21 Temmuz 2026

,

Süt Dökmüş Kediler



Mısır’da 1924 yılında kabaca bizdeki CHP’ye denk düşen Vefd [Heyet] Partisi, komünistleri ve hareketi eziyor. Baskılar neticesinde hareketin önderlerinden Antun Marun, hapiste gerçekleştirdiği açlık grevi eylemi sırasında vefat ediyor. Dönemin İngiliz ve Fransız basını, Vefd Partisi lideri Zağlul Paşa’nın yaptıklarına destek veriyor. O günlerde bizde duymaya alıştığımız cümlelerin Arapçası, Mısır gazetelerine diziliyor:

“Belki de başka ülkelerde komünizm için zaman olgunlaşmıştır; ancak burada, sanayinin henüz gelişme aşamasında olduğu Mısır’da, sınıf savaşına dair en ufak bir iz bile üretimin ilerlemesine zarar verir. Üretim gelişmezse, işçi sınıfı asla güçlü olamaz. Dolayısıyla komünistler ve sınıf savaşı destekçileri, yalnızca ülkenin, toplumun ve ilerlemenin düşmanları değil, her şeyden önce kendi sınıflarının, işçi sınıfının düşmanlarıdır.”[1]

Komünist hareket, bir yandan eziliyor, bir yandan da o, içte ajanlara ve uşaklara teslim ediliyor.

“Üretim gelişsin, işçi olsun, sendika kurulsun ki biz ekmek yiyelim” diyenlere “toplum gelişsin ki biz ekmek yiyelim” diyenler eşlik ediyor. Soldaki ajanlar ve uşaklar, yoksulları, işçileri, ezilenleri ya devlete ya da sermayeye ikna etmek, örgütlemek için uğraşıyorlar.

Sermaye ve devlet için yumuşayan, kendisini iyi huylu, terbiyeli ve makul göstermeye çalışan unsurlar, önlere yerleştiriliyor. Sermayeye “zararsızım” mesajı veren, devlete “zararsızım” mesajı verenle el ele tutuşup CHP kapısına sığınıyor. Bir taraf toplumu, bir taraf tarihi silip atmak için uğraşıyor. Günlük mamayla tanımlı hafıza ve akıl, mevcut halde CHP’de ilericilik, devrimcilik ve kurtuluş umudu buluyor.

Denilir ki kediler sahiplenilmez, asıl kediler, insanı sahiplenir. Aslan, kaplanken kedileşen, evrim geçiren sosyalist hareket, iki koldan CHP’yi sahipleniyor. Alnındaki yazıdan bir türlü kurtulamıyor. “Her şeyi kendimizden bekleriz” diyen, burjuva öznel varlığına yüce anlamlar yükleyen sol tarikatlar, CHP eşiğinden geçip sermayeye ve devlete hoş görünmeye, yaranmaya, ona kulluk etmeye çalışıyorlar. Bu tarikatlara, Evrensel ve Birgün her gün kılıflar örüyor.

Bu yüce öznellik hali, esrikliğe, körlüğe, gerçeklikten kopmaya, havaya fırlatılmış haliyle uçtuğunu sanmaya neden oluyor. Dolayısıyla, kimse, şunu sormuyor: Peki ya İmamoğlu-Özel, CHP’yi tasfiye etmek, muhalefeti kontrol altına almak için kullanılan aparatlarsa? Ne yapıyorlarsa bilinçli bir proje dâhilinde yapıyorlarsa? Laik kesimin parasını toplamak için Ahbap’ı icat eden iktidar, iç cephe için yeni bir parti demliyor olabilir mi?

12 Eylül’den çıkıldığı dönemde de Devrimci Yol ve TKP gibi yapılar içinden “Özal ne güzel işler yapıyor. Demokrasiyi getiriyor” diyenler çıkmıştı. Onu hoş göstermek için türlü taklalar atanlara rastlandı. Seksenlerin sonunda Sovyetler’e eğitim için gönderilen bir kişi, dilinde “bu köprüler, gökdelenler ne güzel böyle!” cümlesiyle döndü. Bugün de Özal liberalizmine sığınmak isteyen sosyalist hareket, Özgür Özel’in yeni ANAP’ınca sahiplenilmek istiyor. Durmadan kuyruk sallıyor.

Yan Yana Forumu, kuyruk sallama yöntemi.[2] TMMOB, KESK, DİSK gibi yapılar Özgür Özel partisi’ne peşkeş çekiliyor. Devlet ve sermayenin iç hamlelerinin işçi sınıfında ve emekçi kitlelerde karşılık bulması için yoğun bir çaba ortaya konuluyor. Bu mücadeleden kaçan, giderek küçülen, kitlelere karşı sorumluluklarından sıyrılı hafiflemek için küçülen bu yapılar, yeni CHP’nin ganimet listesine ekleniyorlar.

Eskiden en azından Devrim stadına yazılacak yazı çıkmasın diye boya imal eden devrimciler vardı. Sonrasında solcular, devletteki ve sermayedeki gelişmelerle, ilerlemeyle övünür hale geldiler. Bir TKP’li, sosyal medyasında “öyle güçlüyüz ki Saray’da bile adamımız var” diyebiliyordu!

Sırrı Süreyya Önder, hapisten çıktığında kendisine videodan bahseden arkadaşına verdiği tepkiyi aktarır. Videoyu anlatan arkadaşına “bu söylediklerin teorik olarak imkânsız” cevabını verir. Oysa video, 1978’de ülkenin gündemine gelmiştir. Eskişehir’de bir hoca bu konuyla ilgili tez hazırlamış, tezi alan yapımcı Türker İnanoğlu, Özal’ın kapısını çalmıştır. Özal’dan aldığı parayla İnanoğlu, ülkenin her yanına video kaset kiralama dükkânları açmıştır. Dükkânların ve kasetlerin ardında devlet vardır.

O dönemde Özal iğvasına, büyüsüne teslim olan sosyalist hareket, onu demokrasinin kurtarıcısı olarak görüyordu. Dolayısıyla, aklına propaganda aracı olarak video kaset imkânını örgütlemek gelmedi.

Bir solcu, en fazla “bu ülkeye bilgisayarı bizim örgütün üyeleri getirmiş” diye övünür ama en ufak bir sosyal medya paylaşımında içeri düşer. Sosyalistlerin kullanımına açık bir yazılım ve donanım geliştirmeyi düşünene rastlanmaz.

Sermaye ve devlet, ense kökünden, tecimden, geçimden, çıkardan yakaladığı sol örgütleri kendisine kul-köle ediyor. Bunlar, sonra gençlerine “özel üniversiteler için reklâm filmleri çekip politik-devrimci sosyal medyalarında paylaşmayı” öğretiyorlar. Sonra da aynı şefler, holdingcilik eleştirisi yapabiliyorlar.

Hopa’daki limanın rantını paylaşmak için türlü taklalar atan sol örgütler, CHP’lileşmeyi içlerine sindiriyorlar. CHP merkeze çekilince liberal uca savrulan sosyalistler, boşa düşmemek için İmamoğlu’nun ak gömleğine tutunuyorlar.

Tekrar hatırlamakta fayda var: Gezi’de Ethem Sarısülük’ün ismini istismar eden kişiler, Çankaya Belediyesi’ndeki samimi dostlarını kırmamak için eylemlerin radikalleşmesine mani oldular. Bizim “parkın ismini zorla değiştirelim, gerekirse belediyeyi zorlamak için binasını işgal edelim” önerimizin karşısına hep o kutsal “samimi dostlar” çıkartıldı. Aynı kişiler, bir forumda penguen medyasının protesto edilmesi önerisi üzerine Kanaltürk binasına yürünmesi talebini sert bir dille geri çevirdiler. Çünkü bu kişiler, o zaman Fethullahçıların olan bu kanalla iş yapıyorlardı. Kimsenin derdi ve davası Ethem değildi.

Ölüm orucu sürecini tasfiye eden isimleri örgütleyen bu friksiyonist ekibin şefi, sonrasında o samimi dostun (Buğra Gökce’nin) İmamoğlu emriyle kurduğu ajansa girdi. Çarklar, sermaye ve devlete uşaklık eden sol için dönüyordu. O samimi dostlar, Ethem Sarısülük olan parkın adını Mehmet Akif yaptılar. Aylarca “samimi dostlar ve Çankaya Belediyesi, parka para verecek, tiyatro sahnesi inşa edecek, parkın adını Ethem Sarısülük olarak değiştirecek” diye yalan söyleyen friksiyonistler, sırra kadem bastılar.

Bir toplantıda olan biteni anlattığımız EHP ve Kaldıraç gibi örgütlerin temsilcileri, foruma el koymayı düşünürken, ortamın çok kirli olduğunu görünce onlar da kayboldular. Olan, Ethem’e, adına ve hatırasına oldu.

Bu olay, tüm siyasi ömrü devlete veya sermayeye hoş görünmek, yaranmak, ona makul, terbiyeli ve iyi huylu olduğunu ispatlamakla geçen sol örgütlerin somut bir durumda nelere yol açabileceğini anlatmak için aktarıldı. Her olayda buna benzer gelişmeler yaşanacak. Bir ya da birkaç hain çıkacak, devletin ve sermayenin kucağında kendisine yer bulmak için hareketi yumuşatacak, halka ve sınıfa ihanet edecek, ideolojiyi söküp atacak, kavgayı dişsiz ve dilsiz kılacak. Deniz Göktaş eleştirisi üzerinden bizi “linçleyen”, tecrit etmek için çaba harcayan, onu Deniz Gezmiş’in yanına iliştiren, mesih olarak gören[3] solcular, bir de bunu düşünsün.

Eren Balkır
20 Temmuz 2026

Dipnotlar:
[1] Joseph Berger, “Communist Persecutions in Egypt and Palestine”, 4 Eylül 1924, PDF.

[2] “Ankara’da Forum: Birleşik Bir Muhalefet Yolunda Yan Yana Geliyoruz”, 19 Temmuz 2026, Birgün.

[3] Ali Deniz Kılıç, “Deniz Göktaş Seçilmiş Kişi mi?”, 4 Temmuz 2026, Bianet.

0 Yorum: