Deniz
Göktaş’ın operasyon elemanı olduğu açık. Mizah düzeyinin düşüklüğü, alelacele,
çalakalem yazılmış “espriler”, tek seferlik gösteri ve gösterinin anında
internete yüklenmesi gösteriyor ki Göktaş, bir operasyonun parçası haline
getirilmiş. Bu operasyonun Batı ile ilişkiler kurmuş Erdoğan ve NATO’yla
alakalı olduğu görülüyor. Kurmasaydı, Kadıköy’deki bar sınırlarında sabun
köpüğü olarak dağılıp gidecek laflardı onlar. Ferhan Şensoy yaşasa “sahnede
durmasını da konuşmasını da bilmiyor” sözüyle eleştireceği biri, ancak operasyonla
ünlü edilebiliyor.
Deniz
Göktaş operasyonu ile Özgür Özel’in Financial Times’a yazdığı yazı
arasında bağ var. İkisi de Batı’ya, “artık şu gerici yobaza destek vermeyin,
bize verin” diyor. Stand-up gösterisi, Özgür Özel’in mektubuna iliştirilmiş bir
not. O gerici yobazın Yozgat’taki bir fabrikada çalışacak işçi yetiştiren
insanı, madenlere, depolara, işyerlerine, marketlere akın etmiş fukara
Müslümanı örgütlemesi isteniyor. Fukara Müslüman’ın ve İslam’ın sorumluluğu,
yükü karşısında liberal serin sulara, Avrupa’ya sığınmış bireylerin koltuk
altına kaçılıyor.
Doğu
coğrafyasında Müslüman’ı örgütleyen komünist hareketlerin mirasına
küfrediliyor, hep birlikte emperyalizmin uşağı oligarşinin “yavşağı”
liberalizme kul olunuyor. O doğu ki vaktiyle “Bolşevikler, Hz. Muhammed’in
yaptığı işi devam ettiriyorlar” diyor, “Birbirinizi şurayla yönetiniz” ayetiyle
sovyet arasında bağ kuruyor. Bugün bize tüm geçmişe küfreden liberal sürüler düşüyor.
Şu
görülmeli: Sahnede Deniz Göktaş değil, faşist Geert Wilders ile Siyonist Jerry
Seinfeld karışımı biri var. Söze diktatörlükle ilgili liberal ezberle başlıyor,
Müslüman’a yönelik düşmanlıkla devam ediyor. “Oruçlulardan korktuğunu” söyleyen
Deniz, İslam ve Müslüman düşmanlığına oynuyor. Kötü ve çalakalem yazılmış esprilerin
komik bir tarafı yok. Sahnede sadece İslamofobi denilen ırkçılık ve halk
düşmanlığı var. O ırkçılık, Batı’ya kaçmanın meşru kılıfını örüyor. Ne kadar
Müslüman’a küfrederse Batı’da o kadar sığınma hakkı alacağını düşünüyor.
Bunların
yirmi yıldır tek siyaseti, emperyalizmle burjuvaziye “şu gerici yobazı
desteklemeyin, bizi destekleyin” demekten ibaret. Sorun, emperyalizmin ve
burjuvazinin desteği değil, gerici yobaza destek verilmesidir. Deniz Göktaş,
emperyalist bir tekelin reklâmında oynadığında bu, “ilericilik” olarak tarif
edilecektir. Kolektif bir davaya bağlılığı bireyliğine yönelik küfür ve hakaret
olarak gören Göktaş, “bizim için en üstün değer bireydir. Onun dışındaki her
şeyi ezeceğiz” diyen Pentagon subayları gibi konuşuyor.
Sahne
şovu, NATO toplantısıyla ilgilidir. Toplantı olmasaydı, bu espriler olmayacak,
gösteri internete yüklenmeyecekti. Sakillik, seviyesizlik, gösterinin bir
operasyonun parçası olduğunu ortaya koyuyor. Deniz Göktaş’ın sahipleri,
İmamoğlu bayrağı sallıyorlar. Özgür ve özel bireylerin karşısına geri, yabani,
ilkel, yobaz, kara halk kitleleri çıkartılıyor. Herkes, bu tuzağa çekiliyor.
O
bayraksa liberal; finans kapitalin bayrağı. Demokrat Parti, İngiliz İşçi
Partisi hattına örgütlenmiş olan sosyalist hareketin bu bayrağı taşıması,
emperyalizm uşaklığının, sermaye bekçiliğinin bir sonucu. “Solun önemli bir
kısmı liberalleşti. Solcular, yüzyıllardır liberaller ne yapıyorlarsa onu
yapıyorlar: halktan korkuyorlar.”[1]
Sahneye
çıkıp dine, Müslümana hakaret etmenin mizahla veya ifade hürriyetiyle bir
alakası yok. Madem saldırıyorsun, saldırının karşılığını da bekliyor olmalısın.
Zaten gözaltına alınmak, gericiliği ve korku duvarını yıkmak istiyorsundur.
Ağlamaya gerek yok! Savcının karşısında titremeyeceksin, faşiste “faşist”
dediğini, dinlerini tanımadığını suratına haykıracaksın.
NATO
toplantısı, NATO bileşenlerinin gerçekleştirdiği 2 Temmuz katliamına denk
geldi. Göktaş’ın gözaltısı da katliam yıldönümüne denk getirildi. NATO aklandı,
gerici İslam hedefe kondu. O katliam yaşandığında, CHP’nin koltuğunun altına
sığınıp hiçbir şey yapmayan sol, bugün o katliamın ekmeğini yemek istiyor.
Dinle, milletle alakası olmayan sermayeye uşaklık yaptığı gerçeğinin üzerini 2
Temmuz’la örtüyor.
2
Temmuz operasyonu, sosyalist hareketin düzen siyasetine ısındırıldığı momentte
gerçekleştirildi. Orada susmayı öğrendi. Bugün en fazla “yaşamcılık”tan, yaşamı
sevmekten bahsedebilir. TKP gibi, “NATO yaşama karşı” diyebilir. Aslında
içeriye mesaj veren TKP, “yaşamak istiyorsan, burjuvaya köle, devlete kul
olmalısın” demektedir.
Müslüman
düşmanlığının yapılabildiği dönemin adı, AKP’dir. “Okula ve camiye yakın
yerlerde içkili mekân açılamaz” yasasını kaldıran AKP’nin içki ruhsatını
verdiği yerlerde AKP’ye ve dine bolca küfrediyorlar. Deniz Göktaş’ın okulunda
yerin yedi kat dibindeki merdivenin altında bulunan mescide solcu liberal
gençler, “kız atmak”la övünüyorlar.
Bu
ülkede Müslüman, mazlumdur! İktidardaki parti, en az Deniz Göktaş kadar
Allah’sız-kitapsızdır. Zinayı suç olmaktan çıkartan da içki ruhsatını dağıtan da İslam’a
aykırı adımları atan da odur.
Finans
kapital ve emperyalizm, Deniz Göktaş şahsında, AKP’nin zayıf karnına
çalışmaktadır. “Bu ülkede ilerleyemiyorsanız, zengin olamıyorsanız, bunun
nedeni İslam’dır” cümlesine iman etmiş liberallerin başka bir siyaseti yoktur.
Avrupa’ya
veya Amerika’ya göç etmiş Müslümanlara yönelik düşmanlık, sınıfsaldır. Bu
ülkede Müslümana yönelik düşmanlık, sınıfsaldır. Deniz Göktaş, emperyalizmin ve
burjuvazinin ajanıdır. O, Geert Wilders’teki ırkçılığın dil bulmuş halidir.
Yaptığı mizah değil, küfür ve hakarettir.
Cem
Yılmaz’ın irtifa kaybetmesiyle birlikte geniş bir alan açılmış, her önüne
gelen, standup’çı olmuştur. Bu beceriksiz, çapsız sürülerin tek mizahı var, o
da halkıyla, dedesiyle ve ailesiyle dalga geçmekten ibarettir. Alevi
akrabasıyla dalga geçtiği için aforoz edilen kadın standup’çı, unutulmamalıdır.
Biçare,
yapayalnız ve güçsüz hisseden Z kuşağı, bileylediği bıçağı geçmişe savurmakta,
geleceği inşa edenlere kul ve köle olduğu gerçeğinin üzerini örtmektedir.
Onlara bu öğretilmiştir.
Göktaş’taki
din ve Müslüman düşmanlığı, “hayatı zehreden geçmiş” yalanı üzerine kuruludur.
Bu kişilere, kapitalizmin sömürüsünü, emperyalizmin zulmünü anlatamazsınız.
Hepsi de geçmişten, dededen, dinden kurtaracak her şeye mesih gibi
bağlanmıştır. Bugünün en önemli meselesi, demans olmuş yaşlı akrabaların bakımı
meselesidir.
Buraya
ve şimdiye aidiyet gibi bir hasletten yoksundurlar. Her şeyi mülk ediniyorlar.
Yapay zekâ, teknoloji ve cep telefonu üzerinden hayatı kendilerinden
başlattıklarını sanıyorlar. Cahiller, bilgisizler, meraksızlar, şüphe’sizler,
robotlaşıyorlar. Yeni döneme uyarlanıyorlar. Algoritmalarını yazanlarla
dövüşemezler.
“Türk’e
Kovid işlemez” diyen cahil “bilim insanı”, televizyonda “insanlara çip
takılması fikri”ni savunuyor. Biraz zorlasa şunu söyleyecek: “Elin Epstein
Adası var, bizim de olsun. Biz de çocuk kanı içelim. Bizim pedofillerimizin
neyi eksik. Yerli milli tekellerimiz olsun.” Bugünün genç kızları, o adaya veya
Dubai’ye gidebilmek için İslam prangasına küfrediyor.
Bugünün
gençliği, geçmişe küfretmeyi maharet biliyor. Kendilerine gaz veren küçük
burjuva ebeveynleri üzerinden, yoksula, ezilene ve işçiye nasıl düşmanlık
edileceğini öğreniyorlar. Deniz Göktaş, bu eğitimin ürünü.
O,
“biz İslam’dan önce daha güçlüydük” diyen, efendilerine yaranmak için Dublin’de
camiyi kundaklamaya çalışan şah yanlısı İranlı uşağın Türkiye uzantısı.
“Hamaney’in cenazesine milyonlar katılacakmış. Bombalamak gerek” diyen Siyonistin
öğrencisi. Müslümana ve İslam’a yönelik düşmanlıklarını AKP bahanesinin ardına
gizlemeye çalışıyorlar. Sahnede Netenyahu gibi konuşuyorlar.
“İslam
ve Müslüman olmasaydı, daha zengin, daha güçlü ve daha ileri olacaktık”
yalanına iman eden bu sürüler, sömürüyü ve zulmü gizliyorlar. NATO’cu
efendilerine yalvarıp “bizi bu gerici yobazdan kurtarın” diyorlar. AKP, ne
zaman Batı’yla iyi ilişkiler geliştirse, ne zaman anlaşma yapsa, ne zaman
destek görse, bu tür dine ve Müslümana yönelik bir operasyona başvuruyorlar. O
anlaşmanın, desteğin kentli laik kitlelerde karşılık bulmasına mani olmak için
uğraşıyorlar. Sonra oy verdikleri isimler birer birer AKP’ye geçiyor. “AKP’nin
sizi kandırmasına izin vermeyin, o gerici yobaz” diyorlar. Yirmi yıldır Batı
uşaklığı konusunda AKP’yle yarış içindeler ve bu yarış halini matah bir şeymiş
gibi satıyorlar.
Charlie
Hebdo operasyonu, Cezayir’e yönelik sömürü ve zulmün neticesinde Fransa’ya
kaçan Müslümanları sopalamak için çekildi. Amerika’daki ICE memurunun yerli
versiyonu olarak Deniz Göktaş, o sopayı alıyor eline. “Cezayir sömürgesi
Fransa’nın eyaleti olsun”dan başka bir siyaseti olmayan, Cezayir’in kurtuluş
mücadelesine karşı çıkan Fransız Komünist Partisi’nin yerli uzantıları
yetiştirmiş onu. Sömürgecilik ve emperyalizmle kundakladılar, emzirdiler,
büyüttüler. Bugün bu operasyonla parsayı toplayıp efendilerinin yanına koşmanın
hesabını yapıyor. Efendileri BBC üzerinden kendisine sahip çıkıyor!
Seksenlerde
bir solcu toplantısında sahneye Yalçın Küçük çıkıyor, “tüm camileri
kapatacağız” diyor. Bunu duyan Can Yücel, sinirlenerek, dilindeki küfürle,
Küçük’ün üzerine yürüyor. Ölü deniz operasyonuna karşı bize Yücel’in öfkesi ve
küfürlü dili gerek.
Eren Balkır
3 Temmuz 2026
Dipnot:
[1] Nils Schniederjann, “Sol Kendi Liberalizminden Kurtulmalı”, 7 Haziran 2026,
İştiraki.


0 Yorum:
Yorum Gönder