28 Temmuz 2026

Lenin Haklıydı


Londra’da bir yıl süren ve şu anda Marx Anıt Kütüphanesi’ne ev sahipliği yapan binada devrimci gazete Iskra’nın (“Kıvılcım”) yayın yönetmenliğini yaptığı dönemden hemen ardından, Ekim 1903'te Lenin, Yahudi İşçi Birliği’ne sert eleştiriler yöneltti.

Bund, 1898’den 1903’e kadar uzanan dönemde Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) özerk bir parçası olarak faaliyet yürüten sosyalist bir örgüttü. Siyonist hareketle aynı yılda (1897’de) kurulan Bund, Partinin İkinci Kongresi’nin kendisini resmiyette Yahudi proletaryasının tek temsilcisi olarak tanımalarını talep etti. Lenin, ayrılıkçılığın işçi sınıfını bölen gerici milliyetçiliğin bir biçimi olduğunu söyleyerek sert bir şekilde karşılık verdi. Lenin, Iskra gazetesinde şunları söyledi: “Bund’un Yahudi ulusu fikrini öne süren argümanının bir ilke düzeyinde ele alındığına hiç şüphe yok. Ancak ne yazık ki, bu Siyonist fikir, tümüyle yanlıştır ve özünde gericidir.”

Parti İçinde Bund’un Konumu adlı makalesinde ise şunları söylüyordu:

“Yahudi milliyeti fikri, Yahudi proletaryasının çıkarlarına aykırıdır, çünkü doğrudan veya dolaylı olarak Yahudilerin içinde asimilasyona düşman olan ruhu, anlayışı besler. [...] Yahudi ‘milliyeti’ fikri kesinlikle gericidir.”

Reddedilen Talepler

Kongre, Bundcuların taleplerini reddetti. Bund, Menşeviklerin bile sağına savrularak, partiden ayrıldı. Bund, sonrasında çelişkilerle malul bir örgüt haline geldi. Englert’in, 2012 yılında Sosyalist İşçi Partisi’nin dergisi International Socialism’de “[Uluslararası Sosyalizm”] yayınlanan yazısında dile getirdiği biçimiyle, “Bund, Bolşevizmi reddetti ve Lenin’e karşı yürütülen büyük polemiklerin merkezi haline geldi. [...] Otuzlarda reformist İkinci Enternasyonal’e katıldı, yalnızca Yahudi işçileri örgütledi ve programının merkezine Yahudilerle alakalı belirli ulusal talepleri koydu. Bund, Siyonizmi ‘burjuva gerici’ bir ideoloji olarak görüp reddetse de bugüne dek İsrail’de bir şubeye sahiptir.”

Bund’un İkinci Kongre’den ayrılmasının üzerinden 123 yıl geçtikten sonra, RSDİP’in aldığı kararın doğru olduğu açık. Bu, sadece teorik veya tarihsel bir görüş değil. Bugün Filistin’in özgürleşme mücadelesi, özellikle Siyonist sömürgeciliğin fiili düzenini yıkma çabaları açısından gerçek bir öneme sahip.

Bundcuların görüşlerinin halen daha önemli bir yere sahip olduğunu teyit edercesine, Nisan 2026’da, ABD merkezli yazar ve sanatçı Molly Crabapple’ın kaleme aldığı, Bund’un tarihini anlatan yeni bir kitap yayımlandı: Here Where We Live Is Our Country: The Story of the Jewish Bund [“Yaşadığımız Yer Ülkemizdir: Yahudi Bund’unun Hikâyesi”]. Crabapple, Bund’un politikalarını bugünün örgütlenme pratiklerine uyarlıyor. “Solcu Yahudiler için Bund’un bir model olduğunu” söylüyor. Zaten sorun tam da burada.

Her şeyden çok, bu temel ideolojik konum, Bundculuğun Siyonizme dönüşmesine veya bugünün Bundcularının “anti-Siyonist” olduklarını iddia etmelerine neden oluyor. Bu koşullarda bugünün Bundcuları, Yahudilerin mağduriyetinin tüm yükünü omuzluyorlar. Bu pratik, Yahudi haklarına kimsenin itiraz dahi etmediği koşullarda Bundcuların bu hakları soyut düzlemde savunmaya itiyor. Anti-Siyonist hareket, bu durumun kendi gelişimi için yol açtığı sorunları kabul etmek zorunda. Saflarına, Yahudilerin üstün olduğunu kendi içinde savunan, düşünen tek bir kişiyi bile almamalı.

Bugün Progressive’in [“İlerici”] bildirdiğine göre, Bund geri döndü. Bund, bugün yeniden diriltiliyor ve Uluslararası Yahudi İşçi Birliği (UYİB), İngiltere Yahudi Sosyalistleri Grubu (YSG) ve Yahudilerin Kurtuluşçu Sesi gibi isimlerle karşımıza çıkıyor. Bu örgütler, Yahudilerin ebediyete dek tehdit altında olduğuna dair fikre bağlılığını halen daha muhafaza ediyorlar.

YSG’den David Rosenberg, antisemitizmin varlığını sürdürdüğünü, ırkçılığın diğer biçimleriyle ilişki içinde olduğunu söylüyor. Devamında “Faşistler hedeflerini değiştirmezler, onları biriktirirler. [...] Antisemitizm, İslamofobi, Roman karşıtı önyargı ve siyah karşıtı ırkçılığın yanı başında ilerler” diyor.

Sorun şu ki, “antisemitizm” günümüzde neredeyse yok denecek kadar az. Yapısal veya kurumsallaşmış olmadığı için, kesinlikle bir ırkçılık biçimi değildir. Aslında “antisemitizm” söylemi, Yahudi üstünlükçülerinin (ve Siyonistlerin) gerçekleştirdikleri soykırıma yönelik eleştirileri susturmak ve herkesin dikkatini Yahudilerin mağduriyetine kaydırmak için kullanılan bir mekanizmadır.

Yahudiler, Batı’da mağdur değiller. Her Batı toplumunda, ortalama düzeyde, ayrıcalıklı bir tabakadırlar. Tüm veriler bunu gösteriyor. Bu, inkâr edilemeyecek bir gerçek. Buna karşın, gerçeklerden bahsedildiğinde, genellikle Bundcu fikirlerden etkilenen birçok solcu Yahudi, dehşet içinde ellerini havaya kaldırıyor ve her kötü haber getireni “antisemitist” olarak görüp eleştiriyor.

Bundcu hareketin gerçek tarihine bakıldığında, bu şaşırtıcı olmamalı. The International Bund after 1945 [“1945 Sonrası Uluslararası Bund”] kitabının yazarı David Slucki, Bundcu toplulukların nihayetinde “İsrail’i sonuna kadar desteklediklerini, onu Yahudi kimliklerinin bir parçası olarak benimsediklerini” söylüyor.

Neticede Bundcular, Siyonist hareketin içinde eridiler. Gorny, 2006 tarihli Converging Alternatives [“Yakınsayan Alternatifler”] adlı çalışmasında, “devletin kurulmasının Yahudi tarihinde önemli bir olaydı, bu nedenle, Bundcular, İsrail’in desteklenmesi ve güçlendirilmesi gerektiği konusunda anlaştılar” diyor.

1985’teki Yedinci Kongresi’nde Bund, Dünya Yahudi Kongresi gibi soykırımcı örgütler de dâhil olmak üzere tüm Yahudi toplumsal örgütlerine katılmayı resmen kabul etti.

Solcu Yahudilerin sürekli olarak “antisemitizm”i tartışmalarının, dillerine dolamalarının nedenleri, genellikle “Holokost”la ilişkilendiriliyor. Bu solcu Yahudilerden biri şöyle diyor: “Az sayıda da olsa İngiliz Yahudileriyle gaz fırınları arasında iki üç nesil var.”

Lenin’in de belirttiği gibi, bu duyarlılık, “fırınlardan” önce de vardı. Sonuç olarak, Bund’un ve bugünün Bundcularının sorunu, sadece Bundculuğun tarihi değil, aynı zamanda Yahudilerin bir “ulus” olduğu yönündeki temel fikirlerinin, nihayetinde şovenist, hatta Yahudi üstünlüğünü savunan bir fikir olmasıdır.

Sol kesimde, Yahudi anti-Siyonistleri eleştirmenin, tanımı gereği “antisemitizm”in işareti olduğunu söyleyenler var. Bund’un yeniden aktardığımız hikâyesi, eleştirimizin Bundcuların dün olduğu gibi bugün de Yahudi olduklarını değil, nihayetinde dün olduğu gibi bugün de Yahudilerin üstün olduğu fikrini savunduklarını ortaya koyuyor. Lenin ve sonradan Bolşevik olarak anılacak olan yoldaşları 1903’te bu konuda haklıydılar. 2026’da da haklılar.

David Miller
28 Temmuz 2026
Kaynak

0 Yorum: