19 Eylül 2026

Hendek

Bundan otuz yıl önce Tony Blair, ülkesinin liberal partisine gidiyor, “aramızda bir fark kalmadı, birleşelim” diyor.[1] Marksizm-Leninizme ve proleter harekete karşı bir tür “kale” olarak inşa edilmiş olan İngiliz İşçi Partisi, bundan yüz yıl küsur yıl önce, “üretim, dağıtım ve mübadele araçlarının ortak mülkiyeti”ne vurgu yapan bir maddeyi programına koymak zorunda kalıyor. Blair çizgisi, bu maddeyi programdan çıkartıyor. Liberalizmle birleşme, ortadaki tehlike ortadan kalktığı vakit gündeme geliyor.

Bu tespit, bugünkü Türkiye solu için de geçerli. Demek ki sosyalistler, aradaki sınır çizgileri silindiği, hendekler kapatıldığı için Yeni Parti’ye örgütlenebiliyorlar. 

“Kurucu” parti olarak sunulan oluşumlar, dünyanın her yerinde, özellikle sömürge ve eski sömürge ülkelerde, sosyalist hareketi kendine örgütlüyor, kendine benzetiyor. Onun ince ayarını bu kurucu partiler yapıyorlar. Sosyalist partiler, komünist partiler, “kurucu” partilerin hazırladığı marinasyon içinde kıvama getiriliyorlar.

Misal, Hindistan’da Maoizme kopan parça da dâhil olmak üzere, tüm Hindistan Komünist Partisi, muktedir olduğu yerlerde neoliberalizmin programını uyguluyorlar. Naksalcı hareketin doğmasını sağlayan Naksal köyündeki köylü isyanına kurşunu “Marksist” parti sıkıyor.[2]

Sanılanın aksine, Endonezya’daki katliamda, emperyalistler Müslüman dernekleri silah olarak kullanıyor ama bu işi organize eden, oranın “CHP”si. Hatta katliam sonrası kimi komünist partililer, katliamı gerçekleştiren partinin içinde görev alıyorlar. Katliamda asli rol, İngiliz ve Amerikan istihbaratına ait.

Bugünkü barış görüşmeleri münasebetiyle ortalığa dökülen, Kürt hareketine ilişkin eski kayıtlar, Hendek Savaşı’nın bir genelkurmay operasyonu olduğunu ortaya koyuyor. Dirençli unsurlar, topluca, o hendeklere defnediliyorlar. Yol bu sayede açılıyor. O yolun eleştirisini ise Ayşe Hür, Yektan Türkyılmaz gibi liberaller soğuruyor.

Bugün diziler ve Acun yarışmaları, İngiliz sömürgesi olmamızın tezahürleri olarak vücut buluyor. Dizilerle Ortadoğu’da, mazlum coğrafyada İngilizin ve Amerikalının dişine uygun bireyler yetiştiriliyor.

Son dönemde yayınlanan, küçük burjuvazinin ağzının suyu aksın, zengine öykünsün, gerilimlerinden kurtulsun diye çekilen bir yalı dizisinde “bu takı tam kraliçeye layık” deniliyor. Hangi kraliçe, kimin kraliçesi sorusuna cevap verme gereği bile duyulmuyor. Çünkü herkes, İngiliz kraliçesine göre yaşamayı öğreniyor. İdeolojik ve kültürel hendekler de bir bir kapatılıyor. Herkes, burjuva sofralarındaki marinasyonu, yemekleri, içkileri öğreniyor. Artık küçük burjuvazi, mutfağında Acun’un yemeklerini yapıyor.

İngiliz İşçi Partisi, Alman sosyal demokrasisi gibi mahfillerde ne oluyorsa Türkiye sosyalist hareketinde de o oluyor. AfD’nin arka planını anlamadan, liberalizmin yanına sıvışmak ve sığınmak için teoriler parçalanıyor. Sosyal demokrasi ile liberalizm arasındaki hendekler imha ediliyor. EMEP’in sahibi, İngiliz patronlarının yanından, onlar adına, onlar için, buradaki sendikalara “STK olun!” talimatı veriyor. İşçi aristokrasisinin ideolojisi ve politikası, sosyalizm diye pazarlanma imkânına kavuşuyor.

İngiliz İşçi Partisi’ne kapitalizm ve emperyalizmin seyri bağlamında, her momentte biraz olsun ayar vermek için imal edilmiş olan New Left Review [“Yeni Sol Eleştiri”] dergisi, Türk versiyonunu üretip ülkeye yolluyor. Birikimi tasfiye etmek için imal edilen bu emperyalist silah, Birikim adıyla, Devrimci Yol’un koltuk altına yerleştiriliyor. Asli görevi, onu devrim ve iktidar mücadelesi vermekten alıkoymak için ona gerekli kıvamı vermek. Netekim, 12 Eylül günü sabahı örgütün sahibi, darbeye karşı yapılacaklar konusunu görüşmek üzere Birikim dergisinin sahibinin evine koşuyor. O da “direnmeyin” talimatını iletiyor. Bir Devrimci Yolcu, hatıratında[3], kendilerine zorla Birikim dergisi okutturulduğunu söylüyor. O Birikim, sonra AKP’ye yanaşıyor.

12 Eylül darbecileri, tüm hazırlıklarını başta TKP ve Devrimci Yol olmak üzere, sosyalist hareketin bir devrimci direniş sergilemesi ihtimaline göre yapmışlar. Bu hazırlık kapsamında çok sayıda kefen imal ediliyor, çok sayıda toplu mezar kazılıyor. Ama beklenen olmuyor. Tüm örgütler, tel tel dökülüyor, bir bir teslim oluyorlar.

O TKP ve Devrimci Yol, pantolonunun arka cebinde Cumhuriyet gazetesiyle CHP bürolarına girmeyi, oralarda akan ranta ortak olmayı öğreniyor. Terbiye ve disipline ediliyor. Kıvama getiriliyor. Devrim ve iktidar yanında sınıfı da unutuyor. Müteahhit oluyor. Burjuvaziye kâhyalık, devlete bekçilik yapmayı öğreniyor.


Sınırların silindiği, hendeklerin imha edildiği koşullarda, Tanıl Bora’nın hazırladığı kapağı bir emir olarak görmek gerekiyor. Basit bir fotoşop hatası ya da reklâmcı gevezeliği olarak görülmemeli. O pankartta “Devrimci Yol” adı silinip “Devrimci Müca” yazılıyorsa Bora, birilerine emir veriyordur. Emir, illaki Yeni Parti ile ilgilidir. Blair’in İşçi Partisi’ni silmek istemesi gibi o da Devrimci Yol’u tarihe gömmek istiyordur. “Zıpçıktılık yapmayın, akıllı olun, benim peşinden gelin” buyuruyordur.

Yeni Parti ve Devrimci Yol’la ilgili emir, NATO-AB-ABD ekseninde anlam kazanıyor. Avrupa olmakla tanımlı politika, NATO’yu, NATO olmakla tanımlı politika, Avrupa ve ardındaki emperyalizmi gizliyor. Avrupa, “ordunuz çok büyük, küçültün” diyor. Burada birileri, bu emrin ardındaki NATO’yu gizliyor. NATO, “Suriye’ye girin” diyor. Birileri, bu emrin ardındaki Avrupa’yı gizliyor. Sol içinde Avrupa’yı koruyup NATO’ya saldırıyormuş gibi yapanlarla, NATO’yu koruyup Avrupa’yı eleştirenler, ifşa edilmeyi bekliyor.

Kurtlar Vadisi dizisi arkasında dönen kapışmayı bu bağlamda okumak gerekiyor. Solun Ergenekon’da sahiplendiği veya karşı çıktığı şeyin emperyalist arka planına bakılmalı. Emperyalizm sorgulanmadan, hiçbir şey idrak edilemez.

Eren Balkır
19 Eylül 2026

Dipnotlar:
[1] Liberation News Network, “The Project and the Lieutenants: What Blair’s Confession Reveals About the British Left”, 5 Eylül 2026, Substack. Türkçesi: İştiraki.

[2] Tanroop Sandhu, “Communism and People’s Democracy in India”, 27 Ağustos 2026, Prometheus.

[3] Mehmet Tepebaşı, Yaşanmamış Sayılan Anılar, Dipnot Yay., 2010, s. 145.

0 Yorum: