08 Temmuz 2026

, ,

Gassân Kenefâni: Marksizm ve Filistin Mücadelesi

Bu, Kotsai Sigauke’nin 6 Eylül’de Londra’da editörlüğünü Louis Brehony ve Tahrir Hamdi’nin birlikte üstlendikleri Ghassan Kanafani: Selected Political Writings [Gassân Kenefâni: Seçme Politik Yazılar -2024] kitabının lansmanında yaptığı konuşmanın düzenlenmiş bir versiyonudur.

* * *

Gassân Kenefâni, 8 Temmuz 1972’de Beyrut'ta Mossad’ın bombalı araçla yaptığı saldırı neticesinde katledildi. Öldüğünde, sadece 36 yaşındaydı. Emperyalizmin amansız düşmanları oldukları için öldürülen uzun bir devrimciler zincirinin halkasıydı: 21 yaşında öldürülen Fred Hampton, 29 yaşında öldürülen George Jackson, 37 yaşında öldürülen Thomas Sankara, 47 yaşında öldürülen James Connolly bu zincirin parçası olan isimlerden bazıları.

53 yıl önce ölmüş olmasına karşın Gassân Kenefâni, önemini halen daha muhafaza ediyor.

7 Ekim 2023’te Aksa Tufanı operasyonun talebi üzerine yeniden canlanan Filistin’le dayanışma hareketine Siyonist devletin barbarlıkla cevap verdiği koşullarda, emperyalist ülkelerde Filistin’le dayanışma içerisinde olan insanlara yönelik baskıların arttığına tanıklık ettik. Bu süreçte Gazze’de soykırıma varan katliamlar da Batı Şeria’ya yönelik ilhak girişimi de devam etti.

Böylesi bir politik gerçeklikte, Louis Brehony ve Tahrir Hamdi’nin hazırladıkları kitap büyük önem taşıyor. Gassân Kenefâni’nin emperyalizme karşı verdiğimiz mücadelemizde kendimize bir yol bulmamıza yardımcı olacak fikirlerini yeniden keşfetme çabası, gerçekten çok önemli.

Devrimci Fikirlerin Yeniden Keşfi

Lenin, Devlet ve Devrim adlı eserinde, devrimcilerin hayattayken zalim sınıflardan zulüm gördüklerini, takibata uğradıklarını söyler. Ölümünden sonra ise aynı zalim sınıflar ve onların oportünist uşakları, o devrimcileri zararsız birer ikonaya dönüştürmeye, fikirlerini çarpıtmaya ve onları devrimci içeriklerinden arındırmaya çalışırlar. Bu durum, Kenefâni için de geçerlidir.

O, mülteci olarak yaşadı. Ait olduğu örgüt, “terör örgütü” olarak yaftalanıp karalandı. Bugün ölü olduğu için her türden insan ve örgüt, onun sözlerini paylaşıyor, ama çok azı, onun yazılarının devrimci özünü gerçek manada kavrıyor.

Bugün kimileri, Kenefâni’nin Siyonizm ve emperyalizmle uzlaşmaya tümüyle isteksiz olan bir Filistin milliyetçisi olduğu gerçeğini küçümsüyorlar. Öte yandan, onu dar görüşlü bir milliyetçi olarak takdim edenlere de rastlanıyor. Kenefâni’nin Filistin mücadelesini emperyalizme karşı verilen sınıfsal mücadelenin parçası olarak gördüğü gerçeğini görmezden geliyorlar. Daha da kötüsü, Hazım Camcum gibi kimi akademisyenler, Kenefâni’yi “anarşist” olarak takdim ediyorlar! Bu, Kenefâni’nin kendisini Filistin’in ve işçi sınıfının kurtuluşuna adamış bir Marksist-Leninist olduğu gerçeğini gizlemeye, Filistin kurtuluş hareketinin geniş bağlamı dâhilinde, komünist analiz ve uygulamanın önemini inkâr etmeye yönelik kasıtlı bir girişimdir.

Kenefâni ve Lenin: Ulusal Kurtuluş ve İşçi Sınıfı

Kitapta, Kenefâni’nin ulusal kurtuluş konusunda Marx ve Lenin’in inşa ettiği komünist geleneği takip ettiğini görüyoruz. Bu hususa, çalışmanın Arap milliyetçiliği ve sosyalizmi ele alan ilk bölümünde yer veriliyor olsa da, ona daha çok kitabın “Hedef: Marksist-Leninist Cephe’nin Kurulması” başlıklı bölümde vurgu yapılıyor. Kenefâni, ulusal kurtuluş ve sosyalizmi birbiriyle diyalektik bir ilişki içerisinde olan, birbirine kopmaz bağlarla bağlı, ayrılması mümkün olmayan iki unsur olarak görüyor.

Kenefâni, Filistin mücadelesinde yer alan farklı sınıfların çıkarlarını analiz etti. Oslo Anlaşmaları’ndan bu yana işbirlikçi Filistin Yönetimi tarafından temsil edilen Filistin burjuvazisinin gerici doğasını ve Filistin küçük burjuvazisinin potansiyel olarak devrimci ancak kararsız rolünü doğru bir şekilde değerlendirdi. Kenefâni, Siyonizmle mücadele etmek için birleşik bir ulusal cephenin kurulması fikrini savunurken, yalnızca Filistin köylülüğü ve işçi sınıfının ulusal mücadelede tutarlı bir devrimci rol oynayabileceğini, Filistinli kitleleri ancak onların zafere götürebileceğini söyledi. Ayrıca, Filistin halkının başlıca düşmanlarını belirledi: Siyonist teşekkül, Filistin burjuvazisi, gerici Arap rejimleri ve dünya emperyalizmi. Hepsinin yenilmesi gerekiyordu.

Kenefâni, sağlam bir enternasyonalistti. Filistin’in kurtuluşu, Ortadoğu’nun ve diğer tüm ezilen halkların kurtuluşundan ayrılamazdı.

Bu, Lenin’in neredeyse elli yıl önce ulusal kurtuluş mücadeleleri konusunda aldığı komünist konumdur. Yegâne enternasyonalist konum budur. Ulusal olarak ezilen işçi sınıfı ve köylülük, ulusal olarak ezilen küçük burjuvaziyle birlikte, baskıcı burjuvaziye karşı mücadele eder. Burjuvazi, kendi konumunu güvence altına almak ve emperyalist sömürünün ganimetlerinden pay almak için kaçınılmaz olarak emperyalizmle bir anlaşma yapar. Sınıf bilincine sahip işçi sınıfı ve köylülük, kendi bağımsız sınıf politikalarını izler. Kenefâni, “Marksist-Leninist Cephe”nin kuruluşunu tam da bu sebeple önemli görüyordu.

Dar milliyetçilik, sınıf sorununda teslimiyete, bu da ulusal sorunda teslimiyete yol açar. Öte yandan, ulusal sorunu terk edip gerici, soyut bir enternasyonalizme yönelmek, sınıf sorununda teslimiyetçiliği beraberinde getirir. Filistin’le dayanışma içinde olduklarını ortaya koymak adına Kenefâni’den alıntı yapan ancak komünist geleneğe karşı çıkan herkes, esasen Kenefâni’nin fikirlerini çarpıtıyor demektir.

Kenefâni’nin sınıfsal analizini anlamak, İngiltere’deki oportünistlerin oynadıkları yıkıcı rolü görebilmemizi sağlayacaktır. Filistin’le Dayanışma Kampanyası, Jeremy Corbyn ve Zarah Sultana, “barışçıl çözümler” için ahlaki çağrılarda bulunmak suretiyle, Filistin davasını sulandırıyorlar, onu ulusal kurtuluş mücadelesi olmaktan çıkartıp insani bir meseleye indirgiyorlar.

Emperyalist hükümetler, Filistin’e emperyalizmden yana olan bir çözümü dayatmak ve Filistin mücadelesini ortadan kaldırmak istedikleri için iki devletli “çözüm” çağrısında bulunuyorlar. Hem meseleye “insancıllık” üzerinden bakan oportünistler hem de emperyalist devletler, Filistin işçi sınıfının eylemliliğini inkâr etmek ve Filistin’in kurtuluşu ile Ortadoğu’da emperyalizmin yıkılması olarak özetlebileceğimiz tarihsel misyonunu yerine getirmesine mani olmak istiyorlar. İngiltere’de bu türden çabalara aman vermemeli, onlara tüm gücümüzle karşı çıkmalıyız.

Kenefâni, ulusal kurtuluş meselesine ezilen bir ulusa mensup bir komünist olarak baktı. Bizse aynı meseleyi emperyalist bir ulusa mensup bir komünist olarak ele alıyoruz. Bu bağlamda, Filistin’in kendi kaderini tayin etme hakkı için verdiği mücadelenin parçası olan tüm kesimleri koşulsuz olarak destekliyoruz. Ancak mücadeleyi zafere götürecek olanın, en nihayetinde Filistin işçi sınıfı olduğunu da biliyoruz.

Kenefâni ve Silahlı Mücadele

Kenefâni, silahlı mücadeleyi tereddütsüz savundu. Filistin halkının işgale karşı silahlı mücadele yoluyla direnme hakkını desteklemenin terörizm olarak suçlandığı, “Filistin’le dayanışma” içinde olduklarını açıkça ortaya koyan her türden oportünistin silahlı mücadeleyi kınadığı bir dönemde yaşıyoruz (Jeremy Corbyn’in kendisi de parlamentoda Aksa Tufanı Operasyonu’nu defalarca kınadığını gururla dile getirmişti).

Ghassan Kanafani: Selected Political Writings isimli bu kitap, silahlı mücadeleye yönelik savununun neden gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Bu savunu, en açık biçimde “FHKC ve Eylül Krizi Üzerine” ve “Kılıcın Boyunla Sohbeti” başlıklı bölümlerde dile dökülüyor. Her iki bölüm de Kenefâni’nin silahlı mücadeleye yönelik eleştirilere cevap verdiği, bugün işittiğimiz argümanların aynılarıyla yüzleştiği röportajlara yer veriyor.

“Eylül Krizi” başlıklı bölümde, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin uçak kaçırma eylemlerinin Ürdün devletini direnişe saldırması konusunda tahrik ettiği ile ilgili argümanlar dillendiriliyor. Bu argüman, bugün İsrail’in Gazze’deki soykırımını tartışırken liberal medya tarafından sıklıkla tekrarlanıyor. Ayrıca, operasyonların kitleleri harekete geçiremediği yönünde argümanlara da rastlanıyor. Bu da bugün silahlı mücadeleyi kınayan “sol” oportünistlerin sıkça başvurduğu bir argüman.

Kenefâni, o dönemin siyasi durumunu ve FHKC’nin bu siyasi durumu analiz ettikten sonra neden bu yolu seçtiğini sabırla açıklıyor. O zamanki durum, bugünküne çarpıcı bir şekilde benziyordu: Filistin direnişi tecrit edilmişti, civarındaki Arap rejimleri, Filistin direnişini ortadan kaldırmak amacıyla, emperyalizmle ve İsrail’le anlaşmalar yapıyordu. Direnişin yürüttüğü operasyonlar, Filistin davasını yeniden dünya sahnesine taşıdı, böylelikle gerici planlar bozuldu.

Şurası açık ki Filistinlileri ve direnişlerini yüzleştikleri zulmün sorumlusu olarak gösterenler, somut durumdan bihaberler.

Kılıcın Boyunla Sohbeti” başlıklı bölümde Kenefâni, FHKC’nin neden İsraillilerle barış görüşmelerine girip çatışmaları durdurmadığını soran, barışa dair ahlaki çağrılarda bulunan bir röportajcının karşısında silahlı direnişi savunuyor. Kenefâni’nin de belirttiği gibi, röportajcı, esasen Filistinlilerin neden teslim olmadığını soruyordu. Bu, iki eşit taraf arasında bir çatışma değil, özgürlük ve vatanları için savaşan ezilmiş bir halkın çatışmasıydı. Filistin halkının savaşmaktan başka seçeneği yoktu.

Filistin’le olan dayanışmamızda, Filistinlilerin kurtuluş mücadelesini silahlı mücadele de dâhil her türden yolla yürütme hakkını savunmak zorundayız. Bu, aynı zamanda silahlı mücadeleyi suç haline getirme girişimleriyle mücadele etmek anlamına da geliyor. Bunu yapmak için sadece doğru teorik çerçeveye değil, aynı zamanda Filistin’deki siyasi duruma dair somut bir anlayışa da sahip olmalıyız. Filistin’le dayanışma içinde olurken bir yandan da silahlı mücadeleyi redde tabi tutan oportünistler, tutumları için her türlü teorik gerekçeyi ortaya atıyorlar: örneğin, Kenefâni’nin kendisinin de reddettiği ilerici bir İsrail işçi sınıfı olduğu fikrini veya silah kullanmadan barışçıl bir çözümün mümkün olduğu fikrini dile getiriyorlar. Bu fikirler, emperyalizme teslimiyet anlamına gelmektedir.

Kenefâni’nin fikirlerini yeniden keşfederek, bu tür fikirlerin neden saçma olduğunu görebilir, bunları savunanları ifşa edebiliriz.

Komünistler olarak, burjuvaziyle aynı safta dizilip direnişi kınayamayız. Filistinlilere nasıl direnecekleri konusunda ders veremeyiz. Bu husus bilhassa önemli, çünkü bugün silahlı mücadele suç sayılıyor. Bu gerçekle mücadele etmemiz şart.

Filistin’le Dayanışma Kampanyası (PSC) yanında Jeremy Corbyn gibi “ilerici” siyasetçiler ve örgütler, ya silahlı direnişin varlığını yok sayıyorlar ya da direnişi ve Aksa Tufanı Operasyonu’nu açıktan kınıyorlar. Böylelikle direnişle dayanışma gösteren herkesi ezmeye çalışan devletin ekmeğine yağ sürüyorlar. Bugün Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan (SOAS) iki öğrenci, Kenefâni’nin geleneğini savundukları için 14 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya.

Örgütlenme, Kitleler ve Kurtuluş

Kenefâni, Küba, Vietnam, Çin ve Rusya’daki devrimlerden derinden etkilenmiş bir isim. Lenin, Che Guevara, Ho Chi Minh ve Mao Zedong gibi Marksistlerin eserlerine atıfta bulunuyor. Onların deneyimlerinden yola çıkarak, Filistin işçi sınıfının mücadelesine öncülük edebilecek devrimci bir örgüt kurmanın gerekliliğini savunuyor. Gelgelelim Kenefâni, Marksist metinlerden aldığı soyut formülleri Filistin durumuna körü körüne uygulamamış, bunun yerine böyle bir örgüt kurmayla ilgili pratik görevleri ve Filistinlilerin bu süreçte karşılaştığı zorlukları somut olarak analiz etmiştir.

Aynı zamanda bu örgüt meselesi, sadece mekanik bir üslupla ele alınacak bir mesele değildi. Kenefâni, örgütlenmenin ilişkilerle ilgili olduğunu ve bu nedenle diyalektik olduğunu vurguladı. Bu şekilde incelendiği takdirde bir örgüt, dinamik, esnek ve hassas olabilirdi. Kenefâni, teori ve pratik arasındaki ilişki; örgüt üyeleri arasındaki ilişkiler; örgüt üyeleri ile liderlik ve kadro arasındaki ilişkiler; örgüt ile kitleler arasındaki ilişkiler gibi başlıklar üzerinde durdu.

Bunlar, önemli sorular ve devrim yapmaya çalışan her komünist tarafından sorulmuş sorular. Son nokta özellikle önemli. Kitleler var, bir de kitlelerin mücadelede önderlik etmesi için kurduğu örgütler var. Ama kitleler boş durmuyor, mücadeleye katılıyorlar. Che Guevara’dan ilham alan Kenefâni, “Direniş Özdür” başlıklı bölümde, Filistin mücadelesinin sadece Filistinlilere bir devlet verilmesiyle ilgili olmadığını, Filistinlilerin kendilerini dönüştürmesiyle ilgili olduğunu savundu. Mücadele, Filistinliler arasında yeni toplumsal ilişkiler kuruyordu. Kısacası mücadele, yeni bir insan yaratmak için bilinç inşa etmekle ilgiliydi.

İnsanlık kritik bir yol ayrımında ve bizi buraya getiren, Filistin direnişidir. Herkesin, her yerde, emperyalizme karşı mücadelede oynayacağı bir rol var, bu noktada örgütlenme meselesi bu mücadele için çok önemli. Kenefâni’nin de dediği gibi:

“Emperyalizm bedenini dünyaya yaymış, başını Doğu Asya’ya, kalbini Ortadoğu’ya, damarlarını ise Afrika ve Latin Amerika’ya kadar uzatmıştır. Ona nerede vurursanız, zarar vermiş, Dünya Devrimi’ne hizmet etmiş olursunuz.”

Filistin halkının emperyalizmi yok etme mücadelesinde ön saflarda yer almasından ders alarak örgütlenmek ve hareket etmek, bizim sorumluluğumuzdadır. Bu kitap, bize bunu yapabilmemiz için gerekli araçları sağlayacaktır.

Kotsai Sigauke
17 Eylül 2025
Kaynak

0 Yorum: