03 Temmuz 2026

,

Paravan


İmamoğlu’nun gazetesi Birgün, bu NATO toplantısı Biden döneminde düzenlenseydi, ona ses etmeyecekti. Çünkü bu yancı gazetenin yazarı İbrahim Varlı, Biden döneminde Erdoğan’ın Amerika’ya girememesiyle övünüyor, “İsrail yıkılsın diyenler gerici yobazdır” diyerek onu savunuyordu. Bugün NATO eleştirisi, sırf Trump yüzünden yapılıyor. Trump olmasaydı, susacaklardı, pikniğe gideceklerdi.

Venezuela’da “gerici Chavez” düzenini devirsin diye Amerika eliyle beslenen isme verilen ödülü alkışlayan İmamoğlu’nun gazetesi Birgün, İmamoğlu’nun yaveri Özgür Özel’in “NATO’ya en iyi biz hizmet ederiz” diyen yazısını sansürleyerek haber yapıyor. Herkes, dolaylı olarak NATO’ya çalışıyor. “Yanlış ata oynamayın. Sizin ihtiyacınız olan uşak benim”[1] dediği yazısına kimse ses çıkartmıyor.

İmamoğlu’nun gazetesi Birgün’ün, İran’a yönelik savaşta alenen Amerika ve İsrail yanlısı yayıncılık yapması, tesadüf değil. O, “İran’ı etkisizleştirmek için yapılması gerekenler” diye NATO’ya rapor hazırlayan Utku Çakırözer’in emir eri.[2] Bu tür isimler, NATO’nun olağan güvenlik prosedürlerini uyguladığı Ankara’daki önlemleri eleştirmekle yetiniyorlar. “Ben paratonerim” diyen Erdoğan’a saldırarak, NATO’yu koruyorlar.

O gecekonduların önüne çekilen paravanlar da güvenlik prosedürleri ve protokolleriyle ilgili. Çeken NATO. “Güvenliğin, barışın, dayanışmanın anahtarı” olarak takdim edilen NATO’nun yeni sürümünün anlamını NATO’ya çalışan TİP üyesi, eski TKP’li Mehmet Şafak Sarı’ya sormak lazım. Bu solcular, gecekondu mahallelerini tehlike ve kir olarak görüyorlar.

“Ne Rusya Ne ABD” ya da “Ne Çin Ne ABD” diyen TKP’nin bölge ve dünya konusunda aldığı Natocu konumu da sorgulamak gerek. Bir mektupla savaşları durduracağını sanan bu oluşumun başındaki isim, “Sovyetler, Türkiye için tehdit değildi” diyor. Kendi partisinin o Sovyet devletinin Türkiye’yle ticari ilişkilerinin bir yansıması ve uzantısı olduğunu, sömürüye ve zulme karşı mücadeleyle, komünist hareketle bir alakasının bulunmadığını ikrar ediyor. Kendini olağan ve sıradan burjuva siyaseti düzlemine yerleştiren TKP, “milliyetçilik”le ona küserek mücadele ediyor.[3] NATO’ya destek veren hareketlere küstüğünü söylüyor! Burjuva siyasetinden onay almak, kabul görmek dışında bir siyaseti yok.

Konuşmasının bir yerinde Kemal Okuyan, eski TKP’li yoldaşlarının Sovyetler’den emir ve para aldığı imasında bulunuyor. Ardından devletine diyor ki “biz öyle değiliz. Biz yerli ve milliyiz!” Bu anlamda, Komintern’le de Ekim Devrimi’yle de bir alakasının bulunmadığını söylüyor. Küçük burjuva liberal bir yerden, “bize kimse emir veremez, biz müstakil ve bağımsızız” diyor. Bugün de yabancı KP’lere aynı şeyi söylüyor: “Kimse bize emir vermesin, yön çizmesin.”

Bu yerli ve millilik, Fransa’da Nazilerle işbirliği yapan Vichy hükümeti döneminde hazırlanmış afişteki mantığı paylaşıyor. Komünizm, Avrupa’yı işgal edecek güç olarak takdim ediliyor, onun karşısına bir tür iyi huylu, temiz yüzlü sosyalizm çıkartılıyor. Bugünün TKP’si, ellilerde formatlanan bu solculuğun uzantısı. O, “geri kalmış ülkede, geri halkların inşa ettiği gerici Sovyet diktatörlüğü”ne karşı ilerici Avrupa’yı savunanların soyundan geliyor. Sovyetler’den gelen emir ve para, orası geri ve ilkel bulunduğu, Avrupa gibi olağan gelişim seyrinin dışında bir sapma olarak oluştuğu için kabul edilmiyor. Ama başka yerlerden gelen emir ve para, nedense kabul ediliyor.

TKP’nin iyi huyuyla, temiz yüzüyle devlet ve sermayeden icazet almak dışında bir siyaseti bulunmuyor. Tek varlık gerekçesinin bu olduğunu iyi biliyor. TKP şahsında altmışların emperyalizmle barış içinde bir arada yaşama politikası ile kırkların “devletimiz eziliyor” diyen Kadroculuk kaynaşıyor. Kemal Okuyan, açıktan söylüyor: “Biz kimse için tehdit değiliz.”

Bu açıdan, gecekonduların önüne çekilen paravanla Tarlabaşı’nda sosyeteye hizmet edecek tiyatro öz itibarıyla aynı. Kiri pası, yabaniliği, geriliği gizleyecek, mekânı güzel gösterecek şeyler, tam da NATO konsepti dâhilinde yapılıyor. 

NATO, yeni ve ilerici maskesini takarken solun lubunizmini, veganizmini ve feminizmini kullanıyor.[4] Sol örgütler, NATO’nun emri ve parasıyla bu ideolojik yollara tevessül ediyorlar. Paravanın önünden geçen çekçekçiyi arındırmak, temizlemek, zararsız kılmak, olmadı, yok etmek dışında bir siyasetleri yok.

Dün Biden’ın gemisine binenler[5], Demokrat Particilik adına, Trump ve Erdoğan eleştirisi yaparak günü tüketmeye çalışıyorlar. Liderleri Özgür Özel, “bu Erdoğan’a güvenmeyin. Yarın Çinci olur bu” diyor. Yani “ben hep Amerikancı kalacağım” sözü veriyor. Sosyalist hareket, bu Amerikancının ve Natocunun bayrağını sallıyor.

Dün Teori ve Politika gibi “Tayyip’i Amerika devirmek istiyor. Amerika’nın yanında olmalıyız” diyenler, bugün yavan bir liberal solculukla Tayyip eleştirisi yapıyorlar. Dün “muhalefetin içindeki dostlarımızla Erdoğan’ı devireceğiz” diyen Biden’ı yoldaş bilenler, bugün yavan bir ideolojik gevezelikle, siyasete müdahale ettiklerini sanıyorlar. Aynı liberallikle, Çin’de kapitalizme alan açan siyasete destek sunuyorlar. “Bulaşığız, bizde her yol var, her kalıba gireriz, herkesin adamı oluruz” diyorlar.

Ama parti inşasında, kitlelerin davasını ve kavgasını örgütlemekte, ordu kurmakta, savaşmakta, cephelerin, ittifakların altına imza atmakta, yanılmakta, dövüşmekte yoklar. “Birileri dövüşsün, ekmeğini biz yiyelim” diyorlar. “Ben örgütte aidat vermezdim. Bana verirlerdi, ben de gider, Seğmenler Parkı’nda o parayla şarap içerdim” diyen Kayaoğlu cinsi isimler yönetiyor solu. Bu akılsızlık ve ahlaksızlık, yön tayin ediyor. Kendisine yüklenen ukalalığı ve kibri Allah biliyor. Kim devrimci, kim şehit, kim ilerici, kim önder o karar veriyor. Çağı o başlatıyor, o bitiriyor. Bunların tek siyaseti ve ideolojisi, Tayyip hasedi!

Ortada bir devrim, devrimin partisi, partinin iktidarı var ve o Çin gidiyor, burjuvaları kendilerine ram ederek, üretim güçlerinin dönüşümünü örgütlüyor. Ama bizdeki liberal sözde “Maocular”, hiç emek harcamadan, kan-ter dökmeden, hazıra konmak, birilerinin ekmeğini çalmak istiyorlar. Önü açılan burjuvazinin parasını cebe atmaya çalışıyorlar. Başkalarının geliştirdiği fikirleri çalıyorlar. Başkalarına ait görüşleri kendilerininmiş gibi sunuyorlar. Hırsızlığı paravanla gizlemeye çalışıyorlar.

Paravan neyi örtbas ediyor?

TKP, Ekim Devrimi olmasın, TvP Çin Devrimi olmasın diye var. Bunlar, devrimlerin gerçekleştiği ülkenin, devletle ve sermayeyle ilişkilerini sömürmek üzerine kurulu pratikler. Ne devrime, ne devrimin partisine, ne de devrimci harekete izin verirler. İkisi de “üretim güçleri gelişsin”ci. “Sosyalizm, geçiş aşaması. Onda kapitalizm olması normal. Biz, o kapitalizmi temsil ediyoruz”dan gayrı bir lafları yok. Burjuva ilerleme, üretim güçlerin gelişmesi, burjuva devrimleri, onlar için hiç bitmeyecek şeyler. 

Birgün gazetesi, o nedenle Filistin ve İran karşıtı yayın yapıyor. Kayaoğlu, o nedenle “emperyalizm her şeyi dümdüz ediyor” derken coşa geliyor, esriyor. Özdeşleştikleri güç orası. Sadece kültürel-ideolojik alanda kendilerine tahsis edilmiş kum havuzunu, solcu ilerici gömleklerini koruyorlar. Sürekli onu öne çıkartıyorlar, sürekli bir yerlerden görev dileniyorlar.

Biden ABD’sini ilerici, Trump ABD’sini gerici sayıyorlar. İlkini müttefik ve dost, ikincisini emperyalist güç belliyorlar. Bu sol, anti-emperyalist ve anti-kapitalist mücadele veremez. O ancak İmamoğlu bayrağı sallar, Özgür ve Özel halini putlaştırıp ona tapar.

Eren Balkır
2 Temmuz 2026

Dipnotlar:
[1] Özgür Özel, “Erdoğan’s Assault On Democracy İs A Threat To Turkey’s Allies”, 1 Temmuz 2026, FT.

[2] “Natocu Sol”, 15 Ekim 2025, İştiraki.

[3] Latif Doğan, “Küstüm”, 30 Haziran 2026, Sol.

[4] Lily Linch, “NATO Avrupa Solunu Nasıl Baştan Çıkardı?”, 16 Mayıs 2023, İştiraki.

[5] Alican Kelek, “Biden’a Sevinme İhtimali Marksist Paradigmanın İflasıdır”, 14 Kasım 2020, İştiraki.

0 Yorum: