Mısır’da
1924 yılında kabaca bizdeki CHP’ye denk düşen Vefd [Heyet] Partisi, komünistleri ve
hareketi eziyor. Baskılar neticesinde hareketin önderlerinden Antun Marun, hapiste
gerçekleştirdiği açlık grevi eylemi sırasında vefat ediyor. Dönemin İngiliz ve
Fransız basını, Vefd Partisi lideri Zağlul Paşa’nın yaptıklarına destek
veriyor. O günlerde bizde duymaya alıştığımız cümlelerin Arapçası, Mısır gazetelerine
diziliyor:
“Belki de başka ülkelerde
komünizm için zaman olgunlaşmıştır; ancak burada, sanayinin henüz gelişme
aşamasında olduğu Mısır’da, sınıf savaşına dair en ufak bir iz bile üretimin
ilerlemesine zarar verir. Üretim gelişmezse, işçi sınıfı asla güçlü olamaz. Dolayısıyla
komünistler ve sınıf savaşı destekçileri, yalnızca ülkenin, toplumun ve
ilerlemenin düşmanları değil, her şeyden önce kendi sınıflarının, işçi
sınıfının düşmanlarıdır.”[1]
Komünist
hareket, bir yandan eziliyor, bir yandan da o, içte ajanlara ve uşaklara teslim
ediliyor.
“Üretim
gelişsin, işçi olsun, sendika kurulsun ki biz ekmek yiyelim” diyenlere “toplum
gelişsin ki biz ekmek yiyelim” diyenler eşlik ediyor. Soldaki ajanlar ve uşaklar, yoksulları,
işçileri, ezilenleri ya devlete ya da sermayeye ikna etmek, örgütlemek için
uğraşıyorlar.
Sermaye
ve devlet için yumuşayan, kendisini iyi huylu, terbiyeli ve makul göstermeye
çalışan unsurlar, önlere yerleştiriliyor. Sermayeye “zararsızım” mesajı veren, devlete
“zararsızım” mesajı verenle el ele tutuşup CHP kapısına sığınıyor. Bir taraf
toplumu, bir taraf tarihi silip atmak için uğraşıyor. Günlük mamayla tanımlı
hafıza ve akıl, mevcut halde CHP’de ilericilik, devrimcilik ve kurtuluş umudu buluyor.
Denilir
ki kediler sahiplenilmez, asıl kediler, insanı sahiplenir. Aslan, kaplanken
kedileşen, evrim geçiren sosyalist hareket, iki koldan CHP’yi sahipleniyor. Alnındaki
yazıdan bir türlü kurtulamıyor. “Her şeyi kendimizden bekleriz” diyen, burjuva
öznel varlığına yüce anlamlar yükleyen sol tarikatlar, CHP eşiğinden geçip
sermayeye ve devlete hoş görünmeye, yaranmaya, ona kulluk etmeye çalışıyorlar. Bu
tarikatlara, Evrensel ve Birgün her gün kılıflar örüyor.
Bu
yüce öznellik hali, esrikliğe, körlüğe, gerçeklikten kopmaya, havaya fırlatılmış
haliyle uçtuğunu sanmaya neden oluyor. Dolayısıyla, kimse, şunu sormuyor: Peki
ya İmamoğlu-Özel, CHP’yi tasfiye etmek, muhalefeti kontrol altına almak için
kullanılan aparatlarsa? Ne yapıyorlarsa bilinçli bir proje dâhilinde
yapıyorlarsa? Laik kesimin parasını toplamak için Ahbap’ı icat eden iktidar, iç
cephe için yeni bir parti demliyor olabilir mi?
12
Eylül’den çıkıldığı dönemde de Devrimci Yol ve TKP gibi yapılar içinden “Özal
ne güzel işler yapıyor. Demokrasiyi getiriyor” diyenler çıkmıştı. Onu hoş
göstermek için türlü taklalar atanlara rastlandı. Seksenlerin sonunda Sovyetler’e
eğitim için gönderilen bir kişi, dilinde “bu köprüler, gökdelenler ne güzel
böyle!” cümlesiyle döndü. Bugün de Özal liberalizmine sığınmak isteyen
sosyalist hareket, Özgür Özel’in yeni ANAP’ınca sahiplenilmek istiyor. Durmadan
kuyruk sallıyor.
Yan
Yana Forumu, kuyruk sallama yöntemi.[2] TMMOB, KESK, DİSK
gibi yapılar Özgür Özel partisi’ne peşkeş çekiliyor. Devlet ve sermayenin iç
hamlelerinin işçi sınıfında ve emekçi kitlelerde karşılık bulması için yoğun
bir çaba ortaya konuluyor. Bu mücadeleden kaçan, giderek küçülen, kitlelere
karşı sorumluluklarından sıyrılı hafiflemek için küçülen bu yapılar, yeni CHP’nin
ganimet listesine ekleniyorlar.
Eskiden
en azından Devrim stadına yazılacak yazı çıkmasın diye boya imal eden
devrimciler vardı. Sonrasında solcular, devletteki ve sermayedeki gelişmelerle,
ilerlemeyle övünür hale geldiler. Bir TKP’li, sosyal medyasında “öyle güçlüyüz
ki Saray’da bile adamımız var” diyebiliyordu!
Sırrı
Süreyya Önder, hapisten çıktığında kendisine videodan bahseden arkadaşına
verdiği tepkiyi aktarır. Videoyu anlatan arkadaşına “bu söylediklerin teorik
olarak imkânsız” cevabını verir. Oysa video, 1978’de ülkenin gündemine
gelmiştir. Eskişehir’de bir hoca bu konuyla ilgili tez hazırlamış, tezi alan
yapımcı Türker İnanoğlu, Özal’ın kapısını çalmıştır. Özal’dan aldığı parayla
İnanoğlu, ülkenin her yanına video kaset kiralama dükkânları açmıştır. Dükkânların
ve kasetlerin ardında devlet vardır.
O
dönemde Özal iğvasına, büyüsüne teslim olan sosyalist hareket, onu demokrasinin
kurtarıcısı olarak görüyordu. Dolayısıyla, aklına propaganda aracı olarak video
kaset imkânını örgütlemek gelmedi.
Bir
solcu, en fazla “bu ülkeye bilgisayarı bizim örgütün üyeleri getirmiş” diye
övünür ama en ufak bir sosyal medya paylaşımında içeri düşer. Sosyalistlerin kullanımına
açık bir yazılım ve donanım geliştirmeyi düşünene rastlanmaz.
Sermaye
ve devlet, ense kökünden, tecimden, geçimden, çıkardan yakaladığı sol örgütleri
kendisine kul-köle ediyor. Bunlar, sonra gençlerine “özel üniversiteler için
reklâm filmleri çekip politik-devrimci sosyal medyalarında paylaşmayı”
öğretiyorlar. Sonra da aynı şefler, holdingcilik eleştirisi yapabiliyorlar.
Hopa’daki
limanın rantını paylaşmak için türlü taklalar atan sol örgütler, CHP’lileşmeyi
içlerine sindiriyorlar. CHP merkeze çekilince liberal uca savrulan
sosyalistler, boşa düşmemek için İmamoğlu’nun ak gömleğine tutunuyorlar.
Tekrar
hatırlamakta fayda var: Gezi’de Ethem Sarısülük’ün ismini istismar eden
kişiler, Çankaya Belediyesi’ndeki samimi dostlarını kırmamak için eylemlerin
radikalleşmesine mani oldular. Bizim “parkın ismini zorla değiştirelim,
gerekirse belediyeyi zorlamak için binasını işgal edelim” önerimizin karşısına
hep o kutsal “samimi dostlar” çıkartıldı. Aynı kişiler, bir forumda penguen
medyasının protesto edilmesi önerisi üzerine Kanaltürk binasına yürünmesi
talebini sert bir dille geri çevirdiler. Çünkü bu kişiler, o zaman Fethullahçıların
olan bu kanalla iş yapıyorlardı. Kimsenin derdi ve davası Ethem değildi.
Ölüm
orucu sürecini tasfiye eden isimleri örgütleyen bu friksiyonist ekibin şefi,
sonrasında o samimi dostun (Buğra Gökce’nin) İmamoğlu emriyle kurduğu ajansa
girdi. Çarklar, sermaye ve devlete uşaklık eden sol için dönüyordu. O samimi
dostlar, Ethem Sarısülük olan parkın adını Mehmet Akif yaptılar. Aylarca “samimi
dostlar ve Çankaya Belediyesi, parka para verecek, tiyatro sahnesi inşa edecek,
parkın adını Ethem Sarısülük olarak değiştirecek” diye yalan söyleyen friksiyonistler,
sırra kadem bastılar.
Bir
toplantıda olan biteni anlattığımız EHP ve Kaldıraç gibi örgütlerin
temsilcileri, foruma el koymayı düşünürken, ortamın çok kirli olduğunu görünce
onlar da kayboldular. Olan, Ethem’e, adına ve hatırasına oldu.
Bu
olay, tüm siyasi ömrü devlete veya sermayeye hoş görünmek, yaranmak, ona makul,
terbiyeli ve iyi huylu olduğunu ispatlamakla geçen sol örgütlerin somut bir durumda
nelere yol açabileceğini anlatmak için aktarıldı. Her olayda buna benzer
gelişmeler yaşanacak. Bir ya da birkaç hain çıkacak, devletin ve sermayenin
kucağında kendisine yer bulmak için hareketi yumuşatacak, halka ve sınıfa
ihanet edecek, ideolojiyi söküp atacak, kavgayı dişsiz ve dilsiz kılacak. Deniz
Göktaş eleştirisi üzerinden bizi “linçleyen”, tecrit etmek için çaba harcayan, onu
Deniz Gezmiş’in yanına iliştiren, mesih olarak gören[3] solcular, bir de bunu
düşünsün.
Eren Balkır
20 Temmuz 2026
Dipnotlar:
[1] Joseph Berger, “Communist Persecutions in Egypt and Palestine”, 4 Eylül
1924, PDF.
[2]
“Ankara’da Forum: Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz”, 19 Temmuz
2026, Birgün.
[3] Ali Deniz Kılıç, “Deniz Göktaş Seçilmiş Kişi mi?”, 4 Temmuz 2026, Bianet.


0 Yorum:
Yorum Gönder