Bir Katil, Gerçekleştirdiği Saldırıyla O Güçlü Simgeyi Nasıl
Yarattı?
İmparatorluklar,
her zaman bir fikri, onu taşıyan adamı öldürerek yok edebileceklerine
inanmışlardır.
Jetleri
salarlar üzerlerine, ölüm listesi hazırlarlar, cesetleri sayarlar, sonra da
buna “zafer” derler. Ama ortada ete kemiğe bürünmeyen bir güç vardır ve henüz bu
güce ulaşabilecek hiçbir füze imal edilmemiştir.
O
güç, hafızada... Kararlılığa dönüşen kederde... Nisyanı redde tabi tutan bir
halkın sessiz yemininde yaşar.
ABD
ve İsrail’in Ayetullah Hameney’in katledildiği Tahran’a yönelik gerçekleştirdiği
koordineli saldırıların ardından, Batılı analistler, elektronik tablolarına
koştular. Askeri envanterini saydılar, jeopolitik değişimin haritasını
çıkarttılar, mevcut anı stratejinin soğuk mikyasına vurdular.
Brezilyalı
deneyimli politik karikatürist Carlos Latuff ise bu anın tümüyle başka bir şeye,
analize değil, tanıklığa ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu.
Otuz
yılı aşkın bir süredir Latuff’un kalemi, Batılı kameraların sıklıkla görmeyi
reddettiği Ortadoğu sokaklarında dolaştı. Emperyalist yayılmacılığın acısıyla
baş başa kaldı, ona direnenlerin yanında durdu.
Saldırı
haberi geldiğinde geri adım atmadı, sessiz kalmadı. Saldırının mimarlarının
asla anlayamayacakları bir şeyi anında kavradı: “Bir simgeyi öldüremezsiniz.
Sadece bir simge inşa edebilirsiniz.”
Latuff,
“Onu bir şehit haline getirdiler” dedi. Bu beş kelime, ardında tarihin
ağırlığını taşıyor.
Bu,
imparatorluk mekanizmasının doğuştan kavrayamadığı bir gerçektir. Batı’nın muhayyilesinde,
bir lider, bir makamı geçici süre işgal eden, dört yıllık bir sözleşmeyle
göreve gelen, bir sonraki seçimle yerini başkasına bırakan bir isimdir.
Ancak
fedakârlık ve direniş geleneğine kök salmış bir halk için bir lider, başka bir
şeydir: manevi bir ahdin canlı ipliği, kolektif kimliğin yüzü, ortak kaderin
koruyucusudur o.
Latuff
bir manşet atmadı. Bir eşik koydu. Bir insanın kendisinden alınan bedenden daha
büyük hale geldiği anı çizgiyle buluşturdu.
Onun
övgüsü, işittiği haberlere dair bir yorum değil. Ebediyetten koparılmış bir
sayfa, hiçbir mühimmatın yakamayacağı, hiçbir sınırın içine alamayacağı bir
tanıklık.
Çifte
standartlarla boğulan küresel medya ortamında, imparatorluğun haberlerinin
“gazetecilik” olarak aklanıp işgal altındakilerin acısının sessizliğe
büründürüldüğü gerçeklikte, sanat, neredeyse kutsal bir şeye dönüşüyor.
Haber
odalarının kabul etmediği yerde gerçek sanata sığınır. Bombalayanların değil,
kanı dökülenlerin yanından, aşağıdakilerden kaydeder yaşananları. Bu
gerçeklikten hatırlar. Bu hatırlatmada Latuff, çizimiyle herhangi bir ulus
devletten daha eski bir yasaya işaret etmektedir: “Bir şehit asla ölmez.”
Bir
hayat, kendisinden daha büyük bir şeye adandığında, o son son değil, bir
başlangıçtır.
Şehit,
bir yere gitmez. İçeriye, onu şimdi taşıyanların kalplerine nüfuze eder, pusula
olur, cesaretin adı haline gelir, gelecek nesli ileriye çeken kopmaz bir ipliğe
dönüşür.
İşte
karanlık ve kanlı bir bölümden çıkarılan hesaplaşma: Gücü füzelerin açtığı kraterler
ve kayıp sayılarıyla hesaplayanlar, en önemli savaşı çoktan kaybettiler.
Patlama
dediğin, bir hafta içinde manşetlerden silinir. Ancak yaktığı inanç, asla
sönmez.
Dava,
füzeyi ateşleyenden daha uzun yaşar. Şahidin ve şehidin kanı, adalete doğru
yürüyüşü sona erdirmez, bilâkis, onu kutsar ve asla durmaz.
Raiyat Fikr
1
Temmuz 2026
Kaynak



0 Yorum:
Yorum Gönder