Topraklarını
genişletme amacı güden Yunanistan’ın 1922’de doğan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı
yürüttüğü savaşı kaybetmesinin ardından, Yunan sağı, Anadolu’daki toprakları
geri alma sloganına sarıldı, Kemalizmse Rum karşıtı şovenizmi temel ilke olarak
benimsedi. Aşağıda, Balkan Komünist Federasyonu’nun çatışmayla ilgili bildirisine
yer veriliyor.
* * *
Diğer
halkların emperyalist savaşta beş yıl boyunca kanlarını dökmeleri ardından
silahlarını bıraktığı koşullarda, Yunan burjuvazisi, savaşı daha da ileri
götürdü ve çılgın hayallerini gerçekleştirmek için halk kitlelerini Küçük Asya’daki
kan banyosunun içine sürükledi. Yunan halkı, bu maceranın bedelini çok ağır
ödedi. Halk, sefalete sürüklendi, bilhassa Küçük Asya’daki Rum nüfusu en
korkunç sefaletle yüzleşti. Bugün Yunanistan’da açlık çeken bir milyonu aşkın
mülteci, Yunan burjuvazisinin bizzat sebep olduğu acıları hafifletme konusunda
bir şeyler yapacak diye boş yere bekliyor.
Anadolu
ve Trakya topraklarında dökülen kan henüz kurumamışken, Yunan ve Türk
burjuvazisi arasında yeni bir çatışma alevleniyor. Bu çatışma, iki devlet
arasındaki ilişkilerde ve genel olarak Balkanlar’da çok ciddi gelişmelere yol
açabilir ve yeni bir savaşa neden olabilir.
Türk
hükümeti, Rum Patriği’ni İstanbul’dan kovarken, Yunan hükümeti de kendi adına “ulusal
onur”unu savunmaya, yeni bir savaşa yol açsa bile, Rum Patriği’ni İstanbul’da
yeniden göreve getirmeye hazır olduğunu ilan etti.
İki
hükümet, her ne kadar sırf gösteriş olsun diye bu adımları atıyor olsa da
Balkanlar’daki mevcut koşullar göz önüne alındığında, yeni bir savaş
tehlikesini kesinlikle dışlamamak gerekiyor. Bunun yanı sıra ortada, olası
savaşın salt Yunanistan ve Türkiye ile sınırlı kalmasından emin olmaları
halinde, bu savaştan çıkar sağlamayı uman dış güçler de mevcut.
Öncelikle,
bugüne dek Yunanistan’a karşı düşmanca bir tutum sergileyen Yugoslavya,
birdenbire Yunanistan’a dostane el uzatmayı, Türkiye’ye karşı savaşması
durumunda onu desteklemeyi gerekli görüyor. Görünen o ki Yugoslavya, Yunanistan’ı
bir savaş macerasına sürüklemek istiyor. Bunun sonucunda Yunanistan’ın zor
durumda kalacağını, kendisinin de bundan istifade ederek, Ege Denizi’nin en
önemli limanı olan Selanik’i ele geçirebileceğini hesaplıyor.
Başında
Aleksandr Zankov’un bulunduğu Bulgaristan ise Yunanistan’ı Türkiye ile
çatışmaya sokmayı arzuluyor, zira Yunan halkı savaşa sürüklendikten sonra,
Yugoslavya ile birlikte Yunanistan’ı sırtından bıçaklayıp Trakya’yı ve Ege
kıyılarını ele geçirebileceği düşüncesi karşısında ellerini ovuşturup, tüm o
kötü niyetiyle sevinç duyuyor.
Oysa
Türk-Yunan savaşı denilen ateşe benzin dökmekle esas olarak büyük emperyalist
yağmacılar, İtalya, Fransa ve İngiltere ilgileniyor.
İtalya,
halihazırda birkaç Yunan adasını ele geçirmiş olmasına rağmen, daha fazla yağma
yapmayı planlıyor. Bilhassa faşist rejim karşısında hayal kırıklığına uğramış
kitlelerin gözünü boyamak adına, İtalyan hükümeti, yurtdışında başarılar elde
etmeye ihtiyaç duyuyor.
Her
zaman Türkiye’ye bedel ödeterek kendi çıkarlarını kollamaya çalışan İngiltere,
şimdi de Türkiye’yi kendi emperyalist arzularına boyun eğdirmek için Yunan
halkını kullanmak istiyor. Chamberlain, Yunanistan’ı “haklı dava”sında
destekliyor. Yunanistan Eğitim Bakanı’nın okullara gönderdiği, “İngiltere,
tamamen ve eksiksiz olarak Yunanistan’ın arkasındadır” diyen genelge bu
desteğin ispatı.
Fransa,
mevcut Türk-Yunan çatışmasının şiddetlenmesini, İngiltere’ye karşı Türkiye
üzerindeki etkisini güçlendirmenin ve Yunanistan’ı kontrol altında tutmanın bir
yolu olarak görüyor.
Elbette,
küçüklü büyüklü tüm bu haramiler, niyetlerini barış arzusunun ikiyüzlü
ifadeleri ardına gizliyorlar. Ama perde gerisinde Türk-Yunan çatışmasını körükleyen
bu güçler, perde önünde arabuluculuktan bahsediyorlar. Sonuçta, Türk-Yunan
çatışmasının alevlenmesinden, onun Yunanistan ile Türkiye’deki emekçi
kitlelerin fedakârlıkları ve kanı pahasına bir savaşa dönüşmesinden yalnızca
büyük ve küçük haramiler kâr elde edeceklerdir.
Yunan
burjuvazisi, Yunan kitleleri içinde Türklere yönelik körüklenen şovenist
nefretten faydalanarak, işçilerin, köylülerin ve Anadolu’dan gelen büyük
mülteci kitlelerinin dikkatini kendi taleplerinden uzaklaştırıp, Yunanistan
dışındaki büyük sorunlara yönlendirmeye çalışıyor; ancak her şeyden önce,
onların öncü güçlerini, komünist partiyi, işçi konfederasyonunu, gaziler
örgütünü ve Genç Komünist Birliği’ni ezmeyi hedefliyor.
İşçi
sınıfının tahammül edilemez halinden neşet eden büyük işçi grevleri, Tesalya’daki
büyük manastırların ve büyük toprak sahiplerinin mülklerini ele geçirmeye
çalışan köylülerin çaresizliği (ki hükümetin tüm vaatlerine rağmen bu mülkler
henüz onlara verilmedi), bir milyondan fazla mültecinin sefaleti... Yunan
burjuvazisi, tüm bunları oldukça açık bir şekilde görüyor. Ancak işçi
kitlelerinin acil ihtiyaçlarını kısmen bile olsa karşılamaya kararlı olmadığından,
her zamanki manevrasına başvurmaya devam ederek, milliyetçiliği körüklüyor, bu
arada faşizmi örgütleyerek, işçilerin, köylülerin ve mültecilerin her türlü
ulusal devrimci hareketini ateş ve kılıçla yok etmeye hazırlanıyor. Ayrıca komünistlere,
İşçi Konfederasyonu üyelerine, gazilerin ve Tesalyalı köylülerin liderlerine
karşı kitlesel zulümler ve tutuklamalar gerçekleştiriyor.
Eğer
mevcut Türk-Yunan çatışması sırasında emekçi kitleler, Yunanistan’daki
milliyetçi tahriklerin kurbanı olursa, demek ki ekmek yerine faşist kurşunlarla,
toprak yerine faşist hançerlerle, iş yerine faşist şiddet eylemleriyle
karşılaşacaklardır.
Türkiye’deki
burjuvazi ise, tarım reformunun gerçekleştirilmesinden ve genel olarak işçi
kitlelerinin çıkarlarının karşılanmasından kaçınmak amacıyla, Türk işçileri ve
köylüleri arasında Yunan halkına karşı şovenizm ve milliyetçilik
körüklemektedir.
Sovyetler
Birliği’ne karşı izlediği ondan kopma, nihayetinde ona karşı düşmanlık sergileme
üzerine kurulu politikası neticesinde Türk burjuvazisi, Türkiye’nin bütünüyle büyük
emperyalist güçlerin kölesi olmasına yol açacak adımlar atmaktadır.
Şu
anda, Yunanistan ve Türkiye burjuvazileri birbirleriyle sert ve tehlikeli bir
çekişme içindeyken, Yunanistan ve Türkiye’deki işçi kitlelerinin barışı
savunmak için somut önlemler alması en acil görevdir. Kendi burjuvazilerine
karşı mücadele etmek, taleplerinin karşılanmasını sağlamak, özgürlüklerini
faşizmin saldırılarından korumak, yeni bir çatışmanın ve kan dökülme ihtimalinin
önüne geçmek için birbirlerine dayanışma elini uzatmalıdırlar.
Ancak,
her şeye rağmen, Yunan ve Türk yöneticileri arasında açık bir savaş çıkarsa,
işçi kitleleri iç savaşa hazırlıklı olmalıdır.
Savaşa
hayır, Yunan ve Türk halkları kendi aralarında kardeşlik temelinde anlaşsın!
Mültecilere
ekmek, toprak, tarım aletleri ve krediler verilsin! Tarım sorunu, emekçi
köylülerin çıkarları doğrultusunda çözülsün.
İşçi
sınıfının hayati ihtiyaçları karşılansın! Faşist örgütler dağıtılsın!
Ezilen
milletler boyunduruktan kurtulsun! İşçi ve köylü kitlelerinin örgütlenme ve
mücadele özgürlüğü tam olarak sağlansın!
Balkanlar’da
emperyalizme hayır! Balkan Federasyonu’nda kardeşçe bir araya gelen Balkan halklarına
hürriyet ve bağımsızlık!
Bunun
için Yunanistan ve Türkiye’deki işçi kitleleri, komünist partilerin ve Balkan
Komünist Federasyonu’nun önderliğinde kararlı bir şekilde mücadele etmelidir.
Bunun
yanı sıra, Balkan ülkelerinin işçileri ile İtalya, Fransa ve İngiltere’deki
proletarya da kendi hükümetlerinin Türk-Yunan çatışmasını körükleme niyetlerini
ifşa etmelidir. İşçi kitleleri, Balkanlar’ın bir ucunda tutuşturulan ateşin
hızla tüm Balkanlar’a yayılabileceğini ve yeni bir emperyalist savaşı
başlatabileceğini akıllarından çıkartmamalıdırlar.
Balkan Komünist Federasyonu Başkanlığı adına
Georgi Dimitrov
Moskova
18 Şubat 1925
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder