20 Eylül 2026

,

Bakû Komiserlerinin Katli



26 Bakû Komiseri, 13 Nisan 1918 günü kurulan Bakû Komünü’nün Bolşevik ve Sol Sosyalist Devrimci üyeleriydi. Kısa süre bağımsız kalan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti olan Bakû şehrinde kurulan komüne Stepan Şaumyan isimli Ermeni devrimci önderlik ediyordu. Taşnakların, SR’ların ve Menşeviklerin oluşturduğu koalisyonun Bolşevikleri iktidardan uzaklaştırmasıyla birlikte, komünün hayatı 26 Temmuz 1918 günü sona erdi.

Bakû komününün başındaki bakanlar (komiserler) şehri terk ederken, Merkezi Hazar Diktatörlüğü’nce ele geçirilip hapse atıldılar. 14 Eylül 1918 günü, Bakû şehrinin Osmanlı askerinin eline geçmesiyle birlikte Kızıl Ordu askerleri hapishane kapılarını kırıp komiserleri kurtardı. Ardından komiserler Krasnovodsk’a giden bir gemiye bindiler. Ancak kısa süre içinde ele geçirildiler. 20 Eylül gününün gecesi Aşkabat Komitesi’ne bağlı Türkmen SR askerlerce Trans-Hazar Demiryolu Hattı üzerindeki Pereval ile Akça-Kuyma istasyonları arasında bir yerde kurşuna dizildiler. İdam edilmelerinin sebebi, Bakû şehrinin Kafkasya İslam Ordusu’nun eline geçmesine izin vermeleriydi.

Bakû komiserlerinin infazı ile ilgili haber, Transkafkasya’daki sosyalist gazetelerde yayınlandı. Sonrasında Vladivostok’ta çıkan Krasnoye Znamya gazetesinde yer aldı. Aşağıda o dönem yayınlanan Rus Sovyet Hükümeti Bürosu Yayın Organı Soviet Russia dergisinde yer alan haber aktarılıyor.

* * *

 

Bakû’de ve ötesinde genel olarak bilindiği üzere, Eylül 1918’de Bakû’den Krasnovodsk’a gelen bir grup komiser, Batı Türkistan topraklarında (Trans-Hazar bölgesinde) bugün bilinmeyen koşullarda, ortadan kayboldu. Bu adamların ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak bir dizi çelişkili, ürkütücü hikâye gündeme geldi. Bu adamlar, Krasnovodsk yakınlarına indiklerinde Trans-Hazar yetkilileri tarafından resmen tutuklanmış, daha sonra şehirdeki hapishaneye kapatılmışlardı. Yirmi altı komiserin tamamının Hindistan’a götürüldüğüne, kaçma girişiminde öldürüldüklerine ya da son olarak, Bolşevik yönetiminin tüm özelliklerine ve aşırılıklarına bağlı oldukları için bilinmeyen bir mahkemece ölüm cezasına çarptırıldıklarına ve cezanın infaz edildiğine dair söylentiler dolaşıma sokuldu.

İnsanların duyularını körelten amansız iç savaşın tüm dehşetine rağmen, tahmin ve varsayımların sonu yoktu.

Gerçekte, yirmiyi aşkın insanın hayatı veya ölümüyle ilgili o soğukkanlı kararın alındığı, o korkunç eylem gerçekleştiği, onların ortadan kaldırılıp katledildiği süreç şu şekilde işledi:

1. Eylül 1918’in ortalarında, Aşkabat’taki İngiliz Askeri Misyonu temsilcisi Yüzbaşı Reginald F. Tig-Jones, Krasnovodsk kıyılarında yirmi altı Bolşevik komiserin yakalandığını öğrendikten sonra, Trans-Hazar Suç Bürosu başkanı Semyon Lvoviç Drujkin ve Bölge Yürütme Komitesi’nin bazı üyeleriyle iletişime geçerek, İngiliz Misyonu’nun planlarına uygun olarak, bu komiserlerin Hindistan’da olmasını istediğini belirtti.

2. S. L. Drujkin, Reginald F. Tig-Jones’un Bakû komiserlerinin Krasnovodsk’tan Meşhed’e, oradan da Hindistan’a taşınması lehine ileri sürdüğü gerekçelere tamamen katılarak, Trans-Hazar bölgesinin Yürütme Komitesi üyelerinden bazılarına, İngiliz Askeri Misyonu şefinin plan ve tasarımlarının uygulanmasına yardımcı olmanın gerekliliğini vurguladı.

3. Bununla birlikte, Tig-Jones ve Drujkin, aynı zamanda Yürütme Komitesi üyelerine, komiserlerin Meşhed’e ve Hindistan’a taşınmasının birçok açıdan kafi gelmeyeceğini, tüm komiserlerin Krasnovodsk’tan yolculuk sırasında vurulması gerektiğini, bunun da Aşkabat’taki İngiliz Askeri Misyonu’nun planıyla tamamen uyumlu olduğunu, ancak belirli “resmi garantiler” ile bu planın düzene kavuşturulması gerektiğini bildirdiler.

4. Özellikle, Tig-Jones ve Drujkin’in planı, Bakû komiserlerinin Meşhed’de İngiliz askeri yetkililerine teslim edildiğini belirten sahte bir makbuz hazırlanmasını öngörüyordu; oysa gerçekte Krasnovodsk ve Aşkabat istasyonları arasındaki demiryolu yolculuğu sırasında kurşuna dizileceklerdi.

5. Tig-Jones ve Drujkin’e göre, Meşhed’deki İngiliz askeri yetkililerinin yirmi altı Bakû komiserinin kendilerine teslim edildiğine dair aldıkları makbuz, komiserlerin ortadan kayboluşunu kamuoyuna açıklamak, böylece ölümleri, cinayetleri veya kaçışlarıyla ilgili tüm söylentilere son vermek amacıyla hazırlanmıştı.

6. Ancak, doğal olarak bazı kamu kuruluşlarının veya kurbanların akrabalarının ve arkadaşlarının er ya da geç görevden alınan komiserlerin nihai kaderinin açıklığa kavuşturulmasını talep edeceğini varsayarak, Yüzbaşı Tig-Jones, Drujkin’e, Drujkin de plan hakkında bilgilendirilen Yürütme Komitesi üyelerine belirli aralıklarla yirmi altı komiserin ölümüne dair resmi sertifikalar verileceğini ve bu sertifikalar için “gerekli herhangi bir tıbbi sertifikanın alınabileceğini” söyledi.

7. Tüm bu nedenler ve Tig-Jones ile Drujkin’in “resmi garantiler”i, güvenlerini kazanmış olan ve başlangıçta kararsızlık yaşayan Yürütme Kurulu üyelerini, yirmi altı Bakû komiserinin öldürülmesinin uygulanabilir, uygun ve gerekli olduğuna ikna etti, neticede de planın derhal uygulanmasına onay verdiler.

8. Bu planı gerçekleştirmek için, adı geçen Yürütme Kurulu üyeleri ve diğer kimi isimler, Krasnovodsk’a gitmeyi kararlaştırdılar. 19 Eylül akşamı, kurşuna dizilecek komiserleri Aşkabat’a götürmek amacıyla Krasnovodsk istasyonuna özel bir tren yanaştı.

9. 19 Eylül gecesinin geç saatlerinde, yirmi altı komiseri Meşhed üzerinden Hindistan’a götürmek için Krasnovodsk hapishanesine başvurdular. Hapishane yönetimi, herhangi bir özel formalite olmaksızın sevke onay verdi.

10. Aynı gece, bu özel tren, komiserler, infazdan sorumlu kişiler ve bir muhafızla birlikte Krasnovodsk’tan ayrıldı, yaklaşık yedi saat boyunca, çok az istasyonda durarak, Aşkabat’a doğru yola devam etti.

11. Sabah saat 6 civarında, 200 kilometre yol kat eden tren, Pereval ve Akça-Kuyma istasyonları arasındaki yolda durdu.

12. Burada, infazdan sorumlu kişiler, yirmi altı komiseri kaderleri konusunda bilgilendirdi ve onları sekiz veya dokuz kişilik gruplar halinde vagondan çıkarmaya başladı.

13. Kaderlerinin açıklanmasıyla sarsılan tüm komiserler, bir bahriyeli hariç, hep birlikte sessizliğe gömüldüler. Bu bahriyeli ise yüksek sesle şöyle haykırdı: “Sakinim. Özgürlük için öldüğümü biliyorum.” Buna karşılık, sorumlulardan biri şöyle cevap verdi: “Biz de er ya da geç özgürlük için öleceğimizi biliyoruz. Ama bunu farklı anlıyoruz.”

14. Bundan sonra bir grup komiser, arabadan çıkarılıp sabah alacakaranlığında götürüldü ve hemen vuruldular. Gri kum tepeleriyle kaplı bölgenin niteliğini fark eden ikinci grupsa (bu durum onlarda kurşunlardan korunma umudu uyandırmış olabilir) kaçmaya çalıştı, ancak ardı ardına sıkılan kurşunlarla delik deşik edildiler. Son grup ise kaçmaya çalışmadı.

15. Tüm komiserleri vurup ölümlerinden emin olduktan sonra, cellâtlar, cesetleri aceleyle kuma (demiryolu yatağından yaklaşık altı metre uzağa) gömdüler, kurbanların eşyalarının bir kısmını orada yaktılar. Eşyalarının çoğu ise trenin içinde yakıldı.

16. Bundan sonra tren, başladığı yere geri döndü.

Hâsılı, yirmi altı Bakû komiserinin idamının hikâyesi bu şekildedir.

Soviet Russia
13 Kasım 1920
Kaynak

0 Yorum: