04 Temmuz 2026

,

Ölü Deniz Operasyonu


Deniz Göktaş’ın operasyon elemanı olduğu açık. Mizah düzeyinin düşüklüğü, alelacele, çalakalem yazılmış “espriler”, tek seferlik gösteri ve gösterinin anında internete yüklenmesi gösteriyor ki Göktaş, bir operasyonun parçası haline getirilmiş. Bu operasyonun Batı ile ilişkiler kurmuş Erdoğan ve NATO’yla alakalı olduğu görülüyor. Kurmasaydı, Kadıköy’deki bar sınırlarında sabun köpüğü olarak dağılıp gidecek laflardı onlar. Ferhan Şensoy yaşasa “sahnede durmasını da konuşmasını da bilmiyor” sözüyle eleştireceği biri, ancak operasyonla ünlü edilebiliyor.

Deniz Göktaş operasyonu ile Özgür Özel’in Financial Times’a yazdığı yazı arasında bağ var. İkisi de Batı’ya, “artık şu gerici yobaza destek vermeyin, bize verin” diyor. Stand-up gösterisi, Özgür Özel’in mektubuna iliştirilmiş bir not. O gerici yobazın Yozgat’taki bir fabrikada çalışacak işçi yetiştiren insanı, madenlere, depolara, işyerlerine, marketlere akın etmiş fukara Müslümanı örgütlemesi isteniyor. Fukara Müslüman’ın ve İslam’ın sorumluluğu, yükü karşısında liberal serin sulara, Avrupa’ya sığınmış bireylerin koltuk altına kaçılıyor.

Doğu coğrafyasında Müslüman’ı örgütleyen komünist hareketlerin mirasına küfrediliyor, hep birlikte emperyalizmin uşağı oligarşinin “yavşağı” liberalizme kul olunuyor. O doğu ki vaktiyle “Bolşevikler, Hz. Muhammed’in yaptığı işi devam ettiriyorlar” diyor, “Birbirinizi şurayla yönetiniz” ayetiyle sovyet arasında bağ kuruyor. Bugün bize tüm geçmişe küfreden liberal sürüler düşüyor.

Şu görülmeli: Sahnede Deniz Göktaş değil, faşist Geert Wilders ile Siyonist Jerry Seinfeld karışımı biri var. Söze diktatörlükle ilgili liberal ezberle başlıyor, Müslüman’a yönelik düşmanlıkla devam ediyor. “Oruçlulardan korktuğunu” söyleyen Deniz, İslam ve Müslüman düşmanlığına oynuyor. Kötü ve çalakalem yazılmış esprilerin komik bir tarafı yok. Sahnede sadece İslamofobi denilen ırkçılık ve halk düşmanlığı var. O ırkçılık, Batı’ya kaçmanın meşru kılıfını örüyor. Ne kadar Müslüman’a küfrederse Batı’da o kadar sığınma hakkı alacağını düşünüyor.

Bunların yirmi yıldır tek siyaseti, emperyalizmle burjuvaziye “şu gerici yobazı desteklemeyin, bizi destekleyin” demekten ibaret. Sorun, emperyalizmin ve burjuvazinin desteği değil, gerici yobaza destek verilmesidir. Deniz Göktaş, emperyalist bir tekelin reklâmında oynadığında bu, “ilericilik” olarak tarif edilecektir. Kolektif bir davaya bağlılığı bireyliğine yönelik küfür ve hakaret olarak gören Göktaş, “bizim için en üstün değer bireydir. Onun dışındaki her şeyi ezeceğiz” diyen Pentagon subayları gibi konuşuyor.

Sahne şovu, NATO toplantısıyla ilgilidir. Toplantı olmasaydı, bu espriler olmayacak, gösteri internete yüklenmeyecekti. Sakillik, seviyesizlik, gösterinin bir operasyonun parçası olduğunu ortaya koyuyor. Deniz Göktaş’ın sahipleri, İmamoğlu bayrağı sallıyorlar. Özgür ve özel bireylerin karşısına geri, yabani, ilkel, yobaz, kara halk kitleleri çıkartılıyor. Herkes, bu tuzağa çekiliyor.

O bayraksa liberal; finans kapitalin bayrağı. Demokrat Parti, İngiliz İşçi Partisi hattına örgütlenmiş olan sosyalist hareketin bu bayrağı taşıması, emperyalizm uşaklığının, sermaye bekçiliğinin bir sonucu. “Solun önemli bir kısmı liberalleşti. Solcular, yüzyıllardır liberaller ne yapıyorlarsa onu yapıyorlar: halktan korkuyorlar.”[1]

Sahneye çıkıp dine, Müslümana hakaret etmenin mizahla veya ifade hürriyetiyle bir alakası yok. Madem saldırıyorsun, saldırının karşılığını da bekliyor olmalısın. Zaten gözaltına alınmak, gericiliği ve korku duvarını yıkmak istiyorsundur. Ağlamaya gerek yok! Savcının karşısında titremeyeceksin, faşiste “faşist” dediğini, dinlerini tanımadığını suratına haykıracaksın.

NATO toplantısı, NATO bileşenlerinin gerçekleştirdiği 2 Temmuz katliamına denk geldi. Göktaş’ın gözaltısı da katliam yıldönümüne denk getirildi. NATO aklandı, gerici İslam hedefe kondu. O katliam yaşandığında, CHP’nin koltuğunun altına sığınıp hiçbir şey yapmayan sol, bugün o katliamın ekmeğini yemek istiyor. Dinle, milletle alakası olmayan sermayeye uşaklık yaptığı gerçeğinin üzerini 2 Temmuz’la örtüyor.

2 Temmuz operasyonu, sosyalist hareketin düzen siyasetine ısındırıldığı momentte gerçekleştirildi. Orada susmayı öğrendi. Bugün en fazla “yaşamcılık”tan, yaşamı sevmekten bahsedebilir. TKP gibi, “NATO yaşama karşı” diyebilir. Aslında içeriye mesaj veren TKP, “yaşamak istiyorsan, burjuvaya köle, devlete kul olmalısın” demektedir.

Müslüman düşmanlığının yapılabildiği dönemin adı, AKP’dir. “Okula ve camiye yakın yerlerde içkili mekân açılamaz” yasasını kaldıran AKP’nin içki ruhsatını verdiği yerlerde AKP’ye ve dine bolca küfrediyorlar. Deniz Göktaş’ın okulunda yerin yedi kat dibindeki merdivenin altında bulunan mescide solcu liberal gençler, “kız atmak”la övünüyorlar.

Bu ülkede Müslüman, mazlumdur! İktidardaki parti, en az Deniz Göktaş kadar Allah’sız-kitapsızdır. Zinayı suç olmaktan çıkartan da içki ruhsatını dağıtan da İslam’a aykırı adımları atan da odur.

Finans kapital ve emperyalizm, Deniz Göktaş şahsında, AKP’nin zayıf karnına çalışmaktadır. “Bu ülkede ilerleyemiyorsanız, zengin olamıyorsanız, bunun nedeni İslam’dır” cümlesine iman etmiş liberallerin başka bir siyaseti yoktur.

Avrupa’ya veya Amerika’ya göç etmiş Müslümanlara yönelik düşmanlık, sınıfsaldır. Bu ülkede Müslümana yönelik düşmanlık, sınıfsaldır. Deniz Göktaş, emperyalizmin ve burjuvazinin ajanıdır. O, Geert Wilders’teki ırkçılığın dil bulmuş halidir. Yaptığı mizah değil, küfür ve hakarettir.

Cem Yılmaz’ın irtifa kaybetmesiyle birlikte geniş bir alan açılmış, her önüne gelen, standup’çı olmuştur. Bu beceriksiz, çapsız sürülerin tek mizahı var, o da halkıyla, dedesiyle ve ailesiyle dalga geçmekten ibarettir. Alevi akrabasıyla dalga geçtiği için aforoz edilen kadın standup’çı, unutulmamalıdır. 

Biçare, yapayalnız ve güçsüz hisseden Z kuşağı, bileylediği bıçağı geçmişe savurmakta, geleceği inşa edenlere kul ve köle olduğu gerçeğinin üzerini örtmektedir. Onlara bu öğretilmiştir.

Göktaş’taki din ve Müslüman düşmanlığı, “hayatı zehreden geçmiş” yalanı üzerine kuruludur. Bu kişilere, kapitalizmin sömürüsünü, emperyalizmin zulmünü anlatamazsınız. Hepsi de geçmişten, dededen, dinden kurtaracak her şeye mesih gibi bağlanmıştır. Bugünün en önemli meselesi, demans olmuş yaşlı akrabaların bakımı meselesidir.

Buraya ve şimdiye aidiyet gibi bir hasletten yoksundurlar. Her şeyi mülk ediniyorlar. Yapay zekâ, teknoloji ve cep telefonu üzerinden hayatı kendilerinden başlattıklarını sanıyorlar. Cahiller, bilgisizler, meraksızlar, şüphe’sizler, robotlaşıyorlar. Yeni döneme uyarlanıyorlar. Algoritmalarını yazanlarla dövüşemezler.

“Türk’e Kovid işlemez” diyen cahil “bilim insanı”, televizyonda “insanlara çip takılması fikri”ni savunuyor. Biraz zorlasa şunu söyleyecek: “Elin Epstein Adası var, bizim de olsun. Biz de çocuk kanı içelim. Bizim pedofillerimizin neyi eksik. Yerli milli tekellerimiz olsun.” Bugünün genç kızları, o adaya veya Dubai’ye gidebilmek için İslam prangasına küfrediyor.

Bugünün gençliği, geçmişe küfretmeyi maharet biliyor. Kendilerine gaz veren küçük burjuva ebeveynleri üzerinden, yoksula, ezilene ve işçiye nasıl düşmanlık edileceğini öğreniyorlar. Deniz Göktaş, bu eğitimin ürünü.

O, “biz İslam’dan önce daha güçlüydük” diyen, efendilerine yaranmak için Dublin’de camiyi kundaklamaya çalışan şah yanlısı İranlı uşağın Türkiye uzantısı. “Hamaney’in cenazesine milyonlar katılacakmış. Bombalamak gerek” diyen Siyonistin öğrencisi. Müslümana ve İslam’a yönelik düşmanlıklarını AKP bahanesinin ardına gizlemeye çalışıyorlar. Sahnede Netenyahu gibi konuşuyorlar.

“İslam ve Müslüman olmasaydı, daha zengin, daha güçlü ve daha ileri olacaktık” yalanına iman eden bu sürüler, sömürüyü ve zulmü gizliyorlar. NATO’cu efendilerine yalvarıp “bizi bu gerici yobazdan kurtarın” diyorlar. AKP, ne zaman Batı’yla iyi ilişkiler geliştirse, ne zaman anlaşma yapsa, ne zaman destek görse, bu tür dine ve Müslümana yönelik bir operasyona başvuruyorlar. O anlaşmanın, desteğin kentli laik kitlelerde karşılık bulmasına mani olmak için uğraşıyorlar. Sonra oy verdikleri isimler birer birer AKP’ye geçiyor. “AKP’nin sizi kandırmasına izin vermeyin, o gerici yobaz” diyorlar. Yirmi yıldır Batı uşaklığı konusunda AKP’yle yarış içindeler ve bu yarış halini matah bir şeymiş gibi satıyorlar.

Charlie Hebdo operasyonu, Cezayir’e yönelik sömürü ve zulmün neticesinde Fransa’ya kaçan Müslümanları sopalamak için çekildi. Amerika’daki ICE memurunun yerli versiyonu olarak Deniz Göktaş, o sopayı alıyor eline. “Cezayir sömürgesi Fransa’nın eyaleti olsun”dan başka bir siyaseti olmayan, Cezayir’in kurtuluş mücadelesine karşı çıkan Fransız Komünist Partisi’nin yerli uzantıları yetiştirmiş onu. Sömürgecilik ve emperyalizmle kundakladılar, emzirdiler, büyüttüler. Bugün bu operasyonla parsayı toplayıp efendilerinin yanına koşmanın hesabını yapıyor. Efendileri BBC üzerinden kendisine sahip çıkıyor!

Seksenlerde bir solcu toplantısında sahneye Yalçın Küçük çıkıyor, “tüm camileri kapatacağız” diyor. Bunu duyan Can Yücel, sinirlenerek, dilindeki küfürle, Küçük’ün üzerine yürüyor. Ölü deniz operasyonuna karşı bize Yücel’in öfkesi ve küfürlü dili gerek.

Eren Balkır
3 Temmuz 2026

Dipnot:
[1] Nils Schniederjann, “Sol Kendi Liberalizminden Kurtulmalı”, 7 Haziran 2026, İştiraki.

0 Yorum: