08 Temmuz 2026

,

Dostlar Alışverişte Görsün


Bugün (7 Temmuz 2026) sol liberal örgütlerin Kurtuluş Parkı’nda protesto ettikleri şey, emperyalizm değil, Trump’tır. Misal, FKF ve devamı niteliğindeki Devrim Partisi’nin sözcüsünün goygoyunun bir anlamı yoktur. Zira bu hareketin üyeleri, on küsur yıl önce “Amerika, Tayyip’i devirecek. Bizim buna kızıl boya çalmamız lazım” diyorlar, Kuğulu Park’ta cumhuriyet müsamereleri düzenliyorlardı. Hepsi için de emperyalizm, Doğu’ya göre ileriydi ve ileri olan, savunulmalıydı. Sadece aşırılıklar, sapmalar, kötü görüntüler eleştirilmeliydi. Onlara sadece “insanları incitmeden de sömürebilir, onlara zulmedebilirsiniz” demek düşüyordu.

Basın açıklaması sırasında FKF’nin eski yoldaşı Erkan Baş’ın ilk kez doğruyu söylediğine tanık olundu. Zar zor, utana sıkıla, korka korka pankartı açmaya çalışan şeflerin üzerine yürüyen polise Erkan Baş, “Bir şey yok!” diyordu. Gerçekten de dostlar alışverişte görsün diye yapılmış basın açıklamasında bir şey yoktu. Sadece basın açıklamasına bir devrimci değil, gazeteci olarak katılmış olan Sera Kadıgil’in takipçi kasma çabalarına tanık olundu. Vekil Sevda, az kalsın gözaltına alınacakken vekilliği sayesinde kurtuldu. Lindacıların katılımının cılızlığı da eyleme iliştirilmiş bir süsten ibaretti. Çünkü onlar, iç emperyalizmle dış emperyalizm arasındaki bağ olmayı içine sindirmiş bir örgüttü.

NATO’ya Hayır Koordinasyonu, NATO bileşeni ülkelerin fonlarından beslenen örgütlerden oluşuyor. O nedenle, NATO protestosuna halkı getir(e)miyorlar. Üç beş örgüt temsilcisi ve HDP sayesinde vekil olmuş kişi, şovunu icra ediyor. Dostları alışverişte görürken tabii ki Soros’tan ödül alan vekil, “halkımız tencere tavayla ses çıkartsın” diyor. O halkı örgütleyecek örgütlerse ortalıkta yok. Yıllardır bu toplantının yapılacağı belli. Böylesi bir gündem konusunda çıkartılan ses, sinek vızıltısından ibaret. Kimse, tatil planlarının aksamasını istemiyor anlaşılan. Sol, başkenti halktan ve kirden arındıran devletin gösterisine halel getirmek istemiyor.

Sorosçu vekilin örgütü EMEP’in şefi İngiltere’de. Başka bağlantıları olmalı ki orada. Eleştirisinin sınırını ABD-İngiltere gerilimi tayin ediyor. O İngiltere’nin ordusuna hizmet eden akademisyeni buradaki Ortadoğu konferansına konuşmacı olarak çağırması, bir Siyonisti davet etmesi tesadüf değil. Bu akıl, proleter devrimci değil, gazeteci ve sendikacı yetiştiriyor.

Gazeteci, hakikati tasfiye ediyor; sendikacı, hakikatin kavgasını verecek işçi sınıfının kanını emiyor. EMEP’in tüm ideolojisi ve politikası, gazetecilik ve sendikacılık üzerine kurulu. O nedenle şefleri, örgütün sahibi Aydın Çubukçu, “sendikalar STK olabilmeli” buyuruyor. O STK’ların emperyalist odaklarla bağlarını çok iyi biliyor. Emperyalizm, sosyalist hareketi ve proleter hareketi gazeteciler ve sendikacılar üzerinden tasfiye ediyor. CHP’nin yedek örgütüne dönüşen EMEP, bu tasfiyenin ana unsurlarından biri. Bu kadar vekillik için taklalar atılmasının bir anlamı olmalı.

Epstein’den söz edenler, LGBT üzerinden pedofili savunuyorlar. Feminizm üzerinden NATO ideolojisine destek sunuyorlar. Geri kalmış Doğu’nun kadınını “kurtarılacak nesne” olarak gören akıl, ancak Trump’ı eleştirebiliyor. Erkan Baş, konuşmasına Trump’la başlıyor, Trump’la susuyor. O da biliyor, kendisine ABD’deki liberal solcuların uzantısı olma görevi verildiğini. Trump’ı ancak Amerikalı liberal solcular kadar eleştirebileceğinin o da bilincinde.

Bu açıdan, SODAP sözcüsünün söyledikleri de yalan. Filistinli çocuklardan söz ederken tabii ki İran’da katledilen 168 çocuktan bahsedemiyor. Çünkü örgütü, İran’a yönelik savaşta açıktan ABD ve İsrail’den yana saf tuttu. Bunlar, Trump’ın daha dün Tayyip’i devirecek diye destekledikleri Biden’ın eksik bıraktıklarını yaptığını, emperyalizmin gereklerini yerine getirdiğini söyleyemiyorlar. Çatlaklara yerleşip düzenin kırıntılarını abartmakla görevli olan birer reformist örgüt olarak düzene hizmet ediyorlar.

O kadar demokrasiden dem vuruyorlar, ama eylem alanından halkı kopartıyorlar. İradeyi halktan çalıyorlar. Kendi liberal öznel varlıklarına indirgedikleri siyaseti burjuva siyasetinin temiz yüzü olarak pazarlıyorlar. Gazetecilik ve sendikacılık, proleter devrimciliği öldürüyor. Bırakalım iki çatapat patlatmayı, eylem alanına tek bir sendikayı, tek bir mahalle örgütünü, tek bir öğrenci birliğini taşıyamıyorlar. Bunların vekilleri, ancak gazeteci gibi instagramına görüntü çekiyor. Yanı başında yoldaşı gözaltına alınıyor, kılı kıpırdamıyor. Bu örgütlerden biri polisi “memleketin evlatları” olarak nitelendiriyor. O yüzden, o yoldaş gözaltına alınırken kimsenin ses çıkmıyor. Memleketin yurttaşı olup kabul görmek için herkes susuyor.

Bu kurulan sahnedeki en iyi espri de ömrü AB’cilik yapmakla geçen Sol Parti’nin emperyalizmden bahsedebilmesi. Diğer espri de devlet icazetiyle kurulmuş olan TKP’nin Kızılay’a polis gözetimi ve izniyle girmesi, ardından “yüzlerce insanın kafası, kolu, kaburgası kırıldı” demesi. Oysa video ne güzel bir alet! Orada görülüyor ki çevik bile olmayan polis, iki iteklemeyle alanı TKP’ye açıyor. Düzen, kimleri nereye istifleyeceğini iyi biliyor. Dün NATO toplantısında pikniğe koşanlara bugün şov yapma izni veriliyor.


O liberal kadraja giren örgütlerden birinin temsilcisi, TÖP vekili, bir örgüt toplantısında söz alan erkeğin Lenin, Marx atıflarıyla konuşması üzerine, sözünü kesip “arkadaşımız hep erkeklerden söz ediyor” diyen kişi. Bu örgüte katılan ekiplerden biriyle seçim çalışması için yapılan toplantıda ekibin şefi, “Kürt mahallesine gideceğiz. Orada it kopuk gençlerle muhattap olmayalım. HADEP yöneticileriyle temas halinde olalım” diyordu. Biz de “tam aksine o aşağıladığınız gençlerin aklı ve yüreğiyle bir olunmalıdır” diyorduk.

Bu örgütlerin gazetecilik bilinci, Fuatavni, Can Dündar, Sedat Peker ile tanımlı. Kitleleri geri tutan, özel şahısların özel muhabbetlerine kapanan, ideolojik bir gevezelik bu. Yukarılardaki pazarlıklarda pay sahibi olmak, pay kopartmak isteyenlerin pratiği var karşımızda. Bu gazetecilik bilinci ile işçi sınıfını hakikatten ve politikadan kopartmaya ant içmiş sendikacılık bilinci, birbirini tamamlıyor. Emperyalist kurumlardan aldığı parayla ülke içinde proje yürüttüğünü söyleyen İrfan Kaygısız gibi sendikacılar, işçi sınıfından nefret ediyorlar, tiksiniyorlar. Onu rant kapısı olarak görüp istismar ediyorlar.

Kurtuluş Parkı’ndaki sol, suyun başında olmayı, her şeyin başını sonunu tayin etmeyi, efendileriyle pazarlık yürütmeyi seviyor. Dişine değen kanın tadını alan gazetecilik ve sendikacılık pratiği, küçük burjuva bir mesleki faaliyet olarak, sosyalist hareketi ele geçiriyor. Kuzu postundaki kurtlar, sosyalist hareketi iç ve dış emperyalizme peşkeş çekiyorlar. NATO toplantısı gündemi bunun kanıtı. Sol, iç ve dış emperyalizmi incitmemek için uğraşıyor.

Suyun başını tutanlar, iradenin, hakikatin ve politikanın çoğullaşmasını, çağlamasını, çığ olup zalimlerin-sömürücülerin üzerine devrilmesini istemiyorlar. Her şeyi kendi varlıklarına göre ele alıyorlar. Herkesi kendilerine ram, kul ve esir etmeye çalışıyorlar. İşçileşmiyor, hakikatin kavgasını vermiyorlar. O yüzden NATO’yu öylesine, laf olsun diye eleştiriyorlar. O eleştirinin pratik bir eylem olarak kitleselleşmesine mani oldukları için şefler. O suların başına o yüzden yerleştirildiler.

Eren Balkır
7 Temmuz 2026

0 Yorum: