Rojin
Kabaiş’in babasının Bilal Erdoğan’dan destek istemesini, buradaki skandalı I.
Şehzade hazretlerinin fazla yer kaplaması olarak gören yurdum muhalifleri, vallahi
siz iflah olmazsınız.
1001.
kez olacak ama… mevzu, nepotizmi fersah fersah aştı. Skandal, oğlun fazla yer
kaplaması değil, yurttaşın kendi devletinde hiç yer kaplamamasıdır.
Bir
baba, kızının ölümünün aydınlatılması için kendi yurttaşlığından doğan hakkı
kullanabileceği kurumlara değil, iktidar ailesinin bir ferdine seslenmeyi
anlamlı buluyorsa, karşımızdaki mesele, “liyakat” değildir.
Hak
yerini erişime, kurum nüfuza, yurttaşlık aracılığa bırakmıştır.
Şehzade
hazretleri, burada sebep değil, Türkiye’de devlet ile yurttaş arasındaki
ilişkinin aldığı biçimin görüngüsüdür. Ancak “liyakat” saplantısının da maddi
bir tarihi var.
Muhalefetin
kahir ekseriyetini oluşturan beyaz yakalı işçi sınıfı, kendi maddi yıkıntısının
kaldırdığı toz bulutu içinde paramparça olmuş fikir dünyasından düne ilişkin
tek bir şey seçebiliyor: Liyakat. Bu toz bulutunda liyakatı ya da benzeri başka
bir şeyi yakalayamayana apolitik (!) diyorlar.
Ücreti
erimiş, mesleki itibarı aşınmış, barınma imkânı daralmış, gelecek güvencesi çökmüş,
çocuklarının kendisinden daha iyi yaşayacağına ilişkin inancı sarsılmış, ama
bütün bunları ortak bir sınıf ilişkisinin parçaları olarak kavrayabileceği
siyasal dünya da çoktan dağıtılmış. Geriye, kaybedilmiş hayatın açıklaması
olarak “eskiden kurumlar vardı, ehil insanlar işbaşındaydı” fikri kalıyor.
Liyakat
tam olarak, sınıfsal yıkımın nedenini açıklayamayan beyaz yakalının, kaybettiği
dünyaya verdiği addır. Türkiye kapitalizminin geçirdiği dönüşümü konuşmak
yerine kötü yöneticileri, sermaye ile devlet arasındaki yeni ilişkiyi konuşmak yerine
akrabaları, yurttaşlığın aşınmasını konuşmak yerine diplomaları konuşuyoruz.
Yirmi
yıllık muhalefetin sonunda vardığımız yer, siyaset değil, memleket çapında bir
insan kaynakları departmanı. Sonra Davutoğlu’nun düğününden Yeni Partili bir
fotoğraf geliyor; yıllardır birbirine karşı siyasal alternatifler olarak
pazarlanan kim varsa, aslında sarayın herkes için ayrılan odalarından birisine
yerleşme pozu veriyor.
Bunda
şaşıracak ne var? Siyaseti toplumsal ilişkilerin değiştirilmesinden çıkarıp
kadroların değiştirilmesine indirgerseniz, sonunda bütün siyasal tahayyülünüz
kimin hangi koltuğa oturacağı meselesine dönüşür. Dün muhalefetin büyük
programı olan “liyakat” de bugün mevcut düzenin kendi personel rejimini yeniden
üretmesinin yakıtına dönüşür.
Mevzu
sınıfsal. Türkiye kapitalizmini, onun sermaye birikim biçimini ve bunun
ürettiği devlet-yurttaş ilişkisini merkeze koymadan, bu sahnenin tek bir
karesini bile doğru okuyamazsınız.
Nepotizm,
yozlaşma, kurumsal çürüme gerçekten var, ama hiçbirisi kendi başına bir
açıklama değil, açıklanması gereken derindeki dönüşümün siyasal biçimleridir.
Bu
nedenle, etrafınızda bütün bu maddi yıkımı hâlâ “liyakatli insanlar gelsin,
memleket düzelsin” seviyesinde açıklayan siyasal tipler varsa onlarla aranıza
kalın bir ideolojik duvar örün.
Maddi
yıkımın ürettiği fikri karmaşa, kendisini sağduyu diye sunduğu ölçüde insanın
ruhunu emer. Ama aynı duvarı sıradan insanlara örerseniz, siyaset yaptığınızı
sanıp kendi toplumsal tabanınızdan kaçarsınız. Kirasını, maaşını, borcunu,
işini, çocuğunun geleceğini düşünen insanın derdinin içinden konuşmayı
öğrenmeyen bir muhalefetten hiçbir yol olmaz.
Adım
gibi eminim, Şehzade’nin karşısında kendi yurttaşlığından neyin kendisine ait
olduğunu unutmuş o babaya da şimdi ne alçakça küfürler ediliyordur. Çünkü bu
muhalefet, kendi siyasal kapasitesizliğini açıklamak yerine, kapasitesi elinden
alınmış yurttaşı aşağılamayı çok daha kolay buluyor.
Babanın
neden şehzadeye gittiği sorusuna rahmet okutturacak büyüklükteki soru,
Türkiye’de bir yurttaşın Şehzade’ye gitmesinin neden artık akla yatkın bir
davranış haline gelebildiğidir. İkincisi, liyakatçı muhalefetin fark etmediği,
fark ettiği ama anlamadığı ya da anladığı ama hiçbir şekilde umrunda olmayan
kendi gerçeğidir.
Minima Politika
15 Eylül 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder