09 Temmuz 2026

,

Ebedi Şehit


Bir Katil, Gerçekleştirdiği Saldırıyla O Güçlü Simgeyi Nasıl Yarattı?

 

İmparatorluklar, her zaman bir fikri, onu taşıyan adamı öldürerek yok edebileceklerine inanmışlardır.

Jetleri salarlar üzerlerine, ölüm listesi hazırlarlar, cesetleri sayarlar, sonra da buna “zafer” derler. Ama ortada ete kemiğe bürünmeyen bir güç vardır ve henüz bu güce ulaşabilecek hiçbir füze imal edilmemiştir.

O güç, hafızada... Kararlılığa dönüşen kederde... Nisyanı redde tabi tutan bir halkın sessiz yemininde yaşar.

ABD ve İsrail’in Ayetullah Hameney’in katledildiği Tahran’a yönelik gerçekleştirdiği koordineli saldırıların ardından, Batılı analistler, elektronik tablolarına koştular. Askeri envanterini saydılar, jeopolitik değişimin haritasını çıkarttılar, mevcut anı stratejinin soğuk mikyasına vurdular.

Brezilyalı deneyimli politik karikatürist Carlos Latuff ise bu anın tümüyle başka bir şeye, analize değil, tanıklığa ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu.

Otuz yılı aşkın bir süredir Latuff’un kalemi, Batılı kameraların sıklıkla görmeyi reddettiği Ortadoğu sokaklarında dolaştı. Emperyalist yayılmacılığın acısıyla baş başa kaldı, ona direnenlerin yanında durdu.

Saldırı haberi geldiğinde geri adım atmadı, sessiz kalmadı. Saldırının mimarlarının asla anlayamayacakları bir şeyi anında kavradı: “Bir simgeyi öldüremezsiniz. Sadece bir simge inşa edebilirsiniz.”

Latuff, “Onu bir şehit haline getirdiler” dedi. Bu beş kelime, ardında tarihin ağırlığını taşıyor.

Bu, imparatorluk mekanizmasının doğuştan kavrayamadığı bir gerçektir. Batı’nın muhayyilesinde, bir lider, bir makamı geçici süre işgal eden, dört yıllık bir sözleşmeyle göreve gelen, bir sonraki seçimle yerini başkasına bırakan bir isimdir.

Ancak fedakârlık ve direniş geleneğine kök salmış bir halk için bir lider, başka bir şeydir: manevi bir ahdin canlı ipliği, kolektif kimliğin yüzü, ortak kaderin koruyucusudur o.

Latuff bir manşet atmadı. Bir eşik koydu. Bir insanın kendisinden alınan bedenden daha büyük hale geldiği anı çizgiyle buluşturdu.

Onun övgüsü, işittiği haberlere dair bir yorum değil. Ebediyetten koparılmış bir sayfa, hiçbir mühimmatın yakamayacağı, hiçbir sınırın içine alamayacağı bir tanıklık.

Çifte standartlarla boğulan küresel medya ortamında, imparatorluğun haberlerinin “gazetecilik” olarak aklanıp işgal altındakilerin acısının sessizliğe büründürüldüğü gerçeklikte, sanat, neredeyse kutsal bir şeye dönüşüyor.

Haber odalarının kabul etmediği yerde gerçek sanata sığınır. Bombalayanların değil, kanı dökülenlerin yanından, aşağıdakilerden kaydeder yaşananları. Bu gerçeklikten hatırlar. Bu hatırlatmada Latuff, çizimiyle herhangi bir ulus devletten daha eski bir yasaya işaret etmektedir: “Bir şehit asla ölmez.”

Bir hayat, kendisinden daha büyük bir şeye adandığında, o son son değil, bir başlangıçtır.

Şehit, bir yere gitmez. İçeriye, onu şimdi taşıyanların kalplerine nüfuze eder, pusula olur, cesaretin adı haline gelir, gelecek nesli ileriye çeken kopmaz bir ipliğe dönüşür.

İşte karanlık ve kanlı bir bölümden çıkarılan hesaplaşma: Gücü füzelerin açtığı kraterler ve kayıp sayılarıyla hesaplayanlar, en önemli savaşı çoktan kaybettiler.

Patlama dediğin, bir hafta içinde manşetlerden silinir. Ancak yaktığı inanç, asla sönmez.

Dava, füzeyi ateşleyenden daha uzun yaşar. Şahidin ve şehidin kanı, adalete doğru yürüyüşü sona erdirmez, bilâkis, onu kutsar ve asla durmaz.

Raiyat Fikr
1 Temmuz 2026
Kaynak



0 Yorum: