27 Temmuz 2026

,

YP


1998 yılında Nemit isminde 20 yaşında bir Çerkes kızı, Ankara’da katledildi. Katil, Nemit’in ev arkadaşının sevgilisini elinden aldığı gençti. Onu bulmak için geldiği evde Nemit’le tartıştı. Tartışma neticesinde Nemit’i katletti. SİP’ten yoldaşlarının aktardığına göre ertesi gün bir yönetici, partide herkesi topladı. “Nemit’in ölümü adli vaka, politik değil. Ama bu gerçeği gizleyeceğiz. Onu faşistlerin öldürdüğünü söyleyeceğiz. Bu yönde propaganda yürüteceğiz” dedi. Sonra Nemit’in adı unutuldu. Katili üç yıl sonra Rahşan affıyla serbest kaldı.

Sinekten yağ çıkartan yönetici, parti içinde güç kazanınca Kemal Okuyan’dan pay istedi. 1999 yılında yaşanan iç tartışmada kavga çıktı. Anlatılanlara göre, Okuyan’ın en yakın yoldaşının kardeşi (Anıt Baba) Okuyan’a yumruk attı. Bunun üzerine Okuyan “küstü”, bavulunu toplayıp havalimanına gitti. Memleketi Amerika’ya gitmek üzere olan şefi, yoldaşları yoldan zor döndürdüler. O kavganın bizatihi içinde olan, bugün Kemal Okuyan’ın adını andığı Ercan Kesal, umarız, o kavgalı günleri senaryolaştırır da sinema perdesinde olan biteni izleriz. Ama filmde, aslında Okuyan’ın parti içinde kimlerin kendi yanında olduğunu görmek için yalandan havalimanına koştuğuna dair sahneye özel bir yer ayrılmalı. O sahne, küçük burjuvanın sosyalist hareketi nasıl çürüttüğünün delili.

Gezi sonrası partinin borçlarını kim ödeyecek kavgası da filme çekilebilir. O günler de utanç verici ve yüz kızartıcıydı. Partiye kayyum atandı. Sonra sorumluluk almak istemeyenler, ayrıldılar.

Bahsi edilen SİP’li yönetici, Rahmi Koç’un profesörü oldu. Pandemi sürecini yöneten isimler arasında yer aldı. Mesela bu ilişkilerin de filmi çekilebilir. Halka nasıl zulmedildiği, solcu kurumların bu zulme nasıl ortak olduğu üzerinde durulabilir. “Tekeller olmazsa bilim olmaz” diyen Birgün yazarına özel bir yer ayrılabilir.

“Utanmak devrimcidir” diyor Marx. Kemal Okuyan’ın CHP adına, onun yerine utanması, karşı-devrimcidir. Son rozet takma gösterisini Ercan Kesal’la konuştuğunu, ikisine de yaşananların Nasipse Adayız filmini hatırlattığını söylüyor. Asıl soru şu: “Sen bir burjuva partisi adına, onun yerine niye utanıyorsun? Aranızdaki sınıfsal bağ nedir?”

Devrimci Yol ve TKP, CHP’ye endeksli, ona bağlı, onunla tanımlı. Sağda solda Devrimci Yol ve TKP adına çalışma yürüten birileri varsa, bu ülkede devrim de sosyalizm de hayalden ibarettir. Bu gerçek, artık idrak edilmeli. Çünkü CHP ve taşeronlarının devrim ve sosyalizm gibi bir derdi davası olamaz.

Son cast ajansı vukuatında Devrimci Yol’un payı ve parmağı var. O haber, Yan Yana forumlarıyla birlikte ele alınmalı. Verilen görevi ifa eden Devrimci Yol, YP’den vekillik için pay istiyor. İşleyen ve Taş gibiler, ceylan derisi koltukların keyfine varmak istiyorlar. Bir Dev-Yolcunun dediği gibi, Vekillerimizin canı şimdiden kaymak çekiyor!

Bunların devrim ve sosyalizm gibi bir dertleri yok. Yoksuldan, işçiden ve ezilenden nefret ediyorlar. Onların varlığına tahammül edemiyorlar. Öznel varlıklarından rahatsız oluyorlar. Küçük burjuva olarak, burjuva efendilerine hoş görünmek için cumhuriyetçilik veya demokrasicilik kapısından içeri girmek istiyorlar.

Sosyalizmi cumhuriyetçilikle; devrimi demokrasicilikle yumuşatmanın, efendilerin masasına servis etmenin derdindeler. Tek varlık sebepleri, gerekçeleri bu. Kansu Yıldırım gibi teorik âlemde ön almaya ama dönüp dolaşıp sermayeye ve CHP’ye yaranmaya çalışıyorlar. Dün Altuzerci olan, sonradan sendikalist-işçiciye dönüşen Yıldırım, Birgün’ün haberine, ardına yöresine bakmadan, sahip çıkıyor. “Bir gazeteci, haberin diğer tarafına da soru yöneltmeli?” ilkesine hiç bakmıyor.

Birgün, haberi “CHP figüran tutmuş” diye servis ediyor. YP-CHP kavgasında tetikçilik yapıyor. Sonra “bak cast ajansı bizi doğruladı. Figüran tutulmuş” diyor. 5N1K ile de ilgileri yok. Tek dertleri tetikçilik, aparat olarak bir yerlere yaranmak. YP’den gelen paraların ve makam mevkilerin hakkını vermek.


“İmamoğlu Dolar’a iyi geldi” diyen, Dolar adına ve onun için düşünen Birgün gazetesi, Özgür Özel’in NATO övgüsü içeren yazısını sansürleyerek veriyor. NATO’ya yönelik övgülerden hiç bahsetmiyor. Küçük burjuva, herkesi kendisine ram ve kul etmeye, kendisi gibi kılmaya çalışıyor. 25 yıldır “Erdoğan gitsin”ci siyaseti yürüten küçük burjuva sol, şimdi de onun kral olacağını söylüyor. Böylelikle, birilerine “Bize mecbursunuz. Bizim kavalımıza fare olun” diyor. Efendilere işmar ediyor, gerekirse önlerinde diz çöküp yalvarıyor. Olan, devrimci ve sosyalist harekete oluyor. Sol memenin altındaki cevahiri dertli ve öfkeli olmayanlar, bu küçük burjuva solcuların yaptıklarını, söylediklerini görmüyorlar. Hakikatin üzerini örtüyorlar.

Bugün YP’ye ve burjuvaziye peşkeş çektikleri kurumların ardındaki ter ve kan, bu küçük burjuvaların umrunda değil. Ranttan pay istiyorlar. Dün “Merkez Bankası bağımsız olsun” diyen Birgün gibi solcular, bugün başka bir yalana sarılıyorlar. Dün “AKP batıyla ilişkilerimizi bozdu” diyenler, bugün AKP’nin batıdan destek gördüğünü söylüyorlar. Dün belediyelerde, kurultayda ve başka yerlerde çevrilen dolapları haber yapmayanlar, cast ajansına gizlice sızıyorlar. YP’den alınan paraların hakkını veriyorlar.

AK Parti, ak olmadığı için AKP olarak anılıyorsa, Yeni Parti de yeni olmadığı için YP olarak anılmalı. Netflikse atıf, bağırırcasına yazılan logo, uyduruk ufuk çizgisi, bir partiyi yeni yapmıyor. Tek programı, “devleti şirket gibi yöneteceğim” diyen İmamoğlu’nun aklı uyarınca özel şirketlerle devlet arasında taşeronluk ilişkisi kurmaktan, devleti sermayeye basit bir aparat kılmaktan ibaret. Eski pilav, yeni diye yutturuluyor. Bu yalana “devrimciyim, sosyalistim” diyenler alet oluyor.

Dün neoliberalizm, Reagan-Thatcher hattı üzerinden devlete ayar çeken Özal’a sarılanlar, Bekaa Vadisi’nde Ahu Tuğba’nın toplumdaki etkilerini tartışanlar, Papa’ya mektup yazıp yalvaranlar, “devrimci değil gazeteciyiz” diyenler, bugün gene bir yerlere sarılıyorlar, olur olmaz kültürel öğelerden medet umuyorlar, birilerine yalvarıyorlar, gene gazetecilik kisvesine bürünüyorlar. Gazetecilikle alakası olmayan gazeteciliklerini devrimcilik diye pazarlıyorlar. Tek akılları, tek taktikleri, tek stratejileri bu.

Dün CHP’ye küfreden Tanıl Bora, bugün “seksen öncesi Devrimci Yol’un etkisi CHP’de bir grup milletvekilini örgütlemişti” buyuruyor. CHP içi siyasete cevaz veriyor. Aynı CHP, iktidardayken en çok da solcuları eziyor. Perinçek’e sol örgütlerle ilgili bilgileri CHP’li bakan veriyor. Pol-Der üyelerine baskıyı CHP uyguluyor. O dönemi anlatan Pol-Der başkanı, hatıratında solcu bir ismi eleştiriyor. Eleştirinin olduğu kısmı bizzat kitabı yayımlayan Tanıl Bora sansürlüyor.

Görünen o ki her iki taraf da bir bagajdan kurtulmak istiyor. YP, Kılıçdaroğlu istediği için değil, kuranların arzu ve iradesi ayrışmak olduğundan kuruluyor. Kuranlar, SİP’in yöneticisi gibi efendisinin dizinin dibine geri dönecek, bu sahneden inecek. Olan, bu küçük burjuva muhalefete bel ve umut bağlayanlara olacak.

Eren Balkır
27 Temmuz 2026

0 Yorum: