Tüm
ölü ve yaşayan devrimciler arasında belki de hiçbiri, bugün Batı egemen
sınıfında Frantz Fanon kadar korkuya yol açmıyor. Yeni nesil radikal
aktivistler ve akademisyenler, Gazze’de yerleşimci-sömürgeci İsrail’in
gerçekleştirdiği soykırımı yorumlamak ve ona karşı koymak için Fanon’dan istifade
ederken, emperyalist müesses nizam, saldırıya hazırlanma konusunda hiç vakit
kaybetmedi.
Bu
yılın başlarında, muhafazakâr İngiliz düşünce kuruluşu Policy Exchange [“Politika
Alışverişi”], “Güvenlik ve Aşırıcılık” teması altında, “Gazze Sonrası: Fanon ve
Takipçileri” (Jenkins 2025) başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, 2011 yılında
Libya’da Özel Temsilci, daha sonra Batı yanlısı Ulusal Geçiş Konseyi
Büyükelçisi olarak görev yapan eski İngiliz diplomat John Jenkins tarafından kaleme
alındı. Aynı yıl ABD ve İngiltere, Libya isyanına el koymaya yönelik NATO
müdahalesine öncülük etmişti.
Afrika
halkının bu açık düşmanı tarafından kaleme alınmasının yanı sıra, belgenin
önsözünü de kimsenin haz etmediği aslen Nijeryalı olan Muhafazakâr Parti lideri
Kemi Badenoch yazmıştı. Badenoch, ezilenlerin kendisine karşı gerçekleştirdiği ayaklanmayı
gören bir işbirlikçinin küçümseyici coşkusuyla şöyle diyordu: “[...] İntifadayı
Küreselleştirin’ sloganı, çoğu zaman ezilenlerle dayanışma olarak takdim
ediliyor. Oysa özünde aynı Fanoncu mantığın yansıması: Şiddete dayalı ayaklanma,
sadece kaçınılmaz değil, aynı zamanda erdemli bir davranıştır.” Devamında şu
cümleyi ekliyor: “Üniversitelerimizin tüm bunlara karşı kör kalmasına izin
veremeyiz” (Jenkins 2025, s. 5-6).
Bu
tür tuhaf iddialara rağmen, raporun küçümseyici yaklaşımı kendi argümanlarının
ötesine de uzanıyor. Jenkins, bir dipnotta, bu özel sayıya katkıda bulunan
Fanon uzmanlarından Sarah Jilani'nin adını anarak, sanki Oxford ve Cambridge
mezunu bir akademisyenin böyle sınırları aşmaya cesaret edebileceğini hayal
edemiyormuş gibi, Avrupamerkezciliğine meydan okuyan bir makaleyi öven bir tviti
nedeniyle onunla alay ediyor (A.g.e., 32).
Bu
ek, düşünce kuruluşunun yayınının sadece bir yorum olmadığını açıkça ortaya
koyuyor. Burada bir kaygının dil bulduğunu söylemek gerekiyor. Altta yatan
mesaj şu: ABD’nin hegemonyasının ve Siyonizmin temel taşlarını oluşturduğu
günümüzdeki yeni sömürgeci küresel düzene yönelik tehdit, teorik tutarlılığını,
tarihi okuma becerisini ve özgürleşme pratiğini geliştirmeye çalışırken Fanon’un
düşüncesinden faydalanacaktır.
İngiliz
emperyalizminin siyasi kuruluşunun Fanon’u bu şekilde öne çıkarması,
kaçınılacak bir şey olmaktan çok, memnuniyetle karşılanmalıdır. Rapor,
anti-emperyalizme bağlı olan bizim gibi insanların zaten bildiği şeyi ortaya
koyuyor: Fanon’un düşüncesi, emperyalizmin, Siyonizmin ve ırksal kapitalizmin
yapıları için hayati, geçerli ve evet, tehlikeli olmaya devam ediyor.
Görünüşte
rapor, Fanon'u radikalleştirici bir etki olarak yorumluyor, felsefeci ve
devrimcinin yanlış ve yüzeysel okumalarıyla onun sömürgecilik karşıtı teorisini
İslamcı aşırıcılık ve antisemitizmle ilişkilendiriyor. Bunu yaparken, canlı
yayınlanan bir soykırımın üzerinden iki yıl geçtikten sonra, bugün Fanon’la
düşünmenin gücünü ortaya koyuyor. Eleştirisinin sınırları aştığını, inanç ve
kültür farklılıkları arasında kurtuluş mücadelelerini birleştirdiğini ve hem
tarihin güçlülerin cömertliğiyle yönlendirildiğini düşünen liberal bir dünya
görüşünün hem de kurumları Siyonist saldırganlık karşısında dişsiz kalmış olan
sözde “kurallara dayalı düzen”in boş vaatlerini ortaya çıkarabileceğimiz teorik
araçlar sağladığını gösteriyor.
Rapor,
Fanon’u ciddiye alınması gereken bir düşünür değil, kontrol altına alınması
gereken teorik bir kanser olarak ele alıyor, onun anlamsız şiddetin savunucusu olduğunu
söylüyor. Bu kötü niyetli okuma ve vardığı hiçbir şekilde desteklenemeyecek
sonuçları, Fanon’un fikirlerinin ne kadar güçlü kaldığının kanıtı.
Kai
Mora’nın (2024) kısa süre önce Yeryüzünün Lanetlileri'nden alıntı
yaparak savunduğu gibi, Fanon’un analizleri, Gazze’ye yapılanları aydınlatıyor:
“Sömürgecilik,
‘yangın söndürüldükten sonra bile yeniden alev alma tehdidi oluşturan, yanmış
bir evin dumanı tüten külleri gibi’ devam etmekte. Gazze, sadece bir savaş
alanı değil, aynı zamanda günümüzde sömürgeciliğe ait yapıların bir örneği: ışığın
düştüğü bölgelerle ve molozlarla kaplı bölgeler, siviller ve ‘hayvanlar’ olarak
bölünmüş bir dünya.”
Fanon’un
teşhis ettiği gibi:
“Yerleşimcinin yerlinin
yerini fiziksel olarak, yani ordu ve polis gücü yardımıyla sınırlandırması kâfi
gelmez. Sömürgeciliğin sömürü pratiğinin bütünsel niteliğini ortaya koymak
istercesine, yerleşimci, yerliyi bir tür kötülüğün özü olarak resmeder.”
[Fanon 1963 [1961], s. 41]
Ezilenlerin
şiddet içeren intikam fikirleriyle bilinçsizce “yozlaşma”ya meyilli oldukları
fikrine dair inancı dile döken politika raporundaki panik hali, Fanon’un
gözlemini doğruluyor (Jenkins 2025).
İngiliz
yönetiminin Fanon’u tehlikeli olarak damgalama konusundaki ısrarı, bize iki şey
söylüyor.
1.
Fanon, halen daha mevcut düzene bir tehdit teşkil ediyor.
2.
Fanon’a bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Fanon’un
tekrar tekrar şeytanlaştırılması, karikatürize edilmesi ve kasıtlı olarak
şiddetin nihilist bir savunucusu olarak yanlış yorumlanması, statükonun
gerçekten adil olması durumunda ondan korkmak için hiçbir nedeninin
olmayacağının açık bir itirafı.
Anti-emperyalistler
için Fanon, şiddete genel manada onay verdiği için değil, görünüşte “sömürgeciliği
aşmış olması” gereken ancak olmayan bir dünyada kurtuluşu yeniden düşünmeye
zorladığı için hayati önem taşıyor.
Fanon
için sömürgecilik karşıtı şiddet, asla kan dökmeye dönük bir yüceltme veya
nihilist bir intikam çağrısı değildi. Bu, teşhis edici bir kategoriydi,
sömürgeci egemenliğin şiddeti, zaten günlük yaşamın düzenleyici ilkesi haline
getirdiği o şiddete dair gerçeğin adını koymanın bir yoluydu.
Yeryüzünün
Lanetlileri’nde (Fanon 1963 [1961]), sömürgeleştirilenlerin
şiddete bilerek meyletmediklerini, bilâkis, polis baskınları, militarize
edilmiş sınırlar, cebri çalışma ve sürekli cinayet tehdidiyle sürdürülen bir
dünyada şekillendiklerini ısrarla vurgular. Bu nedenle sömürgecilik karşıtı
şiddet, etik bir ideal değil, siyasi bir cevaptır: sömürgeleştirilenlerin kendi
iradelerini geri kazandıkları ve sömürgecinin artık yaşamın kendisi üzerinde
tekel sahibi olmadığını ilan ettikleri andır.
Önemli
olan şu ki, Fanon’daki psikiyatrist, bu kopuşu ancak yeni toplumsal ilişkiler
yaratma olasılığını açığa çıkardığı ölçüde değerli gördü. Bu ilişkiler, artık
ırksal hiyerarşi, sömürü veya insanlıktan çıkarma ile yapılandırılmamıştı. Ona
göre şiddet, bir son değil, bir geçişti: ezilen bir halkın öznelliğini yeniden
kazanabileceği, çok daha zor olan adil bir toplum inşa etme işi için kolları sıvayabileceği
kısa, gerekli ve çoğu zaman travmatik bir fasıla. Bunu fanatizme veya
aşırıcılığa indirgemek, Fanon’un ortaya koyduğu yapısal şiddeti silecektir.
Gazze’yi
sadece bir bölge olarak değil, bir sembol olarak düşünün: ayrım çizgisinin
görünür olduğu, ırk ayrımcılığının, yerleşimci sömürgeciliğinin,
ırksal-kapitalist kaynak çekme işleminin mantığının açığa çıktığı bir yerdir
orası (Ebb 2024). Bu anlamda, politika raporu, Fanon’a saldırmak, mirasçılarını
gayrimeşrulaştırmak, mücadele alanını dondurmak için başvurulan, savunmaya
yönelik bir manevradır. Siyah Deri, Beyaz Maskeler (Fanon 1968 [1952]) isimli
kitabında Yahudi halkının ırksallaştırılmasına değinen, kendi dininden veya ten
renginden olmayanların koşullarını iyileştirmek için çabalayan Fanon’u “antisemitist”
olarak yaftalayanlar, statükonun ne kadar kırılgan olduğunun, eski böl-yönet
taktiklerinin tükendiğinin kanıtı. İktidar, öznelliklerin değişebileceğinden,
insanların baskılarının kaynaklarını gizemden arındırabileceğinden ve
ittifakların etnik, sınıf veya ulusal çizgileri aşabileceğinden korkar.
Siyasi
düzen, Fanon’u sorunun kökeni olarak gösterdiğinde, aslında sorunun biz
olduğumuzu, dünyanın çoğunluğunun soykırım ve sömürü karşısında güçsüz olduğunu
ve öyle kalması gerektiğini kabul etmeyi reddeden herkes olduğunu kabul eder.
İmparatorluk endişeli, çünkü Filistinlilerin azmi, giderek artan sayıda insanın
kurtuluşun sadece yerleşimci sömürgeciliğin yenilgisi değil, ekonomik, politik
ve toplumsal yapıların tümüyle yeniden şekillendirilmesi olduğunu anlamasını
sağladı.
Emperyalizmi
savunanların Fanon’u şeytanlaştırması ve karikatürize etmesi, tartışmadan galip
çıktıklarının ispatı değil. Bu savunmaya dönük çabalar, hassas bir noktaya işaret
ettikleri için önemli. Emperyalizmi savunanlar, emperyalist-ırkçı mantığa
dayalı bir dünya düzeninin, işleyişini gizeminden arındırmış, aynı zamanda
aktör olabilen düşünürlerden korktuklarını kabul ediyorlar. Öyleyse bizim
görevimiz, özgürlüğün mevcut anlamına karşı ve ona rağmen, yani bir azınlığın
cezasız bir şekilde cinayet işleme özgürlüğüne sahip olması, çoğunluğun ise
sessizce katlanmak zorunda kalması gerçeğine rağmen, özgürlüğün ne anlama
geldiğini düşünmeye, hareket etmeye ve yeniden yaratmaya devam etmektir.
Bize
söylenenlere göre tehdit, Fanon’u okumuş çevrelerden gelecek. Umalım ki öyle
olsun.
Sarah Jilani
Chinedu Chukwudinma
11 Aralık 2025
Kaynak
Kaynakça:
Ebb. 2024. “For Palestine.” Ebb 1.
Fanon,
F. 1963 [1961]. The Wretched of the Earth. Çeviri: C. Farrington. New
York: Grove Press.
Fanon,
F. 1968 [1952]. Black Skin, White Masks. Çeviri: C. L. Markmann.
New York: Grove Press.
Jenkins,
J. 2025. “After Gaza: Fanon and his Acolytes.” Policy Exchange. Erişim
tarihi: 28 Kasım 2025. PDF.
Mora, K. 2024. “A Fanonian Perspective on Israel and Palestine.” The Republic, 4 Temmuz. Erişim tarihi: 28 Kasım 2025. Rpublc.


0 Yorum:
Yorum Gönder