Bugün
(7 Temmuz 2026) sol liberal örgütlerin Kurtuluş Parkı’nda protesto ettikleri
şey, emperyalizm değil, Trump’tır. Misal, FKF ve devamı niteliğindeki Devrim
Partisi’nin sözcüsünün goygoyunun bir anlamı yoktur. Zira bu hareketin üyeleri,
on küsur yıl önce “Amerika, Tayyip’i devirecek. Bizim buna kızıl boya çalmamız
lazım” diyorlar, Kuğulu Park’ta cumhuriyet müsamereleri düzenliyorlardı. Hepsi
için de emperyalizm, Doğu’ya göre ileriydi ve ileri olan, savunulmalıydı. Sadece
aşırılıklar, sapmalar, kötü görüntüler eleştirilmeliydi. Onlara sadece “insanları
incitmeden de sömürebilir, onlara zulmedebilirsiniz” demek düşüyordu.
Basın
açıklaması sırasında FKF’nin eski yoldaşı Erkan Baş’ın ilk kez doğruyu söylediğine
tanık olundu. Zar zor, utana sıkıla, korka korka pankartı açmaya çalışan
şeflerin üzerine yürüyen polise Erkan Baş, “Bir şey yok!” diyordu. Gerçekten de
dostlar alışverişte görsün diye yapılmış basın açıklamasında bir şey yoktu. Sadece
basın açıklamasına bir devrimci değil, gazeteci olarak katılmış olan Sera
Kadıgil’in takipçi kasma çabalarına tanık olundu. Vekil Sevda, az kalsın
gözaltına alınacakken vekilliği sayesinde kurtuldu. Lindacıların katılımının
cılızlığı da eyleme iliştirilmiş bir süsten ibaretti. Çünkü onlar, iç
emperyalizmle dış emperyalizm arasındaki bağ olmayı içine sindirmiş bir
örgüttü.
NATO’ya
Hayır Koordinasyonu, NATO bileşeni ülkelerin fonlarından beslenen örgütlerden
oluşuyor. O nedenle, NATO protestosuna halkı getir(e)miyorlar. Üç beş örgüt
temsilcisi ve HDP sayesinde vekil olmuş kişi, şovunu icra ediyor. Dostları
alışverişte görürken tabii ki Soros’tan ödül alan vekil, “halkımız tencere
tavayla ses çıkartsın” diyor. O halkı örgütleyecek örgütlerse ortalıkta yok. Yıllardır
bu toplantının yapılacağı belli. Böylesi bir gündem konusunda çıkartılan ses,
sinek vızıltısından ibaret. Kimse, tatil planlarının aksamasını istemiyor anlaşılan. Sol, başkenti halktan ve kirden arındıran devletin gösterisine halel getirmek istemiyor.
Sorosçu
vekilin örgütü EMEP’in şefi İngiltere’de. Başka bağlantıları olmalı ki orada. Eleştirisinin
sınırını ABD-İngiltere gerilimi tayin ediyor. O İngiltere’nin ordusuna hizmet
eden akademisyeni buradaki Ortadoğu konferansına konuşmacı olarak çağırması,
bir Siyonisti davet etmesi tesadüf değil. Bu akıl, proleter devrimci değil,
gazeteci ve sendikacı yetiştiriyor.
Gazeteci,
hakikati tasfiye ediyor; sendikacı, hakikatin kavgasını verecek işçi sınıfının
kanını emiyor. EMEP’in tüm ideolojisi ve politikası, gazetecilik ve sendikacılık
üzerine kurulu. O nedenle şefleri, örgütün sahibi Aydın Çubukçu, “sendikalar
STK olabilmeli” buyuruyor. O STK’ların emperyalist odaklarla bağlarını çok iyi
biliyor. Emperyalizm, sosyalist hareketi ve proleter hareketi gazeteciler ve
sendikacılar üzerinden tasfiye ediyor. CHP’nin yedek örgütüne dönüşen EMEP, bu
tasfiyenin ana unsurlarından biri. Bu kadar vekillik için taklalar atılmasının
bir anlamı olmalı.
Epstein’den
söz edenler, LGBT üzerinden pedofili savunuyorlar. Feminizm üzerinden NATO ideolojisine
destek sunuyorlar. Geri kalmış Doğu’nun kadınını “kurtarılacak nesne” olarak
gören akıl, ancak Trump’ı eleştirebiliyor. Erkan Baş, konuşmasına Trump’la başlıyor,
Trump’la susuyor. O da biliyor, kendisine ABD’deki liberal solcuların uzantısı
olma görevi verildiğini. Trump’ı ancak Amerikalı liberal solcular kadar
eleştirebileceğinin o da bilincinde.
Bu
açıdan, SODAP sözcüsünün söyledikleri de yalan. Filistinli çocuklardan söz
ederken tabii ki İran’da katledilen 168 çocuktan bahsedemiyor. Çünkü örgütü,
İran’a yönelik savaşta açıktan ABD ve İsrail’den yana saf tuttu. Bunlar, Trump’ın daha
dün Tayyip’i devirecek diye destekledikleri Biden’ın eksik bıraktıklarını
yaptığını, emperyalizmin gereklerini yerine getirdiğini söyleyemiyorlar. Çatlaklara
yerleşip düzenin kırıntılarını abartmakla görevli olan birer reformist örgüt
olarak düzene hizmet ediyorlar.
O
kadar demokrasiden dem vuruyorlar, ama eylem alanından halkı kopartıyorlar. İradeyi
halktan çalıyorlar. Kendi liberal öznel varlıklarına indirgedikleri siyaseti
burjuva siyasetinin temiz yüzü olarak pazarlıyorlar. Gazetecilik ve
sendikacılık, proleter devrimciliği öldürüyor. Bırakalım iki çatapat patlatmayı, eylem alanına tek bir sendikayı, tek
bir mahalle örgütünü, tek bir öğrenci birliğini taşıyamıyorlar. Bunların vekilleri,
ancak gazeteci gibi instagramına görüntü çekiyor. Yanı başında yoldaşı
gözaltına alınıyor, kılı kıpırdamıyor. Bu örgütlerden biri polisi “memleketin
evlatları” olarak nitelendiriyor. O yüzden, o yoldaş gözaltına alınırken
kimsenin ses çıkmıyor. Memleketin yurttaşı olup kabul görmek için herkes susuyor.
Bu
kurulan sahnedeki en iyi espri de ömrü AB’cilik yapmakla geçen Sol Parti’nin
emperyalizmden bahsedebilmesi. Diğer espri de devlet icazetiyle kurulmuş olan
TKP’nin Kızılay’a polis gözetimi ve izniyle girmesi, ardından “yüzlerce insanın
kafası, kolu, kaburgası kırıldı” demesi. Oysa video ne güzel bir alet! Orada görülüyor
ki çevik bile olmayan polis, iki iteklemeyle alanı TKP’ye açıyor. Düzen,
kimleri nereye istifleyeceğini iyi biliyor. Dün NATO toplantısında
pikniğe koşanlara bugün şov yapma izni veriliyor.
O
liberal kadraja giren örgütlerden birinin temsilcisi, TÖP vekili, bir örgüt
toplantısında söz alan erkeğin Lenin, Marx atıflarıyla konuşması üzerine,
sözünü kesip “arkadaşımız hep erkeklerden söz ediyor” diyen kişi. Bu örgüte
katılan ekiplerden biriyle seçim çalışması için yapılan toplantıda ekibin şefi,
“Kürt mahallesine gideceğiz. Orada it kopuk gençlerle muhattap olmayalım. HADEP
yöneticileriyle temas halinde olalım” diyordu. Biz de “tam aksine o aşağıladığınız
gençlerin aklı ve yüreğiyle bir olunmalıdır” diyorduk.
Bu
örgütlerin gazetecilik bilinci, Fuatavni, Can Dündar, Sedat Peker ile tanımlı. Kitleleri
geri tutan, özel şahısların özel muhabbetlerine kapanan, ideolojik bir gevezelik
bu. Yukarılardaki pazarlıklarda pay sahibi olmak, pay kopartmak isteyenlerin
pratiği var karşımızda. Bu gazetecilik bilinci ile işçi sınıfını hakikatten ve
politikadan kopartmaya ant içmiş sendikacılık bilinci, birbirini tamamlıyor.
Emperyalist kurumlardan aldığı parayla ülke içinde proje yürüttüğünü söyleyen
İrfan Kaygısız gibi sendikacılar, işçi sınıfından nefret ediyorlar,
tiksiniyorlar. Onu rant kapısı olarak görüp istismar ediyorlar.
Kurtuluş
Parkı’ndaki sol, suyun başında olmayı, her şeyin başını sonunu tayin etmeyi,
efendileriyle pazarlık yürütmeyi seviyor. Dişine değen kanın tadını alan gazetecilik
ve sendikacılık pratiği, küçük burjuva bir mesleki faaliyet olarak, sosyalist
hareketi ele geçiriyor. Kuzu postundaki kurtlar, sosyalist hareketi iç ve dış
emperyalizme peşkeş çekiyorlar. NATO toplantısı gündemi bunun kanıtı. Sol, iç ve
dış emperyalizmi incitmemek için uğraşıyor.
Suyun
başını tutanlar, iradenin, hakikatin ve politikanın çoğullaşmasını,
çağlamasını, çığ olup zalimlerin-sömürücülerin üzerine devrilmesini
istemiyorlar. Her şeyi kendi varlıklarına göre ele alıyorlar. Herkesi kendilerine
ram, kul ve esir etmeye çalışıyorlar. İşçileşmiyor, hakikatin kavgasını
vermiyorlar. O yüzden NATO’yu öylesine, laf olsun diye eleştiriyorlar. O eleştirinin
pratik bir eylem olarak kitleselleşmesine mani oldukları için şefler. O suların
başına o yüzden yerleştirildiler.
Eren Balkır
7 Temmuz 2026



0 Yorum:
Yorum Gönder