1998
yılında Nemit isminde 20 yaşında bir Çerkes kızı, Ankara’da katledildi. Katil,
Nemit’in ev arkadaşının sevgilisini elinden aldığı gençti. Onu bulmak için
geldiği evde Nemit’le tartıştı. Tartışma neticesinde Nemit’i katletti. SİP’ten
yoldaşlarının aktardığına göre ertesi gün bir yönetici, partide herkesi topladı.
“Nemit’in ölümü adli vaka, politik değil. Ama bu gerçeği gizleyeceğiz. Onu faşistlerin
öldürdüğünü söyleyeceğiz. Bu yönde propaganda yürüteceğiz” dedi. Sonra Nemit’in
adı unutuldu. Katili üç yıl sonra Rahşan affıyla serbest kaldı.
Sinekten
yağ çıkartan yönetici, parti içinde güç kazanınca Kemal Okuyan’dan pay istedi.
1999 yılında yaşanan iç tartışmada kavga çıktı. Anlatılanlara göre, Okuyan’ın en
yakın yoldaşının kardeşi (Anıt Baba) Okuyan’a yumruk attı. Bunun üzerine Okuyan
“küstü”, bavulunu toplayıp havalimanına gitti. Memleketi Amerika’ya gitmek
üzere olan şefi, yoldaşları yoldan zor döndürdüler. O kavganın bizatihi içinde
olan, bugün Kemal Okuyan’ın adını andığı Ercan Kesal, umarız, o kavgalı günleri
senaryolaştırır da sinema perdesinde olan biteni izleriz. Ama filmde, aslında
Okuyan’ın parti içinde kimlerin kendi yanında olduğunu görmek için yalandan
havalimanına koştuğuna dair sahneye özel bir yer ayrılmalı. O sahne, küçük
burjuvanın sosyalist hareketi nasıl çürüttüğünün delili.
Gezi
sonrası partinin borçlarını kim ödeyecek kavgası da filme çekilebilir. O günler
de utanç verici ve yüz kızartıcıydı. Partiye kayyum atandı. Sonra sorumluluk
almak istemeyenler, ayrıldılar.
Bahsi
edilen SİP’li yönetici, Rahmi Koç’un profesörü oldu. Pandemi sürecini yöneten
isimler arasında yer aldı. Mesela bu ilişkilerin de filmi çekilebilir. Halka nasıl
zulmedildiği, solcu kurumların bu zulme nasıl ortak olduğu üzerinde
durulabilir. “Tekeller olmazsa bilim olmaz” diyen Birgün yazarına özel
bir yer ayrılabilir.
“Utanmak
devrimcidir” diyor Marx. Kemal Okuyan’ın CHP adına, onun yerine utanması, karşı-devrimcidir.
Son rozet takma gösterisini Ercan Kesal’la konuştuğunu, ikisine de yaşananların
Nasipse Adayız filmini hatırlattığını söylüyor. Asıl soru şu: “Sen bir
burjuva partisi adına, onun yerine niye utanıyorsun? Aranızdaki sınıfsal bağ nedir?”
Devrimci
Yol ve TKP, CHP’ye endeksli, ona bağlı, onunla tanımlı. Sağda solda Devrimci
Yol ve TKP adına çalışma yürüten birileri varsa, bu ülkede devrim de sosyalizm
de hayalden ibarettir. Bu gerçek, artık idrak edilmeli. Çünkü CHP ve taşeronlarının
devrim ve sosyalizm gibi bir derdi davası olamaz.
Son
cast ajansı vukuatında Devrimci Yol’un payı ve parmağı var. O haber, Yan
Yana forumlarıyla birlikte ele alınmalı. Verilen görevi ifa eden Devrimci Yol, YP’den vekillik için
pay istiyor. İşleyen ve Taş gibiler, ceylan derisi koltukların keyfine varmak
istiyorlar. Bir Dev-Yolcunun dediği gibi, Vekillerimizin canı şimdiden kaymak çekiyor!
Bunların
devrim ve sosyalizm gibi bir dertleri yok. Yoksuldan, işçiden ve ezilenden
nefret ediyorlar. Onların varlığına tahammül edemiyorlar. Öznel varlıklarından
rahatsız oluyorlar. Küçük burjuva olarak, burjuva efendilerine hoş görünmek
için cumhuriyetçilik veya demokrasicilik kapısından içeri girmek istiyorlar.
Sosyalizmi
cumhuriyetçilikle; devrimi demokrasicilikle yumuşatmanın, efendilerin masasına servis
etmenin derdindeler. Tek varlık sebepleri, gerekçeleri bu. Kansu Yıldırım gibi
teorik âlemde ön almaya ama dönüp dolaşıp sermayeye ve CHP’ye yaranmaya
çalışıyorlar. Dün Altuzerci olan, sonradan sendikalist-işçiciye dönüşen Yıldırım,
Birgün’ün haberine, ardına yöresine bakmadan, sahip çıkıyor. “Bir gazeteci,
haberin diğer tarafına da soru yöneltmeli?” ilkesine hiç bakmıyor.
Birgün, haberi “CHP
figüran tutmuş” diye servis ediyor. YP-CHP kavgasında tetikçilik yapıyor. Sonra
“bak cast ajansı bizi doğruladı. Figüran tutulmuş” diyor. 5N1K ile de ilgileri
yok. Tek dertleri tetikçilik, aparat olarak bir yerlere yaranmak. YP’den gelen
paraların ve makam mevkilerin hakkını vermek.
“İmamoğlu
Dolar’a iyi geldi” diyen, Dolar adına ve onun için düşünen Birgün
gazetesi, Özgür Özel’in NATO övgüsü içeren yazısını sansürleyerek veriyor. NATO’ya
yönelik övgülerden hiç bahsetmiyor. Küçük burjuva, herkesi kendisine ram ve kul
etmeye, kendisi gibi kılmaya çalışıyor. 25 yıldır “Erdoğan gitsin”ci siyaseti
yürüten küçük burjuva sol, şimdi de onun kral olacağını söylüyor. Böylelikle, birilerine
“Bize mecbursunuz. Bizim kavalımıza fare olun” diyor. Efendilere işmar ediyor,
gerekirse önlerinde diz çöküp yalvarıyor. Olan, devrimci ve sosyalist harekete
oluyor. Sol memenin altındaki cevahiri dertli ve öfkeli olmayanlar, bu küçük
burjuva solcuların yaptıklarını, söylediklerini görmüyorlar. Hakikatin üzerini
örtüyorlar.
Bugün
YP’ye ve burjuvaziye peşkeş çektikleri kurumların ardındaki ter ve kan, bu
küçük burjuvaların umrunda değil. Ranttan pay istiyorlar. Dün “Merkez Bankası
bağımsız olsun” diyen Birgün gibi solcular, bugün başka bir yalana
sarılıyorlar. Dün “AKP batıyla ilişkilerimizi bozdu” diyenler, bugün AKP’nin
batıdan destek gördüğünü söylüyorlar. Dün belediyelerde, kurultayda ve başka
yerlerde çevrilen dolapları haber yapmayanlar, cast ajansına gizlice sızıyorlar.
YP’den alınan paraların hakkını veriyorlar.
AK
Parti, ak olmadığı için AKP olarak anılıyorsa, Yeni Parti de yeni olmadığı için
YP olarak anılmalı. Netflikse atıf, bağırırcasına yazılan logo, uyduruk ufuk
çizgisi, bir partiyi yeni yapmıyor. Tek programı, “devleti şirket gibi
yöneteceğim” diyen İmamoğlu’nun aklı uyarınca özel şirketlerle devlet arasında
taşeronluk ilişkisi kurmaktan, devleti sermayeye basit bir aparat kılmaktan
ibaret. Eski pilav, yeni diye yutturuluyor. Bu yalana “devrimciyim, sosyalistim”
diyenler alet oluyor.
Dün
neoliberalizm, Reagan-Thatcher hattı üzerinden devlete ayar çeken Özal’a
sarılanlar, Bekaa Vadisi’nde Ahu Tuğba’nın toplumdaki etkilerini tartışanlar,
Papa’ya mektup yazıp yalvaranlar, “devrimci değil gazeteciyiz” diyenler, bugün
gene bir yerlere sarılıyorlar, olur olmaz kültürel öğelerden medet umuyorlar,
birilerine yalvarıyorlar, gene gazetecilik kisvesine bürünüyorlar. Gazetecilikle alakası olmayan gazeteciliklerini
devrimcilik diye pazarlıyorlar. Tek akılları, tek taktikleri, tek stratejileri
bu.
Dün
CHP’ye küfreden Tanıl Bora, bugün “seksen öncesi Devrimci Yol’un etkisi CHP’de
bir grup milletvekilini örgütlemişti” buyuruyor. CHP içi siyasete cevaz
veriyor. Aynı CHP, iktidardayken en çok da solcuları eziyor. Perinçek’e sol
örgütlerle ilgili bilgileri CHP’li bakan veriyor. Pol-Der üyelerine baskıyı CHP
uyguluyor. O dönemi anlatan Pol-Der başkanı, hatıratında solcu bir ismi
eleştiriyor. Eleştirinin olduğu kısmı bizzat kitabı yayımlayan Tanıl Bora
sansürlüyor.
Görünen
o ki her iki taraf da bir bagajdan kurtulmak istiyor. YP, Kılıçdaroğlu istediği
için değil, kuranların arzu ve iradesi ayrışmak olduğundan kuruluyor. Kuranlar,
SİP’in yöneticisi gibi efendisinin dizinin dibine geri dönecek, bu sahneden
inecek. Olan, bu küçük burjuva muhalefete bel ve umut bağlayanlara olacak.
Eren Balkır
27
Temmuz 2026



0 Yorum:
Yorum Gönder