“Bu mahallede doğdu,
inanıyorum ki bu mahalle de onunla birlikte şehit oldu. Bilinci burada gelişti;
yoksulları, açları gördü. Başkaları alamıyorken kendisinin bir kutu sucuk
alabildiğini anlayınca rahatsız oldu. Yerinden yurdundan edilmiş Suriyelileri,
Kürtleri, okulda giyecekleri ayakkabıyı alamayan Filistinlileri gördü. Bence onu
gerçek bir lider yapan şey buydu. Eğer Güney’de, Bazuriye'de büyümüş olsaydı,
tüm bu insanlarla karşılaşmaz, tüm bu sefaleti görmezdi.”
[A. A. -Çocukluk arkadaşı]
Hasan
Abdülkerim Nasrallah, 1960 yılında Beyrut’un Karantina semtindeki bir gecekondu
bölgesi olan Şarşabuk’ta doğdu. Bugün onun yerinde Beyrut Forumu bulunuyor,
ancak yirminci yüzyılın ortalarında, Osmanlı katliamlarından kaçan Ermeni
mültecileri barındırmak için onlarca yıl önce sıkış tepiş inşa edilmiş,
kargaşanın hâkim olduğu bir mahalleydi. Gelişigüzel yapılmış oluklu teneke
evler, kanalizasyonun açıktan aktığı, asfaltlanmamış sokaklara sıkışmış
haldeydi. Burası, Lübnan’ın dört bir yanına dağılmış birçok “sefalet yuvasından”
biriydi.
Geçtiğimiz
günlerde Seyyid Hasan Nasrallah’ın çocukluk arkadaşlarından biriyle konuştum.
Arkadaşı, Şarşabuk’tan tanıdığı çocuğu ayrıntılarıyla anlattı: çizgi roman
okuyarak, Bruce Lee filmlerini izleyerek geçirdikleri günlerden,
anlayamadıkları kitaplardan ve filmlerden, Arap ve Müslüman coğrafyasını ilgilendiren
büyük soruları çocuksu kafalarıyla kavramaya çalışmalarından bahsetti.
Arkadaşı,
genç Nasrallah’ı son derece meraklı ve yaşına göre alışılmadık ölçüde algısı
açık biri olarak tanımlıyor. “Hepimiz, hatta annem bile, Hasan’ın olağanüstü
bir çocuk olduğunu biliyorduk” dedi bana. “Çok meraklıydı, mahallemizden çok
daha büyük şeylerle ilgileniyordu. Hatta UFO’lara ve uzaylılara bile ilgisi
vardı.”
Şarşabuk’taki
çeşitlilik, Beyrut için bile alışılmadık bir durumdu. Ermeniler, Aleviler,
Kürtler, Hristiyanlar, Filistinliler ve Şiiler, bir arada yaşıyorlardı. Bu
birliktelik, tercihten ziyade ekonomik sefalet ve ardı ardına gelen yer
değiştirmeler sonucu oluşmuştu.
“Dünyaya dair ilk algımızı
şekillendirmede rol oynayan karakterlerden biri de Garo adında bir Ermeni
kabadayısıydı. O bizim Robin Hood’umuzdu.”
Gary
Garabedyan’ın hayatını anlatan bir film çektiği Garo, sonunda Beyrut polisinin ünlü
16. Tümen’i tarafından bulunup öldürüldü. “16. Tümen Garo’yu ararken,
büyükannem onu yatağının altına saklıyordu.”
Lübnan’daki
İslami Direniş’in gelecekteki liderinin büyüdüğü dünya buydu. Güney Lübnan’daki
Bazuriye’den bir sebze satıcısı olan babası Abdülkerim, onu siyasetten korumayı
umuyordu. Ancak mahalleden kaçmak imkânsızdı. “Babası, onun siyaset hakkında
konuşmasına kesinlikle karşıydı. Onu korumaya çalışıyordu.” Babası, daha sonra
küçük bir kantin açtı ve henüz on dört yaşında olan Seyyid Nasrallah, burayı
gayri resmi bir siyasi salona dönüştürerek, arkadaşlarını inanç, adaletsizlik
ve devrim konularını tartışmak üzere bir araya getirdi.
Altmışların
sonlarına doğru Lübnan, yüz binlerce Filistinli mülteciye ev sahipliği yapmaya
başlamıştı. Bunların çoğu, Tele’z-Zaatar gibi aşırı kalabalık kamplara
kapatılmış, diğerleri ise Karantina gibi çevre bölgelerde toplanmıştı.
Şarşabuk, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Kurtuluş Cephesi Genel
Komutanlığı ile Suriye Sosyalist Ulusal Partisi gibi sol eğilimli grupların
ofisleriyle dolup taşıyordu. Bu gruplar, yakındaki kamplarda eğitim gören gençleri
örgütleyerek, kısa süre sonra Lübnan iç savaşına dönüşecek çatışmalara
hazırlanıyorlardı.
“Nasrallah, Filistinlilere
imrenirdi. Neticede tasavvurları da planları da ortaktı. Özgürlük mücadeleleri,
haklıydı. O zamanlar Lübnanlı Şiiler, Filistin kurtuluş hareketinin parçası değillerdi.
Sanırım, Lübnanlı akranlarının Filistinlilerle birlikte savaşmaları için gerekli
yol, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katılan Iraklı Şiilerin Lübnan’a gelmesiyle
birlikte açıldı.”
Kırk
yılı aşkın zaman sonra, şehit edilmesinin ardından, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, onu “Arap ulusumuza karşı görevini yerine getirirken ve Lübnan ile
Filistin’i savunurken şehit düşen, Arapların büyük ulusal lideri” yazısının
bulunduğu, kendisini öven bir afiş yayınladı.
Perşembe
günleri, arkadaşlarıyla birlikte Burc Hammud’dan yürüyerek, direniş, fedakârlık
ve ezilenlerin haklarından bahseden, hitabeti güçlü genç din adamı Seyyid
Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın vaazlarını dinlemeye giderdi. Fadlallah’ın
sözleri Nasrallah’taki düşünsel uyanışı tetikledi, onu Şii ilimleriyle
ilgilenmeye sevk etti.
“İlk ufuk açıcı metnimiz,
Şii-Sünni diyalogu üzerine temel bir eser olan Abdül Hüseyin Şerafeddin’in Müracaat’ıydı.”
Ancak
Nasrallah’ın düşünce dünyası, sadece Şii din adamları tarafından
şekillendirilmedi.
“Bizi etkileyen üç isim
vardı: Garo, Che Guevara ve Musa Sadr. Hasan’dan Guevara’nın anılarını ödünç
aldığımı hatırlıyorum. Yirmi kere okumuş olmalıyım.”
Ailesi,
yetmişlerin ortalarında Bazuriye’ye döndüğünde, Seyyid Hasan Nasrallah’ın
hırsları ve merakı doruk noktasına ulaştı. Henüz on beş yaşındayken, dini
siyasallaştırmayı ve Lübnan’ın ötekileştirilmiş Şii nüfusunu yükseltmeyi
amaçlayan yeni bir dini eğitim dalgasının parçası olan Baalbek Şii medresesine
kaydoldu. Orada, 1974’te Emel Hareketi’ni kuran ve Şiilerin Lübnan’ın mezhepsel
düzeninde eşit vatandaş olarak tanınmasını talep eden İran doğumlu din adamı
İmam Musa Sadr’ın yazılarıyla karşılaştı. Sadr’ın “mahrumin”den (yoksullardan) yana
çağrısı, Nasrallah’ın Karantina’daki kendi deneyimlerinde makes buldu. Birkaç
yıl içinde, çalışmaları onu Lübnan’ın ötesine, Irak’ın Necef kentine götürdü.
Burada Muhammed Bakır Sadr ve Ayetullah Humeyni gibi devrimci Şii şahsiyetlerle
tanıştı.
Yetmişlerin
sonlarına doğru Karantina, sağcı Hristiyan milisler tarafından kuşatıldı.
Mahalle, Karantina Katliamı olarak bilinen olayda tüm sakinlerinden
arındırıldı. Şarşabuklu gençler, sonunda farklı yollara gittiler; bazıları
Filistin direnişine, bazıları gerici güçlere katıldı, bazıları ise genç Hasan
gibi Şii direniş hareketlerine katılarak, Lübnan’ın güneyini özgürleştirdi,
nihayetinde marjinalleştirilmiş Şii alt sınıfına uzun zamandır mahrum
kaldıkları temsil edilme imkânını sağladı.
Arkadaşı
A. A.:
“Yıllar geçtikçe
iletişimimiz seyrekleşti, kopuk kopuk ilerledi, ancak gene de Seyyid Hasan’la
mektuplaşmaya devam ettik. Sanırım bu mektuplar, birbirimizin inançlarını
kontrol etmek, aynı yolda olup olmadığımızı açıklığa kavuşturmak, taviz
vermediğimizi, ihanet etmediğimizi görmek için yaptığımız birer müdahaleydi.”
Karşılaştığı
yoksulluk, çeşitlilik ve militan ruh, Şarşabuk’un sokaklarını hem onun için bir
dönüm noktası hem de bir öğretmen haline getirdi. Ona ahlaki pusulayı temin
eden dindi, gerçek bir devrimcinin doğuş öyküsünü yazansa mahallesi,
arkadaşları, gittiği sinema salonları, katıldığı vaazlardı.
Zuhur Mahmud
27 Eylül 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder