İmamoğlu’nun
gazetesi Birgün, bu NATO toplantısı Biden döneminde düzenlenseydi, ona
ses etmeyecekti. Çünkü bu yancı gazetenin yazarı İbrahim Varlı, Biden döneminde Erdoğan’ın Amerika’ya
girememesiyle övünüyor, “İsrail yıkılsın diyenler gerici yobazdır” diyerek onu
savunuyordu. Bugün NATO eleştirisi, sırf Trump yüzünden yapılıyor. Trump olmasaydı, susacaklardı, pikniğe gideceklerdi.
Venezuela’da
“gerici Chavez” düzenini devirsin diye Amerika eliyle beslenen isme verilen
ödülü alkışlayan İmamoğlu’nun gazetesi Birgün, İmamoğlu’nun yaveri Özgür
Özel’in “NATO’ya en iyi biz hizmet ederiz” diyen yazısını sansürleyerek haber
yapıyor. Herkes, dolaylı olarak NATO’ya çalışıyor. “Yanlış ata oynamayın. Sizin ihtiyacınız
olan uşak benim”[1] dediği yazısına kimse ses çıkartmıyor.
İmamoğlu’nun
gazetesi Birgün’ün, İran’a yönelik savaşta alenen Amerika ve İsrail
yanlısı yayıncılık yapması, tesadüf değil. O, “İran’ı etkisizleştirmek için
yapılması gerekenler” diye NATO’ya rapor hazırlayan Utku Çakırözer’in emir eri.[2]
Bu tür isimler, NATO’nun olağan güvenlik prosedürlerini uyguladığı Ankara’daki
önlemleri eleştirmekle yetiniyorlar. “Ben paratonerim” diyen Erdoğan’a saldırarak,
NATO’yu koruyorlar.
O
gecekonduların önüne çekilen paravanlar da güvenlik prosedürleri ve
protokolleriyle ilgili. Çeken NATO. “Güvenliğin, barışın, dayanışmanın anahtarı”
olarak takdim edilen NATO’nun yeni sürümünün anlamını NATO’ya çalışan TİP üyesi,
eski TKP’li Mehmet Şafak Sarı’ya sormak lazım. Bu solcular, gecekondu
mahallelerini tehlike ve kir olarak görüyorlar.
“Ne
Rusya Ne ABD” ya da “Ne Çin Ne ABD” diyen TKP’nin bölge ve dünya konusunda aldığı
Natocu konumu da sorgulamak gerek. Bir mektupla savaşları durduracağını sanan
bu oluşumun başındaki isim, “Sovyetler, Türkiye için tehdit değildi” diyor. Kendi
partisinin o Sovyet devletinin Türkiye’yle ticari ilişkilerinin bir yansıması
ve uzantısı olduğunu, sömürüye ve zulme karşı mücadeleyle, komünist hareketle
bir alakasının bulunmadığını ikrar ediyor. Kendini olağan ve sıradan burjuva
siyaseti düzlemine yerleştiren TKP, “milliyetçilik”le ona küserek mücadele
ediyor.[3] NATO’ya destek veren hareketlere küstüğünü söylüyor! Burjuva siyasetinden
onay almak, kabul görmek dışında bir siyaseti yok.
Konuşmasının
bir yerinde Kemal Okuyan, eski TKP’li yoldaşlarının Sovyetler’den emir ve para
aldığı imasında bulunuyor. Ardından devletine diyor ki “biz öyle değiliz. Biz
yerli ve milliyiz!” Bu anlamda, Komintern’le de Ekim Devrimi’yle de bir
alakasının bulunmadığını söylüyor. Küçük burjuva liberal bir yerden, “bize
kimse emir veremez, biz müstakil ve bağımsızız” diyor. Bugün de yabancı KP’lere
aynı şeyi söylüyor: “Kimse bize emir vermesin, yön çizmesin.”
Bu
yerli ve millilik, Fransa’da Nazilerle işbirliği yapan Vichy hükümeti döneminde
hazırlanmış afişteki mantığı paylaşıyor. Komünizm, Avrupa’yı işgal edecek güç
olarak takdim ediliyor, onun karşısına bir tür iyi huylu, temiz yüzlü sosyalizm
çıkartılıyor. Bugünün TKP’si, ellilerde formatlanan bu solculuğun uzantısı. O, “geri
kalmış ülkede, geri halkların inşa ettiği gerici Sovyet diktatörlüğü”ne karşı ilerici
Avrupa’yı savunanların soyundan geliyor. Sovyetler’den gelen emir ve para,
orası geri ve ilkel bulunduğu, Avrupa gibi olağan gelişim seyrinin dışında bir
sapma olarak oluştuğu için kabul edilmiyor. Ama başka yerlerden gelen emir ve
para, nedense kabul ediliyor.
TKP’nin
iyi huyuyla, temiz yüzüyle devlet ve sermayeden icazet almak dışında bir
siyaseti bulunmuyor. Tek varlık gerekçesinin bu olduğunu iyi biliyor. TKP
şahsında altmışların emperyalizmle barış içinde bir arada yaşama politikası ile kırkların
“devletimiz eziliyor” diyen Kadroculuk kaynaşıyor. Kemal Okuyan,
açıktan söylüyor: “Biz kimse için tehdit değiliz.”
Bu açıdan, gecekonduların önüne çekilen paravanla Tarlabaşı’nda sosyeteye hizmet edecek tiyatro öz itibarıyla aynı. Kiri pası, yabaniliği, geriliği gizleyecek, mekânı güzel gösterecek şeyler, tam da NATO konsepti dâhilinde yapılıyor.
NATO, yeni
ve ilerici maskesini takarken solun lubunizmini, veganizmini ve feminizmini
kullanıyor.[4] Sol örgütler, NATO’nun emri ve parasıyla bu ideolojik yollara
tevessül ediyorlar. Paravanın önünden geçen çekçekçiyi arındırmak, temizlemek,
zararsız kılmak, olmadı, yok etmek dışında bir siyasetleri yok.
Dün
Biden’ın gemisine binenler[5], Demokrat Particilik adına, Trump ve Erdoğan
eleştirisi yaparak günü tüketmeye çalışıyorlar. Liderleri Özgür Özel, “bu Erdoğan’a
güvenmeyin. Yarın Çinci olur bu” diyor. Yani “ben hep Amerikancı kalacağım”
sözü veriyor. Sosyalist hareket, bu Amerikancının ve Natocunun bayrağını
sallıyor.
Dün
Teori ve Politika gibi “Tayyip’i Amerika devirmek istiyor. Amerika’nın
yanında olmalıyız” diyenler, bugün yavan bir liberal solculukla Tayyip
eleştirisi yapıyorlar. Dün “muhalefetin içindeki dostlarımızla Erdoğan’ı
devireceğiz” diyen Biden’ı yoldaş bilenler, bugün yavan bir ideolojik gevezelikle,
siyasete müdahale ettiklerini sanıyorlar. Aynı liberallikle, Çin’de kapitalizme
alan açan siyasete destek sunuyorlar. “Bulaşığız, bizde her yol var, her kalıba
gireriz, herkesin adamı oluruz” diyorlar.
Ama
parti inşasında, kitlelerin davasını ve kavgasını örgütlemekte, ordu kurmakta,
savaşmakta, cephelerin, ittifakların altına imza atmakta, yanılmakta, dövüşmekte
yoklar. “Birileri dövüşsün, ekmeğini biz yiyelim” diyorlar. “Ben örgütte aidat
vermezdim. Bana verirlerdi, ben de gider, Seğmenler Parkı’nda o parayla şarap içerdim”
diyen Kayaoğlu cinsi isimler yönetiyor solu. Bu akılsızlık ve ahlaksızlık, yön
tayin ediyor. Kendisine yüklenen ukalalığı ve kibri Allah biliyor. Kim devrimci,
kim şehit, kim ilerici, kim önder o karar veriyor. Çağı o başlatıyor, o
bitiriyor. Bunların tek siyaseti ve ideolojisi, Tayyip hasedi!
Ortada
bir devrim, devrimin partisi, partinin iktidarı var ve o Çin gidiyor,
burjuvaları kendilerine ram ederek, üretim güçlerinin dönüşümünü örgütlüyor.
Ama bizdeki liberal sözde “Maocular”, hiç emek harcamadan, kan-ter dökmeden, hazıra
konmak, birilerinin ekmeğini çalmak istiyorlar. Önü açılan burjuvazinin
parasını cebe atmaya çalışıyorlar. Başkalarının geliştirdiği fikirleri
çalıyorlar. Başkalarına ait görüşleri kendilerininmiş gibi sunuyorlar. Hırsızlığı
paravanla gizlemeye çalışıyorlar.
Paravan
neyi örtbas ediyor?
TKP, Ekim Devrimi olmasın, TvP Çin Devrimi olmasın diye var. Bunlar, devrimlerin gerçekleştiği ülkenin, devletle ve sermayeyle ilişkilerini sömürmek üzerine kurulu pratikler. Ne devrime, ne devrimin partisine, ne de devrimci harekete izin verirler. İkisi de “üretim güçleri gelişsin”ci. “Sosyalizm, geçiş aşaması. Onda kapitalizm olması normal. Biz, o kapitalizmi temsil ediyoruz”dan gayrı bir lafları yok. Burjuva ilerleme, üretim güçlerin gelişmesi, burjuva devrimleri, onlar için hiç bitmeyecek şeyler.
Birgün gazetesi, o nedenle Filistin ve İran karşıtı
yayın yapıyor. Kayaoğlu, o nedenle “emperyalizm her şeyi dümdüz ediyor” derken
coşa geliyor, esriyor. Özdeşleştikleri güç orası. Sadece kültürel-ideolojik
alanda kendilerine tahsis edilmiş kum havuzunu, solcu ilerici gömleklerini
koruyorlar. Sürekli onu öne çıkartıyorlar, sürekli bir yerlerden görev
dileniyorlar.
Biden
ABD’sini ilerici, Trump ABD’sini gerici sayıyorlar. İlkini müttefik ve dost,
ikincisini emperyalist güç belliyorlar. Bu sol, anti-emperyalist ve
anti-kapitalist mücadele veremez. O ancak İmamoğlu bayrağı sallar, Özgür ve
Özel halini putlaştırıp ona tapar.
Eren Balkır
2
Temmuz 2026
Dipnotlar:
[1] Özgür Özel, “Erdoğan’s Assault On Democracy İs A Threat To Turkey’s Allies”,
1 Temmuz 2026, FT.
[2]
“Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki.
[3]
Latif Doğan, “Küstüm”, 30 Haziran 2026, Sol.
[4]
Lily Linch, “NATO Avrupa Solunu Nasıl Baştan Çıkardı?”, 16 Mayıs 2023, İştiraki.
[5] Alican Kelek, “Biden’a Sevinme İhtimali Marksist Paradigmanın İflasıdır”, 14 Kasım 2020, İştiraki.



0 Yorum:
Yorum Gönder