Ruhunuzun Teslim Alınmasına İtiraz Edin
Yapay
zekâ ile üretilmiş müzik, artık her yerde. Sanki onun ürettiği ezgiler ve
sesler bir gece vakti, ansızın hayatımıza süzülmüş gibi.
Hristiyan
müziği listesinin zirvesindeki şarkı, tümüyle yapay zekâ ürünü. Sanatçı olarak
kaydedilmiş isim de öyle. Yapay zekâ ile üretilmiş bir şarkı, kısa süre önce
country müzik listelerinde zirveye yerleşti. Başka bir yapay zekâ botu, daha
doğrusu yaratıcısı, 3 milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı ve sözleşme
uyarınca Gospel ve R&B listelerinde yer alan single’ları üretti.
Bir
yapay zekâ ürünü şarkı, insanlar ne dinlediklerini anlamadan önce, sosyal
medyada viral oldu. İnsanlar ve platformlar, şarkının yapay zekâ ürünü olduğunu
anladığı vakit şarkı yasaklandı.
Bir
ay öncesine dek bunların hepsi, benim için akla hayale gelmeyecek şeylerdi. Ama
o yeni çağ, birdenbire başlayı verdi. Birçok insan gibi ben de TikTok’ta viral
olan o yapay zekâ ürünü şarkıyı dinledim, onun yapay zekâ tarafından üretildiğini
bilmiyordum. Teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki, yakın zamanda yapılan bir
araştırmaya göre, yüzde 97’imiz, yapay zekâ ürünü müzikle insan elinden çıkma
müzik arasındaki farkı ayırt edemiyor. Asıl önemlisi, aynı araştırmada
aktarıldığı biçimiyle, bu farkı ayırt edemediği için rahatsızlık duyanların
oranının yüzde 50 civarında olması.
Müziğin
bir insan tarafından mı yoksa bir bot tarafından mı yapıldığını bilmemenin
yarattığı bu rahatsızlık, sosyal medyada öfkeye dönüştü. Bir influencer, kısa
süre önce, çocukluğundan beri varolan müzik sevgisi üzerinden, yapay zekâ müzik
şirketi Suno’yu tanıtmaya çalışan duygusal bir paylaşımda bulundu. “Müziğin ChatGPT’si”
olarak nitelendirilen Suno, kullanıcıların yapay zekâ ile müzik yapmasına imkân
sağlıyor. Warner Music, kısa süre önce bu girişime karşı açtığı telif hakkı
ihlali davasını geri çekti ve para kazanmak için, yapay zekâ ile müzik üreten rakibiyle
ortaklık kurmayı tercih etti.
Suno’nun
reklâmını yapan bu influencer’a ve “girişimci”ye yönelik tepki çok hoştu.
Şirketle yaptığı çalışmayı, imkânı olmayan çocuklara ve insanlara müzik
yapmalarına yardımcı olmak olarak tanımlayan influencer’a binlerce cevap yağdı.
Bu cevaplarda insanlar, bodrum katlarında müzik yaptıklarından, sadece bir
enstrüman ve bir akıllı telefon kullanarak müzik ürettiklerinden, engellere ve
zorluklara rağmen kendilerini bu işe adayarak müzik yaptıklarından söz ettiler. Birbiri ardına insanlar, müziğe duydukları
gerçek aşktan, bu sanat formuna olan tutkularından, engellere ve zorluklara
rağmen enstrüman çalmaya ve müzik yapmaya yönelmelerine yol açan sevinçten
bahsettiler.
Beni
en çok etkileyen, en çok dikkatimi çeken duygu ise, sanat ve müzik yapmanın
doğası gereği mücadeleyi içerdiğidir. Bir yapay zekâ uygulamasına komut girmek,
sadece öğrenme, pratik yapma, beceri gerektirmediği için değil, aynı zamanda
mücadele, zorluk veya üstesinden gelme gerektirmediği için de sanat yapmak
değildir.
Örneğin
ben, müzik yapamıyorum. Bunda bir sorun yok. Müzik yaratma ve bir enstrüman
çalma becerisine, yeteneğine, sanatsal maharete sahip olmayı çok isterdim.
Belki bir gün gitar veya başka bir enstrüman çalmayı öğrenirim. Belki bir gün müziğe
vakit ayırabilirim, ama henüz o çalışmayı yapabilmiş değilim. Gelgelelim, yapay
zekâ tabanlı bir müzik yaratıcısı da kullanmadım, asla kullanmayacağım. Öncelikle
ben, bunun sanat yapmak olduğunu düşünmüyorum. Bence bu uğraş, ruhtan yoksun
bir saçmalık.
Bence
müziğin ruhu olması sadece bir metafor değil; sanatın ve müziğin değeri,
sanatçı tarafından, müziği yapan insan tarafından içine dökülen duygudan,
hislerden, ruhtan gelir. Ruhundan arındırılmış sanat ve müzikle ilgilenmiyorum.
Eğer
bu argüman sizin için çok önemsizse, bilin ki yapay zekâ ile müzik üretmenin ve
bundan para kazanmanın çok gerçek ve somut sonuçları var. Sanatçı olarak
başarılı olmak zaten yeterince zor. Finansal denklem, zaten büyük müzik
şirketlerini ve bir avuç sanatçıyı destekliyor. Ama binlerce mükemmel müzisyen,
harika sanatçı, başarılı olamıyor. Şimdi bir de teknoloji oligarkları,
insanlarla rekabet edecek ve sanatçı olarak hayatta kalmayı daha da
zorlaştıracak yapay zekâ çöplüğüyle piyasayı doldurmak istiyorlar. Tüm yapay
zekâ endüstrisi gibi, birkaç kişi, işleri ve sanatı öldürerek kâr elde ederken,
binlerce kişi de mağdur olacak ve işini kaybedecek.
Bize
tuhaf bir fikir satıldı. Sadece her şey olabileceğimizi ve her şeyi
yapabileceğimizi düşünmemizi istemekle kalmıyorlar, aynı zamanda her şeyin
kolay olması gerektiğini de söylüyorlar. Bu düşünce tarzında herkes, sanat ve
müzik yapabilir. Artık sanatın ve müziğin herkes için kolay olması gerektiği
üzerinde duruluyor.
Kolaylık
ve rahatlık, en yüce ideal haline geldi, en yüce iyilikmiş
gibi görülüyor. Bunlar, yeni teknoloji dünyasının önermeleri, sorgulamadan
kabul etmemiz gereken fikirler. Ancak bunlar, son derece zayıf değerler ve en
ufak bir inceleme karşısında bile tel tel dökülüyorlar.
Kolaylık
ve rahatlık, büyük ölçüde oligarkların bize satacak daha iyi bir şeyleri
olmadığı için ortaya çıkan değerler.
İyi
sağlık hizmetleri, iyi konutlar, daha iyi ulaşım: Toplumu
gerçek manada iyileştirecek imkânları sunmayı çok pahalı buluyorlar. Bize
düzgün bir yaşam için gerekli bu türden temel bileşenleri iyileştirmenin servetin
gerçek manada yeniden dağıtılmasını, hatta toplumun yeniden düzene sokulmasını
gerekli kıldığını iyi biliyorlar. Dolayısıyla, iyi sağlık hizmetleri, iyi
konutlar, daha iyi ulaşım gibi başlıklar, gündemlerinden çıktı.
Bunların
yerini, haftalık planlamamızda bize 5 dakika kazandıran uygulamalar, Google’da
arama yapmaktan iki saniye tasarruf sağlayan sohbet robotları veya gerçek
anlamda sanat yapmayı öğrenmek için saatlerce zaman kazandıran yapay zekâ tabanlı
müzik uygulamaları aldı.
Mesele
şu ki, herkesin sanat yapmaya, bir zanaat öğrenmeye, tutkusunu pratiğe dökmeye
vakit bulabildiği bir toplum, çok farklı ve çok daha iyi bir toplum olurdu. Bize
yapay zekâ ürünü müziği satanlar, bunun kendi ürünleri olduğunu iddia
ediyorlar. Herkesin sanat yapmaya vakit bulabildiği bir dünyanın sunulduğunu söylüyorlar.
Oysa gerçek şu ki, aceleyle üretilmiş, kalitesiz yapay zekâ ürünlerini zaten yoğun
olan hayatlarımıza tıkıştırmak için araçlar satılıyor bize. Yapay zekâ
çılgınlığı, sahte lükse dair bir başka fantezi.
Bize
diyorlar ki “dünyanın en büyük eğlencelerinden biri olan sanatı
demokratikleştirdik ve size sunduk”, oysa bunun yerine içi boş ve
istikrarsızlaştırıcı bir taklit tıkılıyor boğazımıza. Bu taklitse sanatı
ucuzlaştırıyor, hayatı iyileştirmek yerine kötüleştiriyor.
Üretken
yapay zekânın bu ilerleyişi devam ederse biraz zaman kazanacağız. Biraz daha
hızlı “yazacağız”, daha hızlı “müzik yapacağız”. Karşılığında sahte sanat,
değersiz ürünler ve toplumun hızla bozulduğu gerçeğiyle yüzleşeceğiz. Grafik
tasarımcılar işlerini kaybedecek, müzisyenler geçimini sağlayamayacak, orta
kademe yöneticiler... binlerce kişi işten çıkarılacak, bilgisayar
bilimcilerinin yerini yapay zekâ alacak. Liste uzayıp gidiyor. Ekonomi, yapay
zekânın değersiz ürünleri ve oligarkların kârları karşılığında içten içe eriyecek.
Ayağa
kalkıp bu geleceği net bir şekilde görmeliyiz, üstelik bunu şimdi yapmalıyız.
Sadece işin değil, insan deneyiminin de otomatikleştirildiği bir döngüye
giriyoruz. Oligarklar, montaj hatlarından kömür madenlerine, fast food’a kadar birçok
örnekte görüldüğü üzere, çok uzun zaman önce işi otomatikleştirmeye başlamışlardı.
Kasalarını düşünen oligarklar, bir işte çalışmanın insana kattığı deneyimin
önemli olmadığı, bireylerin iş yerinde karar verme yeteneğinin devre dışı
bırakılması gerektiği sonucuna ulaştılar. Üstelik biz, bu olup biteni çok uzun
zaman hoş gördük, işçilerin otomat olması gerektiği fikrine çok fazla uyum
sağladık. Şimdi de sanatı ve insan deneyiminin ruhunu hedef alıyorlar.
Bu
yılın başlarında, yazının başında bahsettiğimiz yapay zekâ destekli “müzik”
şirketi Suno’nun CEO’su şunu söyledi: “Şu anda müzik yapmak gerçekten keyifli bir
uğraş değil. [...] Bence insanların büyük çoğunluğu, müzik yaparken
geçirdikleri zamanın büyük bir kısmından keyif almıyor.” CEO, tabii ki bu
noktada kendi aplikasyonunu öneriyor. En son teknolojilerden birinin üreticisi
şirketin CEO’su olarak o, , bizi sahte bir soruna ikna etmeye çalışıyor.
Müzik
yapmak, müzik yapmayı seven insanlar için her daim keyifli bir uğraştır. Gelgelelim
bu CEO, bize kolaylık felsefesinin nihai uzantısını, yani hiçbir şeyin, hatta
sanatın bile, mücadele gerektirmemesi gerektiği fikrini satmaya çalışıyor.
Bu
düşünce tarzına göre, hepimiz, sanat yaratma hakkına sahibiz. Aşırı bireycilik
çağında bu çıkarıma hiç şaşırmamak gerek. Her birimizin istediğimiz her şey
olabileceği fikri, her birimizin her şey olabileceği fikrine evrildi. Oligarkların
yaptığı gibi başkalarının emeğini çalmadan bu yanılsamayı yaşamanın gerçekçi
bir yolu yok.
Elon
Musk, altı şirketi yönettiğini ve bir süre Devlet Verimliliği Dairesi’ndeki (DOGE)
devlet memurluğu görevini yaptığını iddia ediyor; oysa elbette şirketlerinin
yönetiminin büyük bir kısmını başkaları yapıyordu, halen de yapmaya devam
ediyor.
Yapay
zekâ, her birimizin her şey olabileceği fantezisini yaşamanın bir başka yolunu
daha insanlara sundu. Bu da başkalarının hayatlarını ayaklar altına almayı
içeriyor. Bugün herkes yazar olduğunu, müzik yaptığını, küçük filmler çektiğini
iddia edebilir. Bunun için tek gereken, yaratıcı alanları istikrarsızlaştıran,
gezegeni kirleten ve sanattan ruhunu çalan üretken yapay zekâyı benimsemektir.
Artık
hepimiz, başkalarının üzerine basmanın, kendi başarımız uğruna başkalarının
haklarını ve emeğini çiğnemenin nasıl bir felâkete yol açtığını anlamış
olmalıyız. Muktedir sınıf, bize zenginlik yanılsaması sunuyor, bize bir piyango
bileti uzatıyor, kural değil istisna olduğumuzu söylüyor. Her biri diğerlerinin
üzerine basarak kaçmaya, öndekini geri çekmeye çalışan, bir kova dolusu yengeç olmamızı
istiyorlar. İşçi sınıfının, dayanışmayı öğrenip yılanın başıyla savaşmak için
birlikte çalışmak yerine, kendi içinde savaşan bir kalabalık olmasını
istiyorlar.
Mücadele
pahasına kolaylık ve rahatlığın peşinde koşmak, bu kovadaki yengeç sendromunun
en sinsi biçimlerinden biridir. Milyonlarca insan, orta sınıf yaşamlarının
başkalarının evlerine teslimat yapmasına bağlı olduğunu düşünmeye başladı, iyi
bir yaşamı birkaç dakika tasarruf ettiğimiz bir yaşamla karıştırdı, şimdi de
yapay zekânın istedikleri ürünü saniyeler içinde sunması gerektiğini
düşünüyorlar. Bu kolaylığa olan bağlılık ruhumuzu, insan deneyimini kısıtlıyor,
bizi kendi yaşamlarımızı daha da kötüleştirecek bir teknolojiye bağımlı kılıyor.
Şu
konuda artık net olmalıyız:, yapay zekâ ürünü sanat, insan yaratıcılığının
yerini almamalı. Yapay zekâ ürünü müzik, bilfiil insan olan müzisyenlerin yaptıkları
müziğin yerini almamalı. Üretken yapay zekâ, fotoğrafçıların, yönetmenlerin ve
grafik tasarımcıların yerini almamalı. Ancak bu belayı toplumdan asla
silemeyiz, ta ki bunun çok daha büyük bir resmin parçası olduğunu, muktedir
sınıfın işçileri otomatikleştirme, işçi sınıfını mekanikleştirme ve
insanlığımızı ezme arzusunun bir parçası olduğunu açıkça görene kadar.
Yerimize
robotları koyuyorlar, evet, ama aynı zamanda yerimizi, sadece bir makinenin
dişlileri olarak var olan düşüncesiz, duygusuz bir işçi sınıfı alıyor. Bu tür
yollara tevessül eden, bizi sıka sıka kanımızdan terimizden damla damla para
kazanan kapitalizm, aynı işlemi insanlığımıza yapmış, ondan da para kazanmanın
yollarını bularak ilerlemiştir.
Şunları
da eklemem lazım: geçenlerde ailemle birlikte, 1973 civarında Doğu Kentucky’de
bulunan dev bir kömür ve enerji şirketine karşı mücadele yürüten kömür madencileri
ve ailelerini konu alan “ABD Harlan Kasabası” belgeselini izliyordum.
Madenciler, bir yılı aşkın bir süre grev yaptılar, sendika sözleşmesi için
canla başla mücadele ettiler. Hatta bir adam, grev kırıcı tarafından öldürüldü.
Film, yaşananları ham haliyle ve tüm insani yönleriyle aktarıyor. Filmin bu
özelliği, filmdeki insanlar ve kamera ardındakilerin yanında bizatihi
madencilerin giriştikleri mücadelenin de bir sonucu.
Kömür
şirketi, bu insanlara sökülüp başkasıyla değiştirilebilecek birer makine gibi
muamele etti, hatta makineleri insanlardan daha değerli görüyordu. Ama
madenciler, aileleri ve tüm kasaba, ayağa kalkıp mücadele etti.
George
Jackson’ın dediği gibi, madenciler, verdikleri mücadelede insanlıklarını ve
sevgilerini keşfettiler. Çünkü ister sanat, ister politik mücadele, isterse
hayatımızı noktalayan birçok kişilerarası mücadele olsun, insanlığımızı
mücadele içinde ve mücadele yoluyla buluruz. O insanlığı, işte veya evde,
duygusuz bir makineye teslim etmeyin.
Hayatlarımızı
tanımlamak, insan olmanın ne anlama geldiğini anlamak için verdiğimiz uzun soluklu
bir mücadelenin ortasındayız. Ruhunuzu ve türümüzün ruhunu yapay zekâya ve
perde gerisindeki oligarklara teslim etmeyin.
J. P. Hill
30
Kasım 2025
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder