29 Eylül 2026

Zerre


Koğuşa gelen habere göre, örgütlerin birleşme süreci hızlanmıştı. Artık yeni kurulacak partinin adı tartışılıyordu. Koğuştaki tutsaklara, bir seçeneğin “Anadolu Komünist Partisi” olduğu söylendi. Önemli bir kısmı, bu isme onay verdi. Neticede bu isim, ön çözüm sürecinde Turgut Özal’ın “Türkiye Cumhuriyeti’nin adını Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirmeyi önerdiği dönemde gündeme geliyordu. Ama sonra gelen haber, hiç iç açıcı değildi. Partinin ismi “Marksist Leninist Komünist Parti” olacaktı. Koğuş, bu ismi pek benimseyememiş, içine sindirememişti. Aslında kulağı tırmalamasının nedeni, tarihiyle ilgiliydi. Sovyet çizgisi KP’ler, Çin çizgisi KP-ML’ler kurarken, ML-KP’ler de Arnavut çizgisine düşmüştü. Tiran’dan Anadolu’ya yol, epey uzundu.

Parti, ömrünün önemli bir kısmını Arnavutçuluk çizgisindeki rakibi EMEP’le atışarak, onu eleştire eleştire ona benzeyerek geçirdi. 2004 1 Mayıs’ında alanda kavga etmelerinin sebebi de bu rekabetçilik ve mülkiyetçilikti. Sonrasında Gazi ayaklanması ile popüler olan örgüt, bu ayaklanmayı kendiliğinden olarak nitelendirip çöpe attı. Başka sulara yelken açtı. Fethullahi-Tarafçı alana meyletti. Kolay yoldan büyüme, tepede dönen siyasete figüran olma, kısa günün kârıyla geçinme yolunu seçti. Eridi, eritti.

Erime sürecinin sebebi ve ürünü olarak İbrahim Çiçek, bugün “Dünyada cephesel anlamda ‘birlik sorunu’ olmayan, kendisine komünist, sosyalist ya da devrimci diyen bir ucube siyasal duruş, tarzı var mıdır?”[1] diye soruyor. Aslında sorunun cevabı, kendisi, kendi siyasal duruşu. Bundan yirmi yıl önce kendisiyle röportaj yapan Bilinç ve Eylem dergisi, “Komünistlerin birliği konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye sorduğunda, Çiçek, mealen, şu cevabı vermişti. “Bu ülkenin komünistleri olarak biz birleştik. Bizim dışımızda komünist yok. Dolayısıyla, artık bu ülkede bir komünistlerin birliği sorunu yok” diyordu. Bugün “feminist tekâmül” gereği, bu tür lafların “ukalaca, kibirli, ucube” olduğunu söylüyor. Doğru diyor.

Çünkü Kürt gemisi başka limana yanaştı. Ona filika olan örgütler, suyun dibini boyladılar. Anlaşılan o ki bugün topuğuyla en dibe vurup yükselmeye çalışıyorlar. TKP, sosyalist hareketin dip noktası olduğu için ona vurarak yükseleceklerini düşünüyorlar. İyi yapıyorlar!

Kürd’ün ordusunun da Kemal Okuyan’ın cumhuriyetçi ordusunun da ardında NATO var. Onun yetiştirdiği isimler, Bağdat’ta, Şam’da, Gazze’de yoklar, ama Berlin’de seçim bildirileri dağıtıyorlar. Tekellerin tüm başkentlerinde, New York’ta, Londra’da, İstanbul’da, Berlin’de solcu isimlerin başa geçirilmesine, o izleğe ve dizgeye alkış tutuyorlar. Tekellerin liberalizmini sosyalizm diye pazarlamaya çalışıyorlar.

Bugün İbrahim Çiçek ve örgütü, Apo eleştirisi yüzünden inceden aforoz ediliyor. O nedenle, Yeni Parti ve TKP için açılan alana oynuyor, bu yüzden gidip TKP eleştirisi kaleme alıyor. Neticede Marx’tan bugüne solu eleştirerek varolan komünist hareket gerçeğine inat, “emekçi sol” diye bir kavram uydurup onun gölgesine sığınıyor. Bu solun Yeni Parti’ye, o liberal alana işmar ettiğini görmek gerekiyor.

Bu solcular, siyaseti ilişkiler değil, bireyler, zerreler üzerinden okuyorlar. O nedenle “faşişt şef”ten, “Erdoğan rejimi”nden, “saray rejimi”nden bahsediyorlar. Bunlar şahsında liberalizm konuşuyor. Zerreyi öne çıkartan, zerreyi çağırıyor. Kolektifi, ilişkileri, nesnel gerçekliği öne çıkartan, bunlara örgütleniyor. Zerre, ancak bizatihi üstesinden gelebileceği yükü omuzluyor. O da en fazla sandık başında oy kullanmak olabiliyor. İlişkileri, kolektifi ve nesnel gerçekliği örgütleyenler, düşmanı başka türlü tanımlıyorlar. Zerreciler, AKP’ye saldırıp burjuvaziyi koruyorlar, devleti aklıyorlar.

Çiçek’in örgütü, bizim yazılarımızda vurguladığımız “parti, devrimci örgütler kolektifidir” ibaresini bir iç yayınında, içini boşaltarak kullanıyor, bu nedenle, sağda solda içi boş, bağsız bağlamsız, dernekler kuruyor, bunu partililik zannediyor.

PKK’ye yönelik “utangaç” eleştiriler neticesinde tecrit ve aforoz tehlikesiyle yüzleşen örgüt, Sarısözen’e saldırıyor.[2] Bu TKP artığı, “Marksizm, geçen yüzyılın serbest rekabetçi ve sömürgeci kapitalizm şartlarında şekillendi. Leninizm, tekelci kapitalizm ve emperyalizm çağının teori ve pratiğiydi. Bize başka bir şey lazım”[3] diyerek kendi küçük burjuva yaverliğini yaldızlamaya çalışıyor. “Özgür beyinli” Sarısözen, esir, aşağılık mahlukat olarak gördüğü ESP’lilere ayar veriyor. Bu ayar karşısında İbrahim Çiçek, “hakkımızı ver” ricasında bulunuyor. Dün Sarısözen’in Mustafa Suphi’nin bayrağını teslim ettiği örgütü, bugün aynı Sarısözen, “sürüden ayrılırsan başın belâya girer” diyerek tehdit ediyor.

Oysa o Sarısözen, Suphi’nin bayrağını hiçbir vakit eline almadı. Yetmişlerdeki “goşist” dalgayı kırmak için gerçekleştirilen atılımın memuruydu. Sovyet emirleri uyarınca, “goşistler”i temizleyecek diye, 12 Eylül’e alkış tuttular. Sonra içi boş, anlamsız, “milyonlar”la buluşma yalanı adı altında Kürt kuyrukçusu oldu. Solun önemli bir bölümü, Amerika’dan silah, Avrupa’dan destek gördüğü için, düne kadar eleştirdiği PKK’nin yanına ilişti. Bugün İsrail-ABD adına hareket eden yoldaşı Ayşe Hür, PKK düşmanlığını liberalizme örgütlemeye çalışıyor.

Suphi çizgisi, temelde yirmilerin başlarında tartışılan yakıcı gündemdir. Millet ve sömürge meselesidir. Okuyan ve partisinin tüm tarihi ve tüm siyaseti, millet ve sömürge meselesini esas alan siyaseti tasfiye etmekle ilgilidir. Sınıfla teorik ve politik bağları olmamasına rağmen, onu sadece milletle ve sömürgeyle dövüşürken bir silah olarak kullanırlar. Milletin ve sömürgenin iradesi, ilerlemecilik adına, muhayyel bir “işçi” önünde diz çöktürülür.

Millet ve sömürge meselesi, biraz da Bakû Kurultayı’dır. Ona yönelik küfrün adı ise HDP-Dem çizgisidir. “Sola milliyetçilik kirini bulaştırdığı için” Bakû’ye küfrederler. Oysa Amerikalı komünist John Reed’in eleştirisinde dillendirdiği biçimiyle, Bakû’deki iradeyi biraz Siyonist Yahudiler biraz da İngiliz emperyalizmi tasfiye etmiştir. İngilizlerle yapılan ticari anlaşma, Suphileri de içerecek biçimde, Hint-İran-Türkiye hattındaki iradeyi kırmıştır. İranlı devrimcilerle ordu kurmaya çalışan Suphi, tasfiye edilmek zorundadır.

Bu hattan sorumlu kişilerden biri olarak Frunze, Müslümanların sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı mücadele içinde ayrı ordu kurmasına karşı çıkmıştır. Suphilerin yanındaki Kızıl Alay’ı Kars sınırından içeri sokmayan iradeyle Frunze, Taksim’deki heykelde buluşmuştur. Bu buluşma, bir şeyler söylüyor olmalıdır.

Solun tarihi, biraz İngilizcilikle biraz da Siyonist yerleşimcilikle maluldür. Doğu’nun iradesini onlar tasfiye etmek istemiştir. Bugün herkes o boşlukta konuşmakta, o boşluğun sancısıyla hareket etmektedir. Doğu’nun iradesine karşı ortaya konulan her çabanın ardında İngilizcilik ve Siyonist yerleşimcilik aranmalıdır.

Bugün ele silah alan, Kızıl Alay’ı temsilen, onun adına alıyordur. İleride Hint devrimci geleneğinin silahını alanın Kızıl Alay’la değil de Siyonist yerleşimcilikle ve “İngilizcilik”le iş tutması, asli meseledir. Devletin ve burjuvazinin tek siyaseti, bu topraklarda Kızıl Alay’ın yürümesine izin vermeme iradesi üzerine kuruludur.

Devletin burjuva partisi ile burjuvazinin devlet partisi karşısında, onların tanımladığı solculukla yol alınamaz. Almanya’da 1923’teki kalkışma üzerinden Komintern’in çıkarttığı derse bakılmalıdır.[4] "Sola, tepedeki siyasete, sosyal demokratlarla ittifaka, burjuva devrimine fazla bel bağladığımız için yol alamadık" diyen Komintern, “aşağıdan ittifak” kavramını ortaya atmaktadır.

O aşağıdan ittifakın işçisi, Suphi’nin tabiriyle, “amele ve rençberin cumhuriyeti” kavgasının neferi olmayı içine sindiremeyen Çiçek, bugün hâlâ küçük burjuva siyaset algısı-bilgisi üzerinden, işi tepeden halletmenin, burjuva siyaset dünyasında yer bulmanın, ezileni, halkı ve işçi sınıfını hor görmenin, iradesini küçümsemenin derdindedir. Bize zerrelerin örgütü değil, kolektif ilişkilerin, devrimci bağların partisi lazımdır.

Eren Balkır
28 Eylül 2026

Dipnotlar:
[1] İbrahim Çiçek, “Sol ile Sorunlu TKP”, 26 Eylül 2026, Etha.

[2] İbrahim Çiçek, “Veysi Sarısözen’in Tuhaf ‘Siper Yoldaşlığı’ Uyarısı”, 18 Ağustos 2026, Etha.

[3] Veysi Sarısözen, “Birlikte Yürürken Tartışalım”, 17 Ağustos 2026, Özgürpolitika.

[4] Comintern Executive Committee, “The Lessons of the German Events”, 21 Ocak 1924, International Press Correspondence, İngilizce Baskısı, 27 Şubat 1924, MIA.

0 Yorum: