18 Temmuz 2026

,

Bolşeviklerin Diplomatik Faaliyetleri ve İran Komünizminin Doğuşu



Gördüğümüz gibi Cengeliler ilk uluslararası teşebbüs dâhilinde, Şubat Devrimi’nden sonra yeni demokratik Rusya’yı, 1812’deki Gülistan’dan bu yana Çarlık rejimi tarafından İran’a dayatılan tüm anlaşmaları iptal etmeye davet etti.[1] Ancak Şubat Devrimi’nin doğurduğu her iki hükümet de bunu yapmayı reddetti. Buna karşılık, çoğunlukla askeri personelden oluşan ve Bolşevikler ile solcu devrimcilerin hâkimiyetinde olan Gilan’daki Ruslarca çıkartılan gazete, bu çağrıya cevap verdi. Enzeli’deki Rus revkomundan (devrimci askeri komiteden) Feodor Nikolayeviç Bravin[2], 24 Ağustos ile 4 Eylül 1917 tarihleri arasında Cengeli liderleriyle görüşen ikinci Rus devrimciydi. Cengel gazetesi, bu ziyaretleri dostluğun ilk kanıtı, “parlak bir geleceğin vaadi” olarak değerlendirdi. Burada “umut tohumları ekiliyor, böylece gelecekteki eylemler bundan kaynaklanan mağrur ağacın meyvesi olacak”tı.[4] Cengeliler, Bolşevik elçilerle yapılan görüşmelerin “kardeşliği ve eşitliği” doğuracağını umuyorlardı. Kuzeyden bize refah yolları açılacak, o artık bize zarar veren, bize karşı kurulan komplolara kaynaklık eden bir yer olmaktan çıkacak.”[5]

Bolşeviklerin Diplomatik Hamlesi

Bu arka plan üzerinden Bolşevikler, İran meselesine yüksek öncelik verdiler. 2 Aralık 1917’de, “Rusya ve Doğu Müslümanlarına” hitaben yapılan bir çağrıda, yeni Sovyet hükümeti, İranlıların Kerenski’nin yapmasını umduğu şeyi yaptı. Bildiride şunlar yazıyordu:

“Dünya halklarını soyanların ve köleleştirenlerin düzeni, son günlerini yaşıyor. Rus Devrimi’nin indirdiği darbelerle köleliğin ve serfliğin eski dünyası sarsılıyor… Yeni bir dünya, işçilerin ve hür insanların dünyası doğuyor. [...] Bu kutsal görevi dâhilinde Rusya yalnız değil, biliyoruz. Rus Devrimi’nin yaptığı özgürlük çağrısı, Doğu ve Batı’nın tüm işçilerine ulaşıyor. [...] Kapitalist yağma ve şiddet üzerine kurulu olan imparatorluk, viran oluyor. Emperyalist haydutların altındaki toprak, kayıyor.”

Doğu halkları meselesinde bildiride şu ifadeler yer alıyordu:

“Bu büyük olayların karşısında biz yüzümüzü size, Rusya’nın ve Doğu’nun emekçi, her şeyden mahrum kalmış Müslümanlarına dönüyoruz. [...] Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibiryalı Sartlar, Türkistanlı Kırgızlar, Transkafkasyalı Türkler ve Tatarlar, Kafkasya’nın Dağıstanlı ve Çeçen halkları, çarlar, Rusya’nın zalimleri tarafından camileri, ibadethaneleri yerle bir edilmiş, inançları ve töreleri ayaklar altına alınmış olan herkes! İnanç, örf ve âdetleriniz, millî ve kültürel kurumlarınız şuandan itibaren serbest ve dokunulmazdır. Kendi millî hayatınızı tam bir özgürlük içinde düzenleyin. Bu, sizin hakkınızdır. [...]Bu devrimi ve onun tam yetkili hükümetini müdafaa edin!”

En önemlisi de tüm “gizli anlaşmalar”ın, bilhassa Rusya ve İngiltere arasında 1907’de imzalanan ve Kerenski hükümeti tarafından onaylanan “İran’ın paylaşılmasına ilişkin anlaşmanın geçersiz ilân edilmesi”ydi.[6] Bu bildiri, şüphesiz ki, çarlık rejimi idaresi altında büyük acılar çekmiş olan Rusya’nın komşularının hassasiyetlerini korumak için hazırlanmıştı. İranlıların duyması gereken şey tam da buydu.

Elbette, İran veya Türkiye gibi ülkelerde muktedir elitlere veya ailelere doğrudan bir saldırı söz konusu değildi. Dikkatlice kaleme alınmış bildiri, radikal liderlerin önderliğindeki kitlelerde umut uyandıracak kadar kışkırtıcıydı, ancak gerici muktedir elitlerle müzakere için tüm yolları açık bırakacak kadar da muğlâktı. Peki bu tutum tesadüf müydü? Yoksa zamanla daha belirgin bir şekil alacak olan Sovyet dış politikasındaki iki eğilimin mi yansımasıydı? Ya da pragmatizm ve devrimci coşkuyu harmanlayan kurnazca hesaplanmış politikalar mıydı? Bunu bilmek zordu. Ancak önemli olan, koyu İngiliz hayranları dışında tüm İranlıların Moskova’dan etkilenmiş olmasıydı. Bu nedenle, 14 Aralık 1917 gibi erken bir tarihte, aşırı gerici ve yeni atanan Başbakan Ayn Devlet’in bile Sovyet rejimini tanımaya yönelmesi şaşırtıcı değildi.[7] Bu karar, liberal Müstafi Memalik tarafından da onaylandı.[8] İran hükümeti, Petrograd’daki elçisine Sovyet hükümetine teşekkür etmesini ve “Rus hükümetinin iyi niyetine minnettarlığımızı ifade eden bildiriler yayınlamasını, İran hükümetinin kendilerine zorla kabul ettirilen, İran’ın bağımsızlığı ve güvenliğine aykırı olan tüm anlaşmaları çoktan iptal ettiğini belirtmesini” söyledi. “Sonunda, İran hükümetinin mevcut ihtiyaçlara uygun yeni anlaşmalar yapmaya ve müzakerelere girmeye hazır olduğunu belirtmelisiniz”[9] dedi.

Ancak bu tanıma ve Tahran’daki diğer iki istikrarsız kabine tarafından verilen onay, hiçbir zaman resmiye kavuşturulmadı. Görünüşe göre bu, İran siyasetinin iplerini tek başına elinde tutan ve İran hazinesini kontrol eden İngilizlerin baskısının bir sonucuydu.

Troçki, 4 Ocak 1918’de Rus kuvvetlerinin İran’dan “mümkün olan en kısa sürede” çekileceğini, Kazak Tugayı’na talimat veren Rus misyonunun geri çağrılacağını ilan etti. Bu açıklamadan önce, Rus birliklerinin İran topraklarından çekilmesini öngören, önceki ay imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması’nın 9 ve 10. maddeleri hakkında hükümetini bilgilendiren, Petrograd’daki İran maslahatgüzarına bir not gönderilmişti.[10] Ertesi gün, İran maslahatgüzarına geri çekilme programı verildi ve yeni Sovyet “dış politikasının, güçlü veya zayıf olsun, halkların haklarına saygıya dayalı olduğu” söylendi.[11]

Bu yetkili, Tahran’a şunları bildirdi: “İran'la ilgili ateşkesin 12. maddesinin uygulanması konusunda, burada İngiltere ile ön görüşmelere başlamayı planladıklarını öğrendim. Ancak İngiltere’nin onayının veya reddinin Rus ordusunun geri çekilmesinin bir koşulu olacağını düşünmüyorum. Gene de genel olarak, Müttefiklerin ateşkes konusundaki bakış açısı hakkında bilgilendirilmek istiyorlar.”[12] İran’ı etkileyen politik konularda ihtiyatlı davranan Sovyetler, İran elçisine “sonuçlarını beklediklerini” söylediler. İran Dışişleri Bakanlığı, yeni elçileri Bravin ile İran hükümeti arasındaki görüşmeler hakkında bilgi verdi.[13] İran elçisi, daha sonra üstlerine “Sovyetler’in fiili hükümetiyle ilişkilerimizin durumu konusunda kesin bir politika benimsemelerini” tavsiye etti ve kesin talimatlar istedi. Resmi tanıma mümkün değilse, “gayri resmi, yani yarı resmi çalışma ilişkileri” kurulmalıydı.[14]

İran Dışişleri Bakanlığı, Tahran’daki Çarlık elçiliğinin birliklerin geri çekilmesini görüşmemesinin nedeninin, tahliyeyi engellemeye çalışan İngilizlerle temas halinde olmaları olduğunu belirtti. İran’ın ekonomik ve politik bağımsızlığını güvence altına almak için elçi, Bolşevik hükümetine birliklerin geri çekilmesi konusunda İngiltere’ye “danışmamaları” için baskı yapmalı, Sovyetler’i ordularının tamamını İran topraklarından “derhal” tahliye etmeye teşvik etmeliydi. Tahran, ona vakit kaybetmemesi için baskı yaptı:

“Şimdi zaman elverişli olduğuna göre, Meclis’in oturumda olmadığı, baskıyla yüzleştiği koşullarda, temel kanunlara aykırı olarak, bizden aldıkları anlaşmaların ve olumsuz tavizlerin iptali gibi tüm önemli konularda [...] ayrıca Türkmençay Antlaşması’nın feshi, günümüz ihtiyaçlarına uygun ticari anlaşmaların imzalanması, kapitülasyonların kaldırılması, Kazak Tümeni’nin dağıtılması [...] İran’ın politik ve ekonomik bağımsızlığıyla bağdaşmayan tüm konularda, bizzat siz mevcut Sovyet hükümetinden belgeleri temin etmeli, bu değerli fırsatı kaçırmamalısınız.”15

27 Ocak 1918'de Troçki, Halk Komiserleri Konseyi’nin 1907 tarihli İngiliz-Rus Anlaşması'nı “kesin olarak feshettiğini” ilan ettiğini duyurdu. Konsey, ayrıca “İran halkının özgür ve bağımsız varoluş hakkını herhangi bir şekilde sınırlayan veya engelleyen tüm önceki ve sonraki anlaşmaları geçersiz ve hükümsüz ilan etti.”[16]

Petrograd’daki İran maslahatgüzarı Tahran’a Sovyetler’in Bravin’i İran’a temsilci olarak göndermeyi planladığını bildirdi. Gene ihtiyatlı bir şekilde hükümetine Sovyet hükümetini tanımayı reddetme konusunda “diğer güçlerin örneğini” izlememesini tavsiye etti: “Özellikle mevcut hükümetin programı göz ardı edilemeyecek derecede İran için elverişli olduğundan, mevcut moment İran için hassas [...] mevcut hükümetin temsilcilerinin yanı sıra Etter’in [yani Kerenski’nin] temsilcilerinin de övgüyle kabul edilmesi uygun olacaktır.”17 Bu görüşün yurtdışındaki İranlılar arasında, özellikle Kafkasya’da yaygın olduğu, Tiflis’ten S. H. Takizade ve bir arkadaşının Tiflis Demokrat Partisi adına İran Dışişleri Bakanı’na İran elçisini yerinde tutmasını tavsiye eden bir telgraf göndermesiyle kanıtlanmaktadır.[18]

Sovyetlerin İlk İran Elçisinin Uzlaştırma Çabaları

Petrograd’daki İran elçiliği, Tahran’daki Çarlık bakanının değiştirildiğini, yeni diplomat F. N. Bravin’in İran Dışişleri Bakanlığı’na Tahran’a yakında gideceğini bildirmesiyle öğrendi.[19] Kendisini “Bolşeviklerin İran Sarayı’ndaki Rus Diplomatik Temsilcisi” olarak tanıtan Bravin, Grand Hotel’de bir oda tuttu ve bir ofis kurdu.[20] Tahran’daki Rus elçiliğini ele geçirme girişimi, kuzey İran’daki Rus askerlerinin revkomundaki yoldaşları tarafından desteklendi.[21]

ABD elçiliği tarafından izlenen Tahran basın raporlarına göre, 27 Ocak 1918’de birçok Tahranlı ve Demokrat Parti temsilcisi Bravin ile görüştü ve gelişini tebrik etti.[22] Ayrıca Dışişleri Bakanı Müşavir Memalik ile birkaç görüşme yaptı[23] ancak Çarlık bakanıyla ilişkilerini kesmediği için yeni elçiyi tanımayı reddetti. İran hükümeti, sadece İngiliz baskısı altında değildi, aynı zamanda çekişen iki Rus fraksiyonundan hangisinin galip geleceğinden de emin değildi.

Hükümetin kararsız tavrı, İran’daki demokratik güçlerin yanı sıra radikal ve devrimci güçler tarafından da tepkiyle karşılandı.[24] Bravin, Tahran siyasetinin radikal kanadını oluşturan bir grup İranlı demokratla görüştü.[25] Ayrıca Demokrat Parti genel merkezini ziyaret etti ve Farsça olarak “Fars ulusunun ve Rusya ulusunun birliği” konulu bir konuşma yaptı.[26] Kuzeydeki Cengeli devrimcileri ise Tahran’ın Sovyet elçisini tanımasını talep etti. Bravin, Çarlık rejimine verilen tavizlerden vazgeçmek için Tahran'da bulunmasına rağmen, İran’ın işlerinin İngilizlerin elinde olması nedeniyle kabul edilmediğini veya dinlenmediğini söylediler.[27]

Bravin hükümetine şunları bildirdi: “Bu 1907 İngiliz-Rus Anlaşmasının iptaliyle ilgili bilgiye İranlıların tepkisini tarif etmek zor. Tahran bir sevinç dalgasıyla sarsılıyor. Tüm zamanım, dostlukla tanımlı duyguları ifade etmek için gelen heyetler ve kişilerle görüşmelerle geçiyor. Sokaklarda bile kalabalıklar beni alkışlıyor.”[28] Tahran gazeteleri, özellikle İran gazetesi, Bravin’in açıklamalarını yayınladı. Basının, özellikle İran’daki Çarlık ve İngiliz politikalarına karşı olanların bu açıklığı, Bravin’e hazır bir platform sağladı.

İran Dışişleri Bakanlığı’na İran’da yayınlanan bir açıklamada Bravin şunları söyledi: “Rus Çarları dönemindeki eski hükümet, her zaman İran hükümetine karşıydı, hatta birçok durumda yanlış yapmış İranlı tebaayı koruyordu. Şimdi Rusya Cumhuriyeti, İran’ın bağımsızlığına saygı duyuyor, bu nedenle İran Dışişleri Bakanlığı’na bundan böyle hiçbir kapitalistin, prensin vb. Rusya Cumhuriyeti’nin koruması altında olmadığı bildiriliyor.”[29] “Rus kapitalistlerini İran hükümetine karşı koruma” politikasını eleştiren Bravin, bundan böyle tüm Rus tebaasının İran yasalarına göre muamele görmesi gerektiğini vurguladı. İran’daki Rus kapitalizm haklarının ortadan kaldırıldığını açıkça ilan etti. “Bu nedenle, İran Dışişleri Bakanlığı’nın bundan böyle, merhum Rus rejiminin İran’da kendisi için elde ettiği tüm eski imtiyazları, maden, balıkçılık ve ulaşım imtiyazları da dâhil olmak üzere (İran’ın süngüsü veya güçlü adamları kullanılarak elde edilen) artık Rus Cumhuriyeti’nin koruması altında olmadığını kabul etmekte özgür olduğu belirtilmiştir.[30] Haziran ayında, Rus, Türk ve İngiliz “işgal birlikleri”nin “kuzey İran’ı harap ettiğini” kabullendi, hükümetinin, Rus askerlerinin verdiği zararlar için İran’a tazminat ödemeye hazır olduğunu, aynı şeyin İngilizlerden de isteneceğini düşündüğünü söyledi.[31] Ayrıca Cengelileri “ülkelerinin bağımsızlığı için savaşan ulusal güçler” olarak tanıdı, ancak İran hükümetine karşı çıkanlara “katılan veya yardım eden herhangi bir Rus bireyi veya grubu”nu “isyancı” olarak niteleyip eleştirdi.[32] Başka bir açıklamasında Bravin şunları söyledi:

“İran hükümetinin zayıflığı, genel olarak haklarının ve ulusal zenginliğinin yabancı emperyalizm ve kapitalizmin eline geçmesinden kaynaklanmaktadır. Devrimci Rus ulusu, Rusya’da bu kapitalistleri içeriden ortadan kaldırdıktan sonra, sevgili kardeşi, komşu ülke İran’ın aynı kapitalizmin baskı ve saldırganlığından kurtulması gerektiğine inanıyor, İran’ın yabancı kapitalizmin pençelerinden kurtulmasını görmek istiyor.”

Dahası, İran’dan "süngü veya İran’ın güçlü adamları kullanılarak” elde edilen tüm Çarlık imtiyazlarının iptalini yineledi.[33] Bravin, Hazar Denizi’ni “İran’ın en eski mülklerinden biri” olarak kabul etti, bu nedenle İran gemilerinin “Hazar Denizi’nde serbestçe seyredebileceğini” belirtti.[34]

İngiliz tepkisinden korkan Tahran hükümetine baskı yapmak için Bravin, halka “Rusya’nın devrimci ulusunun İran’ın tüm yabancı kapitalizm ve feodalizmin baskısına ve ihlallerine karşı kendini savunmasını beklediğini" söyledi.[35]

Bütün bunlar işe yaramadı. Bravin’in hem gizli hem de açık olarak ne yaptığını bilen İngilizler, özellikle Sovyetler’le olan bağlantısını keserek ve engelleyerek çabalarını adım adım etkisiz hale getirdiler. Bravin, 9 Haziran 1918 tarihli bir telgrafta hükümetiyle “posta veya telgraf yoluyla” iletişim kuramadığını belirtti. Sovyet Dışişleri Komiserliği’nden “Petrograd ve Tahran arasında düzenli çalışma için üç veya dört kalıcı özel kurye” atamasını rica etti. Hükümetinden ne kişisel ihtiyaçları için ne de kendisine emanet edilen işi yerine getirmek için para almadığından şikâyet etti. Yardım için Petrograd’ı “kuşattı”.[36]

İran’daki çalışmaları hakkında Bravin şunları bildirdi: “İran hükümeti hâlâ bizi boykot etmeye devam ediyor. Sovyet Cumhuriyeti’ni ve diplomatik temsilcisi olan beni tanımayı reddediyorlar.” Üstlerinden “tüm dostluk ifadelerimize ve samimi tavrımıza rağmen bize gülen İran hükümetiyle kararlı bir şekilde harekete geçmelerini” rica etti. Ayrıca, Kazak Tümeni ve Rus konsolosluk birliklerindeki subayların “açıkça İngilizler için çalıştıkları” gerekçesiyle rotasyon yapılmasını istedi. Petrograd’daki İran elçisine, eski Çarlık Bakanı von Etter ve işbirlikçilerinin “suçlu” ilan edildiği ve Bravin’e resmi kimlik belgesi verilmesi gerektiği söylenmeliydi.[37]

Daha sonra Bravin, İran’daki Rus İskonto Bankası çalışanlarının yeni Sovyet hükümetini tanıyan kişilerle değiştirilmesini talep etti.[38] İşbirliği eksikliğinden ve İran’daki Rus diplomatik birliğinden izole edilmesinden açıkça hayal kırıklığına uğrayan Bravin, Petrograd’dan Doğu İran’daki Rus konsoloslarının yerine Farsça konuşan meslektaşlarının getirilmesini istedi, çünkü onlarsız çalışmalarını başarıyla sürdüremezdi.[39] Petrograd’ın iletişimlerini almaması veya sorunlarını acil görmemesi nedeniyle hiçbir cevap alamayınca, “tamamen terk edildiğini”, cumhuriyetin düşmanları tarafından Rusya’dan “tamamen koparıldığını” şikâyet etti. Komiserliğe gönderdiği “500 rapor” için “hiçbir onay” almadığından şikâyet etti.[40] Taşkent’teki Dışişleri Komiserliği’nden Krimov aracılığıyla mesaj gönderme stratejisi bile işe yaramadı. Yardım etmediler. İngilizler tarafından da engellendiler.[41]

Ancak Bravin’in açıklamaları ve diğer İngiliz karşıtı bildiriler, yeni Rus rejimini İran’da şüphesiz çok popüler hale getirdi. Tahran’da dağıtılan bir el ilanında şöyle yazıyordu: “Bolşevikler, ilahi merhametin melekleri mi yoksa işkence ve sefaletin canavarları mı, dış etkilerle buraya çekilmedikçe bu ülkeye girmeleri olası değildir. Onlar, Rus kapitalistlerinin korkunç düşmanlarıdır. Onlarla Afganlar veya Türkler arasında en ufak bir anlaşmazlık olmadığını fark etmediniz mi?”[42]

İlginçtir ki, ardı ardına gelen Tahran hükümetleri Sovyet girişimlerini kullanarak İran’daki tüm yabancı, özellikle İngiliz kapitülasyon haklarını iptal etmeye çalışırken, Bravin’in ısrarla talep ettiği gibi yeni Rus hükümetini sözlü olarak tanımaya ve Çar elçisini sınır dışı etmeye hazır değillerdi. Tahran’ın direnişi, Bravin’i Sovyetler’in niyetleri konusunda İran’ın yönetici elitini rahatlatmaya mecbur etti. 2 Aralık 1917 tarihli, muğlâk ifadeler içeren bir Bolşevik bildirisine uygun olarak şunları dile getirdi:

“Lenin adına şahsen, yeni Rus hükümetinin İran’daki monarşiye kesinlikle karşı olmadığını temin etmekle görevlendirildim. Bizim için İran’ın hangi rejim altında yönetildiği tamamen önemsizdir. Hükümetimizin amacı ve programı, İran halkının sömürgecilik karşıtı, özgürlük arayışındaki mücadelelerini desteklemekten ibarettir. İran halkının ilerlemesi ve refahı ile ülkenin sömürgecilik boyunduruğundan kurtuluşunu hedefleyen her İran hükümetiyle işbirliği yapacağız. [...] Bazı devrimci liderler, aşırılıkçı sloganlar atmış olabilir. Ancak Lenin, her ülkenin kendine özgü bir durumu olduğuna inanmaktadır. Örneğin, İran’da işçi hareketlerinden söz edilemez. [...] Emin olun ki, İran’da Bolşevik propagandası yapmayı amaçlamıyoruz. Ben, sizin ülkenizde bir misafirim ve Rusların ev sahiplerine ihanet etme geleneği yoktur.”[43]

Başlangıçtaki devrimci karakterinden arındırılmış bu pragmatik politikayı izlerken, Sovyet önerilerini yineleyen Bravin, İran hükümetine sömürgeciliğe karşı mücadelesinde ve politik bağımsızlık arayışında yardım teklif etti.[44] Ancak tüm çabaları boşunaydı. İngilizler, Tahran hükümetini yalnızca İngiltere’ye sempati duyan bir hükümet olarak tutmak için gayretle çalışıyorlardı. Temmuz 1918’in sonuna doğru, Bravin’in misyonu başarısız olarak kabul edildi. Daha önce belirtildiği gibi, 12 Ağustos 1918’de (Cengelilerin İngiliz-Biçerahov güçlerinin birleşik saldırısı altında ilk yenilgilerini yaşadıkları sıralarda), sıkı bir İngiliz hayranı olan Vusuk Devlet başbakan oldu. Bu, durumu tamamen tersine çevirdi. Bu, Bravin’in misyonunun İran halkının kalbini kazanmış olsa da, yöneticileri nezdinde başarısız olduğunun bir işaretiydi. Bravin, geri çağrıldı ve benzer bir görev için Afganistan’a gönderildi.[45]

Kolomitsev’in Başarısız Elçilik Faaliyeti

Tahran’a gönderilen bir sonraki Sovyet elçisi I. O. Kolomitsev’di.[46] Onun atanması, Bakû Komünü’nün başındaki Ermeni Bolşevik liderin Beyaz güçler ve İngiliz destekçilerince alaşağı edilmesi ve yaşadığı trajik sondan önce aldığı son kararlardan biri olmalıydı.[47] Kolomitsev atanmasını şöyle anlattı:

“Temmuz ayında Yoldaş Şaumyan, C. Karahan tarafından imzalanmış bir telgraf aldı. [...] Ona Bravin’in yerine başka birini seçmesini tavsiye ediyordu. [...] Şaumyan, İran’da bir yıldan fazla çalıştığımı, Fransızca ve Farsçaya hâkim olduğumu bildiği için bana büyükelçilik görevini teklif etti. Kendimi yeterince deneyimli görmediğimden, bu görevi kabul etmedim, ancak başka biri gelene dek büyükelçilik görevini sürdürerek Sovyet elçiliğinin birinci sekreteri olarak görev yapmayı kabul ettim.”48

Kolomitsev’e, Tebriz sosyal demokrat grubunun bir üyesi olan ve ikinci sekreter olarak atanmış, Tahran’daki Sovyet elçisi Karahanyan eşlik etti.

Yeni elçi, Tahran ile Moskova arasında ileride kurulacak tüm temaslara mani olan Başbakan Vusuk’un göreve gelmesiyle aynı zamanda işbaşı yaptı. 26 Ekim 1918’de hem Tahran'daki İngiliz elçiliği hem de eski Çar bakanı von Etter, Tahran’da yeni Rus hükümetinin Ufa’daki Beyaz hükümet olduğu yönünde bildiriler yayınladı. Kolomitsev, Ufa hükümetinin “İngiliz süngülerini ve Müttefik altınlarını kullanan bir sahtekârlar çetesi” olduğunu belirten güçlü bir karşı bildiriyle karşılık verdi. Kolomitsev, “yasal hükümetin Rusya’nın kalbi olan Moskova’da bulunduğunu”, bu sahtekârları tanımanın “Rusya’nın devrimci demokrasisince İran’ın Rusya’ya karşı düşmanca bir eylemi olarak görüleceğini” ekledi.[49] Ancak bu açıklamalar kulak ardı edildi. Kolomitsev, İran dışişleri bakanına şunları söyledi: “İngiliz büyükelçisinin iradesiyle dikte edilen olumsuz cevabınız, beni hayal kırıklığına uğratsa da, İran halkının beni tanıdığı gerçeğinde teselli bulduğumu belirtmeliyim. Bu tespitimin kanıtını her gün bir dizi kamu görevliniz aracılığıyla görüyorum.”[50]

İran’daki halkın tutumlarını değerlendiren Kolomitsev, Moskova’ya şunları söyledi:

“Halk, Sovyet hükümetine karşı çok olumlu bir tutum sergiliyor. [...] İran’da şu anda radikal bir ayaklanmanın [perevorot] gerçekleşmesine dair bir hayal kurulamaz, zira ülke, halen daha feodalite aşamasından geçiyor, sanayi proletaryası veya örgütlü köylülüğü yok. Şehirlerde her gün yüzlerce binlerce insan ölüyor, dini önyargılar ve kalpsizler insanları korkuya mahkûm ediyor, zavallı İranlılar her yönden eziliyorlar. [...] Ülke topraklarının yüzde 70’inden fazlasını kontrol eden hanların ve yetkililerin sömürüsü nedeniyle insanlar devrimi ölümden daha çok tercih ediyorlar.”

Kolomitsev, İranlıları koordineli bir propaganda faaliyetiyle Sovyetler’in davasına örgütleyebilecek “cesur bir halk” olarak görüyordu.[51]

3 Kasım’da, görünüşe göre, Tahran’da Çar’a bağlı olarak faaliyet yürüten bakan Hildebrandt’ın da eşlik ettiği Beyaz Rus subaylarının komutasındaki Kazak Tugayı’ndan bir grup asker, Bolşevik elçisinin konutuna baskın düzenledi. Yanındaki Karahanyan ve iki eşi tutuklandı, ancak Kolomitsev kaçtı. İranlı dostlarının yardımıyla, Haziran 1919’da Moskova’ya kaçana dek üç ay boyunca İran’da saklanmayı bildi. Orada, yeni dışişleri bakanı Çiçerin tarafından karşılandı.[52] Çiçerin, 26 Haziran 1919’da Tahran’daki Sovyet elçiliğine saldırdıkları için İngilizleri kınamanın yanı sıra, hükümetinin İran ile ilişkiler kurma arzusunu yeniden teyit etti. Kolomitsev, resmi Sovyet temsilcisi olarak bir kez daha İran’a gönderildi. Beyaz Rus ve İngiliz hatlarını büyük zorluklarla geçtikten sonra nihayet İran sınırına ulaştı ve burada hemen İngiliz-Kazak zulmüne maruz kaldı. 24 Ağustos 1919’da meslektaşı Karahanyan ile birlikte kurşuna dizildi.[53] Kolomitsev’in idamı, Başbakan Vusuk ile Lord Curzon’un İran’ı fiilen bir İngiliz himayesine dönüştürme planını kabul etmesi karşılığında önemli bir rüşvet aldığı 19 Ağustos 1919 tarihli meşhur İngiliz-İran Anlaşması’nın imzalanmasıyla aynı zamana denk geldi.[54] İran’da İngiltere’ye karşı muhalefet saat geçtikçe yoğunlaşırken, İran’ın muktedir elitleriyle başarılı bir şekilde başa çıkamama, Moskova’yı bir kez daha uzlaşmacı, belirsiz bir tutumdan Sovyet Rusya’dan gelen açıklamalarda yansıyan devrimci bir politikaya geçmeye yöneltti.

Sovyet Diplomasisinin Radikalleşmesi

Önde gelen Bolşevikler için “dünya devrimi”, başlangıçta Avrupa’da devrim anlamına gelirken, Doğu sorunu unutulmamıştı. Sovyetler’in Vusuk’un eylemleri karşısında duyduğu hayal kırıklığı politikanın değişmesini sağladı. Doğu, artık dünya devrimine dâhil edilebilirdi. Bu sıralarda, önemli bir Bolşevik uzmanı olan Konstantin Troyanovski, Doğu’daki devrimin yolunu şöyle tarif ediyordu:

“İran, Doğu Enternasyonali’nin kuruluşu bağlamında önemli bir yere sahiptir. Ancak İran’ın birincil görevi, Orta Asya’daki politik özgürleşme hareketinin doğal ‘havza’sını oluşturmak ise, onun bu havzanın rezervuarında ve kanallarında biriken tortu ve atıklardan arındırılması gerekir. Ancak o zaman İran, tarih ve doğanın kendisine verdiği görevi yerine getirebilecektir. İran halkının en iyi dostu, proleter Rusya, Bolşevik Rusyası’dır. O, İran’ın samimi ve çıkarsız ilham kaynağı, değerli danışmanı, rehberidir.

Politikamız, temelde devrimci demokratik bir politika olmalıdır. Bu nedenle, çıkarlarımız, İran halkının çıkarlarıyla mükemmelen örtüşmektedir. Asya’nın doğal havzasının arındırılması, Ruslar kadar İranlılar için de önemlidir. Eğer İran, Doğu devriminin kalesi olan Hindistan’a girmek için geçilmesi gereken kapı ise, İran devrimini sağlamlaştırmalıyız. İran ayaklanması, tüm Asya’ya ve Afrika’nın bir bölümüne yayılacak bir dizi devrimin işareti fişeği olacaktır.

İran’da devrimin patlak vereceği elverişli zemin uzun zamandır hazırlanmaktadır. İngiliz, Rus, Fransız ve Alman emperyalistleri orada çalışma yürütmüşlerdir. Tek gereken, dışarıdan vurulacak fiske, dış yardım, bir girişim ve sonuçta bir karardır. Bu fiskeyi de Rus devrimcileri, Kafkasya’daki Rus Müslümanları vuracaktır.

Hindistan, bizim başlıca hedefimizdir. [...] Tıpkı Mısır ve Süveyş Kanalı’nın İngilizlerin Doğu’daki hâkimiyetinin anahtarı olması gibi, İran devrimi de tüm Doğu’nun devriminin anahtarıdır. İran, devrimin Süveyş Kanalı’dır. Hareketin politik merkezini İran’a kaydırırsak, Süveyş Kanalı, stratejik değerini ve önemini yitirecektir.

Doğu devriminin başarısı için, Sovyetler tarafından fethedilmesi gereken ilk ülke İran’dır. [...] Ne pahasına olursa olsun İran bizim olmalı, devrime ait olmalıdır."[55]

Aynı cihette, İngiliz-İran Anlaşması ilan edildiğinde, Rusya ve İngiltere tarafından “aşağılanmış” ve "tebaa” gibi muamele görmüş olanlar arasına İran’ın muktedir elitini de dâhil eden Çiçerin, “İran’ın İşçileri ve Köylüleri”ne devrimci bir çağrıda bulundu: “Çünkü bir zamanlar güçlü olan İran halkı, despotik devletlerinin, kâr ve zevk düşkünü feodal beylerin tahammül edilmesi mümkün olmayan boyunduruğu altında en düşük yoksulluk ve aşağılanma seviyelerine ulaşmıştı. Yeni fetihler peşinde koşan çarlığa bağlı İngiliz soyguncuları ve ajanları, sizi yavaş yavaş daha da düşük bir kölelik seviyesine çektiler, zulmün boyunduruğunun muhafaza edilmesine katkıda bulundular.” Çiçerin, İngiltere ve Çarlık Rusyası’nı İran’ın düşünsel ve ekonomik ilerlemesini engellemekle suçladı.[56]

Çiçerin’e göre, bağlı olduğu devrimci hükümet, kendi ülkesinde, İran’daki kurtuluş hareketini ezmek için asker gönderen aynı Çarlık despotizmiyle mücadele ediyordu. Troçki’nin İran’a karşı yapılan tüm gizli anlaşmaları geçersiz ilan ettiğini belirtti. İran’ın da aynı yönde bir açıklama yapmasıyla, “İran halkı için yeni bir özgür yaşamın başlayacağı, yabancı soyguncuların yüzyıllık baskısından sonra bir yeniden doğuşun yaşanacağı izlenimi oluştu. Ancak olan bu değildi.”[57] Çağrıda, “yerli despotları ve zalimleri İngiltere’den para alan, nihayetinde hizmetleri karşılığında ücret alan İran’ın hizmetkârları haline gelen İran’ın sömürülmesi” kınandı.

“[...] Zafer kazanan İngiliz soyguncusu, İran halkına kölelik düzenini dayatmaya çalışırken, Rus Cumhuriyeti’nin başındaki Sovyet işçi ve köylü hükümeti, bu köleliği yürürlüğe koyan İngiliz-İran antlaşmasını tanımadığını ciddiyetle ilan ediyor. Rusya’nın işçi kitleleri, İran’ın işçi kitlelerini kardeşleri ve dostları, emeğin tam özgürleşmesi için devrimci mücadelede gelecekteki yoldaşları olarak görmektedir.”[58]

Çağrıda, “bir kâğıt parçası” olarak görülen Curzon-Vusuk anlaşması, “dolandırıcılık ve haydutluk” şeklinde nitelendirildi. Çiçerin, İran’da Çarlık rejimine sağlanan ayrıcalıkların iptal edildiğini bir kez daha dile getirdi. Kurtuluşun yakın olduğunu söyleyen Çiçerin, Rus işçileri adına İran’ın ezilen kitlelerine “kardeşçe bir el uzatıyoruz. Sizinle birlikte, büyük küçük tüm soygunculara ve zalimlere, anlatılmamış acılarınızın kaynağına karşı mücadele görevini tamamlayabileceğimiz an yaklaşıyor” dedi.[59]

İran Dünya Devrimine Katılacak

Sovyet Rusya’nın yeni radikal tutumu, özellikle İranlıların büyük çoğunluğunun artan memnuniyetsizliği göz önüne alındığında, İran devrimci hareketinin radikalleşmesine yol açtı.[60] Gördüğümüz gibi, Doğu Bolşevikleri arasındaki radikal unsurlar, devrimi doğuya doğru genişletmek, özellikle Küçük Han önderliğindeki Cengeli devrimcileriyle işbirliği yapmak için Stalin’in Milliyet İşleri Bakanlığı’nın resmi organını kullandılar.[61] Bu gazetede çıkan bir makalede, “Şimdi, bu Doğu’daki Müslüman ülkelerin dünya olaylarının, dünya proletarya hareketinin yörüngesine çekilmesi gereken an gelip çattı” denilmekteydi.[62] İran’da 1919 anlaşmasına karşı direniş ivme kazanırken, Zhizn Natsional’nostei’deki makaleler daha fazla devrimci öneri sunmaya başladılar.

Böylece, Ekim 1919’da, eski ve etkili bir Azeri (Tatar) Bolşevik ve Stalin’in komiserliğinde görevli olan Efendiyev, Küçük Han’ın bir müttefik olarak önemine daha fazla vurgu yaptı.[63] Efendiyev gibi isimler, dünya devriminin kaderinde Doğu’nun önemi üzerinde duruyorlardı.[64] İç savaş sona ererken ve Aran (güneydoğu Kafkasya’da halkının çoğunluğu Azerbaycanca konuşan, sonrasında Kuzey Azerbaycan olarak adlandırılan bölge) Sovyet yönetimine girerken, kuzey İran’daki İranlı devrimcilerle ilişkiler kurmak için daha pratik adımlar atıldı. (Bu adımlar ileride ele alınacak.)

İran Komünizminin Doğuşu

İkinci Bölüm’de, halkın otokrat Kaçar idaresine karşı hoşnutsuzluğunun artmasıyla birlikte hem İran içinde hem de dışında ortaya çıkan muhtelif sosyal demokrat örgütlere kısaca değinmiştik. Bunların başında, Himmet adı verilen Kafkas Müslümanlarından oluşan sosyal demokrat grubun yardımıyla kurulan İran Sosyal Demokrat Partisi (İSDP, Fırka-yi İctimaiyun Ammiyun İran) gelmektedir.[65] Birinci Dünya Savaşı sırasında yeniden canlandığında Bolşeviklere yakınlaşan bu örgüt, Efendiyev ve Neriman Nerimanov gibi Müslüman kökenli Bolşeviklerce yönetiliyordu.[66] On yıl önce olduğu gibi, şimdi radikalleşmekte olan Güney Kafkasya’daki İranlı işçilere ve göçmenlere yakın duruyorlardı. 1916 yılına gelindiğinde, İSDP’deki devrimciler yeni bir parti olan Adalet’i (veya Adalet Partisi) kurmuşlardı.[67] Savaşın yol açtığı acılara ek olarak, bu İranlı işçiler ve göçmenler, hem Rus çarlığı hem de hareketin İranlı liderlerince anayasa devriminin yaşadığı yenilgiden de zarar görmüşlerdi. Bu nedenle, onları geçimlerini sağlamak için göç etmeye zorlayan ülkelerinin sorunlarına radikal bir çözüm arıyorlardı.

Kurulduktan sonra, Adalet, hem savaş karşıtı çabalarda hem de Rus iç savaşında RSDİP (Bolşevik Parti) ile dayanışma içinde olduğunu ilan etti. Çarlığın yıkılmasının ardından, Adalet, görüşlerini gazeteleri aracılığıyla yaymaya başladı.[68] Kendini “proleter” bir parti olarak adlandıran Adalet, “sınıfsız bir toplumda” insan özgürlüğü ve mutluluğu için mücadele edeceğini ilan etti. İşçilerin ve köylülerin çıkarlarını savunmaya hazır olmaları koşuluyla, proleter olmayan unsurları da üye olarak kabul edeceğini belirtti. Üretim araçlarının tamamının kamulaştırılmasını ve bunların “ortak mülkiyet”e dönüştürülmesini öngörüyordu. Ancak muhtemelen, sosyal demokrat fikirleri yayarak, halk demokrasisini savunmaya hazır güçlü bir güç oluşturarak politik zemini hazırlamak gerekecekti.[69]

Önemli olan, Adalet’ın Rusya’daki devrimin başarısının İran’da özgürlüğün kapılarını açabileceğine inanmasıydı. Bu nedenle, 30 Temmuz 1918’de Himmet’e katılarak, parti üyelerinin askeri örgütlere üye olmaları ve kendilerini silahlandırmaları gerektiğini söyledi. Bu andan itibaren Adaletçiler, resmen Rus iç savaşına katılarak, Kafkasya ve Orta Asya’daki İranlı göçmenleri seferber etmek için geniş bir kampanya başlattılar.[70] Bu silahlananlar, nihayetinde İran’a gönderildiler, zira parti, Rusya’daki iç savaşın sona ermesinden sonra devrimi güneye doğru genişletmeyi de planlıyordu.

Mevcut az sayıdaki kaynak, Adalet’in bileşiminin tamamen proleter olduğunu kabul ediyor.[71] Partinin itici gücü, 1903 yılında Azerbaycan’ın Kafkas sınırındaki Erdebil’den petrol sahalarında çalışmak üzere Bakû’ye göç eden Kafarzade (1885-1918) idi. 1905 devrimci ayaklanması sırasında RSDİP’e katılan Kafarzade, Himmet ve İSDP ile birlikte çalıştı. Artık Adalet’in lideri olan Kafarzade, o kadar hızlı bir şekilde itibar kazandı ki, İranlı göçmen nüfusunca Bakû’de İran konsolosu olarak çalışan kişinin yardımcısı seçildi. Neticede resmi konsolos, onu bu şekilde tanımak zorunda kaldı.[72] İranlı göçmenler arasında politik gücü artınca, Bakû’deki gericiler onu ortadan kaldırmaya çalıştılar. Kafarzade, kısa süre sonra halka açık bir toplantıda suikast girişiminin hedefi oldu, ancak hayatta kaldı. Bakû’de Şaumyan’ın önderliğinde Bolşeviklerin egemen olduğu rejim kurulduktan sonra, Kafarzade, Kafkas Bolşeviklerinin koalisyon kurmak istediği Cengelilere elçi olarak atandı. Reşt’e vardığında, Bolşevizmin düşmanları tarafından öldürüldü.[73] Bakû’deki suikast girişimi ve Reşt’teki cinayet, Adaletçileri öfkelendirdi, onların İran’ın başındaki elitlere yönelik nefretlerini daha da körükledi.

Devrim İran’a Yayılıyor

Düşmanlarının ve İran’daki İngiliz destekçilerinin muhalefetinden yılmayan Adaletçiler, devrimci hareketi İran’a yayma konusunda giderek daha kararlı hale geldiler.[74] Adalet, kısa sürede eski İSDP şubelerini yeniden diriltti. Ayrıca, Tebriz, Merend, Hoy, Erdebil, Halhal, Zencan, Reşt, Kazvin ve Tahran gibi kuzeydeki şehirlerde yeni şubeler açtı.[75] Doğu İran’da bulunan Meşhed kentinde de benzer bir örgüt kuruldu.[76] (1920’ye gelindiğinde, Adalet’in Tebriz şubesi, o zamana dek Bolşevik yanlısı olan Alman Konsolosu Wustrow’un doğrudan yardımından istifade etti.)[77] Ülkedeki örgütlenme çalışmalarını nitelikli kılmak adına, 1918 Aralık ayı gibi erken bir tarihte Adalet üyeleri, özel kadro eğitimi için Moskova’ya gönderildiler.[78] Ayrıca “İranlı proleterlerin kültürel ve teorik düzeyini yükselterek, İran’daki büyük sosyalist devrim sorununu anlamalarını sağlamak” için de çabalar sarf edildi.[79]

Aynı dönemde Kafkasya, Orta Asya ve kuzey İran’da Bolşevikler ve Adaletçiler tarafından geniş çaplı bir İngiliz karşıtı kampanya başlatıldı. Buna örnek olarak, Bolşevik gazetesi Yoksulların Sesi’nde yer alan, İngilizleri Hindistan, Mısır, Arabistan, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Afganistan’a “kötü niyetli politikalarını” dayatmakla suçlayan bir makale gösterilebilir. Makale, somut örnekler vererek, İngilizlerin Hindistan’ın zenginliklerini yağmalama hevesiyle, ülkedeki “vatansever olmayan ve dinsiz” unsurları istismar ettiğini, Müslüman din adamlarına rüşvet vererek birçok Hintli Müslümanı Türkiye ve İran’daki Müslüman kardeşlerine karşı kışkırttığını iddia ediyordu.[80] Türkiye’den Mustafa Suphi ile İran’dan Sultanzade gibi Müslüman ülkelerin önde gelen Bolşeviklerinin imzaladıkları bir bildiride, “kötü İngilizler”in aşiret liderlerine ve büyük toprak sahiplerine, İran şahına ve Hint prenslerine rüşvet vererek, topraklarındaki “sefil işçileri” emperyalist güçlerin “demir pençesine” düşürdüğü dile getiriliyordu.[81] Bolşevik propagandası sürekli olarak Sovyetler’in Çarlık Rusyası’nın İran’da emperyalistlere verdikleri tavizlerden vazgeçtiğini vurguluyordu.[82]

Taşkent’teki bir Bolşevik komiser, İranlı demokratlara yazdığı açık bir mektupta, İran anayasasının Çarlık ve “İran kanına susamış” İngiltere tarafından yok edildiğini söylüyordu. Yeni Rus hükümeti ise bunun aksine,

“1907'den beri bu baskıya karşı gösterdiğiniz muhalefeti övüyor, cesur eylemlerinizin ve mevcut özverinizin boşa gitmeyeceğinin güvencesini veriyor. Kızıl Muhafızlar Aşkabat’ı ele geçirdiğinde, Sovyetler, kardeşlik duygularıyla size yardım eli uzattı ve düşmanla savaşmanıza yardımcı oldu. Afganistan, İngilizlere karşı savaşarak devrime katıldı bile. Siz de aynısını yapmalı, Rus Sovyetleri’ne yardım etmelisiniz. Hindistan uyanıyor! Türkiye isyan ediyor! Sizi aşağılayan düşmanı yenmemizi sağlayacak tek bir cephe oluşturabilmemiz için o büyük savaşa hazırlanmalısınız.”83

1918 yazından sonra İran’da Adaletçilerin faaliyetleri başarılı oldu. Adaletçilerin Merkez Komite’ye sunduğu bir raporda, Tebriz’deki gelişmeler konusunda oldukça olumlu bir tablo çiziliyordu:

“İngilizlerin teşvikiyle [Demokratların, yani Hiyabani’nin grubunun muhalefetine rağmen] Bolşevizm adına çalışan insanlar, epey başarılı oldular. Size temin ederim ki, Kafkasya’da bu kadar başarılı olmak imkânsızdır.”[84]

Başka bir raporda ise şöyle deniyordu:

“Bolşevik İran örgütü [Adalet] üyeleri, Hiyabani önderliğindeki Demokratların tüm zulmüne rağmen, yüksek övgüye mazhar olması gereken bir özveriyle önemli faaliyetler yürüttüler. Bolşevik politikasının İran’ın her yerinde, özellikle Azerbaycan vilayetinde yayılması için zemin hazırladık.”

Rapor ayrıca şu iddiada bulundu:

“Azerbaycan’da, tüm bölgelerde çoğunluk, Bolşeviklerden yana. [...] Sadece Bolşevik güçlerinin gelmesini, hükümet binalarını ele geçirmesini, bu sürecin siz yoldaşlarımızın talimatları ve planları uyarınca örgütlenmesini bekliyorlar.”[85]

Bazı Bolşevik yetkililer tarafından askeri bir işgalin düşünüldüğü açıkça görülüyordu, zira 18 Mayıs 1920’de Bolşevik deniz kuvvetlerinin Enzeli’ye çıkarma yaptığı sıralarda (bkz. 9. Bölüm) özellikle (Giorgo Orjonikidze ve Kirov’un komutasındaki On Birinci Kızıl Ordu’dan) Nikolay Y. Biller Tebriz’e gönderilmişti. Biller, 20 Mayıs 1918 tarihli bir raporda, sadece kuzey İran’daki askeri durumu değil, aynı zamanda Adalet’in gücünü ve faaliyetlerini, bunun yanında, Alman Konsolosu Wustrow’un girişimlerini de ayrıntılı olarak değerlendirdi. Bolşeviklerin çok az direnişle karşılaşacağından emindi. Biller’in komitesinin Tebriz’de dağıttığı propaganda amaçlı bildiriler, halka Bolşevik birliklerinin çoktan sınıra ulaştığını, yakında İran'a geçeceğini garanti ediyordu.[86]

Bu tür propaganda ve Bolşeviklerin iç savaşta artan başarıları, bazı önde gelen Gilanlıları etkilemiş gibi görünüyor. Küçük Han’ın takipçisi ve anayasacı hareketin bileşenlerinden olan, savaş sırasında Ruslara ve İngilizlere karşı savaşan Meşhedi Baği’nin, Ocak 1919’da “sosyalist”, “hatta neredeyse Bolşevik” bir cumhuriyet kurmak için çalıştığı bildiriliyor. Sadece Mirza Kerim Han, Serdar Muhyi ve Hamid Sultan’ın takipçi olarak, daha fazla taraftar toplamak için Bakû’ye gitti.[87] Bir ay sonra Küçük Han’ın yakın dostlarından birçoğunun, Dr. Haşmet, Mirza İsmail Cengeli, Mirza M. Muharrir, İhsanullah Han Dustdar (İhsan), Mirza Salih Muzafferzade ve Mirza M. Garniye’yi de içeren bir “Bolşevik komitesi” kurduğu bildirildi. Bolşevik etiketi abartılı olsa da, bu grubun Bolşeviklerden derinden etkilenmiş hareketin radikal kanadını temsil ettiğine hiç şüphe yok.[88]

İran Kızıl Ordusunun Oluşturulması

Bu arada, Adalet partisi de devrimin alanını İran’a doğru genişletmek amacıyla bir “Kızıl Ordu” kurmaya başladı. Orta Asya’daki çeşitli şehirlerde ve yerleşim yerlerinde konferanslar düzenleyen Adalet liderleri, komşu Müslüman ülkelerden gelen komünist liderlerin eşliğinde, İranlı göçmenleri İran Kızıl Ordusu veya Persarmiya’ya katmak için harekete geçti.[89] Adalet’in bildirdiğine göre yaklaşık 30.000 gönüllü seferber edildi.[90] Ayrıca, uzun zamandır “ilerici bir güç” olarak kabul edilen İran jandarması içinde çalışan, gidişat karşısında hoşnutsuz olan subayları da bu davaya örgütlemek için yoğun çabalar sarf edildi.[91] Bu çağrılar başarılı olmuş gibi görünüyor, zira bazı subaylar Persarmiya’ya katıldı.[92] Mayıs 1920’de Adaletçilere katılan yirmi iki İranlı jandarma, Persarmiya tarafından hemen Aşkabat’taki göçmen yurttaşlarına askeri eğitim vermeleri için görevlendirildi.[93] Bu olaylar, partiye başkalarını da çekmek için Adalet propagandasında duyuruldu.[94] Bu nedenle Sultanzade, “Partimiz orduda, yani jandarmalar arasında büyük bir sempatiyle karşılanıyor” diye yazdığında aslında hiç de abartmıyordu. Rus yoldaşları arasında her türden şüpheyi ortadan kaldırmak adına, İran ordusunun “Rus Kazakları ve jandarmalarıyla” kıyaslanamayacağını, çünkü birincisinin “çoğunlukla köylü ve çoğu zaman yoksul köylüler” olduğunu sözlerine ekleyen Sultanzade “İşte bu yüzden aralarındaki ajitasyonumuz böylesine olumlu bir karşılık görüyor”[95] diyordu.

Adalet’in Son Hazırlıkları

Persarmiya ile ilgili planlar tamamlandığında, Adalet, İran’a yerleşmeden önce politik programını güncellemek için 1-3 Nisan 1920 tarihlerinde Taşkent’te son bir konferans düzenledi.[96] Bu konferans, daha sonra İran’ın politik durumunu etkileyen iki önemli olayla ilgiliydi. İlki, Bolşeviklerin 27 Nisan 1920’de (daha sonra Sovyet Azerbaycanı olarak yeniden adlandırılan) Aran’da iktidarın alınması, ikincisi de 18 Mayıs’ta Sovyet deniz kuvvetlerinin Enzeli’ye inişiydi. Adalet’ın üst düzey liderleri, İran’ın ekonomik durumu ve parti örgütlenmesini görüştüler.[97] Parti ayrıca, On Birinci Kongre’sini telgraf yoluyla bildirerek Rusya Komünist Partisi (B) ile bağlarını tazeledi:

“Adalet’in ilk bölgesel konferansı, uluslararası haydutların müdahalesini cesurca püskürten Rus kardeşlerini ve yoldaşlarını selamlıyor. İran halk kitlelerinin mücadelesi halkın zaferine yol açacak ve kraliyet tahtının yıkıntıları üzerinde devrimin kızıl bayrağı dalgalanacaktır.”[98]

Yeni tüzük maddeleri uyarınca, partinin toplumsal tabanı bir miktar genişletildi: işçiler ve köylülerin yanı sıra, “aydınlar, sanayi işletmeleri ve demiryolları çalışanları” da Adalet’e katılabilecekti. Parti, Lenin’in “demokratik merkeziyetçilik” ilkesi uyarınca faaliyet gösterecekti. Parti programı, daha önce benimsenen kolektivizasyon politikasını yineledi. Konferans kararları, daha önce de belirtildiği gibi, İran Kızıl Ordusu (IRA) veya Persarmiya’nın kurulmasına ilişkin yürütme kararının onaylanmasıyla mühürlendi.[99] Başarı şansları konusunda iyimser olan kimi Adalet üyeleri kısa süre sonra İran’a gittiler. İran’ın devrimci durumun en güçlü görüldüğü yer olarak değerlendiren Sultanzade, Sovyet Rusya’daki “sosyalist devrime bağlı olarak, tüm dünyada işçi sınıfını sömürenlere karşı mücadeleye hazırlanan İran Komünist Partisi’nin mücadelesinin yüz kat kolaylaştığı” iddiasındaydı. İyimser bir şekilde İran’ı “şahın tahtının yıkıntıları üzerine sosyalist devrimin kızıl bayrağını dikecek ilk Doğu ülkesi” olacağı öngörüsünde bulunuyordu.[100] Bu konuda yalnız değildi. 11. Bölüm’de göreceğimiz gibi, Bakû’deki yeni komünist hükümetin yayın organı, İran Komünist Partisi’nin Enzeli kongresini tartışırken aynı iyimserliği dile getiriyordu.

İran Komünist Partisi’nin Enzeli Kongresi ve Akıbeti

23-25 Haziran 1920’de, Sovyet güçlerinin Enzeli’ye çıkarma yapmasından beş hafta sonra, İran Komünist Partisi (İKP), İran topraklarında düzenlenen ilk Adalet kongresinde kuruldu.[101] Lenin ve Sovyet Azerbaycanı’ndan Neriman Nerimanov’u fahri başkan olarak seçen elli bir delege (yirmi dördü İran’daki örgütleri, yirmi yedisi Kafkasya ve Orta Asya’yı, dördü ise Sovyet Azerbaycan ve Rusya’yı temsil ediyordu) kongrede, İran’ın iç ve dış durumu, parti örgütlenmesi, tarım sorunu ve parti tanıtımı, taktikleri ve organları ile ilgili raporları dinledi.[102] Parti, devrimci programı konusunda kısa sürede uzlaşmaz iki fraksiyona ayrıştı: “ulusal-devrimci” stratejiyle “saf komünist” strateji karşı karşıya geldi.

Anayasacı harekete tanıklık eden dönemin emektar devrimci mücahidi Haydar Han Emmioğlu’nun yokluğunda, ulusal-devrimci fraksiyona Ebukov ve Naneyşvili adında iki Kafkas Bolşevik önderlik etti. “Sınıfsal işbirliği”ni savunan Ebukov, “aktif militanların dağılmış tüm devrimci güçleri tek bir savaş biriminde yeniden bir araya getirme görevi” olduğunu vurguladı. İngilizler, “komünist hareketin büyük düşmanı” olduğu için, İranlı komünistler, “dünya devrimi davasına” hizmet etmek üzere saldırılarını onlara yöneltmelilerdi. Ayrıca, eğer aşiret reisleri, hanlar ve büyük toprak sahipleri bir işe yarayacaksa, “onların da Sovyetler’in desteğini görecekleri, burjuvazinin ayağa kalkması durumunda ona destek verileceği” söylendi.[103]

Bolşevik partisinin (Orjonikidze yönetimindeki) Kafkas Bürosu’nu temsil eden Naneyşvili, İranlı komünistlerin, “daha bilinçli ve daha iyi örgütlenmiş olan, İngilizlere karşı mücadelede geniş halk kitlelerini seferber edip yanlarında sürükleyebilen İran burjuvazisiyle işbirliği yapması gerektiğini söyledi. Kongreye tüm devrimci güçlerin İngilizlere karşı yönlendirilmesi gerektiğini, bizim için başka bir taktik olamayacağını, İran’ın henüz komünizm için yeterince olgunlaşmadığını” vurguladı.[104] Görünüşe göre İran’ın Avrupa toplumuyla tamamen aynı sınıf yapısına sahip olduğunu varsayan Ebukov ve Naneyşivili, burjuvazi ile ne kastettiklerini açıklığa kavuşturmasa da muhtemelen İran’da milliyetçi olarak anılan Müşir Devlet ile Mustafi Memalik gibi politikacıları kastediyordu. Yoksa Küçük Han’ı mı kastediyorlardı?

Kafkas Bürosu temsilcileri ayrıca, İran’daki “mütereddit” unsurların “Sovyet iktidarının ne burjuvaziyi ne de toprak sahiplerini tehdit ettiğini anlamaları gerektiğini” söylediler. “Bu nedenle, toprak sahiplerine veya burjuvaziye karşı hiçbir gösteriye müsamaha gösterilmemelidir” dediler. Bu fraksiyon sadece şu sloganı kabul ediyordu: “Kahrolsun İngilizler! Kahrolsun şah hükümeti!”[105] Aralık 1917’den beri kullanılan belirsiz dil dikkatle muhafaza edildi.

Buna karşılık, “saf komünist” programı destekleyen rakipleri, Bolşeviklerin Türkistan için benimsediği çizgiye benzer şekilde, ülkenin “Sovyetleştirilmesini” tercih ediyorlardı. Rakipleri gibi, şah hükümetini devirmek ve İngilizleri kovmak için kısa vadeli bir strateji savunurken, Sovyetleştirme savunucuları, “hanlara ve büyük toprak sahiplerine karşı mücadele” konusunda ısrar ettiler. Hararetli tartışma, kongrenin ikinci eğilimin hâkim olduğu programı, yani İran Komünist Partisi’nin (B) programının kabul edilmesiyle sona erdi.[106]

En gelişmiş demokrasi biçiminin “sovyet demokrasisi” olduğunu iddia eden program, İran’daki “proletarya diktatörlüğünün somut görevlerini” şu şekilde özetliyordu:

“1. İşçileri ve köylüleri ‘sovyet demokrasisi’ kurarak sömürüden kurtarmak; bunun için parti ‘kültür ve etkinlik düzeylerini yukarı çekmeli.

2. ‘Sınıf karakterine’ sahip bir Kızıl Ordu’yu ‘proletarya diktatörlüğü’nün bir aracı olarak kurmak.

3. İran’ın ‘ulusal ve dini çeşitliliği’ meselesini ‘federatif bir birlik’ kurarak çözüme kavuşturmak.

 

4. Kitlelerin ‘geri kalmışlığı ve cehaleti’ göz önüne alındığında, dini inançlarını incitmekten kaçınmak.

5. Ülke genelinde geniş, ücretsiz bir eğitim sistemi kurmak; anaokullarından en yüksek akademik kurumlara kadar tüm sistemi komünist ideolojiyle donatmak.

6. Tüm büyük fabrikaları, değirmenleri, madenleri, sulama ve bankacılık sistemlerini, ayrıca toplu taşıma hizmetlerini millileştirmek; ulusal bir ulaşım ağı geliştirmek; zanaatkârlar ve küçük üreticiler için kooperatif sistemini teşvik etmek; toprak üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmak ve toprakları köylü üreticilere devretmek.

7. Hem merkezi hükümet hem de yerel konseylerce uygulanacak ulusal bir konut planı geliştirmek; çalışma koşullarını düzenlemek ve ilerici mevzuat yoluyla halk sağlığını teşvik etmek.”[107]

Pravda, kongre hakkında şu yorumu yaptı: “Devrimci sloganlar, İran’da hiç bu kadar popüler olmamıştı.” Bolşevizm ile İran toplumu arasındaki bağ olarak Cengelilerin önemine dikkat çeken Pravda, “Çoğu eyaletin ulusal lideri, köylüler, zanaatkârlar ve küçük burjuvazi arasında büyük bir popülariteye sahip olan eylem adamı Mirza Küçük’tür” diyordu. Küçük’ün emperyalizmi, şah hükümetini ve hükümet destekçilerini eleştiren yeni çizgisini destekleyen Bolşevik gazetesi, “İran’daki devrimci gelişmenin ilk aşamasında Mirza Küçük’ün sloganları, Fars komünistlerinin sloganlarıyla aynıdır. Bu sloganlar olmadan yeni hükümet var olamaz” tespitinde bulunuyordu.[108]

Ancak, yukarıdaki programın benimsenmesi, İKP’nin iki fraksiyonu arasında ciddi sürtüşmelere neden oldu. Bu sürtüşmeler öyle bir düzeye yükseldi ki Lenin’in kişisel müdahalesine ihtiyaç duyuldu. Lenin’in tavsiyesi, anlaşmazlığın Gilan’daki Cengeli Hareketi üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, vazgeçilmez görünüyordu. Orada, İhsan liderliğindeki solcu Cengelilerle birlikte İKP’nin yürüttüğü güçlü faaliyetler, hareket içinde ciddi bir bölünmeye yol açtı.

İşin tuhaf yanı, yozlaşmış bir merkezi hükümete karşı devrimci bir mücadelenin ortasında toplanan Enzeli kongresi, İran Komünistleri arasında, Lenin’in müdahalesinin bile çözemediği, uzlaşmaz bir çekişmeye yol açtı. Sultanzade’ye göre Lenin, “saf komünist” eğilimin yanında yer aldı.[109] Ancak iddiaya göre Lenin karşıt fraksiyona da destek veriyordu.[110] Bu çekişme, parti, otuzların başlarında Stalin eliyle ezilene dek devam etti. (Bkz.: 11. Bölüm)

Lenin’in Doğu Stratejisi

Marx’ın da belirttiği gibi, sosyalist devrimcileri başından beri rahatsız eden konu, Türkiye ve İran da dâhil olmak üzere, tüm Batı Asya’daki toplumsal ilişkilerin niteliğiydi. Marx’a göre, Doğu’daki temel olgu, özel toprak mülkiyetinin olmamasıydı. Ona göre bu, “Doğu’nun cennetine açılan kapının anahtarı bile oydu”. Politika düzleminde “her yanda amaçsız hareketler”e rastlansa da bu özelliğin değişmez olduğunu görmüştü. Asya’da “Tamamen ayrı bir örgütlenmeye sahip olan ve kendi içinde küçük bir dünya oluşturan” köyün teşkil ettiği “huzurlu cumhuriyeti”, “durgun Asya despotizminin sağlam temeli”ni oluşturuyordu.[111] Bu nedenle Marx için, bu tür ülkelerde kapitalist (yani sömürgeci) nüfuz “devrimci bir olgu”ydu, ancak “ahlaki açıdan arzu edilir” değildi.[112]

Buna karşın Marx, Doğu’nun veya dünyanın geri kalanının, Batı Avrupa’nın acı verici kapitalist deneyimini tekrarlamak zorunda olduğuna inanmıyordu. “Batı Avrupa’da kapitalizmin doğuşuna dair taslağını, tarihsel koşulları ne olursa olsun, tüm halklara nihayetinde toplumsal emeğe ait üretim güçlerinin alabildiğine büyümesini ve insanın en eksiksiz gelişimini sağlayan ekonomik oluşuma ulaşmak için dayatılan genel gidişatın tarihsel-felsefi teorisine dönüştürme” girişimlerine şiddetle karşı çıktı.[113] Marx kolonileri, Avrupa’da sosyalist olarak kabul edilen herhangi bir devrimi bastırmaya hazır olası karşı-devrim merkezleri olarak görüyordu.[114]

Engels, Karl Kautsky’ye yazdığı ünlü mektupta, 1882 yılında, daha sonra emperyalist ülkelerdeki sosyalist eğilimlere yol açacak olan iki tezi ortaya attı:

1. Avrupa sosyal demokratlarının çoğunun savunduğu, Avrupa proletaryasının kolonilerin bağımsızlaşmasına katkıda bulunmasının görevi olduğunu söyleyen, sosyalist sömürgecilik tezi;

2. Kolonilerin kurtuluşunu emperyalist ülkelerin proletaryasına bile fayda sağlayacak şekilde gören militan sosyalizmin tezi.[115]

Taktikler konusunda Engels, (Batı Asya gibi) nüfusunun üçte ikisinin hâlâ Ortaçağ koşullarında yaşadığı İtalya’daki sosyalistlere, demokratik hareketi destekleme ve ilerletme, nihayetinde proletaryanın hedefine, yani iktidarı ele geçirmesine yardımcı olma görevine sahip olduklarını söyledi. Bu taktik, sosyalistleri, ister saf cumhuriyetçiler isterse duygusal sosyalistler olsun, ilerlemenin yürüyüşünde basit bir aşamayı nihai hedef olarak görebilecek daha az açık görüşlü partilerin elinde yaşayacakları hayal kırıklığından kurtaracaktı.[116] Buna karşılık, tavsiye istendiğinde 1908’de İran’da meşruti hükümeti yeniden kurmak için yapılan silahlı mücadele sırasında Kautsky, Tebriz’deki İranlı sosyalistlere bu taktiği önermişti. İranlı sosyal demokratlara yazdığı aynı mektupta Kautsky, kapitalizmi devirmek isteyen Doğu halklarının sadece kendi topraklarında değil, aynı zamanda emperyalist Avrupa’da da sosyalizm için mücadele ettiklerini söylüyordu.[117]

Lenin’in tartışmaya duhul ettiği dönemde Doğu’daki hem ekonomik koşullar hem de politik mücadeleler, Avrupalı sosyalistlerin sömürge sorunu konusunda bölünmüş olduğu bir noktaya ulaşmıştı.[118] Lenin’in ilk açıklamaları, Çarlık ve Doğu’daki diğer gerici güçlerin baskısını eleştirmekle sınırlı kaldı. Lenin’in medya üzerinden edindiği, Doğu ülkelerine dair bilgileri sınırlıydı. Bu nedenle, söz konusu ülkeleri bir bütün olarak ele alıp 1905’teki Rusya ile kıyaslıyordu. Lenin için, yerel (daha sonra ulusal) burjuvazinin önderliğinde Doğu’da “burjuva demokrasisinin” başarısı, 1848’de Almanya ve 1905’te Rusya için olduğu gibi “tarihsel bir zorunluluktu.”[119] Bu dönemde Lenin, devrimin iki aşamalı olduğu anlayışına bağlıydı: önce burjuva-demokratik aşama, ardından proletaryayı güçlendirecek sosyalist aşama.[120] Lenin’e göre, Avrupa burjuvazisi, yerel burjuvazinin hâlâ halkın yanında saf tuttuğu, “tutarlı bir demokrasiyi temsil edebilecek” durumda olduğu sömürgelerdeki demokratik hareketlere görünürde sempatiyle yaklaşmasına rağmen “Ortaçağ”ın gerici güçleriyle ittifak halindeydi. Lenin’in düşüncesine göre, bunun sebebi devletin aklıydı.[121]

Demek ki Lenin’in 1917 öncesinde sömürge sosyalist hareketlerine ilişkin görüşünü şu şekilde özetlemek mümkün:

1. Marx’ın öğrettiğinin aksine, tüm kapitalizm öncesi toplumlar (ki bunlar “feodal” idi) sosyalizme ulaşmadan önce mutlaka kapitalist aşamadan geçmek zorundaydı.

2. Sömürgelerde ve yarı sömürgelerde, kurtuluş hareketi, hâlâ oynaması gereken devrimci rolü göz önüne alındığında, kapitalist gelişmenin ayrılmaz bir parçası olarak bir “ulusal devlet” kurmaya çalışacak olan burjuvazi tarafından yönetilmeliydi; ancak bu tarihi görev, Avrupa’da sosyalist devrimin gelmesinden önce tamamlanamayabilirdi. Bu, 1907’de Sosyalist Enternasyonal’in sağ kanadının savunduğu, bir tür “sosyalist” veya “hayırsever” sömürgeciliğe benzer bir görüştü.

3. Emperyalist burjuvazinin sömürgelerde reform girişiminde bulunması düşünülemezdi.

4. Avrupa proletaryası, insanlığı (sömürgelerdekiler de dâhil olmak üzere) kapitalist boyunduruktan kurtaracaktı. Bu nedenle, Lenin’in planında sömürgeler, Marx’ın, daha sonra Kautsky’nin onlara atfettiği rolü oynamıyordu.

Ekim sonrası kurulan yeni dünyada, Lenin’in Doğu hakkındaki fikirleri, köklü değilse bile önemli kimi değişikliklere tanık oldu. Lenin, bu değiştirilmiş görüşünü, Üçüncü Enternasyonal’in kuruluşundan bu yana ilk kez Kasım 1919’da eski Rus İmparatorluğu’na mensup Doğu halklarına ait örgütlerin kongresinde dile getirdi. Geçmişte dünya devrimini beklemek gerekirken, şimdi Doğu halklarının kurtuluşları için Rus devrimine bakabileceklerini söylüyordu. Ancak gene de beklentisi Almanya’da başlayacak bir Avrupa devrimi yönündeydi, zira komünizmin nihai zaferine yalnızca gelişmiş ülkelerin proletaryası ulaşabilirdi. Doğu halkları, bu noktada yardımcı bir rol oynayacaktı: “Görüyoruz ki Avrupa proletaryası, ezilen sömürgelerin, özellikle de Doğu’nun tüm emekçi kitlelerinin yardımı olmadan zafer kazanamaz.”[122]

1920 yazında Komintern’in ikinci kongresinden önce Lenin, Doğu sorunu hakkında şu tezleri ortaya koydu[123]:

1. Burjuva demokrasisinde eşitlik, hem sömüren hem de sömürülen tarafından paylaşılan soyut bir ilke olup, ezilen sınıfları büyük ölçüde aldatmaktadır.

2. Komünistler, burjuva demokrasisinin sahteliğini ve ikiyüzlülüğünü kınamalı, politikalarını öncelikle ekonomik koşullar olmak üzere, belirli tarihsel durumların kesin değerlendirmelerine dayandırmalı, ezilen işçilerin ve diğer sömürülen halkların çıkarları ile egemen sınıfın çıkarlarını da içeren ulusal çıkarlar arasında net bir ayrım yapmalıdır.

3. Emperyalist savaş, burjuva demokrasisinin sahteliğini ortaya çıkardığı gibi, sömürge proletaryasının ve emekçi kitlelerin yoğunlaşan mücadelesi, ulusların kapitalizm altında barış ve eşitlik içinde birlikte yaşayabileceğine dair küçük burjuva milliyetçi yanılsamasının çöküşünü hızlandırdı.

4. Bu öncüllerden hareketle, Komintern’in sömürge politikasının “toprak sahiplerini ve burjuvaziyi devirmek adına verilecek müşterek devrimci mücadele için tüm ulusların proletaryaları ve emekçi kitlelerinin daha yakın bir birliğini” teşvik etmesi gerektiği sonucuna ulaşıldı. Bu birlik, tek başına, kapitalizme karşı zaferi güvence altına alacaktı. Söz konusu birlik olmadan ulusal baskı ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması imkânsızdı.[124]

Lenin’in taslak bildirisi ayrıca, “herhangi bir ülkedeki proletarya mücadelesinin çıkarlarının, dünya çapındaki mücadelenin çıkarlarına tabi kılınması gerektiğini” söylüyordu.[125] Bu bildiri, çoğu zaman sadece “kötü” küçük burjuva milliyetçiliğini gizleyen enternasyonalizme yönelik göstermelik bağlılığa mani oluyordu.[126]

İran’da görülen türden durumlarla ilgili olarak Lenin, “Şu anda, çeşitli ulusların çalışan halkları arasında daha yakın bir birliğe duyulan ihtiyacın salt tanınması veya ilan edilmesiyle yetinilemez; tüm ulusal kurtuluş hareketlerinin ve sömürgeciliğe karşı mücadelelerin Sovyet Rusya ile yakın ittifakını tesis edecek bir politika izlenmelidir”[127] diyordu. İran gibi ataerkil-köylü ilişkilerinin hâkim olduğu ülkelerde, komünist partilerin, din adamlarına ve diğer gerici ve Ortaçağcı unsurlara karşı mücadelelerinde burjuva-demokratik kurtuluş hareketlerine yardımcı olmaları gerektiği önerisinde bulunuyordu. Avrupa ve Amerika emperyalizmine karşı hareketler olarak hanların, toprak sahiplerinin ve mollaların konumlarını güçlendirmeye çalışan pan-İslamcılığa ve benzeri eğilimlere karşı direnmeleri gerektiğini dile getiriyordu. Lenin, toprak sahiplerine ve toprak ağalarına karşı köylü hareketini desteklemenin ve “işçi halk sovyetleri” kurarak sovyet sisteminin temel ilkelerini uygulamaya çalışmanın gerekliliğini görmüştü.[128]

Komintern’in burjuva-demokratik milliyetçi hareketleri yalnızca komünist partilerin veya gelecekteki proletarya partilerinin unsurlarının eğitim çalışmalarında ve örgütlenme faaliyetlerinde engellenmemesi koşuluyla desteklemesini tavsiye eden Lenin’e göre Komintern, bu tür ülkelerde burjuva demokrasileriyle geçici olarak ittifak kurabilirdi, ama onlarla birleşmemeliydi. Öte yandan, bu tür ülkelerdeki komünistleri ulusal duygulara karşı duyarsız olmamaları konusunda uyardı. Halktaki güvensizliği ve önyargılar aşmak için kimi tavizlere ihtiyaç vardı.[129]

İkinci kongreye resmi olarak sunulan tezler, Sovyet ilkelerinin ataerkil-köylü toplumlarına uyarlanması gibi bazı radikal noktaların üzerini örtmüş olsa da[130] Lenin, iki hafta içinde kongreye sunduğu raporda, bu konuyu tekrar gündeme getirdi.[131] Bu konular, kongrenin Ulus ve Sömürge Komisyonu’nda, özellikle Hintli delege Roy ve İranlı Sultanzade tarafından şiddetle tartışıldı. Sultanzade, köylü sovyetlerinin, proletaryası olmayan sömürge ülkelerindeki işçi sovyetlerine paralel olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu.[132]

Lenin, kongrede yaptığı konuşmada, komisyonun üzerinde anlaştığı şu önemli noktaları vurguladı:

1. “Halklar ve bir bütün olarak dünyadaki politik sistemi arasındaki karşılıklı ilişkileri, sovyet hareketine ve Sovyet Rusya’nın önderliğindeki sovyet devletlerine karşı küçük bir grup emperyalist ulusun yürüttüğü mücadele tayin etmektedir.”

2. Komintern ve bağlı kuruluşları, “sömürücü ülkelerin burjuvazisi ile sömürgelerin burjuvazisi arasında gerçekleşen yakınlaşma” nedeniyle, burjuva-demokratik hareketler aksine, ulusal devrimci hareketleri destekleyecekti. Her ikisi de ulusal hareketlere karşıydı. Bu nedenle komünistler, yalnızca eğitim ve örgütlenme faaliyetlerinde komünistleri engellemeyen burjuva kurtuluş hareketlerini desteklemeliydi. Buna karşılık, burjuva reformizmiyle mücadele etmekle yükümlüydüler.

3. Komisyondaki tartışmalar sırasında yapılan “ikna edici argümanlar” temelinde Lenin, sömürgelerdeki çalışmalarının temeli olarak köylü sovyetlerinin önemine bir kez daha vurgu yaptı.

4. Geri kalmış ulusların, kurtuluşa giden yolda mutlaka kapitalist bir gelişim aşamasından geçmeleri gerekmiyordu. Muzaffer devrimci proletaryanın ve Sovyet “hükümetlerinin” yardımıyla, bu ülkeler, bu gelişim aşamasını atlayabilirlerdi.[133]

Sonuç

Bu bölümde genel olarak Doğu’ya, özel olarak İran’a yönelik Sovyet dış politikasının gelişimi incelenmiştir. Moskova’nın başlangıçtaki devrimci duruşuna ve sömürülen Doğu kitlelerine yönelik çağrılarına rağmen, Sovyet rejimi, kısa süre sonra devletler arası diplomatik müzakere düzeyine geri döndü. Kibirli devrimci bildiriler ve düzenli diplomasiyi yan yana getiren iki yönlü bir politika geliştirdi. Evet, Ekim Devrimi, İran’daki devrimci hareketin radikal kanadı üzerinde muazzam bir etkiye yol açarak, İran Komünist Partisi’nin kurulmasına yol açmıştı. Ama daha sonra anlaşılacağı üzere, bu etki, halkın devrimci coşkusu ve iyi niyetiyle tanımlı alanı yalnızca Sovyetler’in amaçları doğrultusunda istismar etmeye yönelik adım ve faaliyetler için gerekli zemini hazırladı. Ulusun toplumsal ve ekonomik düzeyde mevcut olan karmaşık yönlerinin bir biçimde tezahür ettiği İran Komünist Partisi’ndeki teorik ve politik ayrılık da, partinin Sovyet diplomasisince ileride istismar edilmesi için gerekli zemini meydana getirdi.

Lenin’in sömürgelerdeki devrimci hareketler ve politik gelişmelerle ilgili fikirleri, Komintern’de İran gibi ülkeleri temsil eden radikal komünistlerin etkisiyle birkaç kez değişti. Bununla birlikte, Komintern’in İkinci Kongresi’nde iki tezin kabul edilmesi, Engels’in sömürgelere yönelik düşüncesine damga vuran ikili yaklaşımı yeniden diriltti.[134] Bu ikilik, Sovyetler’in sömürgelere ve sömürgecilerine yönelik dış politikasını oluşturanlara epey fayda sağladı.

Hüsrev Şakiri

[Kaynak: Birth of the Travma: The Soviet Socialist Republic of Iran, 1920-1921, University of Pittsburgh Press, 1995, s. 142-165.]

Dipnotlar:
[1] İran'ın dış ilişkilerindeki bu dönem, birçok yazar tarafından ideolojik nedenlerle ele alınmış olsa da, kesin bir anlatım mevcut değildir. Hatta R. K. Ramazani'nin “The Foreign Policy of Iran, A Developing Nation in World Affairs, 1500-1941” [Charlottesville, Va., 1966), s. 140-150] adlı eseri bile, Lenczowski’nin oldukça ideolojik olan eseri gibi ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Onun “geçici hükümete yönelik bu olumlu jeste yönelik adım girişimini” İran’daki İngiliz hayranlarının ilk örneği olan, “o sırada Rusya’da bulunan” Seyyid Ziya’ya atfetmesi şaşırtıcı değildir.

[2] F. N. Bravin, neredeyse tüm Batılı çalışmalarında söylendiğinin aksine, “Karl Bravin” değil. Rusya’nın Azerbaycan’ın Hoy şehrinde görevli konsolos yardımcısıydı. Şubat devriminden sonra Gilan’daki Rus devrim komisyonunun aktif bir üyesi oldu. Bolşeviklerin hâkim olduğu bu komisyon, kısa süre sonra Sovyet rejimiyle işbirliğini tercih etti. Bravin, Troçki’nin tüm Rus diplomatik personeline devrimci hükümete katılmaları yönündeki genelgesine olumlu cevap vermiş, bunun üzerine Tahran’a Sovyet elçisi olarak atanmıştı. Nikitin’in Irani keh Man Shenakhteh Am isimli eserinde [Tahran, 1950), s. 257-58] belirttiğine göre, Bravin, ayrıca ondan Sovyet davasını desteklemesini ve yeni diplomatik kadroya katılmasını istemişti. Nikitin bu isteği geri çevirdi.

[3] Cengel gazetesinin 4 Eylül 1917 (Sayı. 9, s. 1) tarihli nüshasında bildirildiğine göre Gilan’da konuşlanmış olan Rus askerlerinin komutanı G. Giorgadze, önesinde Küçük Han ve yardımcısıyla bir araya gelmiş, onlarla Rus askerlerinin ülkeden çekilme sürecini görüşmüşlerdi

[4] A.g.e.

[5] A.g.e., s. 2.

[6] J. Degras, Soviet Documents on Foreign Policy (Londra, 1951), 1:16-18; Ayrıca bkz.: A. A Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg (Tahran, 1956), s. 465-66.

[7] Bu, 6 Aralık’ta İran’ın Petrograd’daki maslahatgüzarı Esad Han Bahadır’a gönderilen ve "Türk kuvvetlerinin ayrılmasına eşlik etmesi koşuluyla Rus birliklerinin tahliyesi için derhal hazırlıklara başlanmasını" öneren davete bir cevap niteliğindeydi. 23 Aralık 1917’de Esad Han, Tahran’ın onayını iletti ve 23 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Troçki, tahliye programını C.C. Izvestia’da yayınladı. Bkz.: Iranskii (Pastukhov), “Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” Novyi Vostok, Sayı. 3, 1923, s. 94.

[8] Dokumenty Vneshnei Politiki SSSR (DVP/SSSR) (Moskova, 1957), 3:536.

[9] Cipher telegram, 18 Aralık 1917, FO 248/1202.

[10] Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:28-29; ayrıca bkz.: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 468. İranlı maslahatgüzar Esad, Troçki’ye yazdığı mektupta “15 Aralık günü Brest’te imzalanan ateşkes anlaşmasının 12. maddesinin muhtevası uyarınca bilgilendirilmiş olan İran hükümetinin kendisine askerlerin İran’dan çekilmesi sürecini bu türden görüşmeleri yürütme yetkisini haiz Rus tarafı ile birlikte müzakere etmesi konusunda yetki verdiğini söyledi. Devamında “aşağıda imzası olan beyler, Rus askerlerinin İran’dan tahliyesi sürecine ilişkin müzakerelerin başlayacağı günü ve saat konusunda bilgilendirilsin” dedi.

[11] Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:72-73.

[12] Cipher telegram from Petrograd, 6 Ocak 1918, FO 248/1202.

[13] A.g.e.

[14] A.g.e.

[15] Petrograd ve İstanbul elçiliğindeki heyete gönderilen şifreli telgraflar, 8 Ocak 1918, FO 248/1202.

[16] X. J. Eudin ve R C. North, Soviet Russia and the East (Stanford, 1964), s. 92-93.

[17] Bazı İranlı devlet adamlarının müdahalesi sayesinde bu gizli notanın tam metni İngiliz Elçiliği dosyalarına girdi. Bkz.: FO 248/1202. Farsça hali için bkz.: Sepehr, Iran dar Jang-i Bozorg, s. 465.

[18] Taqizadeh telegram, 5 Ocak 1920 (FO 248/1311), “Demokrat Parti’nin Başkanı” olarak imzalanmış. S. H. Takizade yolun başında, 1906 yılında Tebrizli bir anayasacıydı. Kısa süre sonra İngiliz yanlısı olan Takizade, savaş sırasında Almanlara çalıştı, ardından Sovyet yanlısı oldu. Hikâyenin sonunda Pehlevilere hizmet eden Takizade, 1933’te imzalanan o ünlü petrol anlaşmasının altına imza atan isim.

[19] Bravin telegram, 25 Ocak (O.C.) 1918. Telgrafta “Rusyalı İşçilerin ve Köylülerin Cumhuriyetçi Hükümeti beni İran’daki diplomatik temsilcisi olarak seçti. Kısa süre sonra Hoy’dan ayrılıp Tebriz üzerinden Tahran’a gideceğim ve elçilik görevini üstleneceğim” yazılı (FO 248/1202).

[20] Iran, 16 Haziran 1918; çeviri: USNA 891/1918, Roll 4. Iranski’nin [“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 95] aktardığına göre, Bravin Aralık 1917’de atanmıştı.

[21] Bkz.: A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela'at, 19 Mart 1973, s. 8. Devrimci askerlerin açıklamasının altında sonrasında Kolomitsev ile çalışacak olan Çilyapin’in imzası vardı.

[22] Teheran press reports monitored by U.S. legation, USNA 891/1918.

[23] A.g.e.; Tahran’da çıkan İngiliz yanlısı Rad gazetesinin 29 Ocak 1918 tarihli sayısında aynı habere yer veriliyordu ama gazete bu haberinde önceki gün yapılan toplantının “gayri resmi” olduğu üzerinde duruyordu (USNA 891.00, Roll 4).

[24] Bravin’in hükümete gönderdiği raporda “İran’da çıkan demokrat gazetelerin Tahran’daki çar yanlısı sefirle temasların devam etmesi ile ilgili olarak hükümet karşıtı yazılar yayınladıkları” söyleniyor. Bkz.: DVP/SSSR 1:714, n. 20.

[25] Bkz.: A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela'at, 15 Mart 1973, s. 8.

[26] Legation Files, Tahran, USNA 891/1918.

[27] Bkz.: Jangal, Sayı. 26, 1 Mart 1918 ve Sayı. 30, 3 Mayıs 1918; ayrıca bkz.: M. N. Ivanova, NatsionaVno-osvoboditeVnoeDvizhenie v Irane, 1918-1922 gg (Moskova, 1961), s. 63.

[28] DVP/SSSR 1:713, n. 18.

[29] Bravin, statement to Iranian Foreign Ministry, Iran, 16 Haziran 1918; tüm çeviriler ABD’nin Tahran elçiliğine ait, USNA 891/1918, Roll 4. Eskiden Çar döneminde aynı kişilere sağlanan koruma ancak bir iki yıl sonra sağlandı. Büyükelçi Şumyatski emrinde çalışan, İran’da görevlendirilen A. Barmine’in aktarımı şu şekilde (A. Barmine, Memoirs of a Soviet Diplomat [1938; rpt. Westport, Conn., 1973], s. 189-90):

“Komünist vicdanım, bazı toprak sahipleri ve tüccarlar meselesinde çok geçmeden sınandı. Kapitülasyon yürürlükteyken, zengin İranlılar arasında daha kurnaz olanların, kendilerine konsolosluk koruması sağlayacak Rus vatandaşlığı almaları alışkanlık haline gelmişti. Şimdi bu adamlar pasaportlarını yenileme talebiyle bana geldiler. Benim gözümde onlar, hiçbir saygı göstermemiz gerekmeyen bir grup kapitalistten ibaretti. Ancak Şumyatski’nin talimatları oldukça netti. Pasaportlar yenilenmeliydi. İran’daki yurttaşlarımıza, kapitalist olsalar bile, her türlü koruma sağlanmalıydı. Onlar aracılığıyla nüfuz alanımızı genişletebilirdik.”

[30] Iran, 16 Haziran 1918; çeviri: USNA 19/1918. Sovyetler, İran ile ilişkiler kurar kurmaz, bu konuya dair tutumları değişti. İlişkilerin kurulmasının hemen ardından Maliye ve Dışişleri Bakanı ile Azerbaycan Valisi olarak görev yapan Dr. M. Musaddık, şu olayları aktarıyor: Tebriz’de, İran Savaş Bakanı Rıza Han karşıtı bir bildiri dağıttığı için bir Rus Bolşevik’i tutukladı. Sovyet konsolosu, Musaddık’ı tutuklamayı protesto ederek, Sovyet vatandaşlarının İran’da güvende olmadığı için Sovyet Kızıl Muhafızları’nı çağırmak zorunda kaldığını savundu. Musaddık, bu eylemin iki ülke arasında yeni imzalanan anlaşmaya tamamen uygun olduğunu açıkladı. Konsolos memnuniyetsizliğini dile getirerek, geri adım attı. Başka bir olayda, Sovyet konsolosu, Azerbaycan’ın önceki valisince başka bir Sovyet vatandaşını öldürmekten tutuklanıp işkence gören bir Sovyet vatandaşı için iptal edilmiş kefalet haklarını kullanmak istedi. Musaddık, onu gene geri çevirdi, İran’ın yargı sisteminin bağımsızlığını hatırlattı. Bir başka vesileyle Rothstein, bakan sıfatıyla Musaddık’ı ziyaret etti. 1921 darbesinin failine karşı çıkmasından duyduğu hayranlığı dile getirdikten sonra, İran’daki yeni Sovyet Bankası için eski Rus İskonto Bankası binasını kiralamayı talep etti. Musaddık, böyle bir hareketin kötü bir izlenim bırakacağına onu ikna etti. Bkz. M. Mossadegh, Khaterat va Ta’alomat (Tahran, 1986), s. 151-54.

[31] Aktaran: A N. Kheifets, Sovetskaia Rossiia i Sopredel’nye Strany Vostoka v Gody Grazhdanskoi Voiny (1918-1920) (Moskova, 1964), s. 209. Asıl merak konusu, 1988’de Columbia Üniversitesi Los Angeles Kampüsü’nde İran-Sovyet-Amerika ilişkileri üzerine verdiği derste Sovyetler’in ünlü İran uzmanı Biliaev, Bezirgan hükümetinin Kasım 1979’da 1921’de imzalanmış İran-Sovyet Dostluk Anlaşması’nı iptal etmesinin İran’ı 1918’de Sovyet hükümetinin vazgeçtiği tüm tazminatı, buna ek olarak 60 milyar doları bulan, yetmiş yılı aşkın bir süre içerisinde birikmiş faizi ödeme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakacağını söyledi!

[32] Bravin statement, Iran, 16 Haziran 1918, çeviri: in USNA 819/1918, Roll 4.

[33] Bravin statement, Iran, 19 Haziran 1918.

[34] A.g.e.

[35] Bravin statement, Iran, 20 Haziran 1918; N. S. Fatımi [Diplomatic History of Persia, 1917-1923 (New York, 1952), s. 138] Bravin’in Lenin’e gönderdiği düşünülen bir mesajdan bahsediyor. Fatımi, kaynak olarak “İran Devlet Arşivleri” ile Hakikat gazetesinin 21 Ocak 1922 tarihli sayısını gösteriyor. “İran Devlet Arşivleri”ne ulaşmak zor ama bahsi edilen gazetede bu türden bir mesajın bulunmadığını söylemek gerekiyor. Ama nedense bu tür yanlış ifadeler başka yazarlarca alıntılanıyor. Örneğin bkz.: Eudin ve North, Soviet Russia and the East, s. 93.

[36] Bravin telegram, Sayı. 1, 9 Haziran 1918, FO 248/1213.

[37] A.g.e.; Bravin telegram Sayı. 8, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.

[38] Bravin telegram Sayı. 2, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.

[39] Bravin telegram Sayı. 3, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.

[40] Bravin telegram Sayı. 5, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.

[41] Bravin telegrams Sayı. 6 ve 7, 19 Haziran 1918, FO 248/1213.

[42] ABD’nin Tahran elçiliği tarafından izlenen, isimsiz, tarihsiz [1919] bir genelge (USNA 891.00, Rulo 5). Lenin’in bu zamandan ölümüne kadar popüler olduğuna dair kanıtlar var. Tahran’daki liberal bir gazete, Fransız, İngiliz, Alman ve ABD politikalarını “Makyavelci” olarak tanımlıyordu: “Başından beri başkalarını köleleştirme arzusundan vazgeçen ve insanlığı esaretten kurtarmayı arzulayan Bolşevikler, elbette benzer bir diplomasi uygulayıp inançlarını diğer halklar arasında süngüler yardımıyla yayamazlar. [...] Bolşevizm, barış ve siyasi yaratıcılık demektir; siyasi bir yöntem değildir. Bolşevik politikası, akla modern Avrupa devletlerinin politikalarını getiremez.” (‘We and the Bolsheviks,” Rahnama, 11 Mayıs 1919, akt.: Kheifets, Sovetskaia Rossiia i SopredeVnye Strany Vostoka v Gody Grazhdanskoi Voiny [1918-1920] [Moskova, 1964], s. 220). Bahar, Şukuhi Yezdi, Gilani, R. Kirmanşahi, V. Destgerdi, Yağmayi, Y. Reyhan, Vaiz Keyvani ve Lahuti gibi birçok radikal halkçı şair, Lenin’le ilgili methiyeler kaleme aldı (T. Ne’matov, Oktiabr' va Eron Ad- abiyeti, 1920-1930 iillar poeziiasi [Taşkent, 1977]). Barmine [Memoirs of a Soviet Diplomat, s. 194] “Lenin tüm Asya için bir simge haline geldi” diyor.

[43] A. Ahrar, ‘Toufan dar Iran,” Ettela’at, 18 Mart 1973.

[44] A.g.e.

[45] C. İranski, [“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 94 ve “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomats,” Novyi Vostok 8-9 (1925): 154], Bravin’in Tahran’da dişe dokunur bir şeyler yapamamasını “eski zihniyetini yeterince değiştirmemiş olması”na bağlıyor. Devamında Bravin’in birkaç yobaz Afgan tarafından Kabil’de öldürüldüğünü söylüyor.

[46] On Kolomitsev’in İran’da sonuçsuz kalan çalışmaları konusunda bkz.: B. Z. Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii (Moskova, 1960). Ekim 1916’da askere alındığında Moskova Ticaret Enstitüsü öğrencisi olan İvan Osipoviç Kolomitsev, Rus ordusunda teğmen oldu, Mayıs 1917’de General Baratov’un emrinde Kirmanşah’taki İstihbarat Bölümü şefi olarak İran’da görev yaptı. Savaş sırasında solcu olan Kolomitsev, Asker Vekilleri Sovyeti’ne seçildiğinde ve İran’da bir birliğin komiseri olduğunda Bolşevik oldu. Ekim Devrimi’nden sonra Enzeli Devrimci Askeri Komitesi sekreteri olarak, Çilyapin ile birlikte Rus kuvvetlerinin İran’dan tahliyesi sürecini denetledi.

[47] İranski [“Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 95; “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 154] şöyle diyor: “Kafkasya'daki Sovyet Hükümeti Komiseri Yoldaş Şaumyan’a Tahran’a başka bir temsilci göndermesi talimatı verildi.” L. I. Miroşnikov, [Iran in World War I (Moskova, 1963), s. 88-89] bu gerçeği doğruluyor ve yeni Sovyet elçisinden “İran’daki koşulları iyi bilen, Rus birliklerinin oradan tahliyesini organize etmede kendini gösteren, yüksek bilgi birikimine sahip bir kişi” olarak sitayişle bahsediyor.

[48] Iranskii, “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 154.

[49] Akt.: A.g.e., s. 155-56. Ayrıca Ufa hükümetinin hainler çetesi olduğunu söylüyor, kimsenin Sovyet hükümetine karşı başarılı bir mücadele yürütemeyeceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ayrıca bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii, s. 43-44; Great Soviet Encyclopedia, 3. Baskı, (Londra, 1970), 3:387.

[50] Iranskii, “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii,” s. 156.

[51] A.g.e., s. 155.

[52] A.g.e., s. 157; ve Iranskii, “Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat’ Let,” s. 96. Yakın döneme ait bir değerlendirme için bkz.: Miroshnikov, Iran in World War I, s. 89- 92.

[53] Zulümden kaçarken bir köylünün kulübesinde saklandı ve burada ödülü almak isteyen başka bir köylünün ihanetine uğradı. Bender Gez yakınlarında Kazak Tugayı’ndan Yüzbaşı Filipov ve ismi açıklanmayan bir İran şehzadesince, muhtemelen çarlık ordusuna katılan ünlü şehzade Darab Kaçar tarafından vuruldu. Bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii, s. 46-47; Iranskii, "Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat' Let", s. 95 ve “Stranitsa iz Istorii Krasnoi Diplomatii”, s. 159. Kolomitsev’in tutuklanması hakkında ayrıca bkz.: Shumiatskii, Na Postu Sovetskoi Diplomatii, s. 59. Nikitin (İrani keh Man Shenakhteh Am, s. 319), onları Reşt’ten Tahran’a getiren kamyonda Kolomitsev ile görüştü. Hazar kıyısında Kolomitsev’in idamını bildirirken, Sovyet diplomatından kurtulanın İngilizler olduğu imasında bulundu.

[54] Anlaşmaya sadece İran’da değil, ABD ve Fransız hükümetleri de karşı çıktı, hatta İngiliz kamuoyunun ve Hindistan hükümetinin büyük bir kısmı da buna sürece katılmadı. Bkz.: G. Waterfield, Professional Diplomat, Sir Percy Loraine of Kirkharle Bt. (Londra, 1973), s. 55-65; Ramazani, The Foreign Policy of Iran, s. 158-66; Yayına Hz.: Alexander ve A. Nanes, The United States and Iran, A Documentary History (Frederick, Md., 1980), s. 23-28.

[55] K. Troianovskii, Vostok i Revoliutsiia (Petrograd, 1918), s. 9. Bolşeviklerin devrimin alanını Asya’ya doğru genişletme çağrısı, artık çarlık Prensi Gorçakov’un “Rusya’nın geleceği Asya’dadır” şeklindeki değerlendirmesini aksettiriyordu (Akt.: Iranskii, “Russko-Persidskie Otnosheniia za Piat' Let”, s. 91).

[56] Degras, Soviet Documents on Foreign Policy, 1:161.

[57] A.g.e., s. 162.

[58] A.g.e.

[59] A.g.e., s. 163-64.

[60] Memnuniyetsizlik sadece radikallerle sınırlı değildi. Kuzey illerindeki toprak sahipleri ve tüccarlar da, dünya savaşı ve Rusya’daki iç savaş nedeniyle İran’ın eski büyük ticari ortağıyla ticaretin engellenmesi yüzünden memnuniyetsizdi. Fiyatlar hızla yükselirken, geleneksel olarak Rus pazarına yönelik üretim kârsız hale gelmişti.

[61] Bu, Doğu halklarının tüm komünist örgütleri için merkezi bir büro oluşturma kararının bir uzantısıydı. Müsbüro kuruldu. On iki bölümden biri İranlı kadroları eğitmekle görevliydi. Bkz. S. Blank, “Soviet Politics and the Iranian Revolution of 1919-1921,”, Cahiers du Monde Russe et Sovietique 21 (1980): 1743-93. Türkçesi: İştiraki; ancak Blank net bir açıklama sunmuyor, zira Cengelilerle çatışma meselesini ele alan Farsça kaynaklardan yoksun olduğu için İran Komünist Partisi’ndeki muhtelif fraksiyonları net bir şekilde idrak edemiyor. Lenin'in niyetlerini sorgulamadan, sözlerini olduğu gibi kabul ediyor.

[62] “Zadachi i usloviia sotsialisticheskoi propagandy v Persii,” Zh. N., Sayı. 26, 18 Mayıs 1919; çeviri: C. Chaqueri, La Social-Democratie en Iran (SDI) (Floransa, 1978), s. 102.

[63] “Enslavement of Persia by the English,” Zh.N., Sayı. 39 (47), 12 Ekim 1919, s. 2.

[64] Zh. N., Sayı. 2 (59), 11 Kasım 1919.

[65] Himmet’in tarihi konusunda bkz.: T. Swietochowski, “Socialism and the Nationality Question in Russian Azerbaijan, 1904-1920,” Cahiers du Monde Russe et Sovietique 19 (1978), s. 119-42; Chaqueri, SDI, and Social Democracy in the Persian Constitutional Revolution, 1905-1911.

[66] 1912 küçük bir azınlık kopup Musavat partisini kurdu. Bkz.: T. Swietochowski, Russian Azerbaijan, 1905-1920 (Londra, 1985), s. 73-75.

[67] İran Komünist Partisi’nin bir liderine göre, ta 1914 yılında Bakû’dek İranlı işçiler sokaklarda eylem yapıyor, emperyalist savaşı protesto ediyorlardı. 1916’da Bolşevizme meyilli bir grup İranlı işçi sosyal demokrat partiden koptu ve uzun süre ağırlıklı bir kısmı İranlı olan Bakûlü proleter halk kitleleri içinde bağımsız çalışma yürüttü (A. Sultanzade, “The Revolutionary Movement in Iran,” Zh. N., Sayı. 30, 1920; çeviri: Le Mou- vement Communiste en Iran [MCI\, yh.: C. Chaqueri [Floransa, 1979], s. 243).

[68] 1917-1920 arası dönemde ara ara uygulanan baskılar neticesinde Adalet partisi iki farklı gazete çıkarttı: Bayrak-ı Adalet ve Hürriyet (MCI), s. 640-41).

[69] T. A. Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy (Bakû, 1963), s. 128-31.

[70] Adaletçilerin Rus iç savaşına katılımıyla ilgili iki çalışma için bkz.: Donya 4 (1968), ayrıca bkz.: Historical Documents: The Workers', Social Democratic, and communist Movement in Iran (Floransa, 1969-1993), yh.: C. Chaqueri (Hist Doc.), 1:30-34; NarodyAzii i Afriki (1972): 55-63.

[71] Bu bölümde Adalet’le alakalı diğer kaynaklara ek olarak ayrıca bkz.: “For the First Congress of the ‘Adalat Party,” Kommunist, Sayı. [49?], 20-30 Haziran 1920.

[72] Azhir, Sayı. 64, 1943.

[73] Küçük Han’la temas kurmadan önce tutuklandı ve idam edildi. Onu ya İngilizler ya da yereldeki müttefikleri öldürdü (Azhir, Sayı. 74, 1943). Azir gazetesinde bu olayın haberini yapan Pişevari katillerin ismini vermiyor, yukarıda aktarılan genel bilgiyi vermekle yetiniyor (Hist. Doc., 6:86-88). S. A. Towhidi, Matbouat- i Komonisti-yi Iran dar Mohajerat, 1917-1932 (Bakû, 1985), s. 29.

[74] Sultanzade, “The Revolutionary Movement in Iran.”

[75] Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy, s. 162-63.

[76] MCI, s. 120-35.

[77] Eylül 1918’de Tebriz’e gelen Wustrow, Kafkasya’dan çekilen Alman askerlerinin mühimmatlarını konsolosluğa bırakmalarına izin verdi. Ateşkes sonrasında bile İngilizlere düşman olan Wustrow, 1919-1920 yıllarında Şeyh M. Hiyabani liderliğindeki Adaletçiler ve yereldeki Demokratlarla işbirliği yaptı. İktidara geldikten sonra Tebriz Demokratları, İngilizlerin yanında yer aldı ve Alman konsolosuyla ilişkilerini kesti. Konsolosun elindeki silahları teslim etmesini ve tutuklayıp hapse attıkları Adaletçilere yardım etmeyi bırakmasını talep ettiler. Wustrow reddetti. Konsolosluk binası, Hiyabani’nin güçlerince topçu ateşi altına alındı, kendisi saldırıda öldü. Wustrow “olayı”, İngiliz baskısı altında "çözüme kavuşturuldu".

Sör Percy Cox, 6 Haziran 1920’de Dışişleri Bakanlığı’na şunları bildirdi: “Birkaç gün önce İran hükümetine Genel Vali’nin Wustrow’u Kazvin’e sınır dışı etmesi konusunda ısrar ettim. Bugüne kadar bir sonuç alamadım. Demokratlar dün İskendani Yayınevi’ni aradılar, orada çok sayıda Bolşevik broşürü buldular. Bolşevik propagandasının tamamen Alman Konsolosu tarafından desteklendiğine dair kesin kanıtları var, kendisi fiilen kuşatma altında. Konsolos konutunu tahkim ediyor.” Aynı günkü bir başka raporda, Wustrow’un Hiyabani’nin isteklerine uymayı reddetmesinin ardından, Hiyabani’nin konutuna saldırı emri verdiği belirtildi. Saat 19:00’da konsolosluk bayrağı yarıya indirildi (metinler, İran’daki EMAF Arşivleri’nde bulunan Fransızca kopyalardan çevrilmiştir, 1919-1929; ayrıca MCI, s. 166).

[78] Zh. N., 16 Şubat 1919 (MCI, s. 264).

[79] A.g.e.

[80] A.g.e., s. 12-13.

[81] A.g.e., s. 13-14.

[82] Report by the British A.P.O. [ismi okunamıyor], Enzeli, 9 Eylül 1919, FO 248/1236; ayrıca bkz.: İran Merkezi Propaganda Konseyi’nin Farsça kaleme aldığı “İranlı Emekçilere Hitap”. Metin, şu çalışmada ele alınan konu başlığı ile ilgili: Qabaleh-yi Tarikh, ed. I. Afshar (Tahran, 1990), s. 172.

[83] ‘To the Democrats of Persia,” 1919, FO 248/1236.

[84] Kazvin’deki İngiliz istihbaratı görevleri 1920 yazında bu raporları ele geçirdi (FO 248/1278); ayrıca bkz.: MCI, s. 120-41.

[85] Ayrıca rapor, programı diğer örgütlerin programına nazaran Bolşeviklerin programına yakın olan İranlı Sosyalistler örgütünün Bolşevik örgütlere katılmayı ve İran Bolşevik Komiserliği emrinde çalışmayı kabul ettiğini söylüyor” (MCI, s. 123-24). Sosyalistlerin programı için bkz.: Hist. Doc., 6:72-75.

[86] Biller’in raporu, 20 Mayıs 1920. Bu belgeler de Kazvin’deki İngilizlerin eline geçti (MCI, s. 133-41).

[87] Jangali file Sayı. 11, 7 Ocak 1919, FO 248/1243.

[88] Jangali file Sayı. 69, 20 Şubat 1919, FO 248/1243.

[89] 1920-1921’de bu ordu Rusça bir gazete çıkarttı. Bu yayın ileride ele alınacak.

[90] Adalet partisinin iddiası, aktaran: Sovyet haber ajansı ROSTA, 13 Haziran 1920, çeviri: 1920, FO 371/4917. Tahran’daki Fransız askeri ataşesinin raporu. Ducrocq (Archives du MAEF, Asie, Serie E, Perse, 1919- 1929, doss. 22) Norperforce komutanı General Ironside’ın elindeki bilgilere göre Bolşevikler, 1920 yazında Gilan’daki güçlerini “Kafkasya’dan gelen 6.000 Azerbaycanlı ile takviye ettiler”. Azerbaycan’daki Gürcü temsilci Dr. Alşipaya’ya (FO 371/ 4940, s. 214) göre Bolşevikler, İngilizlere karşı 18.000 İranlı işçiyi örgütlediler. Londra’da çıkan Daily Express, 28 Temmuz 1920 tarihli nüshasında verdiği haberde, İran’ın Bolşeviklerce işgal edilmesi sürecinin hazırlık aşaması dâhilinde 10.000 İranlı işçinin Rusya’da politik-askeri eğitim aldığını söylüyordu.

[91] İkinci Meclis’in İsveçli subayların rehberliğinde kurduğu İran jandarma teşkilâtında 8.000 civarında asker vardı (Report of the Anglo-Persian Military Commission [Tahran, 1920], s. 21-24). Teşkilâtta görevli kimi vatansever subaylar Küçük Han güçlerine ve Kirmanşah’taki “ulusal hükümet”e bağlandı. Teşkilât, 1921 sonrası Rıza Han tarafından kurulan yeni İran ordusuna entegre edildi.

[92] Tocsin, 9 Haziran 1920, çeviri: FO 317/4917, f. 72.

[93] A.g.e., s. 84.

[94] A.g.e., s. 7-8, f. 69.

[95] A. Sultanzade, Vlntemationale Communiste, Sayı. 13, 1920; MCI, s. 45- 47, 242-47.

[96] Konferansın arifesinde İranlı komünist lider Sultanzade, “Doğu’da Sosyalist Devrime Dair Perspektifler”i analiz eden iki makalesinde (Izvestia, Taşkent, Sayı. 66-67, Mart 1920) devrimin alanının İran’a doğru genişleyeceği haberini verdi.

[97] A. Sultanzade, Haydar Han Emmioğlu ve Komintern delegesi, Türkiye Komünist Partisi lideri Mustafa Suphi de tartışmaya katıldı. Bkz.: A. Sultanzade, “Le Premier Congres des Communistes Persans du Parti Adalat,” LTntemationale Communiste 14 (1920); ve T. A. Ibrahimov, Iran Kommunist Partiasinyn Iaranmasy (Bakû, 1963), s. 159-60.

[98] A. Shamideh, Haidar Khan Amoqli (Bakû, 1973), s. 48.

[99] A.g.e., s. 49-50.

[100] A. Sultanzade, “About the Congress of the Persian Communist Party ‘Adalat,” Kommunist, Sayı. 28, 5 Haziran 1920.

[101] Görünüşe göre parti kongresinin 15 Haziran’da başlaması planlanmış.

[102] Sultanzade, “Le Premier Congres,” s. 225-30.

[103] A.g.e.

[104] A.g.e.

[105] A.g.e.

[106] Hist Doc., 6:94-105; A. Sultanzade, “Perspectives,” The Forgotten Revolutionary Theoretician içinde, yh.: C. Chaqueri (Floransa, 1985), s. 13-14.

[107] Programa Persidskoi Kommunisticheskoi Partii (B) (Reşt [?], 1920), s. 2-6; Hist Doc., 6:94-105.

[108] I. Tomachevsky, “On the Congress of Persian Communist Party,” Pravda, 14 Temmuz 1920. Makalenin yazarı İran Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Askeri Konseyi üyesiydi.

[109] A. Sultanzade, Persiia (Moskova, 1924), s. 85-87.

[110] “Chehreh-yi Yek Enqelabi-yi Kohansal,” Donya 9, Sayı. 4 (1968): 57-59; Akhundzadeh, C. Bahram, “Memoirs,” Donya 14, Sayı. 2 (1973): 89-96.

[111] Bkz.: Marx’tan Engels’e, 2 Haziran 1853, K. Marx ve F. Engels, Selected Correspondence içinde (Moskova, 1954), s. 99, 102-03.

[112] K. Marx, Selected Works (Moskova, 1969), 1:493; ayrıca bkz.: C. Chaqueri, Premier Congres des Peuples de Vorient, giriş bölümü, yh.: Chaqueri (Paris, 1981).

[113] K. Marx, “Lettres a la redaction des Otetchestvenniye ZapiskySur les Societes Precapitalistes içinde (Paris, 1970), s. 351.

[114] K. Marx’tan Engels’e, Ekim 1858, K. Marx ve F. Engels, Werke içinde (Berlin, 1970), 29:36.

[115] F. Engels’ten Kautsky’ye, 12 Eylül 1882; Marx ve Engels, Selected Correspondence içinde, s. 422-23.

[116] K. Kautsky’den İtalyan Sosyalist Partisi’ne, 26 Ocak 1894, K. Marx ve F. Engels, Corrispondenza con Italiani içinde (Milano, 1964), s. 517.

[117] K. Kautsky’den A. Tchilinkirian’a, 1 Ağustos 1908, C. Chaqueri, La Social-Democratie en Iran içinde (Floransa, 1978), s. 23-25.

[118] Bu konuyla ilgili en hararetli tartışmalar, Sosyalist Enternasyonal’in 1907 yılında Stuttgart’ta düzenlediği yedinci kongrede yaşandı. Bkz.: VIP Congres Socialiste Internationale, Compte Rendu Analytique (Brüksel, 1908).

[119] V. I. Lenin, “Inflammable Material of World Politics,” Collected Works (Moskova ve Londra, 1963), 15:182-88.

[120] Lenin, “Socialist Revolution and the Right of Nations to Self-determination,” Works, 22:143-56; ve “The Awakening of Asia,” Works, 19:85-86.

[121] Lenin, “Backward Europe and Advance Asia,” Works, 19:99-100; “The Events of Balkans and Persia,” Works, 15:220-30; ve “Democracy et Narodnism in China,” Works, 18:163-69.

[122] Lenin, “Address to the Second All-Russia Congress of Communist Organisations of the Peoples of the East,” Works, 30:151-62.

[123] Lenin, “Preliminary Draft Theses on the National and Colonial Questions,” Works, 30:144-51; bu taslak metin, Komintern’in ikinci kongreye yönelik resmi önerisi olarak yayımlandı: Theses Presented to the Second World Congress of the Communist International (Petrograd-Moskova, 1920), s. 55-61.

[124] Lenin, “Preliminary Draft Theses,” s. 145-46.

[125] A.g.e., s. 148.

[126] A.g.e.

[127] A.g.e., s. 146.

[128] A.g.e., s. 149.

[129] A.g.e., s. 150-51.

[130] Bkz.: “Theses on the Fundamental Tasks of the Second Congress of the Communist International,” Works, 30:184-201.

[131] A.g.e., s. 232-33.

[132] Sultanzade’nin görüşleri konusunda bkz.: Comintern, Deuxieme Congres de llnter- nationale Communiste, Compte Rendu Stenographique (Moskova, 1920), s. 167— 71; ve A. Sultanzade, The Forgotten Revolutionary Theoretician, Life and Works, yh.: C. Chaqueri (Floransa, 1985), s. 13-14, 19-21; Lenin’in Sultanzade’nin tezleri ile ilgili görüşleri konusunda bkz.: Collected Works, 42:202.

[133] Lenin, “Report of the Commission on the National and Colonial Questions,” Works, 31:240-45.

[134] Ana ve tamamlayıcı tezler konusunda bkz.: Comintern, The Second Congress of the Communist International, Report of Proceedings (Moskova, 1920); Manifestes, Theses, et Resolutions des Quatre Premiers Congres de llnter- nationale Communiste, Paris, 1972.


0 Yorum: