07 Eylül 2026

, ,

Gramofon


Werner Herzog’un 1982 tarihli Fitzcarraldo filmi[1], yatırım için Peru’ya giden bir Avrupalı kapitalistin hikâyesini anlatır. Amazon’un vahşi ormanları içinde süzülen bir nehirde, filmin kahramanı, geminin pruvasında gramofonda çalan opera eserini ormana dinletir. Amacı, ormandan gelen davul seslerini bastırmaktır.

Bu ülkede sol, din ve millet gibi yabaniliklerin içinde burjuvazi ve devleti süzülsün, davul sesleri, savaş tamtamları susturulsun diye çalan opera eseridir. O gramofondur. Filmde kahramanın amacı, ormanın orta yerine opera binası kurmaktır. Opera semboldür, burada amaç, Avrupalı “beyaz adam” denilen putun önünde tüm yerli halkın diz çöktürülmesidir. Tüm ihtimallerin öldürülmesidir.

Türkiye siyasetinde ve Türkiye solunda tartışma, “Bu ülke Amerika’nın eyaleti olsun” diyenlerle “küçük Amerika olsun” diyenler arasında cereyan ediyor. NATO ülkesi olduğu günden beri sol, o günün öncesini Asr-ı Saadet zannediyor. Oysa Amerikan eyaleti olma veya küçük Amerika olma iradesini önceki dönem koşulladı. Bu irade, gökten zembille inmedi.

Beyaz adam putu, bazı solcular için burjuvaziyi, bazıları içinse devleti temsil eder. Bunların tüm teorisi ve politikası, sermayeyle kirlenmemiş devlete veya devletle kirlenmemiş burjuvaziye hizmet etmekten ibarettir. Saf, steril, katışıksız bir hayat ve pratik arayışı, o putun varlığı ile ilgilidir. İlk kesim, saflığa, sterilliğe cumhuriyetle; ikinci kesimse demokrasiyle erişmenin derdindedir.

Sol içindeki ana tartışma konusu, temel eşik, millet ve sömürge meselesidir. Yirmilerde tartışılan bu başlıklar, küçük Amerika ve Amerikan eyaleti olma iradesi ile birlikte önemsizleşmiştir. Millet olmayan, sömürgeci güç olarak Amerika, solu da esir almış, onu kendisine benzetmiştir.

Küçük Amerika olmak isteyen ülke karşısında millet ve sömürge meselesine ilişkin tartışmaların üzerini örten TKP gibi sol örgütler, zımnen NATO’cu bir pozisyon alıyorlar. Okuyan’ın “olgu” dediği toplumsal ilerleme, nedense sınıfsızdır. Oysa o toplumu kuran devlet, ilerleyen, mevzi elde edense burjuvazidir. Okuyan gibiler, bu gerçeğe küfretmek için görevlidir.[2]

Ukrayna’ya yönelik saldırı ardından, liberallerin kendisinden kopmasını istemeyen TKP, Rusya karşıtı, NATO’cu bir konum aldı. Ukrayna’da bin bir çaba ile sosyalistlerce kurulmuş sosyalist cumhuriyetlerin “sözde sosyalist” olduğunu söyledi. Tek, mutlak putun steril ve saf dünyası, sosyalizmi tekeline aldı, yücelttikçe yüceltti, onu yeryüzünden kaçırdı.

Okuyan, Rusya’ya saldırırken, bir İngiliz İşçi Partisi vekili, “Rusya’nın Avrupa için tehdit olduğu yanılgısının bir NATO imalatı”[3] olduğunu söylüyor. Bir mektupla savaşı durduracağını sanan Okuyancılar tarikatı, dolaylı olarak, NATO’ya hizmet ediyor.

Bugün aynı TKP, Amerikan emperyalizminin saldırısı altında olan Venezuela konusunda “Biz demiştik. Venezuela hiç sosyalist olmadı” diyor, o emperyalist saldırıya ortak oluyor. Amerikan enerji bakanının yanında saf tutuyor. Yarın ABD, Küba’ya saldırsın, TKP çıkıp, “Küba devrimi, bizim tasvip ettiğimiz, onay verdiğimiz bir devrim modeli değildi zaten. O, hiçbir zaman sosyalist olmadı” diyecek. Okuyan, şimdiden onu ahlaki ilkelere indirgedi bile.

Soros, Sovyetler’i yıkmak için çok para harcadığını söylüyor. Bu tür solcu tespitlerde o paranın dillendiğini görmek gerekiyor. Sovyetler’e yönelik yoğun ekonomik, politik ve askeri saldırıyı görmezden gelip “Biz demiştik. Sovyetler hiçbir zaman sosyalist olmadı” diyen Troçkizm, süslü maskesiyle, TKP merkez komitesi koltuklarına kuruldu.

“Amerika eyaleti” veya “küçük Amerika” olma meselesiyle ilgili eleştiri, Avrupa dolayımıyla yapılıyor. Avrupa Birleşik Devletleri’nin parçası olma veya Ortadoğu’daki Avrupa olma arzusu, bu düzlemde dile dökülüyor. Troçkizm, burada güçleniyor. Ortadoğu federasyonları hayal eden solcular, emperyalizme hizmet ediyorlar.

Tüm bu irade ve arzu, millet ve sömürge meseleleriyle ilgili tartışmaların üzerini örtüyor. Milletin ve sömürgenin kavgasına örgütlenmiyor. O gramofonla, sömürgelerin ve milletlerin çığlıkları, savaş tamtamları duyulmaz kılınıyor.

Küçük Amerika veya Amerikan eyaleti olma meselesinin üzeri gericilik, Osmanlıcılık ile ilgili tezviratla örtülüyor. Mesele, Erdoğan’ın şahsi hırsına ve iradesine kapatılıyor. Erdoğan şahsına yönelik her siyaset, emperyalizme ve kapitalizme hizmet ediyor. Amerika, küçük Amerika inşa ediyorsa ve birileri “Hayır, Erdoğan Osmanlı’yı kuruyor” diyor, o küçük Amerika inşasına tek laf etmiyorsa, o birileri, dolaylı olarak Amerika’ya çalışıyordur.

Neticede 28 Şubat’ı yapan paşa Kenan Evren’in yaveridir. Evren’in “halkçı”[4] olduğunu söyleyen Sovyet siyasetine bağlı TKP’nin uzantıları, İsrail adına ve onun için yapılmış 28 Şubat darbesine uşaklık etmişlerdir. Her şey, tamtamlar duyulmasın, burjuvazi ve devlet, huzur içinde ilerlesin diyedir.

Bir zamanlar Lübnan’ı ve Suriye’yi terk eden Fransa, geride Fransız KP’sinin silik ve sinik reformist ruhunu bıraktı. Bu ruh, ülkede teşkil edilen liberal mezhepçi cumhuriyetçiliğe bağlandı. Bu koşullarda Amerika’yla anlaşan FKÖ’nün sokağa attığı silahları Hizbullah topladı.

Cezayir’den çekilen Fransa, FKP’nin Cezayir halkının kurtuluş mücadelesine ortak olmasını istemedi. Cezayir’le Filistin birbirine bağlanırken, üçüncü dünyanın karargâhını birlikte inşa ederken, ona Amerika’daki siyahileri örgütlerken, komünist hareket, emperyalizmin etekleri altına sığındı.

Lenin, “Kitlelere yönelik inançsızlık, onların ilerleyişi ve bağımsızlığı karşısında duyulan korku, devrimci enerjileri karşısında yaşanan titreme ve kitlelere genel manada verilmeyen destek, tüm bunlar, Sosyalist Devrimcilerin ve Menşeviklerin liderlerinin en büyük günahlarıdır”[5] diyor. O Lenin, partiden ve mücadeleden kopartılıp, şahsi fantazilere mahkûm edildi. Sosyalist devrimcilik ve Menşeviklik, Lenin maskesi geçirdi yüzüne. Sömürgeyi ve milleti görmeyen Lenincikler imal edildi. Burjuvazi ve devlet huzur içinde ilerlesin diye, hepsi, köşe ve su başlarına yerleştirildi. Sömürge Kürt’se, millet Müslüman’dı.

Misal, bugün Venezuela’nın başında Ayşe Hür var. Delcy Rodriguez, emperyalizmin nimetlerinden yararlanıyor. Anlaşma uyarınca kârın yüzde 3’ünü alıyor. Refah ve kalkınma için emperyalizmin açtığı yoldan ilerliyor. Ayşe Hür’ün partisi TKP, kadrolarına emperyalizme uyumlu olmayı öğretiyor. Lideri Veysi Sarısözen, dün küfrettiği Öcalan’ın peşinden, Kürd’ün yurdunu emperyalizme peşkeş çekiyor. Millet ve sömürge tamtamlarını opera şarkılarıyla örtbas edenler, baş köşeye kuruluyorlar.

Fransa çekildiğinde bir Fransa kalıyor illaki. Ortadoğu’dan Amerika çekiliyorsa bir Amerika imal ve inşa ediliyordur. “Müslüman NATO’su”, bu pratiğin neticesi. Kriz, çokkutupluluğu dayatıyor. Amerika, onu kendisine göre tanımlıyor. Ortadoğu ve Avrupa farklı yoğunluklarda, ekonomik ve askeri bir garnizon olarak inşa ediliyor.[6] Bu noktada kimilerine Avrupa’nın veya Amerika’nın aksi sureti olarak gördükleri, bu yüzden değer verdikleri Çin’in kültür elçiliği düşüyor.

Teori ve Politika dergisi, Marksizmin krizini Çin’le çözüyor, Marksizmi Çin’de bütünlüyor, liberalizmini Çincilikle taçlandırıyor. “Emperyalist değil” dediği (ki değil) Çin’i öteki Amerika olarak yüceltiyor. Onun gemisine binip savaş tamtamlarını susturacak gramofonun kolunu çeviriyor. O tamtamlara önderlik ve rehberlik eden Maoizmi Çincilikle tasfiye ediyor. Küçük burjuvanın yalanlarına, çıkarttığı sese kanmamak gerekiyor.

Eren Balkır
5 Eylül 2026

Dipnotlar:
[1] Fitzcarraldo, 1982, Youtube.

[2] Sınıftaşı Oytun Erbaş gibi her konuda ahkam kesen, guru misali mikrofon başından kalkmayan Kemal Okuyan, gerçeklere küfretmekle görevli. Otuzlarda türkülerin yasaklanmadığını söylüyor. Bu sözüne dair eleştirimiz üzerine bir sahafta istihdam ettiği yoldaşına aylardır türkü programı yaptırıyor. Devleti ve sahibini eleştiri silahına ve silahın eleştirisine karşı koruma görevini ifa ediyor.

[3] Tom Cotterill, “Russian Threat Has Been Made Up By Nato, Claims Diane Abbott”, 2 Eylül 2026, Telegraph.

[4] Hazal Yalın, “Sovyet Basınında 12 Eylül”, 20 Eylül 2024, İştiraki.

[5] V. I. Lenin, “One of the Fundamental Questions of the Revolution”, 15 Eylül 1917, MIA.

[6] Nel Bonilla, “NATO 3.0: Transatlantik Kafes ve Sığınak Devletinin Yükselişi”, 10 Ağustos 2026, İştiraki.

0 Yorum: