10 Temmuz 2026

,

Yapay Zekâ Ürünü “Sanat”ı Reddet


Ruhunuzun Teslim Alınmasına İtiraz Edin

 

Yapay zekâ ile üretilmiş müzik, artık her yerde. Sanki onun ürettiği ezgiler ve sesler bir gece vakti, ansızın hayatımıza süzülmüş gibi.

Hristiyan müziği listesinin zirvesindeki şarkı, tümüyle yapay zekâ ürünü. Sanatçı olarak kaydedilmiş isim de öyle. Yapay zekâ ile üretilmiş bir şarkı, kısa süre önce country müzik listelerinde zirveye yerleşti. Başka bir yapay zekâ botu, daha doğrusu yaratıcısı, 3 milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attı ve sözleşme uyarınca Gospel ve R&B listelerinde yer alan single’ları üretti.

Bir yapay zekâ ürünü şarkı, insanlar ne dinlediklerini anlamadan önce, sosyal medyada viral oldu. İnsanlar ve platformlar, şarkının yapay zekâ ürünü olduğunu anladığı vakit şarkı yasaklandı.

Bir ay öncesine dek bunların hepsi, benim için akla hayale gelmeyecek şeylerdi. Ama o yeni çağ, birdenbire başlayı verdi. Birçok insan gibi ben de TikTok’ta viral olan o yapay zekâ ürünü şarkıyı dinledim, onun yapay zekâ tarafından üretildiğini bilmiyordum. Teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki, yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, yüzde 97’imiz, yapay zekâ ürünü müzikle insan elinden çıkma müzik arasındaki farkı ayırt edemiyor. Asıl önemlisi, aynı araştırmada aktarıldığı biçimiyle, bu farkı ayırt edemediği için rahatsızlık duyanların oranının yüzde 50 civarında olması.

Müziğin bir insan tarafından mı yoksa bir bot tarafından mı yapıldığını bilmemenin yarattığı bu rahatsızlık, sosyal medyada öfkeye dönüştü. Bir influencer, kısa süre önce, çocukluğundan beri varolan müzik sevgisi üzerinden, yapay zekâ müzik şirketi Suno’yu tanıtmaya çalışan duygusal bir paylaşımda bulundu. “Müziğin ChatGPT’si” olarak nitelendirilen Suno, kullanıcıların yapay zekâ ile müzik yapmasına imkân sağlıyor. Warner Music, kısa süre önce bu girişime karşı açtığı telif hakkı ihlali davasını geri çekti ve para kazanmak için, yapay zekâ ile müzik üreten rakibiyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Suno’nun reklâmını yapan bu influencer’a ve “girişimci”ye yönelik tepki çok hoştu. Şirketle yaptığı çalışmayı, imkânı olmayan çocuklara ve insanlara müzik yapmalarına yardımcı olmak olarak tanımlayan influencer’a binlerce cevap yağdı. Bu cevaplarda insanlar, bodrum katlarında müzik yaptıklarından, sadece bir enstrüman ve bir akıllı telefon kullanarak müzik ürettiklerinden, engellere ve zorluklara rağmen kendilerini bu işe adayarak müzik yaptıklarından söz ettiler. Birbiri ardına insanlar, müziğe duydukları gerçek aşktan, bu sanat formuna olan tutkularından, engellere ve zorluklara rağmen enstrüman çalmaya ve müzik yapmaya yönelmelerine yol açan sevinçten bahsettiler.

Beni en çok etkileyen, en çok dikkatimi çeken duygu ise, sanat ve müzik yapmanın doğası gereği mücadeleyi içerdiğidir. Bir yapay zekâ uygulamasına komut girmek, sadece öğrenme, pratik yapma, beceri gerektirmediği için değil, aynı zamanda mücadele, zorluk veya üstesinden gelme gerektirmediği için de sanat yapmak değildir.

Örneğin ben, müzik yapamıyorum. Bunda bir sorun yok. Müzik yaratma ve bir enstrüman çalma becerisine, yeteneğine, sanatsal maharete sahip olmayı çok isterdim. Belki bir gün gitar veya başka bir enstrüman çalmayı öğrenirim. Belki bir gün müziğe vakit ayırabilirim, ama henüz o çalışmayı yapabilmiş değilim. Gelgelelim, yapay zekâ tabanlı bir müzik yaratıcısı da kullanmadım, asla kullanmayacağım. Öncelikle ben, bunun sanat yapmak olduğunu düşünmüyorum. Bence bu uğraş, ruhtan yoksun bir saçmalık.

Bence müziğin ruhu olması sadece bir metafor değil; sanatın ve müziğin değeri, sanatçı tarafından, müziği yapan insan tarafından içine dökülen duygudan, hislerden, ruhtan gelir. Ruhundan arındırılmış sanat ve müzikle ilgilenmiyorum.

Eğer bu argüman sizin için çok önemsizse, bilin ki yapay zekâ ile müzik üretmenin ve bundan para kazanmanın çok gerçek ve somut sonuçları var. Sanatçı olarak başarılı olmak zaten yeterince zor. Finansal denklem, zaten büyük müzik şirketlerini ve bir avuç sanatçıyı destekliyor. Ama binlerce mükemmel müzisyen, harika sanatçı, başarılı olamıyor. Şimdi bir de teknoloji oligarkları, insanlarla rekabet edecek ve sanatçı olarak hayatta kalmayı daha da zorlaştıracak yapay zekâ çöplüğüyle piyasayı doldurmak istiyorlar. Tüm yapay zekâ endüstrisi gibi, birkaç kişi, işleri ve sanatı öldürerek kâr elde ederken, binlerce kişi de mağdur olacak ve işini kaybedecek.

Bize tuhaf bir fikir satıldı. Sadece her şey olabileceğimizi ve her şeyi yapabileceğimizi düşünmemizi istemekle kalmıyorlar, aynı zamanda her şeyin kolay olması gerektiğini de söylüyorlar. Bu düşünce tarzında herkes, sanat ve müzik yapabilir. Artık sanatın ve müziğin herkes için kolay olması gerektiği üzerinde duruluyor.

Kolaylık ve rahatlık, en yüce ideal haline geldi, en yüce iyilikmiş gibi görülüyor. Bunlar, yeni teknoloji dünyasının önermeleri, sorgulamadan kabul etmemiz gereken fikirler. Ancak bunlar, son derece zayıf değerler ve en ufak bir inceleme karşısında bile tel tel dökülüyorlar.

Kolaylık ve rahatlık, büyük ölçüde oligarkların bize satacak daha iyi bir şeyleri olmadığı için ortaya çıkan değerler.

İyi sağlık hizmetleri, iyi konutlar, daha iyi ulaşım: Toplumu gerçek manada iyileştirecek imkânları sunmayı çok pahalı buluyorlar. Bize düzgün bir yaşam için gerekli bu türden temel bileşenleri iyileştirmenin servetin gerçek manada yeniden dağıtılmasını, hatta toplumun yeniden düzene sokulmasını gerekli kıldığını iyi biliyorlar. Dolayısıyla, iyi sağlık hizmetleri, iyi konutlar, daha iyi ulaşım gibi başlıklar, gündemlerinden çıktı.

Bunların yerini, haftalık planlamamızda bize 5 dakika kazandıran uygulamalar, Google’da arama yapmaktan iki saniye tasarruf sağlayan sohbet robotları veya gerçek anlamda sanat yapmayı öğrenmek için saatlerce zaman kazandıran yapay zekâ tabanlı müzik uygulamaları aldı.

Mesele şu ki, herkesin sanat yapmaya, bir zanaat öğrenmeye, tutkusunu pratiğe dökmeye vakit bulabildiği bir toplum, çok farklı ve çok daha iyi bir toplum olurdu. Bize yapay zekâ ürünü müziği satanlar, bunun kendi ürünleri olduğunu iddia ediyorlar. Herkesin sanat yapmaya vakit bulabildiği bir dünyanın sunulduğunu söylüyorlar. Oysa gerçek şu ki, aceleyle üretilmiş, kalitesiz yapay zekâ ürünlerini zaten yoğun olan hayatlarımıza tıkıştırmak için araçlar satılıyor bize. Yapay zekâ çılgınlığı, sahte lükse dair bir başka fantezi.

Bize diyorlar ki “dünyanın en büyük eğlencelerinden biri olan sanatı demokratikleştirdik ve size sunduk”, oysa bunun yerine içi boş ve istikrarsızlaştırıcı bir taklit tıkılıyor boğazımıza. Bu taklitse sanatı ucuzlaştırıyor, hayatı iyileştirmek yerine kötüleştiriyor.

Üretken yapay zekânın bu ilerleyişi devam ederse biraz zaman kazanacağız. Biraz daha hızlı “yazacağız”, daha hızlı “müzik yapacağız”. Karşılığında sahte sanat, değersiz ürünler ve toplumun hızla bozulduğu gerçeğiyle yüzleşeceğiz. Grafik tasarımcılar işlerini kaybedecek, müzisyenler geçimini sağlayamayacak, orta kademe yöneticiler... binlerce kişi işten çıkarılacak, bilgisayar bilimcilerinin yerini yapay zekâ alacak. Liste uzayıp gidiyor. Ekonomi, yapay zekânın değersiz ürünleri ve oligarkların kârları karşılığında içten içe eriyecek.

Ayağa kalkıp bu geleceği net bir şekilde görmeliyiz, üstelik bunu şimdi yapmalıyız. Sadece işin değil, insan deneyiminin de otomatikleştirildiği bir döngüye giriyoruz. Oligarklar, montaj hatlarından kömür madenlerine, fast food’a kadar birçok örnekte görüldüğü üzere, çok uzun zaman önce işi otomatikleştirmeye başlamışlardı. Kasalarını düşünen oligarklar, bir işte çalışmanın insana kattığı deneyimin önemli olmadığı, bireylerin iş yerinde karar verme yeteneğinin devre dışı bırakılması gerektiği sonucuna ulaştılar. Üstelik biz, bu olup biteni çok uzun zaman hoş gördük, işçilerin otomat olması gerektiği fikrine çok fazla uyum sağladık. Şimdi de sanatı ve insan deneyiminin ruhunu hedef alıyorlar.

Bu yılın başlarında, yazının başında bahsettiğimiz yapay zekâ destekli “müzik” şirketi Suno’nun CEO’su şunu söyledi: “Şu anda müzik yapmak gerçekten keyifli bir uğraş değil. [...] Bence insanların büyük çoğunluğu, müzik yaparken geçirdikleri zamanın büyük bir kısmından keyif almıyor.” CEO, tabii ki bu noktada kendi aplikasyonunu öneriyor. En son teknolojilerden birinin üreticisi şirketin CEO’su olarak o, , bizi sahte bir soruna ikna etmeye çalışıyor.

Müzik yapmak, müzik yapmayı seven insanlar için her daim keyifli bir uğraştır. Gelgelelim bu CEO, bize kolaylık felsefesinin nihai uzantısını, yani hiçbir şeyin, hatta sanatın bile, mücadele gerektirmemesi gerektiği fikrini satmaya çalışıyor.

Bu düşünce tarzına göre, hepimiz, sanat yaratma hakkına sahibiz. Aşırı bireycilik çağında bu çıkarıma hiç şaşırmamak gerek. Her birimizin istediğimiz her şey olabileceği fikri, her birimizin her şey olabileceği fikrine evrildi. Oligarkların yaptığı gibi başkalarının emeğini çalmadan bu yanılsamayı yaşamanın gerçekçi bir yolu yok.

Elon Musk, altı şirketi yönettiğini ve bir süre Devlet Verimliliği Dairesi’ndeki (DOGE) devlet memurluğu görevini yaptığını iddia ediyor; oysa elbette şirketlerinin yönetiminin büyük bir kısmını başkaları yapıyordu, halen de yapmaya devam ediyor.

Yapay zekâ, her birimizin her şey olabileceği fantezisini yaşamanın bir başka yolunu daha insanlara sundu. Bu da başkalarının hayatlarını ayaklar altına almayı içeriyor. Bugün herkes yazar olduğunu, müzik yaptığını, küçük filmler çektiğini iddia edebilir. Bunun için tek gereken, yaratıcı alanları istikrarsızlaştıran, gezegeni kirleten ve sanattan ruhunu çalan üretken yapay zekâyı benimsemektir.

Artık hepimiz, başkalarının üzerine basmanın, kendi başarımız uğruna başkalarının haklarını ve emeğini çiğnemenin nasıl bir felâkete yol açtığını anlamış olmalıyız. Muktedir sınıf, bize zenginlik yanılsaması sunuyor, bize bir piyango bileti uzatıyor, kural değil istisna olduğumuzu söylüyor. Her biri diğerlerinin üzerine basarak kaçmaya, öndekini geri çekmeye çalışan, bir kova dolusu yengeç olmamızı istiyorlar. İşçi sınıfının, dayanışmayı öğrenip yılanın başıyla savaşmak için birlikte çalışmak yerine, kendi içinde savaşan bir kalabalık olmasını istiyorlar.

Mücadele pahasına kolaylık ve rahatlığın peşinde koşmak, bu kovadaki yengeç sendromunun en sinsi biçimlerinden biridir. Milyonlarca insan, orta sınıf yaşamlarının başkalarının evlerine teslimat yapmasına bağlı olduğunu düşünmeye başladı, iyi bir yaşamı birkaç dakika tasarruf ettiğimiz bir yaşamla karıştırdı, şimdi de yapay zekânın istedikleri ürünü saniyeler içinde sunması gerektiğini düşünüyorlar. Bu kolaylığa olan bağlılık ruhumuzu, insan deneyimini kısıtlıyor, bizi kendi yaşamlarımızı daha da kötüleştirecek bir teknolojiye bağımlı kılıyor.

Şu konuda artık net olmalıyız:, yapay zekâ ürünü sanat, insan yaratıcılığının yerini almamalı. Yapay zekâ ürünü müzik, bilfiil insan olan müzisyenlerin yaptıkları müziğin yerini almamalı. Üretken yapay zekâ, fotoğrafçıların, yönetmenlerin ve grafik tasarımcıların yerini almamalı. Ancak bu belayı toplumdan asla silemeyiz, ta ki bunun çok daha büyük bir resmin parçası olduğunu, muktedir sınıfın işçileri otomatikleştirme, işçi sınıfını mekanikleştirme ve insanlığımızı ezme arzusunun bir parçası olduğunu açıkça görene kadar.

Yerimize robotları koyuyorlar, evet, ama aynı zamanda yerimizi, sadece bir makinenin dişlileri olarak var olan düşüncesiz, duygusuz bir işçi sınıfı alıyor. Bu tür yollara tevessül eden, bizi sıka sıka kanımızdan terimizden damla damla para kazanan kapitalizm, aynı işlemi insanlığımıza yapmış, ondan da para kazanmanın yollarını bularak ilerlemiştir.

Şunları da eklemem lazım: geçenlerde ailemle birlikte, 1973 civarında Doğu Kentucky’de bulunan dev bir kömür ve enerji şirketine karşı mücadele yürüten kömür madencileri ve ailelerini konu alan “ABD Harlan Kasabası” belgeselini izliyordum. Madenciler, bir yılı aşkın bir süre grev yaptılar, sendika sözleşmesi için canla başla mücadele ettiler. Hatta bir adam, grev kırıcı tarafından öldürüldü. Film, yaşananları ham haliyle ve tüm insani yönleriyle aktarıyor. Filmin bu özelliği, filmdeki insanlar ve kamera ardındakilerin yanında bizatihi madencilerin giriştikleri mücadelenin de bir sonucu.

Kömür şirketi, bu insanlara sökülüp başkasıyla değiştirilebilecek birer makine gibi muamele etti, hatta makineleri insanlardan daha değerli görüyordu. Ama madenciler, aileleri ve tüm kasaba, ayağa kalkıp mücadele etti.

George Jackson’ın dediği gibi, madenciler, verdikleri mücadelede insanlıklarını ve sevgilerini keşfettiler. Çünkü ister sanat, ister politik mücadele, isterse hayatımızı noktalayan birçok kişilerarası mücadele olsun, insanlığımızı mücadele içinde ve mücadele yoluyla buluruz. O insanlığı, işte veya evde, duygusuz bir makineye teslim etmeyin.

Hayatlarımızı tanımlamak, insan olmanın ne anlama geldiğini anlamak için verdiğimiz uzun soluklu bir mücadelenin ortasındayız. Ruhunuzu ve türümüzün ruhunu yapay zekâya ve perde gerisindeki oligarklara teslim etmeyin.

J. P. Hill
30 Kasım 2025
Kaynak

0 Yorum: