27 Eylül 2026

, ,

Genç, Yoksul ve Huzursuz: Şarşabuklu Çocuk


“Bu mahallede doğdu, inanıyorum ki bu mahalle de onunla birlikte şehit oldu. Bilinci burada gelişti; yoksulları, açları gördü. Başkaları alamıyorken kendisinin bir kutu sucuk alabildiğini anlayınca rahatsız oldu. Yerinden yurdundan edilmiş Suriyelileri, Kürtleri, okulda giyecekleri ayakkabıyı alamayan Filistinlileri gördü. Bence onu gerçek bir lider yapan şey buydu. Eğer Güney’de, Bazuriye'de büyümüş olsaydı, tüm bu insanlarla karşılaşmaz, tüm bu sefaleti görmezdi.”

[A. A. -Çocukluk arkadaşı]

 

Hasan Abdülkerim Nasrallah, 1960 yılında Beyrut’un Karantina semtindeki bir gecekondu bölgesi olan Şarşabuk’ta doğdu. Bugün onun yerinde Beyrut Forumu bulunuyor, ancak yirminci yüzyılın ortalarında, Osmanlı katliamlarından kaçan Ermeni mültecileri barındırmak için onlarca yıl önce sıkış tepiş inşa edilmiş, kargaşanın hâkim olduğu bir mahalleydi. Gelişigüzel yapılmış oluklu teneke evler, kanalizasyonun açıktan aktığı, asfaltlanmamış sokaklara sıkışmış haldeydi. Burası, Lübnan’ın dört bir yanına dağılmış birçok “sefalet yuvasından” biriydi.

Geçtiğimiz günlerde Seyyid Hasan Nasrallah’ın çocukluk arkadaşlarından biriyle konuştum. Arkadaşı, Şarşabuk’tan tanıdığı çocuğu ayrıntılarıyla anlattı: çizgi roman okuyarak, Bruce Lee filmlerini izleyerek geçirdikleri günlerden, anlayamadıkları kitaplardan ve filmlerden, Arap ve Müslüman coğrafyasını ilgilendiren büyük soruları çocuksu kafalarıyla kavramaya çalışmalarından bahsetti.

Arkadaşı, genç Nasrallah’ı son derece meraklı ve yaşına göre alışılmadık ölçüde algısı açık biri olarak tanımlıyor. “Hepimiz, hatta annem bile, Hasan’ın olağanüstü bir çocuk olduğunu biliyorduk” dedi bana. “Çok meraklıydı, mahallemizden çok daha büyük şeylerle ilgileniyordu. Hatta UFO’lara ve uzaylılara bile ilgisi vardı.”

Şarşabuk’taki çeşitlilik, Beyrut için bile alışılmadık bir durumdu. Ermeniler, Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar, Filistinliler ve Şiiler, bir arada yaşıyorlardı. Bu birliktelik, tercihten ziyade ekonomik sefalet ve ardı ardına gelen yer değiştirmeler sonucu oluşmuştu.

“Dünyaya dair ilk algımızı şekillendirmede rol oynayan karakterlerden biri de Garo adında bir Ermeni kabadayısıydı. O bizim Robin Hood’umuzdu.”

Gary Garabedyan’ın hayatını anlatan bir film çektiği Garo, sonunda Beyrut polisinin ünlü 16. Tümen’i tarafından bulunup öldürüldü. “16. Tümen Garo’yu ararken, büyükannem onu yatağının altına saklıyordu.”

Lübnan’daki İslami Direniş’in gelecekteki liderinin büyüdüğü dünya buydu. Güney Lübnan’daki Bazuriye’den bir sebze satıcısı olan babası Abdülkerim, onu siyasetten korumayı umuyordu. Ancak mahalleden kaçmak imkânsızdı. “Babası, onun siyaset hakkında konuşmasına kesinlikle karşıydı. Onu korumaya çalışıyordu.” Babası, daha sonra küçük bir kantin açtı ve henüz on dört yaşında olan Seyyid Nasrallah, burayı gayri resmi bir siyasi salona dönüştürerek, arkadaşlarını inanç, adaletsizlik ve devrim konularını tartışmak üzere bir araya getirdi.

Altmışların sonlarına doğru Lübnan, yüz binlerce Filistinli mülteciye ev sahipliği yapmaya başlamıştı. Bunların çoğu, Tele’z-Zaatar gibi aşırı kalabalık kamplara kapatılmış, diğerleri ise Karantina gibi çevre bölgelerde toplanmıştı. Şarşabuk, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Kurtuluş Cephesi Genel Komutanlığı ile Suriye Sosyalist Ulusal Partisi gibi sol eğilimli grupların ofisleriyle dolup taşıyordu. Bu gruplar, yakındaki kamplarda eğitim gören gençleri örgütleyerek, kısa süre sonra Lübnan iç savaşına dönüşecek çatışmalara hazırlanıyorlardı.

“Nasrallah, Filistinlilere imrenirdi. Neticede tasavvurları da planları da ortaktı. Özgürlük mücadeleleri, haklıydı. O zamanlar Lübnanlı Şiiler, Filistin kurtuluş hareketinin parçası değillerdi. Sanırım, Lübnanlı akranlarının Filistinlilerle birlikte savaşmaları için gerekli yol, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne katılan Iraklı Şiilerin Lübnan’a gelmesiyle birlikte açıldı.”

Kırk yılı aşkın zaman sonra, şehit edilmesinin ardından, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, onu “Arap ulusumuza karşı görevini yerine getirirken ve Lübnan ile Filistin’i savunurken şehit düşen, Arapların büyük ulusal lideri” yazısının bulunduğu, kendisini öven bir afiş yayınladı.

Perşembe günleri, arkadaşlarıyla birlikte Burc Hammud’dan yürüyerek, direniş, fedakârlık ve ezilenlerin haklarından bahseden, hitabeti güçlü genç din adamı Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın vaazlarını dinlemeye giderdi. Fadlallah’ın sözleri Nasrallah’taki düşünsel uyanışı tetikledi, onu Şii ilimleriyle ilgilenmeye sevk etti.

“İlk ufuk açıcı metnimiz, Şii-Sünni diyalogu üzerine temel bir eser olan Abdül Hüseyin Şerafeddin’in Müracaat’ıydı.”

Ancak Nasrallah’ın düşünce dünyası, sadece Şii din adamları tarafından şekillendirilmedi.

“Bizi etkileyen üç isim vardı: Garo, Che Guevara ve Musa Sadr. Hasan’dan Guevara’nın anılarını ödünç aldığımı hatırlıyorum. Yirmi kere okumuş olmalıyım.”

Ailesi, yetmişlerin ortalarında Bazuriye’ye döndüğünde, Seyyid Hasan Nasrallah’ın hırsları ve merakı doruk noktasına ulaştı. Henüz on beş yaşındayken, dini siyasallaştırmayı ve Lübnan’ın ötekileştirilmiş Şii nüfusunu yükseltmeyi amaçlayan yeni bir dini eğitim dalgasının parçası olan Baalbek Şii medresesine kaydoldu. Orada, 1974’te Emel Hareketi’ni kuran ve Şiilerin Lübnan’ın mezhepsel düzeninde eşit vatandaş olarak tanınmasını talep eden İran doğumlu din adamı İmam Musa Sadr’ın yazılarıyla karşılaştı. Sadr’ın “mahrumin”den (yoksullardan) yana çağrısı, Nasrallah’ın Karantina’daki kendi deneyimlerinde makes buldu. Birkaç yıl içinde, çalışmaları onu Lübnan’ın ötesine, Irak’ın Necef kentine götürdü. Burada Muhammed Bakır Sadr ve Ayetullah Humeyni gibi devrimci Şii şahsiyetlerle tanıştı.

Yetmişlerin sonlarına doğru Karantina, sağcı Hristiyan milisler tarafından kuşatıldı. Mahalle, Karantina Katliamı olarak bilinen olayda tüm sakinlerinden arındırıldı. Şarşabuklu gençler, sonunda farklı yollara gittiler; bazıları Filistin direnişine, bazıları gerici güçlere katıldı, bazıları ise genç Hasan gibi Şii direniş hareketlerine katılarak, Lübnan’ın güneyini özgürleştirdi, nihayetinde marjinalleştirilmiş Şii alt sınıfına uzun zamandır mahrum kaldıkları temsil edilme imkânını sağladı.

Arkadaşı A. A.:

“Yıllar geçtikçe iletişimimiz seyrekleşti, kopuk kopuk ilerledi, ancak gene de Seyyid Hasan’la mektuplaşmaya devam ettik. Sanırım bu mektuplar, birbirimizin inançlarını kontrol etmek, aynı yolda olup olmadığımızı açıklığa kavuşturmak, taviz vermediğimizi, ihanet etmediğimizi görmek için yaptığımız birer müdahaleydi.”

Karşılaştığı yoksulluk, çeşitlilik ve militan ruh, Şarşabuk’un sokaklarını hem onun için bir dönüm noktası hem de bir öğretmen haline getirdi. Ona ahlaki pusulayı temin eden dindi, gerçek bir devrimcinin doğuş öyküsünü yazansa mahallesi, arkadaşları, gittiği sinema salonları, katıldığı vaazlardı.

Zuhur Mahmud
27 Eylül 2025
Kaynak

0 Yorum: