. 1–2.
[6]
Marx to Engels, 4 Kasım 1864, Collected Works, Cilt. 42. “Fortiter in
re, suaviter in modo” [“Davranışta kibar eylemde sert” ya da “İlkede
tavizsiz biçimde uzlaşmacı”] ifadesinin kaynağı Marx’ın alaycı bir ifadeyle kendine
model olarak seçtiğini söylediği Cizvitlerin eğitimi ile ilgili, Claudio
Acquaviva’ya ait tez.
[7]
Provisional Rules of the International Working Men’s Association, Giriş
ve Madde 7 (1864); Özgün broşürde “Açılış Konuşması” ile birlikte basıldı.
[8] V.I. Lenin, The Third International and Its Place in History, 15 Nisan 1919: MIA.


0 Yorum:
Yorum Gönder