16 Temmuz 2026

,

Sömürgelerdeki Devrimci Hareketler


Yoldaşlar, tezleri aldığımda ve okumaya başladığımda, bir an için Moskova’da değil de, Yoldaş Kusinen’in tezlerinin ele aldığı sömürgelerden birinde olduğumu sandım. İran’ı tüm sömürge ve yarı sömürge ülkeleri dört gruba ayıran bu şemaya dâhil etmek için ne kadar çabalasam da, bunu başaramadım.

İran’ın gerçek durumu nasıl? İran, kapitalist gelişmenin üzerinden atlayabilir mi? İran’da Sovyet rejimini hemen kurmak mümkün mü, yoksa devrimden sonraki gün orada proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü ilan etmek mi gerekiyor? İran’da tarım devrimini geliştirebilir miyiz, yoksa orada da bundan kaçınmalı mıyız? Ne yazık ki, tezlerde bizim için bu kadar büyük önem taşıyan bu sorulara tek bir cevap bile bulamadım.

Bence Yoldaş Kusinen’in planı, çok genel hatlarıyla ele alınmış, hiçbir somutlaştırma yok; ülkeler, her ülkeye hak ettiği yeri vermemizi epey güçleştirecek şekilde gruplandırılmış. Bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum. Türk yoldaşların da aynı durumda olduğuna eminim. Arap ülkelerinden gelen yoldaşların da bu konuda benim kadar kötü durumda olduklarından eminim. Suriye, birçok yerde Hindistan ve Çin ile birlikte ele alınıyor, böylece doğrudan ilk gruba dâhil ediliyor. Bunun hiçbir gerekçesi olmadığını düşünüyorum. Bütün bunlar, plan yeterince düşünülmediği için olmuş gibi görünüyor.

Yoldaşlar, dünyanın çeşitli halklarının yaşadığı, bu kadar büyük insan kitlelerine ev sahipliği yapan ülkeler için özel bir şema hazırlamanın çok zor bir iş olduğunu biliyoruz. Zor, çünkü bu ülkeler varlıklarını, en yüksek toplumsal sınıfların en geri kalmış olanlarla yan yana yaşadığı koşullarda sürdürüyorlar. Bu koşullarda, tüm bu çeşitlilik arz eden ülkelerin şematik bir resmini sunmak son derece zor bir iş.

Şimdi de taktik ve stratejiye dair bir çift kelâm edelim. Yoldaşlar, şu ya da bu ülkede doğru bir taktik geliştirmek için öncelikle söz konusu ülkedeki devrimin itici güçlerini vicdanlı bir şekilde incelemek gerekir. Bu ülkenin sorunlarının neler olduğu, yağmacı emperyalist politikanın orada ne gibi dolaysız sonuçlara yol açtığı, emperyalist boyunduruk altında en çok hangi sınıfların zarar gördüğü tespit edilmelidir. Bu bağlamda, devasa Doğu ülkelerindeki büyük halk kitlelerinin yoksullaşması teorisi, dikkatimizi vermemiz gereken en ciddi teorilerden biridir, ama tezlerde bu konuda çok az şey söylenmiştir. Sadece 16. sayfada, köylü kitlelerinin yoksullaşmasının sömürge ülkelerinde genel bir olgu olduğu, gelişigüzel bir şekilde dile getirilmiştir.

Yoldaşlar, emperyalizmin sadece köylülüğü yoksullaştırmadığı aşikârdır. Sömürgelerdeki koşullar, geri kalmış ülkelerin Avrupa’nın sanayi merkezleri için hammadde tedarikçilerine dönüşmesi, bu devasa kıtaların gerçekten kapitalist merkezin kırsal bölgeleri haline geldiği bir duruma yol açmıştır. Aynı zamanda, el sanatlarıyla uğraşan binlerce işçi, Avrupa ülkelerinin ucuz ürünleriyle rekabet edemiyor. Bu nedenle, nüfusun bu kesimleri yoksullaştı ve bu yoksullaşma süreci, tüm Doğu ülkelerinde istikrarlı bir şekilde gelişiyor. İran’da, birkaç bin otomobilin ithalatı bile, at arabası sürücüsü olarak çalışan on binlerce insanı sokaklara attı. Şimdi bu insanlar, sefil bir hayat sürüyorlar. Sıklıkla bu harap olmuş, açlık çeken kitleler, gerici grupların etkisi altına giriyor. Özellikle İran’da gerici gruplar, bu hoşnutsuzluğu kendi amaçları için kullanmak adına ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Din adamları, bu yönde özel bir çaba ortaya koyuyorlar. Bu bağlamda, komünist partilerimizin görevi, kitleleri gerici grupların etkisinden uzaklaştırmak ve devrimci amaçlar için seferber etmek amacıyla onlarla akıllıca temas kurmaktır.

Burada sermaye ihracatının ve sömürgelerin sanayileşmesinin rolü hakkında çok şey söylendi. Marx zaten, henüz ilk birikim dönemini yaşamamış ülkelerde, yabancı kredilerin ve sermaye ithalatının bu ilk birikim rolünü oynayabileceğine işaret etmişti. Marx, ABD’yi, sermaye ithalatı yoluyla kapitalist gelişmenin daha yüksek bir aşamasına geçişin mümkün olduğunu göstermek için örnek olarak kullandı. O dönemde Avrupa sermayesinin Amerika’ya ihracatı, gerçekten ilerici bir rol oynamıştı. Ancak bu sermaye ihracatının emperyalizm döneminde de ilerici bir karaktere sahip olduğunu düşünmek bir hata olur. Bu bağlamda, şu anda merkez ülkelerden sömürgelere tek bir kuruş bile net bir amaç olmadan ihraç edilmediğini özellikle belirtmek gerekiyor.

Emperyalist ülkeler, sermaye ihracatını tümüyle stratejik sistemler temelinde gerçekleştirirler. Geri kalmış ülkelere sermaye ihracatı, ilgili ülkenin ekonomik ve politik yaşamında kilit pozisyonları ele geçirmek için özel bir strateji biçimidir. Bu veya o ülkeye sermaye girişi, on yıllardır korkunç acıların kaynağı olmuştur, çünkü o ülkeyle ilgilenen emperyalist ülkeler, o ülkeyi her türlü taviz vermeye zorlar, sürekli isyanlar ve suikastler düzenler ve amaçlarına ulaşana kadar tehdit ve şantaj yöntemine başvururlar. Birçok geri kalmış ülkede, yabancı yerleşimler, çoktan askeri kalelere dönüşmüş, emperyalistlerin daha da genişlemesinin temelini teşkil etmiştir.

Meksika, İran ve diğer birçok ülkenin sunduğu örneklik, günümüz koşullarında sermaye ihracatının rolünü açıklamak için yeterlidir. Devrimci stratejimizi emperyalistlerin stratejisinin karşısına yerleştirmek zorundayız. Devrimci kitle tabanımızı genişletebileceğimiz merkezlere özel önem vermeliyiz. Ne var ki Tezler, stratejik açıdan en önemli sömürge ve yarı sömürge ülkelerinin hangileri olduğunu açıkça belirtmiyor. Burada daha önce de söylendiği üzere, bazı büyük emperyalist güçlerce parçalanmış olan Arap halkının muazzam kitleleri, bu güçlerin eşi benzeri görülmemiş baskılarına maruz kalmaktadırlar.

Tezlerde, Suriye, Mezopotamya, Tunus, Cezayir ve Fas gibi Arap ülkelerinde hangi taktikleri uygulamamız gerektiğine dair neredeyse hiçbir işaret yok. Bu sömürge ülkeler, coğrafi olarak o kadar parçalanmış durumda ki, birleşik bir Arap Devleti kurma umudu neredeyse yok denecek kadar az. Mesela, proletarya diktatörlüğü ülkesi ile büyük sömürge Hindistan arasında yer alan İran’da hangi taktiği benimsemeliyiz?

Tezler, dünya genelinde toplumsal devrim içinde mücadele eden güçlerin, sömürgelerin ve yarı sömürgelerin emperyalist boyunduruktan nihai kurtuluşu için tek güvenilir destek ve güvence olduğunu doğru bir şekilde dile getirmektedir. Bu Tezler, ezilen sömürge kölelerinin elinde, kurtuluş yoluna girebilmelerini sağlayacak bir araç haline gelmelidir. Ancak Tezler’de böyle bir vasfa rastlamıyoruz. Örneğin, burjuva-demokratik devrimin sosyalist devrime dönüşümü gibi önemli bir sorunun, özellikle Çin, Hindistan ve diğer ülkelerdeki mücadelenin başlangıç döneminde, bu son derece önemli teorik sorunun Tezler’de ele alınmadığına dikkat çekmek gerekiyor. Tezler’in, Komintern Yürütme Komitesi’ne sömürge ülkelerinde komünist partilerin örgütlenmesini zinde bir yaklaşımla ele almayı, bu partilerin güçlendirilmesi için gerekli önlemleri devreye sokmayı, böylece nesnel devrimci koşulları öznel bir şeyle, yani bu ülkelerin devrimci kitlelerinin öznel örgütlenme iradesiyle güçlendirmeyi öneren kısmını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu, devrimci kitlelerin emperyalistlere karşı kararlı bir mücadele vermek zorunda kalacağı gelecek mücadelelere hazırlık açısından gerçekten son derece önemlidir.

Burjuvazinin tarım devrimindeki rolüne gelince, Tezler, tarım devriminin burjuva-demokratik devrim çerçevesinde de mümkün olduğunu kabul ediyor. Bence burjuvazi, bu devrimden uzak duracaktır. Proletaryanın köylülükle birlikte hareket ettiği, özel sınıfsal taleplerini öne sürdüğü yerde, burjuvazi, Rus Devrimi’nden ders aldığı için tarım devriminden yana olmayacaktır. Tarım devriminin devrimin daha da gelişmesi için güçlü bir temel olduğunu biliyor. Ancak burjuvazi, tarım devriminden yana olsa bile, emperyalist ülkeler buna müsamaha göstermezler.

Burada birkaç yoldaşın da belirttiği gibi, bazı ülkelerde, özellikle maden zenginliğine ve doğal kaynaklara sahip olan ülkelerde, çok geniş alanlar yabancı kapitalistlerin elindedir. Şu ya da bu sömürge veya yarı sömürge ülkeyle ilgilenen emperyalist ülkelerin, ellerindeki tüm araçlarla bir tarım devriminin gelişmesini engellemeye çalışacakları aşikârdır. Proletarya, kendi sınıfsal talepleriyle devrimde tüm zindeliğiyle öne çıktığı anda, burjuvazinin toprak sahipleri ve yabancı emperyalistler arasında müttefikler arayacağına inanıyorum. Bu nedenle, burjuvazinin tarım devrimine ilgi göstermesi o kadar kolay değildir.

Küçük burjuvazinin tarım devrimindeki rolüne gelince, ben, büyük burjuvazi gibi, belirleyici anda onun tarım devrimine ihanet edeceğine inanıyorum. Bu nedenle, devrimci mücadeleler sırasında küçük burjuvazinin bize sunacağı desteğe umut ve bel bağlamamalıyız. Tarım devrimini gerçeğe dönüştürebilecek tek güç, öncelikle proletarya, ikinci olarak da proletaryanın ve komünist partilerin önderliğinde örgütlenen köylü kesimleridir. Sadece işçileri ve köylüleri örgütleyerek, milyonların zinde devrimci mücadelesiyle ezilen sömürge halklarının kurtuluşunu sağlayabilir, tüm kapitalist düzeni devirebiliriz.

Avetis Sultanzade
17 Ağustos 1928
Kaynak

0 Yorum: