20 Temmuz 2026

, ,

Fanon, Gazze, İmparatorluğun Kaygıları



Tüm ölü ve yaşayan devrimciler arasında belki de hiçbiri, bugün Batı egemen sınıfında Frantz Fanon kadar korkuya yol açmıyor. Yeni nesil radikal aktivistler ve akademisyenler, Gazze’de yerleşimci-sömürgeci İsrail’in gerçekleştirdiği soykırımı yorumlamak ve ona karşı koymak için Fanon’dan istifade ederken, emperyalist müesses nizam, saldırıya hazırlanma konusunda hiç vakit kaybetmedi.

Bu yılın başlarında, muhafazakâr İngiliz düşünce kuruluşu Policy Exchange [“Politika Alışverişi”], “Güvenlik ve Aşırıcılık” teması altında, “Gazze Sonrası: Fanon ve Takipçileri” (Jenkins 2025) başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, 2011 yılında Libya’da Özel Temsilci, daha sonra Batı yanlısı Ulusal Geçiş Konseyi Büyükelçisi olarak görev yapan eski İngiliz diplomat John Jenkins tarafından kaleme alındı. Aynı yıl ABD ve İngiltere, Libya isyanına el koymaya yönelik NATO müdahalesine öncülük etmişti.

Afrika halkının bu açık düşmanı tarafından kaleme alınmasının yanı sıra, belgenin önsözünü de kimsenin haz etmediği aslen Nijeryalı olan Muhafazakâr Parti lideri Kemi Badenoch yazmıştı. Badenoch, ezilenlerin kendisine karşı gerçekleştirdiği ayaklanmayı gören bir işbirlikçinin küçümseyici coşkusuyla şöyle diyordu: “[...] İntifadayı Küreselleştirin’ sloganı, çoğu zaman ezilenlerle dayanışma olarak takdim ediliyor. Oysa özünde aynı Fanoncu mantığın yansıması: Şiddete dayalı ayaklanma, sadece kaçınılmaz değil, aynı zamanda erdemli bir davranıştır.” Devamında şu cümleyi ekliyor: “Üniversitelerimizin tüm bunlara karşı kör kalmasına izin veremeyiz” (Jenkins 2025, s. 5-6).

Bu tür tuhaf iddialara rağmen, raporun küçümseyici yaklaşımı kendi argümanlarının ötesine de uzanıyor. Jenkins, bir dipnotta, bu özel sayıya katkıda bulunan Fanon uzmanlarından Sarah Jilani'nin adını anarak, sanki Oxford ve Cambridge mezunu bir akademisyenin böyle sınırları aşmaya cesaret edebileceğini hayal edemiyormuş gibi, Avrupamerkezciliğine meydan okuyan bir makaleyi öven bir tviti nedeniyle onunla alay ediyor (A.g.e., 32).

Bu ek, düşünce kuruluşunun yayınının sadece bir yorum olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Burada bir kaygının dil bulduğunu söylemek gerekiyor. Altta yatan mesaj şu: ABD’nin hegemonyasının ve Siyonizmin temel taşlarını oluşturduğu günümüzdeki yeni sömürgeci küresel düzene yönelik tehdit, teorik tutarlılığını, tarihi okuma becerisini ve özgürleşme pratiğini geliştirmeye çalışırken Fanon’un düşüncesinden faydalanacaktır.

İngiliz emperyalizminin siyasi kuruluşunun Fanon’u bu şekilde öne çıkarması, kaçınılacak bir şey olmaktan çok, memnuniyetle karşılanmalıdır. Rapor, anti-emperyalizme bağlı olan bizim gibi insanların zaten bildiği şeyi ortaya koyuyor: Fanon’un düşüncesi, emperyalizmin, Siyonizmin ve ırksal kapitalizmin yapıları için hayati, geçerli ve evet, tehlikeli olmaya devam ediyor.

Görünüşte rapor, Fanon'u radikalleştirici bir etki olarak yorumluyor, felsefeci ve devrimcinin yanlış ve yüzeysel okumalarıyla onun sömürgecilik karşıtı teorisini İslamcı aşırıcılık ve antisemitizmle ilişkilendiriyor. Bunu yaparken, canlı yayınlanan bir soykırımın üzerinden iki yıl geçtikten sonra, bugün Fanon’la düşünmenin gücünü ortaya koyuyor. Eleştirisinin sınırları aştığını, inanç ve kültür farklılıkları arasında kurtuluş mücadelelerini birleştirdiğini ve hem tarihin güçlülerin cömertliğiyle yönlendirildiğini düşünen liberal bir dünya görüşünün hem de kurumları Siyonist saldırganlık karşısında dişsiz kalmış olan sözde “kurallara dayalı düzen”in boş vaatlerini ortaya çıkarabileceğimiz teorik araçlar sağladığını gösteriyor.

Rapor, Fanon’u ciddiye alınması gereken bir düşünür değil, kontrol altına alınması gereken teorik bir kanser olarak ele alıyor, onun anlamsız şiddetin savunucusu olduğunu söylüyor. Bu kötü niyetli okuma ve vardığı hiçbir şekilde desteklenemeyecek sonuçları, Fanon’un fikirlerinin ne kadar güçlü kaldığının kanıtı.

Kai Mora’nın (2024) kısa süre önce Yeryüzünün Lanetlileri'nden alıntı yaparak savunduğu gibi, Fanon’un analizleri, Gazze’ye yapılanları aydınlatıyor:

“Sömürgecilik, ‘yangın söndürüldükten sonra bile yeniden alev alma tehdidi oluşturan, yanmış bir evin dumanı tüten külleri gibi’ devam etmekte. Gazze, sadece bir savaş alanı değil, aynı zamanda günümüzde sömürgeciliğe ait yapıların bir örneği: ışığın düştüğü bölgelerle ve molozlarla kaplı bölgeler, siviller ve ‘hayvanlar’ olarak bölünmüş bir dünya.”

Fanon’un teşhis ettiği gibi:

“Yerleşimcinin yerlinin yerini fiziksel olarak, yani ordu ve polis gücü yardımıyla sınırlandırması kâfi gelmez. Sömürgeciliğin sömürü pratiğinin bütünsel niteliğini ortaya koymak istercesine, yerleşimci, yerliyi bir tür kötülüğün özü olarak resmeder.”

[Fanon 1963 [1961], s. 41]

Ezilenlerin şiddet içeren intikam fikirleriyle bilinçsizce “yozlaşma”ya meyilli oldukları fikrine dair inancı dile döken politika raporundaki panik hali, Fanon’un gözlemini doğruluyor (Jenkins 2025).

İngiliz yönetiminin Fanon’u tehlikeli olarak damgalama konusundaki ısrarı, bize iki şey söylüyor.

1. Fanon, halen daha mevcut düzene bir tehdit teşkil ediyor.

2. Fanon’a bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Fanon’un tekrar tekrar şeytanlaştırılması, karikatürize edilmesi ve kasıtlı olarak şiddetin nihilist bir savunucusu olarak yanlış yorumlanması, statükonun gerçekten adil olması durumunda ondan korkmak için hiçbir nedeninin olmayacağının açık bir itirafı.

Anti-emperyalistler için Fanon, şiddete genel manada onay verdiği için değil, görünüşte “sömürgeciliği aşmış olması” gereken ancak olmayan bir dünyada kurtuluşu yeniden düşünmeye zorladığı için hayati önem taşıyor.

Fanon için sömürgecilik karşıtı şiddet, asla kan dökmeye dönük bir yüceltme veya nihilist bir intikam çağrısı değildi. Bu, teşhis edici bir kategoriydi, sömürgeci egemenliğin şiddeti, zaten günlük yaşamın düzenleyici ilkesi haline getirdiği o şiddete dair gerçeğin adını koymanın bir yoluydu.

Yeryüzünün Lanetlileri’nde (Fanon 1963 [1961]), sömürgeleştirilenlerin şiddete bilerek meyletmediklerini, bilâkis, polis baskınları, militarize edilmiş sınırlar, cebri çalışma ve sürekli cinayet tehdidiyle sürdürülen bir dünyada şekillendiklerini ısrarla vurgular. Bu nedenle sömürgecilik karşıtı şiddet, etik bir ideal değil, siyasi bir cevaptır: sömürgeleştirilenlerin kendi iradelerini geri kazandıkları ve sömürgecinin artık yaşamın kendisi üzerinde tekel sahibi olmadığını ilan ettikleri andır.

Önemli olan şu ki, Fanon’daki psikiyatrist, bu kopuşu ancak yeni toplumsal ilişkiler yaratma olasılığını açığa çıkardığı ölçüde değerli gördü. Bu ilişkiler, artık ırksal hiyerarşi, sömürü veya insanlıktan çıkarma ile yapılandırılmamıştı. Ona göre şiddet, bir son değil, bir geçişti: ezilen bir halkın öznelliğini yeniden kazanabileceği, çok daha zor olan adil bir toplum inşa etme işi için kolları sıvayabileceği kısa, gerekli ve çoğu zaman travmatik bir fasıla. Bunu fanatizme veya aşırıcılığa indirgemek, Fanon’un ortaya koyduğu yapısal şiddeti silecektir.

Gazze’yi sadece bir bölge olarak değil, bir sembol olarak düşünün: ayrım çizgisinin görünür olduğu, ırk ayrımcılığının, yerleşimci sömürgeciliğinin, ırksal-kapitalist kaynak çekme işleminin mantığının açığa çıktığı bir yerdir orası (Ebb 2024). Bu anlamda, politika raporu, Fanon’a saldırmak, mirasçılarını gayrimeşrulaştırmak, mücadele alanını dondurmak için başvurulan, savunmaya yönelik bir manevradır. Siyah Deri, Beyaz Maskeler (Fanon 1968 [1952]) isimli kitabında Yahudi halkının ırksallaştırılmasına değinen, kendi dininden veya ten renginden olmayanların koşullarını iyileştirmek için çabalayan Fanon’u “antisemitist” olarak yaftalayanlar, statükonun ne kadar kırılgan olduğunun, eski böl-yönet taktiklerinin tükendiğinin kanıtı. İktidar, öznelliklerin değişebileceğinden, insanların baskılarının kaynaklarını gizemden arındırabileceğinden ve ittifakların etnik, sınıf veya ulusal çizgileri aşabileceğinden korkar.

Siyasi düzen, Fanon’u sorunun kökeni olarak gösterdiğinde, aslında sorunun biz olduğumuzu, dünyanın çoğunluğunun soykırım ve sömürü karşısında güçsüz olduğunu ve öyle kalması gerektiğini kabul etmeyi reddeden herkes olduğunu kabul eder. İmparatorluk endişeli, çünkü Filistinlilerin azmi, giderek artan sayıda insanın kurtuluşun sadece yerleşimci sömürgeciliğin yenilgisi değil, ekonomik, politik ve toplumsal yapıların tümüyle yeniden şekillendirilmesi olduğunu anlamasını sağladı.

Emperyalizmi savunanların Fanon’u şeytanlaştırması ve karikatürize etmesi, tartışmadan galip çıktıklarının ispatı değil. Bu savunmaya dönük çabalar, hassas bir noktaya işaret ettikleri için önemli. Emperyalizmi savunanlar, emperyalist-ırkçı mantığa dayalı bir dünya düzeninin, işleyişini gizeminden arındırmış, aynı zamanda aktör olabilen düşünürlerden korktuklarını kabul ediyorlar. Öyleyse bizim görevimiz, özgürlüğün mevcut anlamına karşı ve ona rağmen, yani bir azınlığın cezasız bir şekilde cinayet işleme özgürlüğüne sahip olması, çoğunluğun ise sessizce katlanmak zorunda kalması gerçeğine rağmen, özgürlüğün ne anlama geldiğini düşünmeye, hareket etmeye ve yeniden yaratmaya devam etmektir.

Bize söylenenlere göre tehdit, Fanon’u okumuş çevrelerden gelecek. Umalım ki öyle olsun.

Sarah Jilani
Chinedu Chukwudinma

11 Aralık 2025
Kaynak

Kaynakça:
Ebb. 2024. “For Palestine.” Ebb 1.

Fanon, F. 1963 [1961]. The Wretched of the Earth. Çeviri: C. Farrington. New York: Grove Press.

Fanon, F. 1968 [1952]. Black Skin, White Masks. Çeviri: C. L. Markmann. New York: Grove Press.

Jenkins, J. 2025. “After Gaza: Fanon and his Acolytes.” Policy Exchange. Erişim tarihi: 28 Kasım 2025. PDF.

Mora, K. 2024. “A Fanonian Perspective on Israel and Palestine.” The Republic, 4 Temmuz. Erişim tarihi: 28 Kasım 2025. Rpublc.

0 Yorum: