06 Eylül 2026

, ,

Ayşenur Ezgi Eygi'nin Katli

Aşağıda, Ayşenur Ezgi Eygi ve Uluslararası Dayanışma Hareketi (ISM) ile birlikte işgal altındaki Batı Şeria’ya seyahat eden bir yoldaşla yapılan röportaja yer verilmektedir. Ayşenur Ezgi Eygi, ABD’nin Washington eyaletindeki Seattle şehrinde yaşayan bir Filistin özgürlük aktivistiydi. 2024 yılının sonlarında Batı Şeria’da düzenlenen bir gösteri sırasında İsrail işgal güçlerince katledildi. Bu röportaj, dünyanın dört bir yanına dağılmış çeşitli anarşist ve özerk medya yapımcılarından oluşan bir kolektifin podcast’i olan Beautiful Idea’da [“Güzel Fikir”] kaydedilip yayınlanmıştır. Tüm bölümün linki dipnotlarda bulunabilir.[1]

* * *

ISM’in tam olarak ne olduğunu ve ne işe yaradığını açıklayabilir misiniz?

Uluslararası Dayanışma Hareketi’nin kısaltmasıdır. 2001 yılında bazı Filistinli aktivistler, küçük bir grup Siyonizm karşıtı İsrailli aktivist ve bazı uluslararası aktivistler tarafından kurulmuştur. Dört ilke uyarınca faaliyet gösteriyorlar:

1. Filistinlilerce yönetilmektedir;

2. Sivil itaatsizliği ideoloji olarak olmasa da bir strateji olarak benimser;

3. Kararlarını fikir birliğiyle alır;

4. Açıktan Siyonizm karşıtı olmayı da içeren, zulüm karşıtı bir bakış açısı üzerinden hareket eder.

Hareketin kökenleri, Birinci ve İkinci İntifada sırasında ortaya çıkan Filistin halk komitelerine dayanmaktadır. ISM’in amacı, halk direnişine katılmak ve onu desteklemektir. Bunu çeşitli faaliyetlerle yaparlar. Yaptıklarının büyük bir kısmı, “koruyucu varlık” olarak adlandırdıkları husustur: uluslararası gönüllüler, Filistinlilerin hem İsrail yerleşimcilerinden hem de ordudan gördüğü şiddetin miktarını azaltmak veya hafifletmek umuduyla Filistinlilere günlük yaşamlarında eşlik ederler. Somutta bu çalışma, tarlada koyun çobanlarına eşlik etmek, çiftçilerin hasatlarına yardımcı olmak, okul çocuklarına okula giderken eşlik etmek veya yıkım tehdidi altındaki evlerde bulunmak gibi basit faaliyetleri içerir.

Filistin’deki halk direnişine katılmak sizin için ne anlama geliyor? ISM’in farklı hükümet kurumları ve silahlı gruplarla ilişkisi hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

Öncelikle şunu açıklığa kavuşturmalıyım: ben, ISM’e gönüllü olarak katıldım. Batı Şeria’ya seyahat ettim, ancak arkadaşım, ben geldikten kısa bir süre sonra öldürüldüğü için ISM ile yapmayı planladığım çalışmaları gerçekleştiremedim. Bu nedenle, pratikte nasıl göründüğü hakkında ayrıntılı bilgi veremem. Anladığım kadarıyla, ISM’in herhangi bir siyasi oluşumla doğrudan bir ilişkisi yok. Örgüt, herhangi bir siyasi parti veya gruba karşı veya lehine bir pozisyon almıyor. Gönüllüler arasında çeşitli siyasi görüşlerden insanların olduğunu tahmin ediyorum, ancak bir örgüt olarak, örneğin Filistin Yönetimi, Hamas veya herhangi bir parti benzeri oluşumla resmi bir bağı yok. İsrail hükümetiyle olan ilişkisi çokça tartışılıyor, zira ISM, açıktan Siyonizm karşıtı bir örgüt.

ISM ile çalışmaya neden karar verdiğiniz? Ayrıca, sivil itaatsizliğin bir strateji mi yoksa bir ideoloji mi olduğu, bunun ISM ile çalışma kararınızla nasıl bağlantılı olduğu konusuna biraz daha değinebilir miyiz?

Benim durumumda, Batı Şeria’ya gitmeye karar vermemin nedeni, şahsen daha geniş, acımasız, sömürgeci dinamikte herhangi bir fark yaratabileceğimi düşünmem değildi. Uluslararası bir koruma görevlisi olmanın da durum hakkında çok şey değiştireceğine ikna olmamıştım. Benim için bu, özellikle kendimi tehlikeli koşullara maruz bırakma fırsatıydı; bu deneyimin gelecek mücadeleler için faydalı olacağı, gelecekte harekete geçmek için bana daha fazla cesaret vereceği umuduyla hareket ettim.

“Koruyucu varlık” hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konuyla ilgili görüşlerim biraz karışık. Tam olarak ne düşündüğümden emin değilim. İfadenin kendisi, benim için biraz rahatsız edici çünkü uluslararası gönüllüler ile Filistinliler arasında doğuştan gelen bir farklılığın kabul edildiğini ortaya koyuyor. Uzun vadede bu farklılığı vurgulamanın veya kabul etmenin kurtuluş için sağlam bir strateji olup olmadığından emin değilim. Bu, benim zihnimde dayanışmanın ne anlama geldiğini sorgulatıyor. Bu stratejinin temel varsayımı, uluslararası gönüllülerin ırksal veya ulusal ayrıcalıklarını harekete geçirerek, egemen sınıfın ve ABD hükümetinin diğer dünya güçleriyle birlikte Filistin’deki etnik temizliği ve soykırımı finanse etmeyi bırakmaları gerektiğine ikna olacakları yönünde. Bu mümkün olabilir, ancak pek olası görünmüyor. Henüz işe yaramış değil.

Kasıtlı olmasa da, tesadüfen bu yaklaşım, Amerikalıların veya diğer uluslararası aktörlerin hayatlarının Filistinlilerin hayatlarından temelde daha değerli ve tamamen ayrı olduğu önermesini de kabul ediyor. Bu, muhtemelen İsrail hükümeti ve ordusunun gözünde doğrudur. Ancak bu yaklaşımın dayanışma kavramını ortadan kaldırdığını düşünüyorum. Eğer gerçekten Filistinli veya başka insanlarla dayanışma içindeysek, kendimizi onlardan farklı görmememiz gerekmez mi? Filistinlilerin isyancı olarak hayatlarını tehlikeye soktukları, öte yandan, uluslararası aktörlerinse sadece toplumsal itibarlarını riske attıkları kademeli bir mücadele olamaz. Dayanışmanın kapsamı, eşit olarak katılmak yerine isyancıları uzaktan desteklemek veya gözlemlemekten ibaret. Çok sayıda uluslararası aktör, kendilerini mücadelenin yüzde yüz içindeymiş görmeye istekli olana dek Filistinli isyancılar fiilen yalnız kalacaklar.

Ayşenur ile birlikte Filistin’e gittiniz. Onu bu yolculuğa motive eden şey neydi?

Ayşenur’un katlinden bu yana, onu tanıyan, belki de benden daha yakından tanıyan veya farklı şekillerde ya da hayatının farklı dönemlerinde tanıyan kişiler tarafından yazılmış birçok anma yazısı yayınlandı. Bunların hepsi okunmaya değer. Benim durumumda, dört yıl önce arkadaşım olan eşi aracılığıyla tanıştık. O zamandan beri, onunla tanışmadan önce oldukça aktif bir siyasi hayatı olduğunu öğrendim. 7 Ekim’den sonra, ikimiz de Filistin’le dayanışma çalışmalarına yeniden dâhil olduk, bu da ortak siyasi faaliyet etrafında yeni bir dostluk dinamiği oluşturmamıza katkıda bulundu.

Batı Şeria’ya gitmemizden önceki yıl, bazı önemli işlerde yer aldı. Örneğin, Gazze’deki insanlar için bağış toplama kampanyası düzenledi. Bunu görünüşe göre tamamen kendi başına, çok kısa bir sürede yaptı ve sadece birkaç saat içinde 40.000 veya 50.000 dolar tutarında bir parayı toplamayı başardı. Beklediğinin 10 veya 20 katıydı. Çok azimli bir örgütçüydü. Bir şeye karar verdiğinde, onu takdir edilecek bir biçimde yapardı.[2] Geçen yıl Ayşenur, ayrıca öğrencisi olduğu Washington Üniversitesi’ndeki öğrenci kampının organizasyonunda da yer aldı.[3]

Yorulmak nedir bilmeden çalıştı. Kamplardaki deneyimler, siyasi ilişkimizi derinleştirdi. Bundan emin değilim ama Washington Üniversitesi’ndeki kampın nasıl sonuçlandığına dair hayal kırıklığının onu Filistin çevresinde farklı bir faaliyet arayışına ittiğini düşünüyorum. İşte tam da o noktada Filistin’e seyahat etme gündemiyle gelip benimle temas kurdu. Daha önce ISM ile gönüllü olarak çalışmak hakkında konuşmuştuk ama ikimiz de buna gerçekten karar vermemiştik. Ancak Washington Üniversitesi kampının kötüleşmesinin ardından gitme konusunda daha emin olmuş gibi görünüyor. Onun kesinliği ve kararlılığı, beni de bu adımı atmaya motive etti.

Bu geziyi planlamak ne kadar sürdü? Hangi adımları attınız? Filistin’e vardığınızda durum nasıldı?

ISM, bir değerlendirme süreci işletiyor. Bu sürecin ardından, Filistin’e gitmeden evvel, internette bir dizi bilgilendirme ve eğitim oturumuna katıldık. Planlama süreci 3-4 ay sürdü.

Bence Batı Şeria, büyük ölçüde Gazze’de devam eden soykırım nedeniyle uluslararası toplumun radarına girmeyen bir yer. Ancak Batı Şeria’daki gerçeklik de çok acımasızdı ve o yıl boyunca giderek daha ölümcül hale gelmişti. Her zaman kötüydü. Geçen yıl önemli ölçüde daha da kötüleşti. Batı Şeria’da çok karmaşık bir yönetim sistemi var. Özünde bu sistem, İsrail işgaline ve kontrolüne dayanıyor, ancak farklı bölgelerde farklı isimlerle anılıyor. Üç bölge var: A, B ve C. Oldukça karmaşık. Üç farklı bölge uygulaması, 1993-1995 döneminde imzalanan Oslo Anlaşmaları’nın neticesi. A Bölgesi, Filistin Yönetimi’nce kontrol ediliyor. B Bölgesi’nin kontrolü, Filistin Yönetimi ve İsrail ordusuna ait. C Bölgesi, tümüyle İsrail ordusunca kontrol ediliyor. Aslında İsrail ordusu, bu bölgelerin herhangi birinde istediğini yapabilir, ancak A Bölgesi’nde ve bir ölçüde B Bölgesi’nde nispeten daha az varlık gösteriyor. C Bölgesi ise genellikle İsrail hükümetinin yardımıyla İsrailliler tarafından aktif olarak yerleşime açılan ve ilhak edilen yerler.[4] Batı Şeria’daki büyük şehirlerin bazıları, öncelikle A Bölgesi’nde bulunuyor. Örneğin, ISM’nin kısmen merkezi olan Ramallah ve bir diğer büyük şehir olan Nablus. Ancak Nablus’un haricinde, arazisi B ve C bölgelerinin bir karışımı olarak tanımlanan ve son dört beş yıldır aktif olarak yerleşim yeri inşa edilen Beyta adlı bir kasaba bulunuyor.

Ayşenur’un öldürülmesiyle ilgili deneyimleriniz hakkındaki düşüncelerinizi duymak süreci anlama konusunda yardımcı olacak.

İki günlük eğitimin ardından, Beita’da her hafta Cuma günü yapılan eylemlere katılmayı planlıyorduk. Ancak beklenmedik bir şekilde hastalandım. Ayşenur, gösteriye bensiz gitmeye karar verdi.

Şunu söylemem lazım: olay, medyada geniş yankı buldu. Birçok kişi, zaten ayrıntıları biliyor.[5] Ben, orada değildim ama diğer ISM gönüllülerinin görgü tanıklıklarından neler olduğunu bir araya getirebildim.

Gösteriye katıldı. Gösteri başlar başlamaz, İsrail askerleri göstericilere göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermi sıktı. Bu bölge, çok dik bir tepede bulunuyor. İsrail askerleri kalabalığa ateş etmeye başladıklarında, protestocular, genellikle hızla tepeden aşağıya, köye yakın zeytinliklere çekiliyorlardı. Bu geri çekilmenin ardından, gösterinin sona erebileceği izlenimini veren bir sakinlik aşamasına geçiliyordu. İnsanlar, daha sonra bu aşamanın 20 ila 30 dakika sürdüğünü söylediler. Ancak İsrail askerleri her zaman yaptıkları gibi o gün de civardaki Filistinlilere ait evleri gözetleme noktası olarak kullanıyorlardı. Tepenin zirvesinde bir grup İsrail askeri, tepenin aşağısına kadar net bir görüş açısına sahip oldukları bir Filistinlinin evinin çatısını ele geçirdi. Geri çekilen göstericiler, askerlerin çatıda durduğu yerden 200 metreden fazla uzaktaydı. Sonra aniden, gösterinin sona erdiğinin düşünüldüğü bir anda, iki el gerçek mermi sesi duyuldu. Kurşunlardan biri, metal bir şeye, ya bir direğe ya da çöp konteynerine çarptı, sekerek, Filistinli bir gencin bacağına isabet etti. Diğeri ise doğrudan Ayşenur’un başına isabet etti. Zeytinliklerden birinde, bir zeytin ağacının yanında duruyordu. Ambulansa bindirilip hastaneye kaldırılırken insanlar kanamayı durdurmaya çalıştılar, ancak Nablus’taki hastaneye ulaştıktan çok kısa bir süre sonra hayatını kaybetti.

Bunu nasıl öğrendiğiniz? O döneme ait günlüğünüzden bazı parçaları paylaşmak ister misiniz?

Batı Şeria’dayken tuttuğum günlük, bir mesajlaşma uygulaması üzerinden bir grup arkadaşıma gönderdiğim düzenli raporlardan oluşuyordu. Arkadaşlarıma bu listede benden güncellemeler almak isteyip istemediklerini sordum ve elimden geldiğince rapor gönderiyordum. Ayşenur’un vurulduğunu, Beyta’daki olay yerinde bulunan diğer IŞİD üyelerinden gelen bir mesajla öğrendim. Bir süre şok geçirdim. Kısa süre sonra öldüğü haberi geldi. O gün yazdıklarımın bir kısmını paylaşabilirim. O sırada duygusal olarak ne halde olduğumu yansıtan cümleler içeriyor.

6 Eylül 2024: Bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Kolay bir yolu yok. Keşke güzel bir şeyler yazabilseydim ama hıçkırıklarım yüzünden yazamıyorum. Arkadaşım, yoldaşım ve Filistin’e birlikte geldiğim arkadaşım Ayşenur, İsrail işgal güçlerince başından vurularak öldürüldü. Huzur içinde yatsın. O, artık mücadeledeki birçok şehitten biri.

Bütün gün burada oturuyorum, gözlerimden ara ara yaşlar akıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Çok pişmanım. Keşke o değil de ben ölseydim. Ondan çok daha yaşlıyım ve hayatında yapmak istediği çok şey vardı. Buraya ölmeye daha hazırlıklı gelen bendim. Riskleri biliyordum. Gelmeden önce vasiyetnamemi hazırlamıştım. Sanırım, o bu ihtimali pek düşünmemişti. Onu gösteriye gitmekten vazgeçirmeliydim. Bugün Covid olduğum için gitmemem istendi. Bu yüzden Ramallah’ta kaldım. “Sonra birlikte gideriz, bir hafta daha bekleyelim” demeliydim. Oysa ben, bana “benim yerimde olsan yalnız gider miydin?” diye sorduğunda, “giderdim” dedim. Bu sabah ona göz yaşartıcı gazla başa çıkması için bazı malzemeler verdim, tetikte olmasını, gösteride öne çıkmamasını, ateş hattından uzak durmasını ve daha deneyimli aktivistlere yakın durmasını tavsiye ettim. Son olarak, iyi olacağını düşündüğümü söyledim. Aslında, ona söylediğim son şeyin şu olduğunu düşünüyorum: “Bence iyi olacaksın.” Bu da hiçbir şey bilmediğimi gösteriyor.

Bugün saat 14:41: Eşi Hamid’i aradım, kendisine hepimizi harap edecek haberi verdim. İkimiz de hıçkıra hıçkıra ağladık. Eşi sizinle birlikte çıktığı bir seyahatte öldürülen arkadaşınıza ne dersiniz? İstanbul’dan Filistin’e sizinle birlikte seyahat etmişken, siz onunla gösteriye gitmediğinizde ne dersiniz? ABD-İsrail’e ait soykırım makinesine karşı bir cep telefonu kamerası getirmenin tamamen yetersiz olduğunu aylardır bildiğiniz halde, gene de onunla birlikte buraya seyahat ettiğinizde ne dersiniz? Dürüst olmak gerekirse, benim için yaralanma, tutuklanma veya ölüm ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyordum. Nedense Ayşenur’un öleceğini aklıma bile getirmemiştim. Bu ana hazırlıklı değildim. Çok ani oldu.

Teşekkür ederim. Günlüğünüzün diğer bölümlerinden de paylaşmaya devam etmek ister misiniz?

Sonraki iki haftaya ait günlükten birkaç bölümü aktarabilirim. Ayşenur, Türkiye’de doğmuş ama sanırım bir yaşına bile gelmeden ABD’ye taşınmış. Yani ABD’de büyümüş, ancak ailesi, resmi cenaze töreninin Türkiye’de yapılmasına ve Türkiye’ye defnedilmesine karar vermiş. Ben de cenaze için oraya gitmeye karar verdim. Günlükteki bu bölüm cenaze töreninden.

14 Eylül 2024: Birkaç arkadaşım beni tek başıma dururken gördü. Hafif bir baş sallama veya el hareketiyle beni fark ettiler. Bir arkadaşım yanıma gelip sarıldı ve kulağıma “Özür dilerim” diye fısıldadı. Hamid’in beni gördüğünü sanmıyorum. O ve diğerleri mezarını toprakla doldurduktan sonra, uzun süre mezarın yanında ciddi bir şekilde oturdu, çiçeklerle bezenmiş, bir kefiye ve iki küçük bayrakla (biri Türk, diğeri Filistin bayrağı) örtülmüş yeni toprak yığınına baktı. Yüzünde gözyaşı görmedim. Gözleri kuru görünüyordu. Ben de öyleydim. Bu anda gözyaşlarım akmayacaktı. Bir şeyin arkasında sıkışmış gibiydiler. Belki de ölmüş olsaydım ve beynimde dönüp duran hiçbir endişem olmasaydı, bu beden nasıl ağlayacağını bilirdi. Bunun yerine, endişeyle çok meşgul olduğum için mezarlığın başka bir bölümüne geçtim. Bir süre geçti ve herkes gitti. Şimdi tek başıma oturuyorum, bu bedenin huzura kavuşacağı bilinmeyen zamanı bekliyorum.

Daha sonra, Ayşenur’un mezarına yaklaştım, nihayet yakınlaşma fırsatı bulduğum ve etrafta hiçbir kamera veya devlet adamı olmadığı için şükrettim. Cesedini örten toprağa dokundum, o an söyleyebildiğim tek şey, tekrar tekrar “Üzgünüm” oldu. Bunu yaparken gözyaşlarım nihayet akmaya başladı. O an onunla olmam gerekiyordu.

Eve döndükten birkaç hafta sonra şu düşüncelerimi kaleme aldım:

Her sabah, yapım aşamasında olan anıtın ortasında Ayşenur’un yüzüne bakarak birkaç dakika geçiriyorum, olanları düşünüyorum. Bazen göz kapaklarımdan birkaç damla yaş süzülüyor, yanaklarımdan aşağı akıyor, bazen acı dolu bir inilti, bazen de başımı sallıyorum. Gözyaşlarım yüzeye çıktığında kendimi güçsüz hissetmiyorum. Sadece gözyaşlarımın etkili ve kararlı bir eyleme dönüşmemesi beni güçsüz hissettiriyor. Kederimin aldığı kıvrımlar ve dönüşler bunlar. Şüphesiz ki, bu dolambaçlı yolun sonuna henüz ulaşabilmiş değilim. Şimdilik söyleyebileceğim tek şey, hayatın ölüm ve yas tutmaktan ibaret olduğudur. Gene de şehitlerimizi onurlandırmalıyız. Bizi yok eden şeyi, Filistin halkını yok eden şeyi yok etmeliyiz. İntifadayı küreselleştirmeliyiz.

Döndüğümden beri ne yapacağımı, onu nasıl onurlandıracağımı, nasıl hatırlayacağımı ve nasıl bir rapor vereceğimi gerçekten anlayamadım. Paylaşabileceğim tek şey bu günlük kayıtları oldu, çünkü bunlar ağızdan dökülen en dürüst sözlerdi.

ISM’e geri dönmek isterim. Deneyiminiz, eşlik etmenin rolüne dair anlayışınızı nasıl etkiledi, etkilediyse nasıl etkiledi? ISM’in yaptığı çalışmalar hakkındaki analiziniz nedir?

Şunu söylemeliyim ki, ISM’de tanıştığım insanlar, hayatımda tanıdığım en cesur ve en özverili insanlardı. Bu yüzden, hem bireyler hem de bir örgüt olarak ve yaptıkları iş açısından onlara büyük saygı duyuyorum. Ayrıca, ISM ile sahada çalışmadım. Sadece eğitim aldım ve ertesi gün Ayşenur öldürüldü. Orada geçirdiğim birkaç günün geri kalanını anma törenlerine katılarak geçirdim.

ISM gönüllülerinin birçoğu, doğrudan varlıklarının hayat kurtarmada somut bir fark yarattığına dair anekdotlar anlatıyor. Bu deneyimleri göz ardı edemem. Ancak Filistin bağlamına daha geniş bir perspektiften bakarsak, bu tür bir eşlik etme veya koruyucu varlık modelinin hizmet odaklı bir çerçeveye dönüşme eğiliminde olduğu görülüyor.

“Hizmet odaklı” derken neyi kastediyorsunuz?

Bu, uzun vadeli bir direniş stratejisinden ziyade, bir krize müdahale modeli gibi. Bu demek değil ki bu tür şeyler önemsiz. Ancak geriye dönüp baktığımızda, Siyonist teröre karşı genel olarak etkili olup olmadığını değerlendirirsek, etkili olduğundan pek emin değilim. İsrail devletinin uyguladığı şiddet ve baskı düzeyi, sivil itaatsizlik ilkesine bağlılığı zaman zaman mantıksız hale getiriyor.

“Silahlı çatışmaya bıçakla gidilmez” diye yaygın kullanılan bir cümle vardır. Ancak bu modelde, ağır silahlı güvenlik güçleriyle yaşanan şiddetli bir çatışmaya sadece kamerası olan bir akıllı telefon getiriyorsunuz. Bu, yeterli görünmüyor.

Sizce hangi direniş stratejisi etkili olur? Özellikle Filistin’de hangi uluslararası dayanışmanın faydalı olacağını düşünüyorsunuz?

Filistin bağlamında, İsrail’in ABD'nin askeri, ekonomik, diplomatik vb. desteğini kesmediği sürece yerleşimci sömürgecilik projesini, ona eşlik eden tüm vahşeti durdurmayacağı açıkça görülüyor. Bu da sanırım Amerikalılar için daha geniş bir stratejiye işaret ediyor: Filistin’e koruyucu bir varlık olarak gitmek yerine, ABD’de kalıp, ABD imparatorluğunu içeriden yıkmaya çalışmak.

7 Ekim 2023’ten kısa bir süre sonra yayınlanan bir makalede, ABD’de Filistin’le dayanışmanın ne anlama geldiğine dair varılan sonuç oldukça basitti: Filistin’le dayanışma, ABD’yi yok etmek anlamına gelir.[6] İsrail yerleşimci devleti, bir imparatorluk projesidir. Ancak bunu nasıl yapacağımız sorusu, giderek zor bir soru haline geliyor.

Evet. Bu da size soracağım bir sonraki soruydu.

Bence durum oldukça belirsiz. Genelde bir hareket olarak, net bir yönü yok. Anladığım kadarıyla, en ilham verici anlar, sabotaj ve mülk tahribatı içeren doğrudan eylem kampanyaları oldu. Bunlar, görebildiğim en somut dayanışma eylemleri gibi görünüyor. Daha spesifik bir örnek, İsrail’in en büyük silah üreticilerinden biri olan Elbit Systems’ı hedef alan Filistin Hareketi’nin eylemi.[7] Faaliyetlerinin çoğu İngiltere’de gerçekleşti, ancak ABD’nin doğu kıyısında da faaliyetlere tanık olundu. Faaliyetlerinin bazıları, silah üreticisinin fabrikalarını ve ofislerini kapatmada başarılı oldu. İsrail devletine maddi desteği sınırlamak amacıyla, faaliyetlerini doğrudan finanse eden grupları hedef alan diğer küçük doğrudan eylemler de gerçekleştirildi.

Ayrıca Direniş Ekseni ile ilgili düşüncelerinizi de duymak isterim. Örneğin, İsrail ordusuna karşı savaşan, devletçi veya kapitalist bir yönelime sahip, solcu veya anarşist değerleri paylaşmayan örgütlü silahlı gruplar var. Bu, net bir cevabı olmayan gerçekten zorlu bir nüans.

Hayatımın büyük bir bölümünde, ABD’deki Filistin dayanışma hareketi, kamuoyunda neredeyse barışçı ve liberal bir yaklaşım sergiledi. Kamuoyunda, bu grupların hiçbiri Hamas’ı desteklemekten bahsetmezdi, hatta silahlı mücadelenin varlığını bile kabul etmezdi. Bu tasvirde, Filistinliler sadece kurbanlardı. Sanırım bu durum, son bir yılda değişti. Dayanışma hareketinin, sömürgecilik karşıtı solun önemli bir kısmı bugün Hamas’ı ve Filistin direnişindeki diğer silahlı grupları, bölgedeki genel Direniş Ekseni ile birlikte aktif ve açıktan destekliyor. Bu yeni dayanışma hareketi, Direniş Ekseni’ni sömürgecilik karşıtı mücadelenin bir tür öncüsü olarak görüyor. Bu durumda, Filistin’le dayanışma, bu hareketleri ve siyasi partileri sorgusuz sualsiz desteklemek anlamına geliyor. Bunu biraz sorunlu buluyorum. Ancak bu söyleme yer açılmıyor, zira doğalında şiddete bir mücadele biçimi olarak ideolojik bir karşıtlığınız olduğu varsayılıyor.

Ama benim bakış açım bu değil. Şahsen, Filistin gibi bir yer bağlamında gerçekten mantıklı olan tek şeyin silahlı mücadele olduğunu düşünüyorum. Ben, Hamas uzmanı değilim. Sadece kamuoyuna açıkladıkları ve kolayca ulaşılabilen şeyleri biliyorum. Hamas’a itirazım, siyasi vizyonlarının kapitalizmi veya merkezi devlet otoritesini ortadan kaldırmakla hiçbir ilgisinin olmamasıdır. Siyasi değerlerimi bu tür bir vizyonla bağdaştırmak zor. İtirazım, silahlı mücadeleye başlamış olmaları değil.

Ortada çok fazla Siyonizm yanlısı propaganda var ve bunların tek amacı, Filistin direnişini itibarsızlaştırmak. Bence bu gerçek kabul edilmeli. Ayrıca, sömürgecilik karşıtı mücadelelerin liderleri olarak kabul edilen bu örgütlerin siyasi vizyonunun tam olarak ne olduğu konusunda devrimciler arasında dürüst bir tartışma yapılmalı. Buna tarihsel bir perspektiften de bakmalıyız. Geçmişteki sömürgecilik karşıtı mücadelelerde çeşitli siyasi yönelimler ve vizyonlara tanık olundu. Neredeyse her zaman, bu mücadelelerdeki otoriter gruplar iktidarı ele geçirmeyi başardılar. Bağımsızlık kazanıldıktan sonra, bu gruplar, iktidara yükselip iktidar partisi haline geliyorlar. Bu genellikle, önceki sömürge rejimi altında var olan eşitsizliklerin ve toplumsal sınıf örgütlenmesinin çoğunluk için yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor. Tarihsel örnekler göz önüne alındığında, sömürgecilik karşıtı mücadeleye eleştirel bir bakış açısıyla ve farklı bir vizyonla, anti-kapitalist ve anti-devletçi bir vizyonla yaklaşmalıyız.

Kaynak

Dipnotlar:
[1] The Beautiful Idea, “The Murder of Ayşenur Ezgi Eygi and the Future of International Solidarity,” 5 Nisan 2025, BI.

[2] Instagram.

[3] Horizend, “The LZ and Death by Negotiation,” Horizend; Julia Park, Susan Fried ve Maeve Smith, “Voices From Inside and Outside the Liberated Zone at the University of Washington,” South Seattle Emerald, 4 Haziran 2024, SSE.

[4] “What are areas A, B, and C of the occupied West Bank?” 11 Eylül 2019, Jazeera.

[5] Miriam Berger, Loveday Morris, Meg Kelly, Jarrett Ley ve Sufian Taha, “New video, witnesses challenge Israel’s account of U.S. activist’s killing,” Washington Post, 11 Eylül 2024, WP.

[6] Anonim, “10 Anarchist Theses on Palestine Solidarity in the United States,” Haters Café, PDF.

[7] Bkz.: palestineaction.org

0 Yorum: