Bundan
12 yıl önce IŞİD, Irak kuzeyine yürüdüğünde, Ezidiler göç yollarına düşmüştü.
Ardından Kobane’ye yürüdüğünde o günlerde şu söylem; medeniyetler çatışması,
sekülarizm, çağdaşlık, ulusal kurtuluşçuluk, aydınlık bağlamında sarf edildi:
“Tüm Batı’nın kalbi
bizimle atıyor. Avrupa’dan gönüllü gelen insanlar, bizimle birlikte IŞİD
barbarlığına karşı mücadele veriyor. Bu mücadele, İspanya İç Savaşı’nı ve
Stalingrad Savunması’nı aşmıştır.”
Bu
süreçte emperyalistlerin uçaklardan attığı silahlar IŞİD’in eline geçmiş, o
IŞİD, Kobane’yi çembere almıştı. O güne kadar evlerine operasyon düzenleyip Rojava’da
baskı altına aldıkları kesimlerin yönetiminden yardım talep edildi ve insani
koridor oluşturulup peşmergeler, bu koridordan Suriye’nin kuzeyine ulaştılar.
Nusaybin
ve Urfa’da “Biji Obama” sloganları atıldı. Emperyalistlerin hava bombardımanı,
Kürt milliyetçilerinin ve “müttefik”i solun gönüllü insanları, bölgeye gelen
Avrupalılar, IŞİD’i Rakka başta olmak üzere çeşitli yerlere gerilettiler.
Gezi'nin
önde isimleri, Rakka yolunda yaşamını yitirdiler. Öyle ya, “enternasyonal tugaylar”
kurulmuştu. Kimse şunu sormadı: “Rakka ve Menbiç gibi Arap nüfusun ağırlıkta
olduğu bölgelere bu ‘tugaylar’ niye yürüyor, bu yerler Kürt bölgesi değil ki?”
İlginçtir (aslında ilginç değil) sözde başkent ilan ettiği Rakka’dan IŞİD,
konvoylar hâlinde çekildi ve bunun nedenini de soran olmadı.
Ülkemizde
neler oldu bu süreçte? Suriye’de kantonları birleştireceklerini söyleyenler,
operasyona uğramamak için bir tür tampon bölge taktiğiyle hendekler kazdırdılar.
İlk çözüm sürecindeki coşku ve heyecanın bugün görülmeme nedeni, hendeklerle
birlikte nelerin kapatıldığını çözmekten geçiyor.
“Suriye’de
IŞİD, Nurtepe’de Siz!” pankartlarını HDK açtı. IŞİD ve o mahalleler için ter
dökenler, aynı kefeye konuldular. Koalisyon güçleri adı altında emperyalistlerle
kurulan dostluğun gereği solu hizaya çekmek, çekilemeyeni yalnızlaştırmaktı. “Kobane’de
Devrim olmuştu(!). Bu masala kitleleri inandıranlar, bugün meydanda yok. Sol, bu
devrim masalını piyasaya günün teorisi diye sürmekten ar etmedi. Masala
inanmayan çevre ve insanlara neler denilmedi, ne yaftalanmalarda bulunulmadı ki...
Masal:
Esad kötüydü, IŞİD’e karşı savaşılıyordu, ABD olduğu sürece Suriye’nin kuzeyine
hiçbir güç saldıramazdı. Kantonlarda özgür, eşit ve komünal yaşamın anayasası
yazılıyordu. Bu örnek, insanlığa model olacaktı. Hatta sol, oradan güçlenerek
gelecekti. Kadın-erkek, eşit şekilde yönetimde yer alıyordu. Bu masal uğruna
Suruç ve 10 Ekim gerçekleşti.
Tekrar
şu “enternasyonal tugay” hikâyesine dönelim. Ülkemiz solu, bu tugaylarda yer
almak için sınırı geçiyordu, elliye yakın insanın sınırı geçip Suriye’ye
ulaştığı bilgisini medya veriyordu, fakat neden bu geçişlerde sorun
yaşamadıklarını gene kimse sormuyordu. Kürt potansiyeli hendeklerde; solun
potansiyeli Suriye’de nihayete erdi. Bugün bu iki kesim ve siyasetin varlık
mücadelesi bile veremeyecek duruma gelmesinin nedeni, 12 yıl öncesinde
aranmalıdır.
Geçtiğimiz
ayın sonunda Mazlum Abdi’nin Şara’ya başdanışman olduğu bilgisi haberleri
geçti. Daha geçen yıl kadınlar saçlarını örerek eylem yapmaya çalışıyorlardı,
başka bir kadınsa binanın üst katlarından atılıyordu.
12
yıl önceki masalın içeriğini yukarıda özetlemeye çalıştık. Şimdi bu solun varsa
onuru, dünün hesabını vermek zorunda. 10 Ekim ve Suruç, solun kendi hatasıdır.
Şımarıklığı, gücü elinde bulundurduğu yanılsamasıyla teslim olduğu disiplinsizlik,
kitlelere karşı sorumsuzluğu, baştacı ettiği özeleştiri vermezlik ve güce
tapma, solu tarih ve siyaset sahnesinden sildi.
Hükmü
yok, hükmü olmayanın da eleştirisi olmaz. Kendi kitlelerini bugün dışsal nedenlerle zayıf düştükleri yönündeki palavrayla ikna edebilirler ama emekçi
yığınları ikna etmeleri mümkün değil. Bu çevreler, emperyalistlerin silah ve
kamuflajıyla petrol bekçiliği yaptığı için tarihe utanç olarak geçecek.
“Ulusların
kendi kaderini tayin hakkı” gibi söylemlerle Abdi şahsında gelinen aşamayı
suskunlukla geçiremezler. “Uluslararası komplo” varsa o da Abdiler ve sol
eliyle Kürtlerin başına örülen emperyalist çoraptır.
Öyle
bir sıkışmışlık içindeler ki artık Başaran Aksu, Barış Yıldırım ve fenomen
solculardan medet umar, onları göklere çıkarır oldular. Geçen yılın İstanbul 1
Mayıs’ını bile tertip edemeyip Başaran’dan “umut” beklediler. Barış’ın doktora
tezinden Mahir öğrenedursunlar. Bir daha da toparlanmaları mümkün değil.
Masallar,
manipülasyonlar, güce tapma pratikleri, hayatın gerçekleri karşısında tuzla buz
oldu. Bugün Aleviler üzerinden kendilerine alan açmaya çalışan aynı çevreler,
Suriye’nin İdris-i Bitlisi’sine karşı sessiz.
HTŞ
yönetime geçtiğinde Troçkist Nisan gazetesi “Suriye’de devrim olduğunu”
manşetten duyurmuştu. Bu gazetenin ideolojik-politik hattıyla 12 yıl önceden
bugüne masal anlatan sol arasında ne fark var?
Değil
12 yıl, 120 yıl da geçse, masallara karşı yaşamın gerçeği ve emeğin mücadelesi,
tüm aforoz pratikleri ve çirkin ithamlara karşı savunulacak. Durduğu yerden
emin olanlar, özeleştiri vermekten kaçmazlar. Süreci suskunlukla geçirenler,
tarihe bu şekilde geçecekler. Tarih, ülkemiz solunun -birkaç çevre dışında-
emperyalistlere petrol bekçiliği görevini icra etmesini kaydedecek.
Ne
oldu o destansı direnişler? Bunu bu çevrelerin kendi insanı sormuyorsa,
anlatılan masallara inanmaya devam edebilir, gerçek kurtuluşlarının neden bu
kadar geciktiğini kavramadan yaşamaya devam edebilir. Nasıl olsa, her biri
birey-parti.
Özellikle
bu 12 yıllık sürecin öğrettiği bir gerçek var: Diyalektiğin yöntemleriyle
belirlenen ilkeler kazanacak. İdeolojisine güvenmeyen çevreler tarihsel
eşiklerde ya susar ya da “ama” bağlacından sonra “gerekçeler” sıralayıp yanlışa
ortak olur, öyle de oldu. Söz konusu tarafın susması ya da yanlışa karşı
çıkmamasının temel gerekçesi bedeller ise aynı bedelleri de tarihe geçen Alman
faşistleri de ödedi, sosyalistler ödetti. Bu sol, göle bakıp kendisine âşık
olan Narkisos gibi boynu bükük kalmaya devam etsin.
Sinan Akdeniz
26 Eylül 2026


0 Yorum:
Yorum Gönder