15 Eylül 2026

Liyakat Saplantısı



Rojin Kabaiş’in babasının Bilal Erdoğan’dan destek istemesini, buradaki skandalı I. Şehzade hazretlerinin fazla yer kaplaması olarak gören yurdum muhalifleri, vallahi siz iflah olmazsınız.

1001. kez olacak ama… mevzu, nepotizmi fersah fersah aştı. Skandal, oğlun fazla yer kaplaması değil, yurttaşın kendi devletinde hiç yer kaplamamasıdır.

Bir baba, kızının ölümünün aydınlatılması için kendi yurttaşlığından doğan hakkı kullanabileceği kurumlara değil, iktidar ailesinin bir ferdine seslenmeyi anlamlı buluyorsa, karşımızdaki mesele, “liyakat” değildir.

Hak yerini erişime, kurum nüfuza, yurttaşlık aracılığa bırakmıştır.

Şehzade hazretleri, burada sebep değil, Türkiye’de devlet ile yurttaş arasındaki ilişkinin aldığı biçimin görüngüsüdür. Ancak “liyakat” saplantısının da maddi bir tarihi var.

Muhalefetin kahir ekseriyetini oluşturan beyaz yakalı işçi sınıfı, kendi maddi yıkıntısının kaldırdığı toz bulutu içinde paramparça olmuş fikir dünyasından düne ilişkin tek bir şey seçebiliyor: Liyakat. Bu toz bulutunda liyakatı ya da benzeri başka bir şeyi yakalayamayana apolitik (!) diyorlar.

Ücreti erimiş, mesleki itibarı aşınmış, barınma imkânı daralmış, gelecek güvencesi çökmüş, çocuklarının kendisinden daha iyi yaşayacağına ilişkin inancı sarsılmış, ama bütün bunları ortak bir sınıf ilişkisinin parçaları olarak kavrayabileceği siyasal dünya da çoktan dağıtılmış. Geriye, kaybedilmiş hayatın açıklaması olarak “eskiden kurumlar vardı, ehil insanlar işbaşındaydı” fikri kalıyor.

Liyakat tam olarak, sınıfsal yıkımın nedenini açıklayamayan beyaz yakalının, kaybettiği dünyaya verdiği addır. Türkiye kapitalizminin geçirdiği dönüşümü konuşmak yerine kötü yöneticileri, sermaye ile devlet arasındaki yeni ilişkiyi konuşmak yerine akrabaları, yurttaşlığın aşınmasını konuşmak yerine diplomaları konuşuyoruz.

Yirmi yıllık muhalefetin sonunda vardığımız yer, siyaset değil, memleket çapında bir insan kaynakları departmanı. Sonra Davutoğlu’nun düğününden Yeni Partili bir fotoğraf geliyor; yıllardır birbirine karşı siyasal alternatifler olarak pazarlanan kim varsa, aslında sarayın herkes için ayrılan odalarından birisine yerleşme pozu veriyor.

Bunda şaşıracak ne var? Siyaseti toplumsal ilişkilerin değiştirilmesinden çıkarıp kadroların değiştirilmesine indirgerseniz, sonunda bütün siyasal tahayyülünüz kimin hangi koltuğa oturacağı meselesine dönüşür. Dün muhalefetin büyük programı olan “liyakat” de bugün mevcut düzenin kendi personel rejimini yeniden üretmesinin yakıtına dönüşür.

Mevzu sınıfsal. Türkiye kapitalizmini, onun sermaye birikim biçimini ve bunun ürettiği devlet-yurttaş ilişkisini merkeze koymadan, bu sahnenin tek bir karesini bile doğru okuyamazsınız.

Nepotizm, yozlaşma, kurumsal çürüme gerçekten var, ama hiçbirisi kendi başına bir açıklama değil, açıklanması gereken derindeki dönüşümün siyasal biçimleridir.

Bu nedenle, etrafınızda bütün bu maddi yıkımı hâlâ “liyakatli insanlar gelsin, memleket düzelsin” seviyesinde açıklayan siyasal tipler varsa onlarla aranıza kalın bir ideolojik duvar örün.

Maddi yıkımın ürettiği fikri karmaşa, kendisini sağduyu diye sunduğu ölçüde insanın ruhunu emer. Ama aynı duvarı sıradan insanlara örerseniz, siyaset yaptığınızı sanıp kendi toplumsal tabanınızdan kaçarsınız. Kirasını, maaşını, borcunu, işini, çocuğunun geleceğini düşünen insanın derdinin içinden konuşmayı öğrenmeyen bir muhalefetten hiçbir yol olmaz.

Adım gibi eminim, Şehzade’nin karşısında kendi yurttaşlığından neyin kendisine ait olduğunu unutmuş o babaya da şimdi ne alçakça küfürler ediliyordur. Çünkü bu muhalefet, kendi siyasal kapasitesizliğini açıklamak yerine, kapasitesi elinden alınmış yurttaşı aşağılamayı çok daha kolay buluyor.

Babanın neden şehzadeye gittiği sorusuna rahmet okutturacak büyüklükteki soru, Türkiye’de bir yurttaşın Şehzade’ye gitmesinin neden artık akla yatkın bir davranış haline gelebildiğidir. İkincisi, liyakatçı muhalefetin fark etmediği, fark ettiği ama anlamadığı ya da anladığı ama hiçbir şekilde umrunda olmayan kendi gerçeğidir.

Minima Politika
15 Eylül 2026
Kaynak

0 Yorum: