Husiler Amerikan Hegemonyasının Ekonomik Temelini Nasıl Sarsıyor?
Geçtiğimiz
hafta Husiler, Babülmendep Boğazı’ndaki kilit noktaları ele geçirip, Suudi
Arabistan destekli Yemen resmi hükümetinin güçlerinin önünü kesti, böylece
Yemen’in Kızıldeniz kıyısı üzerinde fiilen kontrol sağladı.
Aynı
zamanda, Petroline boru hattına düzenlenen (Suudilere göre, Irak’tan havalanan
insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen) saldırı, Hürmüz Boğazı’nı devre
dışı bırakan petrol ihracat rotasını durdurdu. Başka bir deyişle, ABD’nin
müttefiki Suudiler, her iki ihracat rotasını da kaybetmiş oldular.
Ancak
mesele, sadece Suudilerin yaşadığı kriz değil; asıl önemli olan, bu krizi kimin
ve nasıl yarattığıdır.
Kuzeydeki
komşularının sahip olduğu mali ve askeri kapasitenin çok küçük bir kısmına
sahip olmalarına rağmen Husiler, Washington’ın Ortadoğu politikasının üzerine
inşa edildiği o temel modeli tehdit eder hale geldi.
Samir
Amin, bu modeli “kaos imparatorluğu” olarak tanımlamıştı: Küresel ölçekte
düzeni dayatma yeteneğini yitirmiş bir hegemonun, elinde kalan gücü paraya
tahvil etmesi durumu.
Bu
modelde hegemon, sadakat ve petrodolarların Amerikan borçlarına geri dönüştürülmesi
karşılığında, düzeni sağlama görevini bölgesel merkezlere devrederken, aynı
zamanda bu merkezlerin güçlenip birleşmesini önlemek amacıyla aralarındaki
çatışmaları zaman zaman körükler.
Bu
sistemin temel bir koşulu vardır: Kaos, hegemon için “ucuz” olmalı, bu
niteliğini korumalı, merkezin (emperyalist merkez ülkelerin) sermaye birikim
döngüsü üzerinde asgari düzeyde etki yaratmalıdır.
Husiler,
işte bu mantığa meydan okuyor.
1.
Sermaye dolaşım döngüsüne entegre değiller. ABD’de rezerv tutmuyorlar. Amerikan
silah tedarikine ya da üslerine bağımlı değiller, dolayısıyla, “kaos
imparatorluğu”nun birincil aracı olan “sadakati satın alma” yöntemi onlarda işe
yaramıyor.
2.
Organize bir şekilde karşılık veriyorlar: Hegemonun yıkıcı gücü, organize
direniş gösteremeyenlere karşı etkili olurken; Husiler, koalisyonun iki yıldır
süren saldırılarına rağmen, kendi düzenlerini koruma yeteneklerini
yitirmediler. Hegemonun artık garanti edemediği şey tam da budur, zira
bölgedeki varlığı, giderek birbirine daha fazla düşmanlaşan çeşitli aktörlere
bağımlı hale gelmiştir.
3.
Husiler, kaosu hegemon için maliyetli hale getirdiler: boğazların kapanması,
ABD’de yakıt fiyatlarının düşük seyretmesini sağlayan, ABD devletinin borcunun
yeniden finanse edilmesinde kaynak işlevi gören ulaşım altyapısına zarar
veriyor.
Reuters’ın
dediğine göre, Muhammed bin Selman bizzat Trump’tan askeri müdahale talep etti
ama Washington bu talebe karşılık vermedi. Bunun yerine CENTCOM aracılığıyla
yalnızca sınırlı istihbarat desteği alan Riyad, yardım için yüzünü İsrail’e çevirdi.
Bu, tipik bir “hasmane işbirliği” örneğidir: Sistemin bütünlüğünü korumak
amacıyla (jeo)ekonomik ve siyasi hasımlar arasında kurulan durumsal bir
ittifak.
ABD’nin
Husilere karşı yürütülen harekâta destek verememesi, Krallığı kendi mimarisini,
yani bir denizcilik ittifakını oluşturmaya itiyor. Bu arada İran ve Körfez
monarşileri, Umman’ın arabuluculuğunda (Washington’ın dahli olmaksızın), Hürmüz
Boğazı’ndaki deniz trafiğinin koşullarını görüşüyor. Körfez güvenlik sistemi,
yerel güçler arasındaki geçici ve duruma özgü anlaşmalara doğru evrilerek
parçalanıyor.
Uluslararası
Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, Suudi Arabistan’ın petrol üretimi Ağustos
ayında günde 6 milyon varile gerileyerek, 1990’dan bu yana en düşük seviyeye
indi. Lojistik alanındaki işlemler, hızla eski haline getirilemezse, krizi
hafifletmek adına ABD Hazine tahvilleri de dâhil olmak üzere, yabancı
varlıkların elden çıkarılması, Riyad için bir seçenek haline gelecek.
Hegemonun
(ABD’nin) bu döngünün güvenliğini askeri güçle sağlayamaması halinde, finansal
hegemonyanın simgesi olan “petrodolarların ABD borcuna dönüştürülmesi” süreci
de sorgulanır hale gelecektir.
“Kaos
imparatorluğu”, istikrarsızlığın, onu yaratan taraf için düzenden daha düşük
maliyetli olduğu varsayımını temel alıyordu. Husiler bu ilişkiyi tersine
çevirdi: Sermaye yeniden üretim sistemine entegre olmayan örgütlü bir direniş,
kaosu hegemonun bir “kazanım”ı olmaktan çıkarıp, onu hegemona kesilen bir “fatura”ya
dönüştürdü.
Eylül Kolektifi
15 Eylül 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder