02 Temmuz 2026

, ,

Türk-Yunan Çatışması



Topraklarını genişletme amacı güden Yunanistan’ın 1922’de doğan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaşı kaybetmesinin ardından, Yunan sağı, Anadolu’daki toprakları geri alma sloganına sarıldı, Kemalizmse Rum karşıtı şovenizmi temel ilke olarak benimsedi. Aşağıda, Balkan Komünist Federasyonu’nun çatışmayla ilgili bildirisine yer veriliyor.

* * *

 

Diğer halkların emperyalist savaşta beş yıl boyunca kanlarını dökmeleri ardından silahlarını bıraktığı koşullarda, Yunan burjuvazisi, savaşı daha da ileri götürdü ve çılgın hayallerini gerçekleştirmek için halk kitlelerini Küçük Asya’daki kan banyosunun içine sürükledi. Yunan halkı, bu maceranın bedelini çok ağır ödedi. Halk, sefalete sürüklendi, bilhassa Küçük Asya’daki Rum nüfusu en korkunç sefaletle yüzleşti. Bugün Yunanistan’da açlık çeken bir milyonu aşkın mülteci, Yunan burjuvazisinin bizzat sebep olduğu acıları hafifletme konusunda bir şeyler yapacak diye boş yere bekliyor.

Anadolu ve Trakya topraklarında dökülen kan henüz kurumamışken, Yunan ve Türk burjuvazisi arasında yeni bir çatışma alevleniyor. Bu çatışma, iki devlet arasındaki ilişkilerde ve genel olarak Balkanlar’da çok ciddi gelişmelere yol açabilir ve yeni bir savaşa neden olabilir.

Türk hükümeti, Rum Patriği’ni İstanbul’dan kovarken, Yunan hükümeti de kendi adına “ulusal onur”unu savunmaya, yeni bir savaşa yol açsa bile, Rum Patriği’ni İstanbul’da yeniden göreve getirmeye hazır olduğunu ilan etti.

İki hükümet, her ne kadar sırf gösteriş olsun diye bu adımları atıyor olsa da Balkanlar’daki mevcut koşullar göz önüne alındığında, yeni bir savaş tehlikesini kesinlikle dışlamamak gerekiyor. Bunun yanı sıra ortada, olası savaşın salt Yunanistan ve Türkiye ile sınırlı kalmasından emin olmaları halinde, bu savaştan çıkar sağlamayı uman dış güçler de mevcut.

Öncelikle, bugüne dek Yunanistan’a karşı düşmanca bir tutum sergileyen Yugoslavya, birdenbire Yunanistan’a dostane el uzatmayı, Türkiye’ye karşı savaşması durumunda onu desteklemeyi gerekli görüyor. Görünen o ki Yugoslavya, Yunanistan’ı bir savaş macerasına sürüklemek istiyor. Bunun sonucunda Yunanistan’ın zor durumda kalacağını, kendisinin de bundan istifade ederek, Ege Denizi’nin en önemli limanı olan Selanik’i ele geçirebileceğini hesaplıyor.

Başında Aleksandr Zankov’un bulunduğu Bulgaristan ise Yunanistan’ı Türkiye ile çatışmaya sokmayı arzuluyor, zira Yunan halkı savaşa sürüklendikten sonra, Yugoslavya ile birlikte Yunanistan’ı sırtından bıçaklayıp Trakya’yı ve Ege kıyılarını ele geçirebileceği düşüncesi karşısında ellerini ovuşturup, tüm o kötü niyetiyle sevinç duyuyor.

Oysa Türk-Yunan savaşı denilen ateşe benzin dökmekle esas olarak büyük emperyalist yağmacılar, İtalya, Fransa ve İngiltere ilgileniyor.

İtalya, halihazırda birkaç Yunan adasını ele geçirmiş olmasına rağmen, daha fazla yağma yapmayı planlıyor. Bilhassa faşist rejim karşısında hayal kırıklığına uğramış kitlelerin gözünü boyamak adına, İtalyan hükümeti, yurtdışında başarılar elde etmeye ihtiyaç duyuyor.

Her zaman Türkiye’ye bedel ödeterek kendi çıkarlarını kollamaya çalışan İngiltere, şimdi de Türkiye’yi kendi emperyalist arzularına boyun eğdirmek için Yunan halkını kullanmak istiyor. Chamberlain, Yunanistan’ı “haklı dava”sında destekliyor. Yunanistan Eğitim Bakanı’nın okullara gönderdiği, “İngiltere, tamamen ve eksiksiz olarak Yunanistan’ın arkasındadır” diyen genelge bu desteğin ispatı.

Fransa, mevcut Türk-Yunan çatışmasının şiddetlenmesini, İngiltere’ye karşı Türkiye üzerindeki etkisini güçlendirmenin ve Yunanistan’ı kontrol altında tutmanın bir yolu olarak görüyor.

Elbette, küçüklü büyüklü tüm bu haramiler, niyetlerini barış arzusunun ikiyüzlü ifadeleri ardına gizliyorlar. Ama perde gerisinde Türk-Yunan çatışmasını körükleyen bu güçler, perde önünde arabuluculuktan bahsediyorlar. Sonuçta, Türk-Yunan çatışmasının alevlenmesinden, onun Yunanistan ile Türkiye’deki emekçi kitlelerin fedakârlıkları ve kanı pahasına bir savaşa dönüşmesinden yalnızca büyük ve küçük haramiler kâr elde edeceklerdir.

Yunan burjuvazisi, Yunan kitleleri içinde Türklere yönelik körüklenen şovenist nefretten faydalanarak, işçilerin, köylülerin ve Anadolu’dan gelen büyük mülteci kitlelerinin dikkatini kendi taleplerinden uzaklaştırıp, Yunanistan dışındaki büyük sorunlara yönlendirmeye çalışıyor; ancak her şeyden önce, onların öncü güçlerini, komünist partiyi, işçi konfederasyonunu, gaziler örgütünü ve Genç Komünist Birliği’ni ezmeyi hedefliyor.

İşçi sınıfının tahammül edilemez halinden neşet eden büyük işçi grevleri, Tesalya’daki büyük manastırların ve büyük toprak sahiplerinin mülklerini ele geçirmeye çalışan köylülerin çaresizliği (ki hükümetin tüm vaatlerine rağmen bu mülkler henüz onlara verilmedi), bir milyondan fazla mültecinin sefaleti... Yunan burjuvazisi, tüm bunları oldukça açık bir şekilde görüyor. Ancak işçi kitlelerinin acil ihtiyaçlarını kısmen bile olsa karşılamaya kararlı olmadığından, her zamanki manevrasına başvurmaya devam ederek, milliyetçiliği körüklüyor, bu arada faşizmi örgütleyerek, işçilerin, köylülerin ve mültecilerin her türlü ulusal devrimci hareketini ateş ve kılıçla yok etmeye hazırlanıyor. Ayrıca komünistlere, İşçi Konfederasyonu üyelerine, gazilerin ve Tesalyalı köylülerin liderlerine karşı kitlesel zulümler ve tutuklamalar gerçekleştiriyor.

Eğer mevcut Türk-Yunan çatışması sırasında emekçi kitleler, Yunanistan’daki milliyetçi tahriklerin kurbanı olursa, demek ki ekmek yerine faşist kurşunlarla, toprak yerine faşist hançerlerle, iş yerine faşist şiddet eylemleriyle karşılaşacaklardır.

Türkiye’deki burjuvazi ise, tarım reformunun gerçekleştirilmesinden ve genel olarak işçi kitlelerinin çıkarlarının karşılanmasından kaçınmak amacıyla, Türk işçileri ve köylüleri arasında Yunan halkına karşı şovenizm ve milliyetçilik körüklemektedir.

Sovyetler Birliği’ne karşı izlediği ondan kopma, nihayetinde ona karşı düşmanlık sergileme üzerine kurulu politikası neticesinde Türk burjuvazisi, Türkiye’nin bütünüyle büyük emperyalist güçlerin kölesi olmasına yol açacak adımlar atmaktadır.

Şu anda, Yunanistan ve Türkiye burjuvazileri birbirleriyle sert ve tehlikeli bir çekişme içindeyken, Yunanistan ve Türkiye’deki işçi kitlelerinin barışı savunmak için somut önlemler alması en acil görevdir. Kendi burjuvazilerine karşı mücadele etmek, taleplerinin karşılanmasını sağlamak, özgürlüklerini faşizmin saldırılarından korumak, yeni bir çatışmanın ve kan dökülme ihtimalinin önüne geçmek için birbirlerine dayanışma elini uzatmalıdırlar.

Ancak, her şeye rağmen, Yunan ve Türk yöneticileri arasında açık bir savaş çıkarsa, işçi kitleleri iç savaşa hazırlıklı olmalıdır.

Savaşa hayır, Yunan ve Türk halkları kendi aralarında kardeşlik temelinde anlaşsın!

Mültecilere ekmek, toprak, tarım aletleri ve krediler verilsin! Tarım sorunu, emekçi köylülerin çıkarları doğrultusunda çözülsün.

İşçi sınıfının hayati ihtiyaçları karşılansın! Faşist örgütler dağıtılsın!

Ezilen milletler boyunduruktan kurtulsun! İşçi ve köylü kitlelerinin örgütlenme ve mücadele özgürlüğü tam olarak sağlansın!

Balkanlar’da emperyalizme hayır! Balkan Federasyonu’nda kardeşçe bir araya gelen Balkan halklarına hürriyet ve bağımsızlık!

Bunun için Yunanistan ve Türkiye’deki işçi kitleleri, komünist partilerin ve Balkan Komünist Federasyonu’nun önderliğinde kararlı bir şekilde mücadele etmelidir.

Bunun yanı sıra, Balkan ülkelerinin işçileri ile İtalya, Fransa ve İngiltere’deki proletarya da kendi hükümetlerinin Türk-Yunan çatışmasını körükleme niyetlerini ifşa etmelidir. İşçi kitleleri, Balkanlar’ın bir ucunda tutuşturulan ateşin hızla tüm Balkanlar’a yayılabileceğini ve yeni bir emperyalist savaşı başlatabileceğini akıllarından çıkartmamalıdırlar.

Balkan Komünist Federasyonu Başkanlığı adına
Georgi Dimitrov
Moskova
18 Şubat 1925
Kaynak

0 Yorum: