16 Eylül 2026

, ,

Kaos İmparatorluğunda Bir Başkaldırı


Husiler Amerikan Hegemonyasının Ekonomik Temelini Nasıl Sarsıyor?

 

Geçtiğimiz hafta Husiler, Babülmendep Boğazı’ndaki kilit noktaları ele geçirip, Suudi Arabistan destekli Yemen resmi hükümetinin güçlerinin önünü kesti, böylece Yemen’in Kızıldeniz kıyısı üzerinde fiilen kontrol sağladı.

Aynı zamanda, Petroline boru hattına düzenlenen (Suudilere göre, Irak’tan havalanan insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen) saldırı, Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakan petrol ihracat rotasını durdurdu. Başka bir deyişle, ABD’nin müttefiki Suudiler, her iki ihracat rotasını da kaybetmiş oldular.

Ancak mesele, sadece Suudilerin yaşadığı kriz değil; asıl önemli olan, bu krizi kimin ve nasıl yarattığıdır.

Kuzeydeki komşularının sahip olduğu mali ve askeri kapasitenin çok küçük bir kısmına sahip olmalarına rağmen Husiler, Washington’ın Ortadoğu politikasının üzerine inşa edildiği o temel modeli tehdit eder hale geldi.

Samir Amin, bu modeli “kaos imparatorluğu” olarak tanımlamıştı: Küresel ölçekte düzeni dayatma yeteneğini yitirmiş bir hegemonun, elinde kalan gücü paraya tahvil etmesi durumu.

Bu modelde hegemon, sadakat ve petrodolarların Amerikan borçlarına geri dönüştürülmesi karşılığında, düzeni sağlama görevini bölgesel merkezlere devrederken, aynı zamanda bu merkezlerin güçlenip birleşmesini önlemek amacıyla aralarındaki çatışmaları zaman zaman körükler.

Bu sistemin temel bir koşulu vardır: Kaos, hegemon için “ucuz” olmalı, bu niteliğini korumalı, merkezin (emperyalist merkez ülkelerin) sermaye birikim döngüsü üzerinde asgari düzeyde etki yaratmalıdır.

Husiler, işte bu mantığa meydan okuyor.

1. Sermaye dolaşım döngüsüne entegre değiller. ABD’de rezerv tutmuyorlar. Amerikan silah tedarikine ya da üslerine bağımlı değiller, dolayısıyla, “kaos imparatorluğu”nun birincil aracı olan “sadakati satın alma” yöntemi onlarda işe yaramıyor.

2. Organize bir şekilde karşılık veriyorlar: Hegemonun yıkıcı gücü, organize direniş gösteremeyenlere karşı etkili olurken; Husiler, koalisyonun iki yıldır süren saldırılarına rağmen, kendi düzenlerini koruma yeteneklerini yitirmediler. Hegemonun artık garanti edemediği şey tam da budur, zira bölgedeki varlığı, giderek birbirine daha fazla düşmanlaşan çeşitli aktörlere bağımlı hale gelmiştir.

3. Husiler, kaosu hegemon için maliyetli hale getirdiler: boğazların kapanması, ABD’de yakıt fiyatlarının düşük seyretmesini sağlayan, ABD devletinin borcunun yeniden finanse edilmesinde kaynak işlevi gören ulaşım altyapısına zarar veriyor.

Reuters’ın dediğine göre, Muhammed bin Selman bizzat Trump’tan askeri müdahale talep etti ama Washington bu talebe karşılık vermedi. Bunun yerine CENTCOM aracılığıyla yalnızca sınırlı istihbarat desteği alan Riyad, yardım için yüzünü İsrail’e çevirdi. Bu, tipik bir “hasmane işbirliği” örneğidir: Sistemin bütünlüğünü korumak amacıyla (jeo)ekonomik ve siyasi hasımlar arasında kurulan durumsal bir ittifak.

ABD’nin Husilere karşı yürütülen harekâta destek verememesi, Krallığı kendi mimarisini, yani bir denizcilik ittifakını oluşturmaya itiyor. Bu arada İran ve Körfez monarşileri, Umman’ın arabuluculuğunda (Washington’ın dahli olmaksızın), Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin koşullarını görüşüyor. Körfez güvenlik sistemi, yerel güçler arasındaki geçici ve duruma özgü anlaşmalara doğru evrilerek parçalanıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, Suudi Arabistan’ın petrol üretimi Ağustos ayında günde 6 milyon varile gerileyerek, 1990’dan bu yana en düşük seviyeye indi. Lojistik alanındaki işlemler, hızla eski haline getirilemezse, krizi hafifletmek adına ABD Hazine tahvilleri de dâhil olmak üzere, yabancı varlıkların elden çıkarılması, Riyad için bir seçenek haline gelecek.

Hegemonun (ABD’nin) bu döngünün güvenliğini askeri güçle sağlayamaması halinde, finansal hegemonyanın simgesi olan “petrodolarların ABD borcuna dönüştürülmesi” süreci de sorgulanır hale gelecektir.

“Kaos imparatorluğu”, istikrarsızlığın, onu yaratan taraf için düzenden daha düşük maliyetli olduğu varsayımını temel alıyordu. Husiler bu ilişkiyi tersine çevirdi: Sermaye yeniden üretim sistemine entegre olmayan örgütlü bir direniş, kaosu hegemonun bir “kazanım”ı olmaktan çıkarıp, onu hegemona kesilen bir “fatura”ya dönüştürdü.

Eylül Kolektifi
15 Eylül 2026
Kaynak

0 Yorum: