Aydın
Çubukçu’nun Mahir eleştirisi 25 Haziran’da Teori ve Eylem dergisinde
yayınlandı. Çubukçu’nun eleştirileri, Ortodoks Leninizmin, kendi özel Lenin
kurgusunun sınırları dışına çıkmıyor. Somut durumun somut çözümlemesini bile
yapamıyor.
Eleştiri
usulden geçersiz, çünkü Çubukçu niyet okuyor. Mahir’in şu kitabı okumadığını,
kendi teorisi için ilgili kısmı alıp teoriyi tahrif ettiğini söylüyor. Niyet
okuma, okuyanın niyetini açığa çıkarır. Mahir’in ML teoriyi aştığını
söylemesinin geçersiz olduğunu iddia ediyor fakat Mahir, Çubukçu’nun EMEP’inin
yaptığı gibi, Marks’ı aştığını iddia eden birilerinin peşinden vekillik için
gitmediği gibi kitapta aşmaya dair bir ifade kullanmıyor, teorisyenler için “usta”
nitelemesinde bulunuyor.
Bugünlerde
Mahir konulu yazılan kitaplara Çubukçu sitem edip bu konuda ilk eleştiriyi 1978’de
kendi siyasi çizgisinin yaptığını söylüyor ama bugün niye eleştirilmeden kitap
yazıldığından dem vuruyor. Doğrudur, 1978 ve 1992’de Çubukçu ekibi bu
eleştirileri yaptı. O zaman mantıksal tutarlılıkla şu soruyu soralım: Bugün
Çubukçugiller, neden 1970’lerde Denizlerin idamının ardından çıkardıkları Yoldaş
dergisinde Hüseyin İnan’ın görüşlerini Troçkist ilan ettiklerini söylemiyor,
neden bu yazıyı tekrar yayımlamıyor/basmıyor?
Mahir’in
teorisine temelden karşı çıkan Çubukçu, suni dengenin aslında 15-16 Haziran’da
kırıldığını fakat Mahir’in bunu görmezden geldiğini çünkü teorisini temelsiz
dayattığını iddia ediyor. Çubukçu, bindiği dalı bir kez daha kesiyor. Onun
savunduğu çizginin aksine 15-16 Haziran’da işçilere ateş açılmış, Kemal Türkler
dâhil sendika bürokratları bürolardan çıkamayıp, “haddi aşmaması” için radyo
üzerinden işçilere seslenmiştir. İşçi, hiçbir zora başvurmadığı hâlde...
Yine
bir başka bindiği dalı kesen çarpıtmayı 15-16 Haziran gösteriyor. Mahirlerin bu
derece zora başvurma yöntemleri yüzünden egemenlerin kendileri üzerine
geldiğini iddia ediyor Çubukçu. Öyleyse neden 15-16 Haziran’da ve 1 Mayıs’ta
işçiler katledildi?
Aydın
Çubukçu çizgisinin geldiği yer, iflastır. Aynen Mahir’in dediği gibi, Lenin’i
zaman ve mekân mefhumundan bağımsız ele alıp ortodoks bir çizgiyi reformizm
için donduruyor. Bu dondurma işleminin söylem alanı da “Lenin’e tam bağlı
kalmak” diye ajite ediliyor.
Şimdi
gelelim, 78’deki eleştiriye ve Çubukçu’nun reformist çizgisine. 12 Eylül’e
kadar Tiran Radyosu’nda yayın hakkı olan HK, darbeyle etkisiz kılındığı hâlde
Arnavutluk yönetimi darbecilere destek açıklamasında bulundu. Erdal Eren
asıldığı hâlde Enver Hocacı Arnavutluk yönetimi, darbecileri kınamadı bile. 12
Eylül’de de aynı çizgi direniş göstermedi. Doğru çizgi ve teoriye sadakat bu
mudur? Eleştiren, eleştirdiğinin alternatifini hayata geçirmek zorundadır.
Böyle
olmak zorundaydı. Teoriyi dondurup Sovyet tipi düzen değişikliği bekleyenler,
önce 12 Eylül’de, sonra Sovyetler Birliği dağıldığında bozguna uğradılar. İngiltere’den
konuşan Çubukçu çizgisi, hiçbir zaman bu ülkenin sosyo kültürel, tarihî,
ekonomik şartlarına uygun teori üretemedi.
Bugün
küçümsenen ve eleştirilen Anadolu halkının temayüllerini, metropolleri dolduran
emekçilerin küçük burjuva hüsranlarını anlamanın yolu, suni dengenin inşasını
kavramadan geçer. Objektif şartların en keskinleştiği dönemlerde bile üst
yapıdaki inşanın değişimin önünde nasıl set çektiğini anlamadan, Mahir
eleştirisi yapılamaz.
Çubukçu’nun
yazısının sonunda Mahir’in de zaten ölmeden önce teorisinin çöktüğünü fark
ettiğini söylüyor. İdealizmin geldiği aşama bu olsa gerek. Bunu gören biri,
neden kesintisiz şekilde mücadelesini sürdürsün? Yol yakınken havlu atmaz
mıydı? Mahir, Çubukçu’ya mı demiş bunu? Teorisinin hayata geçirilmesinin
dolambaçlı on yılları alacağını söyleyen ve buna uygun hareket eden bir isim
için Çubukçu’nun iddiası olsa olsa saçmalamadır. Bırakalım mevcut tartışmayı,
tarih bilmemektir. Aynı bilgisizlik, suni dengenin kırılmasını Pir Sultanlara
bağlamaktadır. Sistemler arası olayları bugüne teşmil etmek, mantık hatasıdır.
Ekonomik temel, mezhep, feodal beylik kategorilerini çarpıtmak bu kadar kolay,
yazınca oluyor.
Çifte
standart, kronolojik çarpıtma, niyet okumayla eleştiri yazısı yazılamaz. Mahir,
ilgili tarihsel olayları yorumlama biçimiyle haklı çıktı, Çubukçu her defasında
bindiği dalı kesiyor. Çubukçu çizgisinin zaman içinde CHP kuyruğu haline
geleceğini söylemesiyle de haklı çıktı. Basit bir belediye başkanlığı seçiminde
Gebze’de Doğu Perinçek kadar oy alan EMEP de türevleri de ne bu ülkenin özgün
koşullarını çözümleyebilir ne de ekonomizmden bir adım ileri gidebilir. Şimdi
umudu yine Batı emperyalizmine bağladıklarından CHP’nin otobüsleri üstünde
konuşuyorlar.
Perinçek,
Nizip'te muhtarlık almanın başarısıyla övünüyordu, EMEP’in de halkın belleğine
yer etmiş bir direniş ördüğü görülmemiştir. İşçi sınıfı ailelerini batağa çeken
uyuşturucu, bahis, fuhuş çarpıklığının ekonomi politiğini anti emperyalizm
düzleminde eleştiremeyenler, Epştayn bataklığı karşısında ses çıkarmayanlar,
ancak fahişe pazarlayan kadının teşhir edilmesine karşı çıkarlar. Bu söylem de
cemevlerinde sahiplenilerek dillendirilir. Çubukçu EMEP’inin geldiği yer
burasıdır.
Mahir’in
çökerttiği Kenan Somer, Yalçın Küçük, Mihri Belli, Şahin Alpay ve Perinçek’in
çizgi ve görüşleriyle Çubukçu aynı yerdedir. Bu isimleri eleştirdiği için bile
Çubukçu söz söylüyor.
Siz,
Deniz’i sömürmeye devam edin. Siz Mahir’i boşverin, kendi denginiz TKP ve Sol
Parti’yi eleştirin, Mahir çapınızı aşar. Bir kez daha Mahir’in dediğini
söylersek: “Oportünizm ancak ideolojik mücadeleyle alt edilir.”
Sinan Akdeniz
24
Temmuz 2026



0 Yorum:
Yorum Gönder