Kenefâni Mülâkatı

“Beyrut, tüm Arap başkentleri içinde en Batılılaşmış olanı. Fransız sömürgeciliği dönemi, burada Quebec’teki kadar çıplak bir şekilde görülüyor. Fransızların elindeyken Beyrut, Akdeniz’in turizm cennetiydi. Geçmişin mirasını har vurup harman savuran bu şehir, hâlâ kimi izlere sahip. Ortadoğu’da yaşanan karışıklıklar, turistler kadar iş adamlarını da buradan uzak tutuyor. Özellikle Beyrut’u Ortadoğu’nun finans merkezi hâline getirmiş olan bankacılar, buralara artık uğramıyor. Bugün Lübnan ordusunun elinde tanklar ve zırhlı araçlar var, bunlar başkentin tüm banka binalarının dışında, kaldırımlarda aralıksız bekliyorlar. Beyrut’ta iş dünyası ürkerek iş yapıyor. Bu süreçte yeni bir iş sahası açığa çıkıyor: devrim. Filistin devrimi.
Beyrut’taki Filistinli gerillalar, Vietkong gerillaları gibi değiller. Buradaki varlıkları yasadışı değil. Tümüyle meşrular. Beyrut’un ana caddesinde en büyük gerilla hareketinin, içi her türlü imkânla donatılmış üç bürosu bulunuyor. Sidney’deki bir bina kadar modern bir bina bu. Fakat bina dışında elinde makineli tüfek olan gerillalar bana “fotoğraf çekme” diyorlar, tartışmanın da imkânı yok zaten. On bir Filistinli gerilla hareketi içinde en radikali Filistin Halk Kurtuluş Cephesi [FHKC]. Halk Cephesi, Ürdün çölündeki Devrim Havalimanı’nda üç jet uçağını kaçırıp havaya uçuran örgüt. Kahire’de Pan-Amerikan Jumbo jetini dinamitleyen de o.
Cephe’nin Beyrut bürosu lideri, Gassân Kenefâni. Filistin’de dünyaya gelen Kenefâni, 1948’de ülkeden, kendi ifadesiyle, Siyonist terörden kaçtı. O günden beri Siyonistlerin ve gerici Arapların iktidarlarını yıkmak için çalışıyor.
Gassân Kenefâni: Benim bildiğim tek şey şu: dünya tarihi, her zaman güçlü insanlarla savaşan zayıfların tarihidir. Zayıflar, onları sömürmek için güç kullanan güçlülerle dövüşme noktasında her daim doğru bir davaya sahiptirler.
Richard Carleton: Son haftalar içerisinde Ürdün’de tanık olduğumuz kavgaya dönelim. Sizin örgütünüz bu kavganın bir tarafıydı, eline ne geçti bu kavgadan?
GK: Tek bir şey. Dövüşecek bir sebep var elimizde. Bu zaten tek başına önemli. Bu halk, Filistin halkı, davasından mahrum kalacağına ölmeyi tercih eder. Ürdün kralının yanlış olduğunu ispatladık. Bu milletin zafere dek dövüşmeye devam edeceğini ortaya koyduk. Halkımızın asla yenilmeyeceğini ispatladık. Bu dünyada herkese o dünyanın bize vermediği adaleti bizim için tesis etmek adına kanımızın son damlasına kadar savaşacak olan bu milletin küçük ama cesur bir millet olduğunu gösterdik. İşte bunlar geçti elimize.
RC: Ama görünüşe göre savaş, yani şu Ürdün’de yaşanan iç savaş, hiçbir sonuç üretmedi.
Kanafani [müdahale ediyor]: “Bu bir iç savaş değil. Halk, faşist hükümete karşı. Siz Ürdün Kralı Hüseyin sırf cebinde Arap pasaportu taşıdığı için onu savunuyorsunuz. Yaşanan bir iç savaş değildi.
RC: Ya da “çatışma” diyelim…
Kanafani [tekrar müdahale ediyor]: Çatışmada değil. Karşınızda adalet için mücadele eden bir kurtuluş hareketi var.
RC: Önemli değil nasıl ifade edeceğimiz…
Kanafani [tekrar müdahale ediyor]: Önemli. Çünkü zaten sorun da bu noktada başlıyor. Çünkü siz, tüm o sorularınızı bu sebeple soruyorsunuz. Sorun, tam olarak buradan başlıyor. Ayrımcılığa tabi tutulan bir halk, hakları için mücadele ediyor, hepsi bu. Hikâye bu şekilde yaşandı. Eğer siz, bunun bir iç savaş olduğunu söylerseniz, sorularınız da meşrulaşıyor. Eğer bu yaşanan bir çatışma ise o vakit tabii ki olup biteni bilmek herkesi şaşırtıyor.
RC: Örgütünüz, neden İsraillilerle yürütülen barış görüşmelerine katılmadı?
GK: Barış görüşmeleri diye bir şey yok ortada. Bu, şartlı teslimiyet. Boyun eğme.
RC: Neden sadece oturup konuşmuyorsunuz?
GK: Kiminle?
RC: İsrailli liderlerle.
GK: Yani size göre kılıçla boyun konuşacak öyle mi?
RC: Yani odada hiç silâh ve kılıç yoksa konuşmak da mümkün olur.
GK: Olmaz. Bir sömürgeciyle bir ulusal kurtuluş hareketinin konuşabildiğine ben hiç tanık olmadım.
RC: Ama buna karşın neden görüşme olmasın?
GK: Ne hakkında?
RC: Savaşmama ihtimali konusunda konuşulabilir.
GK: Ne için savaşılmayacak?
RC: Hiç savaşmamak için. Ne için olduğunun bir önemi yok.
GK: İnsanlar genelde bir şeyler için savaşırlar. Sonra da bir şeyler için o savaşa son verirler. Dolayısıyla siz, bana neyle ilgili konuşmamız gerektiğini söyleyemezsiniz. Savaşa son vermeyi neden konuşmamız gerekiyor?
RC: Ölüm, sefalet, yıkım ve acıya son vermek için savaşa son vermeyi konuşabilirsiniz.
GK: Kimin sefaleti, kimin yıkımı, kimin acısı ve kimin ölümü?
RC: Filistinlilerin, İsraillilerin, Arapların.
GK: Köklerinden kopartılmış, kamplara fırlatılıp atılmış, açlık koşullarında yaşayan, yirmi yıldır öldürülen, hatta “Filistinli” adını kullanması bile yasak olan Filistin halkından mı bahsediyorsunuz?
RC: Tüm bunlar ölmekten daha iyi ama.
GK: Sizin için öyle olabilir. Ama bizim için değil. Bize göre ülkemizi kurtarmak, haysiyetli olmak, saygı duyulmak, insan haklarına sahip olmak yaşamak kadar önemlidir.
RC: Kral Hüseyin’e “faşist” diyorsunuz. Arap liderler içinde başka hangi isimlere karşısınız?
GK: Bizce iki tür Arap hükümeti var. Kral Hüseyin hükümeti, Suudi Arabistan hükümeti, Fas hükümeti ve Tunus hükümeti gibi hükümetler emperyalistlere göbekten bağlılar ve gericiler. Bir de küçük burjuva askerî hükümetler türünden başka Arap hükümetleri var. Suriye, Irak, Mısır, Cezayir gibi hükümetler bu türden.
RC: Mülâkatın sonuna gelirken uçağın kaçırılması meselesine geri dönmek istiyorum. Bugün düşündüğünüzde sizce bu eylem hata mıydı?
GK: Genel bağlam dâhilinde uçak kaçırarak yanlış yapmış değiliz. Yaptığımız en doğru işlerden biriydi.
Richard Carleton

Hiç yorum yok: