Londra’da bir yıl süren ve şu anda Marx Anıt Kütüphanesi’ne ev
sahipliği yapan binada devrimci gazete Iskra’nın (“Kıvılcım”) yayın
yönetmenliğini yaptığı dönemden hemen ardından, Ekim 1903'te Lenin, Yahudi İşçi Birliği’ne sert
eleştiriler yöneltti.
Bund,
1898’den 1903’e kadar uzanan dönemde Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP)
özerk bir parçası olarak faaliyet yürüten sosyalist bir örgüttü. Siyonist
hareketle aynı yılda (1897’de) kurulan Bund, Partinin İkinci Kongresi’nin
kendisini resmiyette Yahudi proletaryasının tek temsilcisi olarak tanımalarını
talep etti. Lenin, ayrılıkçılığın işçi sınıfını bölen gerici milliyetçiliğin bir
biçimi olduğunu söyleyerek sert bir şekilde karşılık verdi. Lenin, Iskra
gazetesinde şunları söyledi: “Bund’un Yahudi ulusu fikrini öne süren argümanının
bir ilke düzeyinde ele alındığına hiç şüphe yok. Ancak ne yazık ki, bu Siyonist
fikir, tümüyle yanlıştır ve özünde gericidir.”
Parti
İçinde Bund’un Konumu adlı makalesinde ise şunları söylüyordu:
“Yahudi milliyeti fikri,
Yahudi proletaryasının çıkarlarına aykırıdır, çünkü doğrudan veya dolaylı
olarak Yahudilerin içinde asimilasyona düşman olan ruhu, anlayışı besler. [...]
Yahudi ‘milliyeti’ fikri kesinlikle gericidir.”
Reddedilen
Talepler
Kongre,
Bundcuların taleplerini reddetti. Bund, Menşeviklerin bile sağına savrularak,
partiden ayrıldı. Bund, sonrasında çelişkilerle malul bir örgüt haline geldi.
Englert’in, 2012 yılında Sosyalist İşçi Partisi’nin dergisi International
Socialism’de “[Uluslararası Sosyalizm”] yayınlanan yazısında dile getirdiği
biçimiyle, “Bund, Bolşevizmi reddetti ve Lenin’e karşı yürütülen büyük
polemiklerin merkezi haline geldi. [...] Otuzlarda reformist İkinci
Enternasyonal’e katıldı, yalnızca Yahudi işçileri örgütledi ve programının
merkezine Yahudilerle alakalı belirli ulusal talepleri koydu. Bund, Siyonizmi ‘burjuva
gerici’ bir ideoloji olarak görüp reddetse de bugüne dek İsrail’de bir şubeye
sahiptir.”
Bund’un
İkinci Kongre’den ayrılmasının üzerinden 123 yıl geçtikten sonra, RSDİP’in aldığı
kararın doğru olduğu açık. Bu, sadece teorik veya tarihsel bir görüş değil.
Bugün Filistin’in özgürleşme mücadelesi, özellikle Siyonist sömürgeciliğin
fiili düzenini yıkma çabaları açısından gerçek bir öneme sahip.
Bundcuların
görüşlerinin halen daha önemli bir yere sahip olduğunu teyit edercesine, Nisan
2026’da, ABD merkezli yazar ve sanatçı Molly Crabapple’ın kaleme aldığı, Bund’un
tarihini anlatan yeni bir kitap yayımlandı: Here Where We Live Is Our
Country: The Story of the Jewish Bund [“Yaşadığımız Yer Ülkemizdir: Yahudi
Bund’unun Hikâyesi”]. Crabapple, Bund’un politikalarını bugünün örgütlenme
pratiklerine uyarlıyor. “Solcu Yahudiler için Bund’un bir model olduğunu”
söylüyor. Zaten sorun tam da burada.
Her
şeyden çok, bu temel ideolojik konum, Bundculuğun Siyonizme dönüşmesine veya bugünün
Bundcularının “anti-Siyonist” olduklarını iddia etmelerine neden oluyor. Bu koşullarda
bugünün Bundcuları, Yahudilerin mağduriyetinin tüm yükünü omuzluyorlar. Bu pratik,
Yahudi haklarına kimsenin itiraz dahi etmediği koşullarda Bundcuların bu
hakları soyut düzlemde savunmaya itiyor. Anti-Siyonist hareket, bu durumun
kendi gelişimi için yol açtığı sorunları kabul etmek zorunda. Saflarına, Yahudilerin
üstün olduğunu kendi içinde savunan, düşünen tek bir kişiyi bile almamalı.
Bugün
Progressive’in [“İlerici”] bildirdiğine göre, Bund geri döndü. Bund,
bugün yeniden diriltiliyor ve Uluslararası Yahudi İşçi Birliği (UYİB), İngiltere
Yahudi Sosyalistleri Grubu (YSG) ve Yahudilerin Kurtuluşçu Sesi gibi isimlerle
karşımıza çıkıyor. Bu örgütler, Yahudilerin ebediyete dek tehdit altında
olduğuna dair fikre bağlılığını halen daha muhafaza ediyorlar.
YSG’den
David Rosenberg, antisemitizmin varlığını sürdürdüğünü, ırkçılığın diğer biçimleriyle
ilişki içinde olduğunu söylüyor. Devamında “Faşistler hedeflerini
değiştirmezler, onları biriktirirler. [...] Antisemitizm, İslamofobi, Roman
karşıtı önyargı ve siyah karşıtı ırkçılığın yanı başında ilerler” diyor.
Sorun
şu ki, “antisemitizm” günümüzde neredeyse yok denecek kadar az. Yapısal veya
kurumsallaşmış olmadığı için, kesinlikle bir ırkçılık biçimi değildir. Aslında “antisemitizm”
söylemi, Yahudi üstünlükçülerinin (ve Siyonistlerin) gerçekleştirdikleri soykırıma
yönelik eleştirileri susturmak ve herkesin dikkatini Yahudilerin mağduriyetine
kaydırmak için kullanılan bir mekanizmadır.
Yahudiler,
Batı’da mağdur değiller. Her Batı toplumunda, ortalama düzeyde, ayrıcalıklı bir
tabakadırlar. Tüm veriler bunu gösteriyor. Bu, inkâr edilemeyecek bir gerçek. Buna
karşın, gerçeklerden bahsedildiğinde, genellikle Bundcu fikirlerden etkilenen
birçok solcu Yahudi, dehşet içinde ellerini havaya kaldırıyor ve her kötü haber
getireni “antisemitist” olarak görüp eleştiriyor.
Bundcu
hareketin gerçek tarihine bakıldığında, bu şaşırtıcı olmamalı. The
International Bund after 1945 [“1945 Sonrası Uluslararası Bund”] kitabının
yazarı David Slucki, Bundcu toplulukların nihayetinde “İsrail’i sonuna kadar
desteklediklerini, onu Yahudi kimliklerinin bir parçası olarak benimsediklerini”
söylüyor.
Neticede
Bundcular, Siyonist hareketin içinde eridiler. Gorny, 2006 tarihli Converging
Alternatives [“Yakınsayan Alternatifler”] adlı çalışmasında, “devletin
kurulmasının Yahudi tarihinde önemli bir olaydı, bu nedenle, Bundcular, İsrail’in
desteklenmesi ve güçlendirilmesi gerektiği konusunda anlaştılar” diyor.
1985’teki
Yedinci Kongresi’nde Bund, Dünya Yahudi Kongresi gibi soykırımcı örgütler de dâhil
olmak üzere tüm Yahudi toplumsal örgütlerine katılmayı resmen kabul etti.
Solcu
Yahudilerin sürekli olarak “antisemitizm”i tartışmalarının, dillerine
dolamalarının nedenleri, genellikle “Holokost”la ilişkilendiriliyor. Bu solcu
Yahudilerden biri şöyle diyor: “Az sayıda da olsa İngiliz Yahudileriyle gaz
fırınları arasında iki üç nesil var.”
Lenin’in
de belirttiği gibi, bu duyarlılık, “fırınlardan” önce de vardı. Sonuç olarak,
Bund’un ve bugünün Bundcularının sorunu, sadece Bundculuğun tarihi değil, aynı
zamanda Yahudilerin bir “ulus” olduğu yönündeki temel fikirlerinin, nihayetinde
şovenist, hatta Yahudi üstünlüğünü savunan bir fikir olmasıdır.
Sol
kesimde, Yahudi anti-Siyonistleri eleştirmenin, tanımı gereği “antisemitizm”in
işareti olduğunu söyleyenler var. Bund’un yeniden aktardığımız hikâyesi,
eleştirimizin Bundcuların dün olduğu gibi bugün de Yahudi olduklarını değil,
nihayetinde dün olduğu gibi bugün de Yahudilerin üstün olduğu fikrini
savunduklarını ortaya koyuyor. Lenin ve sonradan Bolşevik olarak anılacak olan
yoldaşları 1903’te bu konuda haklıydılar. 2026’da da haklılar.
David Miller
28
Temmuz 2026
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder