Yoldaşlar,
tezleri aldığımda ve okumaya başladığımda, bir an için Moskova’da değil de,
Yoldaş Kusinen’in tezlerinin ele aldığı sömürgelerden birinde olduğumu sandım. İran’ı
tüm sömürge ve yarı sömürge ülkeleri dört gruba ayıran bu şemaya dâhil etmek
için ne kadar çabalasam da, bunu başaramadım.
İran’ın
gerçek durumu nasıl? İran, kapitalist gelişmenin üzerinden atlayabilir mi? İran’da
Sovyet rejimini hemen kurmak mümkün mü, yoksa devrimden sonraki gün orada
proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü ilan etmek mi gerekiyor?
İran’da tarım devrimini geliştirebilir miyiz, yoksa orada da bundan kaçınmalı
mıyız? Ne yazık ki, tezlerde bizim için bu kadar büyük önem taşıyan bu sorulara
tek bir cevap bile bulamadım.
Bence
Yoldaş Kusinen’in planı, çok genel hatlarıyla ele alınmış, hiçbir somutlaştırma
yok; ülkeler, her ülkeye hak ettiği yeri vermemizi epey güçleştirecek şekilde
gruplandırılmış. Bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum. Türk yoldaşların da
aynı durumda olduğuna eminim. Arap ülkelerinden gelen yoldaşların da bu konuda
benim kadar kötü durumda olduklarından eminim. Suriye, birçok yerde Hindistan
ve Çin ile birlikte ele alınıyor, böylece doğrudan ilk gruba dâhil ediliyor.
Bunun hiçbir gerekçesi olmadığını düşünüyorum. Bütün bunlar, plan yeterince
düşünülmediği için olmuş gibi görünüyor.
Yoldaşlar,
dünyanın çeşitli halklarının yaşadığı, bu kadar büyük insan kitlelerine ev
sahipliği yapan ülkeler için özel bir şema hazırlamanın çok zor bir iş olduğunu
biliyoruz. Zor, çünkü bu ülkeler varlıklarını, en yüksek toplumsal sınıfların
en geri kalmış olanlarla yan yana yaşadığı koşullarda sürdürüyorlar. Bu
koşullarda, tüm bu çeşitlilik arz eden ülkelerin şematik bir resmini sunmak son
derece zor bir iş.
Şimdi
de taktik ve stratejiye dair bir çift kelâm edelim. Yoldaşlar, şu ya da bu
ülkede doğru bir taktik geliştirmek için öncelikle söz konusu ülkedeki devrimin
itici güçlerini vicdanlı bir şekilde incelemek gerekir. Bu ülkenin sorunlarının
neler olduğu, yağmacı emperyalist politikanın orada ne gibi dolaysız sonuçlara yol açtığı, emperyalist boyunduruk altında en çok hangi sınıfların zarar gördüğü
tespit edilmelidir. Bu bağlamda, devasa Doğu ülkelerindeki büyük halk
kitlelerinin yoksullaşması teorisi, dikkatimizi vermemiz gereken en ciddi
teorilerden biridir, ama tezlerde bu konuda çok az şey söylenmiştir. Sadece 16.
sayfada, köylü kitlelerinin yoksullaşmasının sömürge ülkelerinde genel bir olgu
olduğu, gelişigüzel bir şekilde dile getirilmiştir.
Yoldaşlar,
emperyalizmin sadece köylülüğü yoksullaştırmadığı aşikârdır. Sömürgelerdeki
koşullar, geri kalmış ülkelerin Avrupa’nın sanayi merkezleri için hammadde
tedarikçilerine dönüşmesi, bu devasa kıtaların gerçekten kapitalist merkezin
kırsal bölgeleri haline geldiği bir duruma yol açmıştır. Aynı zamanda, el
sanatlarıyla uğraşan binlerce işçi, Avrupa ülkelerinin ucuz ürünleriyle rekabet
edemiyor. Bu nedenle, nüfusun bu kesimleri yoksullaştı ve bu yoksullaşma süreci,
tüm Doğu ülkelerinde istikrarlı bir şekilde gelişiyor. İran’da, birkaç bin
otomobilin ithalatı bile, at arabası sürücüsü olarak çalışan on binlerce insanı
sokaklara attı. Şimdi bu insanlar, sefil bir hayat sürüyorlar. Sıklıkla bu
harap olmuş, açlık çeken kitleler, gerici grupların etkisi altına giriyor.
Özellikle İran’da gerici gruplar, bu hoşnutsuzluğu kendi amaçları için
kullanmak adına ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Din adamları, bu
yönde özel bir çaba ortaya koyuyorlar. Bu bağlamda, komünist partilerimizin
görevi, kitleleri gerici grupların etkisinden uzaklaştırmak ve devrimci amaçlar
için seferber etmek amacıyla onlarla akıllıca temas kurmaktır.
Burada
sermaye ihracatının ve sömürgelerin sanayileşmesinin rolü hakkında çok şey
söylendi. Marx zaten, henüz ilk birikim dönemini yaşamamış ülkelerde, yabancı
kredilerin ve sermaye ithalatının bu ilk birikim rolünü oynayabileceğine işaret
etmişti. Marx, ABD’yi, sermaye ithalatı yoluyla kapitalist gelişmenin daha
yüksek bir aşamasına geçişin mümkün olduğunu göstermek için örnek olarak
kullandı. O dönemde Avrupa sermayesinin Amerika’ya ihracatı, gerçekten ilerici
bir rol oynamıştı. Ancak bu sermaye ihracatının emperyalizm döneminde de
ilerici bir karaktere sahip olduğunu düşünmek bir hata olur. Bu bağlamda, şu
anda merkez ülkelerden sömürgelere tek bir kuruş bile net bir amaç olmadan
ihraç edilmediğini özellikle belirtmek gerekiyor.
Emperyalist
ülkeler, sermaye ihracatını tümüyle stratejik sistemler temelinde
gerçekleştirirler. Geri kalmış ülkelere sermaye ihracatı, ilgili ülkenin
ekonomik ve politik yaşamında kilit pozisyonları ele geçirmek için özel bir
strateji biçimidir. Bu veya o ülkeye sermaye girişi, on yıllardır korkunç
acıların kaynağı olmuştur, çünkü o ülkeyle ilgilenen emperyalist ülkeler, o
ülkeyi her türlü taviz vermeye zorlar, sürekli isyanlar ve suikastler düzenler
ve amaçlarına ulaşana kadar tehdit ve şantaj yöntemine başvururlar. Birçok geri
kalmış ülkede, yabancı yerleşimler, çoktan askeri kalelere dönüşmüş,
emperyalistlerin daha da genişlemesinin temelini teşkil etmiştir.
Meksika,
İran ve diğer birçok ülkenin sunduğu örneklik, günümüz koşullarında sermaye
ihracatının rolünü açıklamak için yeterlidir. Devrimci stratejimizi
emperyalistlerin stratejisinin karşısına yerleştirmek zorundayız. Devrimci kitle
tabanımızı genişletebileceğimiz merkezlere özel önem vermeliyiz. Ne var ki
Tezler, stratejik açıdan en önemli sömürge ve yarı sömürge ülkelerinin
hangileri olduğunu açıkça belirtmiyor. Burada daha önce de söylendiği üzere,
bazı büyük emperyalist güçlerce parçalanmış olan Arap halkının muazzam
kitleleri, bu güçlerin eşi benzeri görülmemiş baskılarına maruz kalmaktadırlar.
Tezlerde,
Suriye, Mezopotamya, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Arap ülkelerinde hangi
taktikleri uygulamamız gerektiğine dair neredeyse hiçbir işaret yok. Bu sömürge
ülkeler, coğrafi olarak o kadar parçalanmış durumda ki, birleşik bir Arap
Devleti kurma umudu neredeyse yok denecek kadar az. Mesela, proletarya
diktatörlüğü ülkesi ile büyük sömürge Hindistan arasında yer alan İran’da hangi
taktiği benimsemeliyiz?
Tezler,
dünya genelinde toplumsal devrim içinde mücadele eden güçlerin, sömürgelerin ve
yarı sömürgelerin emperyalist boyunduruktan nihai kurtuluşu için tek güvenilir
destek ve güvence olduğunu doğru bir şekilde dile getirmektedir. Bu Tezler,
ezilen sömürge kölelerinin elinde, kurtuluş yoluna girebilmelerini sağlayacak
bir araç haline gelmelidir. Ancak Tezler’de böyle bir vasfa rastlamıyoruz. Örneğin,
burjuva-demokratik devrimin sosyalist devrime dönüşümü gibi önemli bir sorunun,
özellikle Çin, Hindistan ve diğer ülkelerdeki mücadelenin başlangıç döneminde, bu son derece önemli teorik sorunun Tezler’de ele
alınmadığına dikkat çekmek gerekiyor. Tezler’in, Komintern Yürütme Komitesi’ne
sömürge ülkelerinde komünist partilerin örgütlenmesini zinde bir yaklaşımla ele
almayı, bu partilerin güçlendirilmesi için gerekli önlemleri devreye sokmayı,
böylece nesnel devrimci koşulları öznel bir şeyle, yani bu ülkelerin devrimci
kitlelerinin öznel örgütlenme iradesiyle güçlendirmeyi öneren kısmını
memnuniyetle karşılıyoruz. Bu, devrimci kitlelerin emperyalistlere karşı
kararlı bir mücadele vermek zorunda kalacağı gelecek mücadelelere hazırlık
açısından gerçekten son derece önemlidir.
Burjuvazinin
tarım devrimindeki rolüne gelince, Tezler, tarım devriminin burjuva-demokratik
devrim çerçevesinde de mümkün olduğunu kabul ediyor. Bence burjuvazi, bu
devrimden uzak duracaktır. Proletaryanın köylülükle birlikte hareket ettiği,
özel sınıfsal taleplerini öne sürdüğü yerde, burjuvazi, Rus Devrimi’nden ders
aldığı için tarım devriminden yana olmayacaktır. Tarım devriminin devrimin daha
da gelişmesi için güçlü bir temel olduğunu biliyor. Ancak burjuvazi, tarım
devriminden yana olsa bile, emperyalist ülkeler buna müsamaha göstermezler.
Burada
birkaç yoldaşın da belirttiği gibi, bazı ülkelerde, özellikle maden zenginliğine
ve doğal kaynaklara sahip olan ülkelerde, çok geniş alanlar yabancı
kapitalistlerin elindedir. Şu ya da bu sömürge veya yarı sömürge ülkeyle
ilgilenen emperyalist ülkelerin, ellerindeki tüm araçlarla bir tarım devriminin
gelişmesini engellemeye çalışacakları aşikârdır. Proletarya, kendi sınıfsal
talepleriyle devrimde tüm zindeliğiyle öne çıktığı anda, burjuvazinin
toprak sahipleri ve yabancı emperyalistler arasında müttefikler arayacağına
inanıyorum. Bu nedenle, burjuvazinin tarım devrimine ilgi göstermesi o kadar
kolay değildir.
Küçük
burjuvazinin tarım devrimindeki rolüne gelince, ben, büyük burjuvazi gibi,
belirleyici anda onun tarım devrimine ihanet edeceğine inanıyorum. Bu nedenle,
devrimci mücadeleler sırasında küçük burjuvazinin bize sunacağı desteğe umut ve
bel bağlamamalıyız. Tarım devrimini gerçeğe dönüştürebilecek tek güç, öncelikle
proletarya, ikinci olarak da proletaryanın ve komünist partilerin önderliğinde
örgütlenen köylü kesimleridir. Sadece işçileri ve köylüleri örgütleyerek,
milyonların zinde devrimci mücadelesiyle ezilen sömürge halklarının kurtuluşunu
sağlayabilir, tüm kapitalist düzeni devirebiliriz.
Avetis Sultanzade
17 Ağustos 1928
Kaynak


0 Yorum:
Yorum Gönder