27 Temmuz 2026

ICE ve Kaçak Köle Avcıları


Birçok Amerikalı, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ajanlarınca durdurulup sorgulanma ihtimaline karşı, evlerinden her çıktıklarında vatandaşlık belgesi taşımaları gerektiği gerçeğini öğrenince şaşırdı. Aslında bu yönergeyi veren, mevcut İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’di.

Ülkede hep siyahileri etkileyen durdurup arama uygulamalarının geçmişi göz önüne alındığında, bu sorunlu bir durum. Latinler yanında en çok da siyahilerin vatandaş olmadıklarından şüphe ediliyor. Vasquez Perdomo-Noem davasında Yüksek Mahkeme, federal görevlilerin insanları “nasıl göründüklerine, hangi dili konuştuklarına, ne iş yaptıklarına, hatta nerede olduklarına” göre durdurmaları fikrine destek sundu. Ancak Minnesota’da kısa süre önce açılan bir davada davacılar, “Somalililerin ve Latinlerin önyargıdan kaynaklanan, ırk temelli fişleme pratiği sebebiyle durdurulup göz altına alındığını”, bu durumun anayasal haklarını ihlal ettiğini savundular. Aynı davacılar, “Ayrımcı pratikler, bu süreçte çok sayıda ABD vatandaşını da kapsıyor. İnsanlar kelepçeleniyor, yüzleri taranıyor, bir yandan da belgeleri görmezden geliyor” dediler.

Siyah veya esmer tenliyseniz, kolluk kuvvetlerince durdurulma olasılığınız çok daha yüksek. Bu sorun nesillerdir mevcut. Bu koşullarda yönetim, istenmeyen yabancıları ayıklama konusundaki gayretli girişimleri ışığında, bazı beyaz insanları bile olumsuz etkileyecek adımlar atıyor. Bu konuyla ilgili bilinç, giderek artıyor. Göçmen karşıtı ve yurttaş hakları karşıtı politikaların yarattığı tehlikeyi vurgulamak için bazıları, İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Nazi uygulamalarıyla paralellik kurdular.

Gizli bir polis gücü olan Gestapo, insanlardan rutin olarak kimlik belgeleri taşımalarını talep ediyordu. Bu taktiği Yahudilere ve diğerlerine karşı şiddet uygulamak, onları tespit etmek için kullanıyorlardı. Bazıları, ICE ajanlarının da aynı şekilde çalıştığını iddia ediyor. Ancak insanların anlaması gereken şey, Holokost’un aşamalar halinde gerçekleştiğidir. Tarihçi Peter Lowenberg’ün tespiti şu yönde: “Hedef grup önce marjinalleştirilmeli, ardından vatandaşlık kanununun dışına atılmalı. Bu kritik bir moment. Bu adım sayesinde ilgili grup hukuken dışlanıyor. Bir sonraki adım, aşağılamadır.”

Bu süreci “sürgün, en nihayetinde ölüm kampları” izledi. Tarihin tekerrür etmesini engellemek istiyorsak, işaretleri görmemiz, geleceği okumamız gerektiği açık. Bazıları, tam da bunu yapıyor.

ABD Çalışma Bakanlığı’nın kısa süre önce “Tek Vatan. Tek Halk. Tek Miras” başlığıyla yayınladığı videoyu birçok kişi Nazi sloganı “Ein Volk, ein Reich, ein Führer”e (tek halk, tek devlet, tek lider) benzetti. ABD, farklı ırksal ve etnik kökenlere, kültürel uygulamalara, dini inançlara ve değerlere sahip gruplardan oluşan, farklılıkları içeren bir ülke. “Tek miras” iddiası, bu gerçeği ortadan kaldırıyor, ülkeyi temelde beyaz insanlara aitmiş gibi gösteren genel söyleme katkıda bulunuyor.

Vox'ta yazan Eric Levitz, Trump yönetiminin “beyaz milliyetçilere işmar etmekten vazgeçemediğini” söylüyor. Buradan onun Nazi propagandasının bir araç olarak kullanıldığı imasında bulunuyor.

Bu tür kıyaslamalar yerinde olsa da, yetkililerin “belgeleri görmek” istemesi ve marjinalleştirilmiş grupların haklarını ihlal etmesi örnekleri için yurt dışına bakmaya gerek yok. Bu taktikler, geçmişte köle avcılarının, yakın zamanlarda ABD’deki polis memurlarının kullanılan taktiklere çok benziyor. Neticede önyargı ve faşizmin giderek artan tehdidine karşı uyarıda bulunulurken bile, birçok kişinin siyahilerin ülke içinde karşılaştığı adaletsizlikleri göz ardı etmesi, endişe verici.

Amerika'nın istisnai olduğuna dair efsane, toplumumuzun genel olarak adil olduğunu öne sürer. Ancak bu eski moda düşünce, ulusun tarihiyle çelişmektedir. Siyahiler, bu ülkede özgür oldukları süreden çok daha uzun süre köle olarak yaşamıştır. Neredeyse bir yüzyıl boyunca ayrımcılığa maruz kalmış, nesiller boyu tam ve eşit vatandaşlıktan mahrum bırakılmış, bu sisteme meydan okudukları için şiddet tehdidiyle karşı karşıya kalmışlardır.

Ne yazık ki bazıları, yalnızca Avrupalıların çektiği zorluklarla empati kurabiliyor. Avrupa genelinde on milyondan fazla Yahudi’nin ölümüne yol açan yabancı soykırımı bir trajedi olarak görüyorlar, ancak Belçika Kralı II. Leopold’un Afrika halkına karşı işlediği ve on milyon kadar insanın ölümüne yol açan soykırım gibi diğer örnekleri göz ardı ediyorlar.

Dilediği, tercih ettiği şeyle empati kuran yaklaşım, Hitler’in neden canavarca bir diktatör olarak hatırlandığını ve Leopold ile askerlerinin siyahilere uyguladığı adaletsizliklerin neden nadiren tartışıldığını açıklıyor. Ülkemizin, yerli halka karşı işlediği suçlara rağmen Kolomb Günü’nü kutlamasının nedeni de budur. Bu durum, bazı kişilerin “belgelerinizi görmek” isteyen ICE memurları ile Naziler arasında, köle avcıları, Konfederasyoncular, Ku Klux Klan üyeleri ve polis memurlarından daha fazla karşılaştırma yapmaya istekli olmalarını da açıklayabilir.

Bazı Beyaz Amerikalılar, yurt dışındaki olaylara suçlama yöneltmek suretiyle, burada siyahilere ve diğerlerine karşı işlenen vahşetlerden kendilerini soyutlamayı umuyorlar. Ancak Nazilerin büyük ölçüde Amerikan ırkçılığından ilham aldıkları göz önüne alındığında, bu tutum, sadece haksız değil, aynı zamanda yanıltıcı da görünüyor.

Nazi rejiminin Avrupa’da iktidara gelmesinden çok önce, Güney Carolina, 1704 yılında Amerika’nın ilk köle devriyelerini kurdu. Diğer Güney eyaletleri de kısa süre sonra aynı şeyi yaparak, kölelikten kaçmaya çalışanları yakalamak için devriyeler oluşturdu. Bu devriyeler, siyahi insanları tarlalarda, ormanlarda ve bataklıklarda kovaladı, kaçanları yakalamak, hatta öldürmek için sıklıkla köpekler kullandı. Bu sistemde beyazlar, köleleştirilmiş siyahi insanların bir plantasyondan diğerine seyahat etme veya bir kentteki pazara gitme gibi işleri halledebilmesi için yazılı bir izin belgesi taşımasını istiyorlardı. Özgürlük belgeleri veya izin belgesi yoksa, devriyeler, onların köle olduğunu varsayıyordu. Irkçılık nedeniyle, birçoğu köle olmasalar bile köle olmaları gerektiğine inanıyordu. Okuma yazma öğrenmeye mani olan yasalar nedeniyle, çoğu siyahi insan, bu dönemde okuma yazma bilmiyordu, bu nedenle kendi belgelerinin sahtesini üretemiyorlardı.

Özgür doğacak kadar şanslı olanlar bile her zaman kölelik tehdidiyle karşı karşıyaydı. Bu dönemde siyahi insanlar, baharın ortasında donmuş bir su kütlesinin üzerinde yürüyormuş gibiydiler. Yanlış yöne atılan tek bir adım, gözden düşmelerine, dondurucu soğuğa maruz kalmalarına ve özgürlüklerini tümüyle kaybetmelerine neden olabilirdi. Sadece siyahi olmaları nedeniyle, bireyler köleleştirilme olasılığı karşısında asla tam anlamıyla güvende değillerdi. Örneğin, 1808 civarında New York’un Minerva kasabasında özgür doğmuş bir siyahi adam olan Solomon Northup, Louisiana’da köle olarak satıldı.

Northup, otobiyografisi On İki Yıl Kölelik’te, sorunlarının, kendisini gezici sirklerinde müzik çalması için işe alan iki beyaz adamla tanışmasıyla başladığını söylüyor. Onu, bir çiftliğinin, karısı ve üç çocuğuyla paylaştığı evinin bulunduğu kendi siyahi topluluğundan söküp aldılar. İlk başta her şey yolunda görünüyordu. Ona başlangıçta söz verilenden daha yüksek bir miktar olan kırk üç dolar ödediler. Ancak bu görünüşte nazik davranış, onu gafil avlamak için başvurdukları bir hilenin parçasıydı.

Adamlar, Solomon’a uyuşturucu verdiler. Ateşli bir gecenin ardından doktora götürülmesini önerdiler. Ancak onu aslında Washington’daki bir köle hapishanesine götürdüler. Uyandığında, kendini zeminin ortasında büyük bir halkaya zincirlenmiş halde buldu. William adında bir beyaz adam ona artık köle olduğunu söyledi. Solomon, özgür doğduğunu söyleyerek itiraz etti, ancak köle sahibi, gerçeği ayırt edilemez hale gelene dek Georgia’dan kaçan bir çocuk olduğu yalanını tekrarladı. Dayak o kadar acımasızdı ki, bir noktada köle sahibi, sopanın sapını kırdı. Özgür doğmuş olsalar da, beyaz insanların önyargısı, Solomon Northup gibi siyahileri sürekli tehlikeye atıyordu. Bugün de durum aynı, çünkü vatandaşlık statüsü, tek başına insanları ırk temelli fişleme tehlikesinden korumuyor.

Vatandaşlığınızı kanıtlamak zaman alabilir, özellikle ICE ajanları yanınızdaki kanıtları görmezden gelirse, aile, arkadaşlar, iş arkadaşları veya avukatlardan yardım almanız gerekebilir. Beklerken, belgesiz göçmenlerle aynı kötü muameleye maruz kalabilirsiniz: gözaltına alınmak, kötü muamele görmek, sevdiklerinizden ayrılmak, hatta hiç ziyaret etmediğiniz ülkelere gönderilmek.

Yargıç Sonia Sotomayor, Vasquez Perdomo-Noem davasıyla ilgili yazısında, “Hükümetin Latin kökenli görünen, İspanyolca konuşan ve düşük ücretli bir işte çalışan herkesi tutuklayabildiği bir ülkede yaşamak zorunda kalmamalıyız” diyordu. Fakat bu söylediği, tam da Trump yönetiminde gerçekleşmekteydi. Bazılarının hakları önemsiz görüldüğünde böyle şeyler oluyor.

Başta bazıları, ülke genelinde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınların yalnızca yabancı ülke doğumlu kişileri etkileyeceğine inanıyordu. Ancak bazı ajanlar, vatandaşlığı kanıtlayan belgeleri görmezden geldi ve göçmenlik duruşmalarına katılmak ya da vatandaşlık başvurusunda bulunmak gibi kanıtları dikkate almadı. Yani, burada yasal olarak bulunmak, yeterli koruma sağlamıyor.

Geçen sonbaharda yayınlanan bir raporda, federal ajanların en az 170 vatandaşı “günlerce tekmeleyip, sürükleyip, gözaltında tuttukları” belirtildi. Siyahilerin zaten yerel polisin ırk temelli fişleme pratiğiyle karşı karşıya kaldığı bir ülkede, göçmen karşıtı baskınlar, durumu daha da kötüleştiriyor.

Bazı insanlar, göçmenlere şiddet uygulandığını gördüklerinde, “Bu, bizim mücadelemiz değil” diyorlar. Protesto hareketlerinin ön saflarında yer alan siyahi Amerikalılara, kendi gruplarının üyeleri kötü muameleyle karşılaştığında kenarda durmaları söyleniyor. Ancak günler, haftalar ve aylar geçtikçe, topluluğumuz üzerindeki etki inkar edilemez hale geliyor. Örneğin, görev başında bulunmayan bir ICE ajanı, yılbaşı gecesi Los Angeles’taki dairesinin hemen dışında Keith Porter adlı 43 yaşındaki bir siyahi adamı vurdu. Başka bir olayda, Minneapolis’teki ICE ajanları, içinde altı siyahi çocuk bulunan bir arabaya göz yaşartıcı gaz attı, hava yastıklarını patlattı ve çocukları zehirli kimyasallara maruz bıraktı. Anneleri Destiny, en küçük çocuğunun “ağzının etrafında köpük toplanan evladının cansız halde yere yığıldığını” söyledi. Ayrıca, kocasının "gözlerinden yaşlar aktığını", kendisine "Sen nefesini geri alana kadar sana tüm nefesimi vereceğim” dediğini aktardı. Neyse ki çocuklar hayatta kaldı, ancak yaşadıkları deneyim, göçmen karşıtı politikalar sonucunda siyahi Amerikalılara karşı devlet destekli şiddetin tırmandığını ortaya koyuyor. Ne Porter ne de Jackson ailesi protestolara katılmıştı, ama bu göçmenlik karşıtı politikadan bir şekilde etkilendiler. Tıpkı Dr. Martin Luther King Jr.’ın Birmingham Hapishanesi’nden gönderdiği mektupta dediği gibi: “Herhangi bir yerde yaşanan adaletsizlik, adaleti her yerde tehdit eder.”

Dördüncü Kanun Değişikliği, vatandaşlara "kişiliklerinde, evlerinde, belgelerinde ve eşyalarında makul olmayan arama ve el koymalara karşı güvende olma hakkını" garanti eder. Memurların bir kişiyi ten rengine göre yargılamaları veya herkesin evden her çıktığında vatandaşlık belgesi taşımasını beklemesi, makul karşılanacak bir şey değil.

Gazeteci Bob Niedt, Kiplinger’da tüketicileri Sosyal Güvenlik kartı, pasaport, doğum belgesi ve diğer belgeleri cüzdanlarında taşımamaları konusunda uyardı, çünkü bu, kimlik hırsızlığı riskini artırıyordu. Bu uyarı, Trump yönetiminin vatandaşların federal memurlara vatandaşlık belgesi vermeye hazır olmaları gerektiğini söyleyen emriyle çelişiyor. Bazıları ırk temelli fişleme pratiğine rağmen bu emre uymamız gerektiğini iddia etse de, bu beklenti, vatandaşların “makul olmayan aramalar”dan muaf olma hakkını göz ardı ediyor.

Vatandaşlara ve ülkedeki diğer insanlara durdurulup aranmaya hazır olmalarını, bu duruma katlanmalarını söylemek yerine, ırkçılığı sürdüren, vatandaşların haklarını hiçe sayan kurumların hesap vermesini, gerekirse bunların ortadan kaldırılmasını talep etmeliyiz.

Hem bugünkü hem de altı yıl önce gerçekleşen protestolara rağmen, ırk temelli fişleme pratiği devam ediyor. Bu pratik, köle avcılarından bugünün kolluk kuvvetlerine dek uzanan bağı ortaya koyuyor. Örneğin, “2003-2024 yılları arasında New York Emniyet Müdürlüğü memurlarınca durdurulan kişilerin yüzde 90’ı siyahilerdi. New Yorklular içinde siyahilerin oranı yüzde 23, Latinlerin oranı yüzde 29 olmasına rağmen tüm durdurma işlemlerinin yüzde 52’inde siyahiler, yüzde 31’inde Latinler ana fail.”

ICE ajanlarına, eğitim seviyeleri ne olursa olsun, kimin vatandaş olup olmadığını belirleme talimatı vermek, ırksal önyargıya kapı aralıyor, zira bu tür varsayımlar, genelde karar verme sürecini etkiliyor. Araştırmalar, “polise takdir yetkisi veren yasal kuralların, ‘yargı yönetimi açısından mantıklı’ olsa bile, mevcut adalet sistemimizde eşitsizlik hilafına işletilebileceğini” (Rushin & Edwards, 2021) öne sürüyor.

Aylar önce siyahi göçmenlerin sıkış tepiş bindikleri köle gemilerindeki hallerini ortaya koyan görüntüler dolaşıma sokuldu. Ancak üzücü gerçek şu ki bu gerçek, beyaz insanlar bu çatışmanın içine çekilene, beyaz bir anne olan Renee Good bir ICE ajanı tarafından öldürülene ve genç bir beyaz adam olan Kaden Rummler, protestoculara ateş açan kolluk kuvvetlerince sol gözünden vurulup kör edilene dek kimsenin umurunda olmadı.

Bugün Amerika’da gördüklerimizle Nazilerin benimsediği politikalar arasında bazı kıyaslamalar yapmak, akademik açıdan doğru olsa da, aynı kıyaslama, bu ülkedeki kolluk kuvvetlerinin tarz ve üslubunu belirleme konusunda köle avcılarının oynadığı rol tümüyle göz ardı edildiğinde, sorunlu bir hal alıyor.

Bazı beyazlar, önyargıları ve faşizmi yerli bir sorun yerine dışarıdan ithal edilmiş olgular olarak takdim etmek için beyhude yere çaba harcıyorlar. Bunu yaparak, kendilerini marjinalleştirilmiş gruplara uygulanan kötü muameleden önemli ölçüde uzaklaştırabiliyorlar. Ayrıca, devlet destekli şiddetin daha kolay kabul edildiği, vatandaşların haklarının açıkça göz ardı edildiği bu noktaya nasıl geldiğimizi düşünmek denilen o gerçek görevi üstlenmekten kaçıyorlar.

Misal, “bu, benim bildiğim Amerika değil” deyip duranlar, farkında olmadan, siyahi insanlara ve ırksal azınlıklara uygulanan adaletsizlikleri men edilecek şeylermiş gibi görmediklerini itiraf ediyorlar. Oysa Amerika, ırkçılığın halen daha devam ettiği bir ülke.

Siyahi insanlar, durdurulup aranma, tutuklanma ve haksız yere mahkûm edilme olasılığı en yüksek grup olmaya devam ediyor. Aynı zamanda, ten rengi farklı olan göçmenlerin sınır dışı edilmeleri için yapılan baskınlara hedef olma, hücre hapsinde tutulma ve mahkemelerde adil yargılanma hakkından mahrum bırakılma olasılıkları daha yüksek.

Amerika’da bir kişinin ten rengi, yaşadığı deneyimleri belirliyor. Birçok açıdan, bizi buraya getiren şey, ırkçılığı inkâr eden tavırdır. Bu ülkede siyahi insanlara uygulanan adaletsizlikleri kabul etmeye yanaşmayanlar, başkalarının da aynı şekilde göz ardı edilmesinin yolunu açtılar.

Dr. Allison Wiltz
22 Ocak 2026
Kaynak

Kaynakça:
Alvord, K. (16 Ocak 2026). Kristi Noem says Americans should be prepared to prove their citizenship as ICE ramps up raids. People.

Balkansky, A. (1 Ekim 2019). Runaway! fugitive slave ads in newspapers: Headlines & Heroes. The Library of Congress. LOC.

Breuninger, K. (17 Ocak 2026). Labor Department accused of echoing Nazi slogan in Social Media Post. CNBC.

Chacón, J. (24 Eylül 2025). Whose common sense? some reflections on Noem v. Vazquez Perdomo. Stanford Law School. Stanford.

Foy, N., & Maney, S. (16 Ekim 2025). Immigration agents have held more than 170 Americans against their will, ProPublica finds. Propublica.

Hadden, Sally E. Slave Patrols: Law and Violence in Virginia and the Carolinas. Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2001.

Herchenroeder, K. (16 Ocak 2026). Ice’s tear gas sent a 6-month-old to the hospital, the latest in an alarming pattern. Motherjones.

How the Supreme Court’s latest decision clears the way for racial profiling during immigration raids. American Immigration Council. (9 Eylül 2025). AIC.

Karl and Marie Cahn’s identification papers: Artefact. Musée de l’Holocauste Montréal. (30 Aralık 2024). Muse.

Larose, G. (5 Aralık 2025). Murrill: NOPD is breaking laws if it doesn’t ‘fully cooperate’ with ICE, Border Patrol • Louisiana Illuminator. LI.

Levitz, E. (14 Ocak 2026). The Trump administration can’t stop winking at white nationalists. Vox.

Luck, Patrick, 2023, “Louisiana Runaway Slave Advertisements Dataset, 1801–1820”, HD, Harvard Dataverse.

McVan, M. (16 Ocak 2026). These are the arrests you’re not seeing • Minnesota Reformer. MR.

Mubashir Khalif Hussen, Mahamed Eydarus ve Javier Doe v. Kristi Noem in her official capacity as Secretary of the U.S. Department of Homeland Security. (15 Ocak 2026). PDF.

National Archives and Records Administration. (n.d.). The Nuremberg Laws. National Archives and Records Administration. Aotus.

Niedt, B., & LeValley, D. (12 Ocak 2026). 10 worst things to keep in your wallet. Kiplinger. Kiplinger.

Northup, S., Coomber, S., & Barder, G. (2024). Twelve Years a slave. Sweet Cherry Publishing.

Rannard, G., & Webster, E. (12 Haziran 2020). Leopold II: Belgium “wakes up” to its bloody colonial past. BBC.

Rushin, S., & Edwards, G. (2021, March). An empirical assessment of pretextual stops and racial … PDF.

Verite News. (31 Ekim 2024). NOPD says data shows no racial disparities. we checked it. Verite.

Vitali, A., Hunt, K., & Thorp, F. (14 Aralık 2018). Trump referred to Haiti and African nations as “Shithole” countries. Ali Vitali, Kasie Hunt ve Frank Thorp V. NBC.

Dr. Allison Wiltz, “Why Violence Against Black Americans Wasn’t Seen as Red Line”, 12 Ocak 2026, Medium.

Dr. Allison Wiltz, “How Popular Brands Capitalize on Slavery Loophole for Profit, 12 Ocak 2025, Medium.

0 Yorum: