Werner
Herzog’un 1982 tarihli Fitzcarraldo filmi[1], yatırım için Peru’ya giden
bir Avrupalı kapitalistin hikâyesini anlatır. Amazon’un vahşi ormanları içinde
süzülen bir nehirde, filmin kahramanı, geminin pruvasında gramofonda çalan
opera eserini ormana dinletir. Amacı, ormandan gelen davul seslerini
bastırmaktır.
Bu
ülkede sol, din ve millet gibi yabaniliklerin içinde burjuvazi ve devleti
süzülsün, davul sesleri, savaş tamtamları susturulsun diye çalan opera
eseridir. O gramofondur. Filmde kahramanın amacı, ormanın orta yerine opera
binası kurmaktır. Opera semboldür, burada amaç, Avrupalı “beyaz adam” denilen
putun önünde tüm yerli halkın diz çöktürülmesidir. Tüm ihtimallerin
öldürülmesidir.
Türkiye
siyasetinde ve Türkiye solunda tartışma, “Bu ülke Amerika’nın eyaleti olsun”
diyenlerle “küçük Amerika olsun” diyenler arasında cereyan ediyor. NATO ülkesi
olduğu günden beri sol, o günün öncesini Asr-ı Saadet zannediyor. Oysa Amerikan
eyaleti olma veya küçük Amerika olma iradesini önceki dönem koşulladı. Bu
irade, gökten zembille inmedi.
Beyaz
adam putu, bazı solcular için burjuvaziyi, bazıları içinse devleti temsil eder.
Bunların tüm teorisi ve politikası, sermayeyle kirlenmemiş devlete veya
devletle kirlenmemiş burjuvaziye hizmet etmekten ibarettir. Saf, steril,
katışıksız bir hayat ve pratik arayışı, o putun varlığı ile ilgilidir. İlk
kesim, saflığa, sterilliğe cumhuriyetle; ikinci kesimse demokrasiyle erişmenin
derdindedir.
Sol
içindeki ana tartışma konusu, temel eşik, millet ve sömürge meselesidir.
Yirmilerde tartışılan bu başlıklar, küçük Amerika ve Amerikan eyaleti olma
iradesi ile birlikte önemsizleşmiştir. Millet olmayan, sömürgeci güç olarak
Amerika, solu da esir almış, onu kendisine benzetmiştir.
Küçük
Amerika olmak isteyen ülke karşısında millet ve sömürge meselesine ilişkin
tartışmaların üzerini örten TKP gibi sol örgütler, zımnen NATO’cu bir pozisyon
alıyorlar. Okuyan’ın “olgu” dediği toplumsal ilerleme, nedense sınıfsızdır. Oysa o toplumu kuran devlet, ilerleyen, mevzi elde edense burjuvazidir. Okuyan
gibiler, bu gerçeğe küfretmek için görevlidir.[2]
Ukrayna’ya
yönelik saldırı ardından, liberallerin kendisinden kopmasını istemeyen TKP,
Rusya karşıtı, NATO’cu bir konum aldı. Ukrayna’da bin bir çaba ile
sosyalistlerce kurulmuş sosyalist cumhuriyetlerin “sözde sosyalist” olduğunu
söyledi. Tek, mutlak putun steril ve saf dünyası, sosyalizmi tekeline aldı,
yücelttikçe yüceltti, onu yeryüzünden kaçırdı.
Okuyan,
Rusya’ya saldırırken, bir İngiliz İşçi Partisi vekili, “Rusya’nın Avrupa için
tehdit olduğu yanılgısının bir NATO imalatı”[3] olduğunu söylüyor. Bir mektupla
savaşı durduracağını sanan Okuyancılar tarikatı, dolaylı olarak, NATO’ya hizmet
ediyor.
Bugün
aynı TKP, Amerikan emperyalizminin saldırısı altında olan Venezuela konusunda
“Biz demiştik. Venezuela hiç sosyalist olmadı” diyor, o emperyalist saldırıya
ortak oluyor. Amerikan enerji bakanının yanında saf tutuyor. Yarın ABD, Küba’ya
saldırsın, TKP çıkıp, “Küba devrimi, bizim tasvip ettiğimiz, onay verdiğimiz
bir devrim modeli değildi zaten. O, hiçbir zaman sosyalist olmadı” diyecek.
Okuyan, şimdiden onu ahlaki ilkelere indirgedi bile.
Soros,
Sovyetler’i yıkmak için çok para harcadığını söylüyor. Bu tür solcu tespitlerde
o paranın dillendiğini görmek gerekiyor. Sovyetler’e yönelik yoğun ekonomik,
politik ve askeri saldırıyı görmezden gelip “Biz demiştik. Sovyetler hiçbir
zaman sosyalist olmadı” diyen Troçkizm, süslü maskesiyle, TKP merkez komitesi
koltuklarına kuruldu.
“Amerika
eyaleti” veya “küçük Amerika” olma meselesiyle ilgili eleştiri, Avrupa
dolayımıyla yapılıyor. Avrupa Birleşik Devletleri’nin parçası olma veya
Ortadoğu’daki Avrupa olma arzusu, bu düzlemde dile dökülüyor. Troçkizm, burada
güçleniyor. Ortadoğu federasyonları hayal eden solcular, emperyalizme hizmet
ediyorlar.
Tüm
bu irade ve arzu, millet ve sömürge meseleleriyle ilgili tartışmaların üzerini
örtüyor. Milletin ve sömürgenin kavgasına örgütlenmiyor. O gramofonla,
sömürgelerin ve milletlerin çığlıkları, savaş tamtamları duyulmaz kılınıyor.
Küçük
Amerika veya Amerikan eyaleti olma meselesinin üzeri gericilik, Osmanlıcılık
ile ilgili tezviratla örtülüyor. Mesele, Erdoğan’ın şahsi hırsına ve iradesine
kapatılıyor. Erdoğan şahsına yönelik her siyaset, emperyalizme ve kapitalizme
hizmet ediyor. Amerika, küçük Amerika inşa ediyorsa ve birileri “Hayır, Erdoğan
Osmanlı’yı kuruyor” diyor, o küçük Amerika inşasına tek laf etmiyorsa, o
birileri, dolaylı olarak Amerika’ya çalışıyordur.
Neticede
28 Şubat’ı yapan paşa Kenan Evren’in yaveridir. Evren’in “halkçı”[4] olduğunu
söyleyen Sovyet siyasetine bağlı TKP’nin uzantıları, İsrail adına ve onun için
yapılmış 28 Şubat darbesine uşaklık etmişlerdir. Her şey, tamtamlar duyulmasın,
burjuvazi ve devlet, huzur içinde ilerlesin diyedir.
Bir
zamanlar Lübnan’ı ve Suriye’yi terk eden Fransa, geride Fransız KP’sinin silik
ve sinik reformist ruhunu bıraktı. Bu ruh, ülkede teşkil edilen liberal
mezhepçi cumhuriyetçiliğe bağlandı. Bu koşullarda Amerika’yla anlaşan FKÖ’nün
sokağa attığı silahları Hizbullah topladı.
Cezayir’den
çekilen Fransa, FKP’nin Cezayir halkının kurtuluş mücadelesine ortak olmasını
istemedi. Cezayir’le Filistin birbirine bağlanırken, üçüncü dünyanın
karargâhını birlikte inşa ederken, ona Amerika’daki siyahileri örgütlerken,
komünist hareket, emperyalizmin etekleri altına sığındı.
Lenin,
“Kitlelere yönelik inançsızlık, onların ilerleyişi ve bağımsızlığı karşısında
duyulan korku, devrimci enerjileri karşısında yaşanan titreme ve kitlelere
genel manada verilmeyen destek, tüm bunlar, Sosyalist Devrimcilerin ve
Menşeviklerin liderlerinin en büyük günahlarıdır”[5] diyor. O Lenin, partiden
ve mücadeleden kopartılıp, şahsi fantazilere mahkûm edildi. Sosyalist
devrimcilik ve Menşeviklik, Lenin maskesi geçirdi yüzüne. Sömürgeyi ve milleti
görmeyen Lenincikler imal edildi. Burjuvazi ve devlet huzur içinde ilerlesin diye,
hepsi, köşe ve su başlarına yerleştirildi. Sömürge Kürt’se, millet Müslüman’dı.
Misal,
bugün Venezuela’nın başında Ayşe Hür var. Delcy Rodriguez, emperyalizmin
nimetlerinden yararlanıyor. Anlaşma uyarınca kârın yüzde 3’ünü alıyor. Refah ve
kalkınma için emperyalizmin açtığı yoldan ilerliyor. Ayşe Hür’ün partisi TKP,
kadrolarına emperyalizme uyumlu olmayı öğretiyor. Lideri Veysi Sarısözen, dün
küfrettiği Öcalan’ın peşinden, Kürd’ün yurdunu emperyalizme peşkeş çekiyor.
Millet ve sömürge tamtamlarını opera şarkılarıyla örtbas edenler, baş köşeye
kuruluyorlar.
Fransa
çekildiğinde bir Fransa kalıyor illaki. Ortadoğu’dan Amerika çekiliyorsa bir
Amerika imal ve inşa ediliyordur. “Müslüman NATO’su”, bu pratiğin neticesi.
Kriz, çokkutupluluğu dayatıyor. Amerika, onu kendisine göre tanımlıyor.
Ortadoğu ve Avrupa farklı yoğunluklarda, ekonomik ve askeri bir garnizon olarak
inşa ediliyor.[6] Bu noktada kimilerine Avrupa’nın veya Amerika’nın aksi sureti
olarak gördükleri, bu yüzden değer verdikleri Çin’in kültür elçiliği düşüyor.
Teori
ve Politika dergisi, Marksizmin krizini Çin’le çözüyor,
Marksizmi Çin’de bütünlüyor, liberalizmini Çincilikle taçlandırıyor.
“Emperyalist değil” dediği (ki değil) Çin’i öteki Amerika olarak yüceltiyor.
Onun gemisine binip savaş tamtamlarını susturacak gramofonun kolunu çeviriyor.
O tamtamlara önderlik ve rehberlik eden Maoizmi Çincilikle tasfiye ediyor.
Küçük burjuvanın yalanlarına, çıkarttığı sese kanmamak gerekiyor.
Eren Balkır
5
Eylül 2026
Dipnotlar:
[1] Fitzcarraldo, 1982, Youtube.
[2]
Sınıftaşı Oytun Erbaş gibi her konuda ahkam kesen, guru misali mikrofon başından
kalkmayan Kemal Okuyan, gerçeklere küfretmekle görevli. Otuzlarda türkülerin
yasaklanmadığını söylüyor. Bu sözüne dair eleştirimiz üzerine bir sahafta
istihdam ettiği yoldaşına aylardır türkü programı yaptırıyor. Devleti ve sahibini
eleştiri silahına ve silahın eleştirisine karşı koruma görevini ifa ediyor.
[3]
Tom Cotterill, “Russian Threat Has Been Made Up By Nato, Claims Diane Abbott”,
2 Eylül 2026, Telegraph.
[4]
Hazal Yalın, “Sovyet Basınında 12 Eylül”, 20 Eylül 2024, İştiraki.
[5]
V. I. Lenin, “One of the Fundamental Questions of the Revolution”, 15 Eylül
1917, MIA.
[6]
Nel Bonilla, “NATO 3.0: Transatlantik Kafes ve Sığınak Devletinin Yükselişi”,
10 Ağustos 2026, İştiraki.



0 Yorum:
Yorum Gönder