26
Bakû Komiseri, 13 Nisan 1918 günü kurulan Bakû Komünü’nün Bolşevik ve Sol Sosyalist
Devrimci üyeleriydi. Kısa süre bağımsız kalan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin
başkenti olan Bakû şehrinde kurulan komüne Stepan Şaumyan isimli Ermeni devrimci
önderlik ediyordu. Taşnakların, SR’ların ve Menşeviklerin oluşturduğu
koalisyonun Bolşevikleri iktidardan uzaklaştırmasıyla birlikte, komünün hayatı
26 Temmuz 1918 günü sona erdi.
Bakû
komününün başındaki bakanlar (komiserler) şehri terk ederken, Merkezi Hazar Diktatörlüğü’nce
ele geçirilip hapse atıldılar. 14 Eylül 1918 günü, Bakû şehrinin Osmanlı
askerinin eline geçmesiyle birlikte Kızıl Ordu askerleri hapishane kapılarını
kırıp komiserleri kurtardı. Ardından komiserler Krasnovodsk’a giden bir gemiye
bindiler. Ancak kısa süre içinde ele geçirildiler. 20 Eylül gününün gecesi Aşkabat
Komitesi’ne bağlı Türkmen SR askerlerce Trans-Hazar Demiryolu Hattı üzerindeki
Pereval ile Akça-Kuyma istasyonları arasında bir yerde kurşuna dizildiler. İdam
edilmelerinin sebebi, Bakû şehrinin Kafkasya İslam Ordusu’nun eline geçmesine
izin vermeleriydi.
Bakû
komiserlerinin infazı ile ilgili haber, Transkafkasya’daki sosyalist
gazetelerde yayınlandı. Sonrasında Vladivostok’ta çıkan Krasnoye
Znamya gazetesinde yer aldı. Aşağıda o dönem yayınlanan Rus Sovyet Hükümeti
Bürosu Yayın Organı Soviet Russia dergisinde yer alan haber aktarılıyor.
* * *
Bakû’de
ve ötesinde genel olarak bilindiği üzere, Eylül 1918’de Bakû’den Krasnovodsk’a
gelen bir grup komiser, Batı Türkistan topraklarında (Trans-Hazar bölgesinde) bugün
bilinmeyen koşullarda, ortadan kayboldu. Bu adamların ortadan kaybolmasıyla
ilgili olarak bir dizi çelişkili, ürkütücü hikâye gündeme geldi. Bu adamlar,
Krasnovodsk yakınlarına indiklerinde Trans-Hazar yetkilileri tarafından resmen
tutuklanmış, daha sonra şehirdeki hapishaneye kapatılmışlardı. Yirmi altı
komiserin tamamının Hindistan’a götürüldüğüne, kaçma girişiminde
öldürüldüklerine ya da son olarak, Bolşevik yönetiminin tüm özelliklerine ve
aşırılıklarına bağlı oldukları için bilinmeyen bir mahkemece ölüm cezasına
çarptırıldıklarına ve cezanın infaz edildiğine dair söylentiler dolaşıma
sokuldu.
İnsanların
duyularını körelten amansız iç savaşın tüm dehşetine rağmen, tahmin ve
varsayımların sonu yoktu.
Gerçekte,
yirmiyi aşkın insanın hayatı veya ölümüyle ilgili o soğukkanlı kararın alındığı,
o korkunç eylem gerçekleştiği, onların ortadan kaldırılıp katledildiği süreç şu
şekilde işledi:
1.
Eylül 1918’in ortalarında, Aşkabat’taki İngiliz Askeri Misyonu temsilcisi
Yüzbaşı Reginald F. Tig-Jones, Krasnovodsk kıyılarında yirmi altı Bolşevik
komiserin yakalandığını öğrendikten sonra, Trans-Hazar Suç Bürosu başkanı
Semyon Lvoviç Drujkin ve Bölge Yürütme Komitesi’nin bazı üyeleriyle iletişime
geçerek, İngiliz Misyonu’nun planlarına uygun olarak, bu komiserlerin Hindistan’da
olmasını istediğini belirtti.
2.
S. L. Drujkin, Reginald F. Tig-Jones’un Bakû komiserlerinin Krasnovodsk’tan Meşhed’e,
oradan da Hindistan’a taşınması lehine ileri sürdüğü gerekçelere tamamen
katılarak, Trans-Hazar bölgesinin Yürütme Komitesi üyelerinden bazılarına,
İngiliz Askeri Misyonu şefinin plan ve tasarımlarının uygulanmasına yardımcı
olmanın gerekliliğini vurguladı.
3.
Bununla birlikte, Tig-Jones ve Drujkin, aynı zamanda Yürütme Komitesi
üyelerine, komiserlerin Meşhed’e ve Hindistan’a taşınmasının birçok açıdan kafi
gelmeyeceğini, tüm komiserlerin Krasnovodsk’tan yolculuk sırasında vurulması
gerektiğini, bunun da Aşkabat’taki İngiliz Askeri Misyonu’nun planıyla tamamen
uyumlu olduğunu, ancak belirli “resmi garantiler” ile bu planın düzene
kavuşturulması gerektiğini bildirdiler.
4.
Özellikle, Tig-Jones ve Drujkin’in planı, Bakû komiserlerinin Meşhed’de İngiliz
askeri yetkililerine teslim edildiğini belirten sahte bir makbuz hazırlanmasını
öngörüyordu; oysa gerçekte Krasnovodsk ve Aşkabat istasyonları arasındaki
demiryolu yolculuğu sırasında kurşuna dizileceklerdi.
5.
Tig-Jones ve Drujkin’e göre, Meşhed’deki İngiliz askeri yetkililerinin yirmi
altı Bakû komiserinin kendilerine teslim edildiğine dair aldıkları makbuz,
komiserlerin ortadan kayboluşunu kamuoyuna açıklamak, böylece ölümleri,
cinayetleri veya kaçışlarıyla ilgili tüm söylentilere son vermek amacıyla
hazırlanmıştı.
6.
Ancak, doğal olarak bazı kamu kuruluşlarının veya kurbanların akrabalarının ve
arkadaşlarının er ya da geç görevden alınan komiserlerin nihai kaderinin açıklığa
kavuşturulmasını talep edeceğini varsayarak, Yüzbaşı Tig-Jones, Drujkin’e, Drujkin
de plan hakkında bilgilendirilen Yürütme Komitesi üyelerine belirli aralıklarla
yirmi altı komiserin ölümüne dair resmi sertifikalar verileceğini ve bu
sertifikalar için “gerekli herhangi bir tıbbi sertifikanın alınabileceğini”
söyledi.
7.
Tüm bu nedenler ve Tig-Jones ile Drujkin’in “resmi garantiler”i, güvenlerini
kazanmış olan ve başlangıçta kararsızlık yaşayan Yürütme Kurulu üyelerini,
yirmi altı Bakû komiserinin öldürülmesinin uygulanabilir, uygun ve gerekli
olduğuna ikna etti, neticede de planın derhal uygulanmasına onay verdiler.
8.
Bu planı gerçekleştirmek için, adı geçen Yürütme Kurulu üyeleri ve diğer kimi
isimler, Krasnovodsk’a gitmeyi kararlaştırdılar. 19 Eylül akşamı, kurşuna
dizilecek komiserleri Aşkabat’a götürmek amacıyla Krasnovodsk istasyonuna özel
bir tren yanaştı.
9.
19 Eylül gecesinin geç saatlerinde, yirmi altı komiseri Meşhed üzerinden
Hindistan’a götürmek için Krasnovodsk hapishanesine başvurdular. Hapishane
yönetimi, herhangi bir özel formalite olmaksızın sevke onay verdi.
10.
Aynı gece, bu özel tren, komiserler, infazdan sorumlu kişiler ve bir muhafızla
birlikte Krasnovodsk’tan ayrıldı, yaklaşık yedi saat boyunca, çok az istasyonda
durarak, Aşkabat’a doğru yola devam etti.
11.
Sabah saat 6 civarında, 200 kilometre yol kat eden tren, Pereval ve Akça-Kuyma
istasyonları arasındaki yolda durdu.
12.
Burada, infazdan sorumlu kişiler, yirmi altı komiseri kaderleri konusunda
bilgilendirdi ve onları sekiz veya dokuz kişilik gruplar halinde vagondan
çıkarmaya başladı.
13.
Kaderlerinin açıklanmasıyla sarsılan tüm komiserler, bir bahriyeli hariç, hep
birlikte sessizliğe gömüldüler. Bu bahriyeli ise yüksek sesle şöyle haykırdı: “Sakinim.
Özgürlük için öldüğümü biliyorum.” Buna karşılık, sorumlulardan biri şöyle
cevap verdi: “Biz de er ya da geç özgürlük için öleceğimizi biliyoruz. Ama bunu
farklı anlıyoruz.”
14.
Bundan sonra bir grup komiser, arabadan çıkarılıp sabah alacakaranlığında
götürüldü ve hemen vuruldular. Gri kum tepeleriyle kaplı bölgenin niteliğini
fark eden ikinci grupsa (bu durum onlarda kurşunlardan korunma umudu uyandırmış
olabilir) kaçmaya çalıştı, ancak ardı ardına sıkılan kurşunlarla delik deşik
edildiler. Son grup ise kaçmaya çalışmadı.
15.
Tüm komiserleri vurup ölümlerinden emin olduktan sonra, cellâtlar, cesetleri
aceleyle kuma (demiryolu yatağından yaklaşık altı metre uzağa) gömdüler,
kurbanların eşyalarının bir kısmını orada yaktılar. Eşyalarının çoğu ise trenin
içinde yakıldı.
16.
Bundan sonra tren, başladığı yere geri döndü.
Hâsılı,
yirmi altı Bakû komiserinin idamının hikâyesi bu şekildedir.
Soviet Russia
13
Kasım 1920
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder