25 Kasım 2022

, ,

Kızıl Selam Sana Fidel Yoldaş

Sen, insanlığın sömürüsüz, sevgi dolu, onurlu ve özgür bir hayat için verdiği mücadelenin cisimleşmiş hâliydin.

Sen mücadelemizde yaşıyorsun. Esaretin ve onursuzluğun her tür biçimine, sömürünün her hâline karşı verilen mücadelede yaşıyorsun.

O varlığınla tüm dünyada insanlığın verdiği mücadelelerin dostu ve yoldaşı oldun. 15 Nisan 1954’te şunları söylemiştin:

“Tüm insanların mutlu olabileceğine eminim, onlar için, bazı akrabalarım, tanış olduğum insanların yarısı, meslektaşlarımın üçte ikisi ve eski okul arkadaşlarımın beşte dördü dâhil birkaç bin insanın nefretini ve kötülüğünü üzerime çekmeye hazırım.”[1]

Kırkların sonunda ABD’deki bir istihbarat kuruluşu, seninle ilgili hazırladığı raporda şunu söylüyordu:

“Ailesinden eğitim almamış, gerçek bir eğitimden yoksun, ama gene de iyi bir geçmişe sahip genç bir Kübalı, ileride gangster olmaması için hiçbir sebep yok.”[2]

Emperyalistler, seni baş düşman, bir gangster olarak görüyorlardı. Ama sen, bizim için bir kahraman, gökte ışıl ışıl parıldayan yıldızımızdın.

O duruşunla insanlığın düşmanları sana düşman oldular. Kapitalistler, burjuvalar, emperyalistler, dünyayı insanlığın aleyhine olan bir yere doğru sürükleyen güçler, sana düşmandı. Boş yere komplolar kurdular, çünkü insanlık, geriye doğru hareket etmiyordu, gezegen ilerliyor, tarih hiçbir vakit tekrar etmiyordu.

Fidel, sen tüm insanlığın umutlarının ve düşlerinin cisimleşmiş hâliydin. O kararlı duruşun ve onlarca yıl verdiğin mücadelenle düşlerimizin, arzularımızın ve mücadelelerimizin yücelmesini sağladın.

Dalgalandırdığın bayrak mücadelemizin kızıl bayrağıydı ve o bayrakta şehitlerimizin kanı vardı. O şehitler ki insanlığın davası, ezilenler, sömürülenler, mahrum kalmışlar için düşmüşlerdi toprağa. Temmuz 1953’te, 26 yaşındayken Santiago de Cuba’da bulunan Moncada kışlasına yoldaşlarınla birlikte saldırı gerçekleştirdin. Böylelikle o yiğitlikle tanımlı yolculuğun başlamış oldu. O yolculuk, onlarca yıl devam etti.

Yolculuk, yirminci yüzyılda başlamıştı. Sen mücadeleye devam ettin ve onu yirmi birinci yüzyıla taşıdın. Artık yeni bir bin yıldaydık. Böylelikle senin mücadelen yüzyılları kucakladı, bir yüzyıldan diğerine taştı. Biz, senin mücadelenle gurur duyuyoruz. O insanlığın kesintisiz mücadelesine evrildi. Lyon’da, Paris’te, Şikago’da, Petrograd’da ve Şolapur’da emekçilerin verdikleri mücadelenin parçası hâline geldi.

Senin mücadelenden öğrendik emekçi insanların insanlığa bağlı olduğunu, insan hayatını örgütleme vaadiyle varolduklarını. Bu sayede o mücadelen bizi gururlu ve onurlu kıldı.

Yoldaş, o örgütlediğin ve öncülük ettiğin mücadeleyi biz hiç unutmadık. O mücadele, birçok yönüyle insanlık tarihi içerisinde eşsiz bir yere sahip. Coğrafi açıdan ufak olan bir ada devletinde en güçlü emperyalistin dayattığı, dünya tarihinin gördüğü en uzun ekonomik ablukaya karşı direneceğini kimse düşünemedi. Senin komutan altında Küba, onurundan zerre ödün vermeden, ablukaya başarıyla karşı koymayı bildi.

Küba halkı, senin liderliğinde mücadele etti. 15 Nisan 1954’te şunu söylüyordun:

“Bu ülkeyi tepeden tırnağa devrimcileştirdiğim için o kadar memnunum ki!”[3]

Bu pratiğin asıl bizi gururlandırdı.

Emperyalist güçler, örgütledikleri tüm komplolar ve gerçekleştirdiği müdahalelerin sonunda onurlarını şereflerini ayaklar altına alarak geri çekilmek zorunda kaldılar, böylece kendilerini rezil ettiler. Tüm o komplolara göğüs geren, onlara bir bir mani olan sendin. Sen, tüm dünyaya her yerde insanların emperyalistlere başarıyla karşı koyup onları yenebileceğini gösterdin.

Fidel, sen onurlu bir yaklaşım sergiledin. Tüm anlayışını ve tavrını belirleyen, kardeşlik duygusuydu. Senin başında olduğun Küba, tüm ülkelere bu kardeşlik anlayışıyla yaklaştı. Senin yaklaşımın bize emperyalistlere teslim olmamayı öğretti. İnsanlara harekete geçmeyi ve bilinçli olmayı sen öğrettin.

Tüm cesaretinle ettiğin şu sözü hiç unutmadık: “Bugünden söyleyebilirim ki 1956 yılı içerisinde ya özgür ya da şehit olacağız.” Bu cesaretle yoğrulmuş sözü New York’ta düzenlenen Batista karşıtı toplantıda da yineledin.[4] Dünya, senin sözlerini nasıl uygulamaya koyduğunu gördü.

Gabriel Garcia Marquez senin için şunları söylemişti:

“O gösterişsiz yaşayan, bitmek bilmez düşlere sahip, eski tarzda resmi eğitim almış, kelimelerini dikkatle seçen, hareket tarzı basit olan, sıradan olanı esas almayan hiçbir fikre ikna olamayan biri.”[5]

Marquez, seni şu sözlerle tasvir ediyordu:

“O, bilim insanlarının kansere çare bulacağı günlerin hayalini kuruyor. Asıl düşmanından 84 kat daha küçük olan, içme suyunun bulunmadığı bir adada, dünyada yürüttüğü dış politikayla güç olmayı bilen bir ülke yarattı.”[6]

Yoldaş, Moskova’da, göklere çıkartılan perestroyka siyasetinin beyaz bayrağının dalgalandığı o zor günleri hiç unutmadık. O bayrak, emekçilerin düşmanlarınca gerçekleştirilmiş ihanetin simgesiydi. Sen, Raul ile birlikte, bize düşmanlıkla yoğrulmuş günlerde kararlı bir duruş sergiledin. Sen ve Küba halkı, yenilmişlik hissiyle hareket etmediniz, teslimiyetçi çizgiyi reddettiniz, döneklerden farklı bir konum aldınız. Aldığın bu konum, dünyanın sömürülenleri olarak bizi onurlandırdı. Havana semalarındaki yıldız, seninle parladı. Dostun Hemingway’in dünyaca ünlü sözünü dilinden hiç eksik etmedin: “İnsan, yenilmek için gelmez dünyaya. Bir insan yok edilebilir, ama yenilemez.”

Yoldaş, biz senin dünya barışından, nükleer silâhlardan arınmış bir dünyadan yana olduğunu biliyoruz.

Yoldaş, Afrika ve Latin Amerika’daki ülkelerde mücadele eden halklara verdiğin kesintisiz desteği hiç unutmadık. ABD’nin Irak’ı işgal ettiği günlerde Bağdat’ı terk eden son diplomatların Kübalı diplomatlar olduğu gerçeği aklımızdan hiç çıkmadı. Sen, halkların nasıl kardeş olabileceğini gösterdin. Kübalı doktorlar, Haiti’den Pakistan’a birçok ülkenin sokaklarını arşınladı, Küba halkının desteklediği bu insanlar, senin öğretilerinle hareket ettiler. Sağlık hizmetleri, tıbbi araştırmalar, eğitim, ekolojik tarım gibi alanlarda gösterdiği başarılarda Küba’ya gene sen rehberlik ettin. Dünya, düşman güçler karşısında onurlu bir mücadele vermenin mümkün olduğunu Küba’dan öğrendi.

Bugün karşımızda kapitalistler arası çelişkilerin ve rekabetin yoğunlaştığı bir dünya var. Kapitalist kamp çöküş sürecinde. Bu da söz konusu kampı daha kibirli ve daha acımasız yapıyor. Kamp müdahalelerle ve cinayetlerle yaşayabileceğini biliyor. Kendilerine düşman gördükleri insanları izlemek, akıllarına gelen ilk şey. Bu gerçeklik, bize senin açtığın yolun tek yürünecek yol olduğunu gösteriyor.

Fidel, sevgili yoldaşım, hayatınla ve mücadelenle sömürülenlerin, yoksul halk kitlelerinin mücadelesine hiçbir zaman sırtını dönmedin, hep özgür hayat mücadelesinin içinde oldun, onursuzluğu ve şerefsizliği hiçbir vakit kabullenmedin, bu hâlinle tüm insanlığı onurlandırdın. Dolayısıyla sen özgür toplumun liderisin. İnsanlık, seni hiçbir zaman unutmayacak. Yürüttüğümüz tüm mücadelelerde varlığın her daim hissedilecek. Varlığın daha çok hissedildikçe mücadelelerimiz daha fazla yere ulaşacak ve daha da yoğunlaşacak.

Evet yoldaş, komutanım, kızıl selam, kızıl selam sana.

Farooqe Chowdhury
26 Kasım 2016
Kaynak

Dipnotlar:
[1] Fidel Castro, “Letters from prison, 1953-1955”, My Early Years, yayına hazırlayanlar: Deborah Shnookal ve Pedro Alvarez Tabio, Ocean Press, Melbourne, New York, 2005.

[2] Aktaran: Herbert Matthews, The Cuban Story, New York 1961, George Braziller, Inc.

[3] Fidel Castro, a.g.e.

[4] I Lavretsky, Ernesto Che Guevara, Progress Publishers, Moscow, erstwhile USSR, 1976.

[5] Gabriel Garcia Marquez, “A personal portrait of Fidel.”

[6] Marquez, a.g.e.

0 Yorum: