04 Kasım 2022

, ,

Şubatçılar

Yaklaşık 15 yıl önce kendisiyle yapılan bir tartışmada, bir SDP yöneticisi şunu söylüyordu: “Biz, Ekim Devrimi sonrası kurulan tek parti diktatörlüğüne karşıyız. Biz devrim yapınca, eşcinseller de dâhil herkese parti kurma izni vereceğiz.”

Bu yüce gönüllü, lütufkâr tutumun sebebi, Avrupa’dır, Avrupa ideolojisidir. Bu laflar Avrupalı efendilere sinyal çakmak, işmar etmek için dilden dökülmektedir. 

Avrupa, bira sevenlerin dahi parti kurduğu, seçimlere girdiği bir coğrafyadır. Bu rahatlığın, serbestiyetin ardındaki sömürgeciliği ve emperyalizmi görmeyen akıl, ya kıttır ya da antikomünisttir. “Herkese parti izni” veren akıl, burjuva aklıdır.

* * *

SDP şeflerinin Ekim ile ilgili yürüttüğü tartışma, bir tasfiye sürecinin dışavurumudur. Çünkü SDP dâhil birçok sol örgüt, Şubat Devrimi seviyesine gerilemiş, daha doğrusu, bu özelliklerini, yani Şubatçı olduklarını dışa vurma imkânı bulmuşlardır. Bu zemini hazırlayan, devlet ve sermayedir.

Sol örgütler, ezbere bir yaklaşım içerisinde olduklarından, “Şubat Devrimi varken Ekim Devrimi niye oldu?” sorusunu hiç sormamış, sadece başarılı olduğu için Ekim’le ilişki kurabilmişlerdir. Bu solcular, Şubat Devrimi ile ilişkilerinin sorgulanmasını hiç istememişlerdir. 

Bugün sol örgütler, Lenin ve Bolşeviklerin karşısında hizalananlar gibi düşündüklerini, hareket ettiklerini açıkça ortaya koyma imkânı bulmuşlardır.

Ekim öncesi ve sonrası sol örgütler içerisinde yapılan tartışmalara bakılacak olursa, ana mesele, burjuva devrimidir. Ekim Devrimi, Bolşeviklerin kendisi dışındaki sol örgütlerde ideolojik ve politik olarak varolan burjuva iktidarına sallanan kılıçtır. O kılıç yoksa Ekim de yoktur.

“Ekim Devrimi darbedir” veya “devrimci darbedir” türünden tespitler, devrimin sınıfsal niteliğini ve gündeme getirdiği devrimci ayıracı görmezden gelmektedirler. Nesnel tarihsel ilerlemeye iman eden, burjuvazinin ilerlemesine ümit ve bel bağlayan solcular, Lenin’in kişisel, kariyerist, benmerkezci, takıntılı bir üslupla devrimi “zorladığını” düşünmektedirler. Bu solcular, bugün sadece “AKP kapitalist burjuva ilerlemenin önünde engeldir, çünkü Ortaçağ’dır, çünkü Ortadoğu’dur” diyebilmekte, bu sayede kentli orta sınıfı avlayabileceğini düşünmektedirler. O av başkalarının avıdır.

* * *

Bolşeviklerin dışındaki örgütler, şu veya bu düzeyde burjuvazinin maddi varlığıyla veya onun ideolojisi ve politikasıyla ilişkide olan, sosyalizmi bu ilişki üzerinden tanımlayan, sadece burjuvaziyi özne kabul eden kişilerce yönetilmektedirler. Bolşevikler içinse burjuvazi, eskiden sahip olduğu “devrimcilik” vasfını süreç içerisinde yitirmiştir. Ezilenin, sömürülenin iktidarı, o “devrimcilik” vasfına biat edilerek kurulamaz. Bolşeviklik, ezilenin-sömürülenin iradesine dair bir arayıştır.

Şubatçılar, ezilenin-sömürülenin iradesine edilmiş bir küfürdür. O iradeye asla inanmazlar, hatta onu tehlikeli görürler. O yüzden Şubatçıdırlar. O Şubatçıların ağababaları Menşeviklerin bir lideri, devrim sonrası şu gerçeği itiraf etmektedir:

“Şunu artık anlayın lütfen: karşımızda proletaryanın zaferle taçlandırdığı bir ayaklanma var. Tüm proletarya, Lenin’i destekliyor ve ayaklanmanın kendilerini toplumsal düzlemde kurtarmasını bekliyor.”[1]

Ezilenin-sömürülenin iradesini görmeyenler, görmek istemeyenler, Şubatçı olmaya mecburdurlar. Proletaryanın zaferine mani olmak zorundadırlar. Bugün sol örgütler, bu mecburiyet üzre hareket etmektedirler.

* * *

SDP’nin bağlı olduğu Avrupa solculuğu, Ekim Devrimi’ni “doğu despotizminin yansıması, bir tür sapma, ilkel ve geri bir yönelim” olarak görmüştür. Söz konusu örgüt, bu sebeple 12 Eylül sonrası gittiği yerlerde, “işçi sınıfını demokrasi konusunda terbiyelendirmek, eğitmek gerek. Biz, bu yüzden başarısız olduk” demişlerdir. Bu tür sol örgütlerin Avrupa’ya hoş görünmek için demokrasi meselesine vurgu yapmaları kaçınılmazdır. Türkiye içerisinde demokrasicilik oynamalarının nedeni de bu hoş görünme çabasıdır. “Yaban ve geri işçi sınıfı” ile ilgili tespitler, sınıf düşmanlığının dışavurumudur.

Gelgelelim, örgütün demokrasiciliğinin pratikte bir karşılığı yoktur. “Eşcinseller de dâhil olmak üzere herkese parti kurma izni vereceğini” söyleyen örgüt, sonrasında rakip örgütün HDP üzerinden milletvekili elde etmesine mani olmak istemiş, başka örgütlerle mahallelerde alan kavgasına tutuşmuş, içinde cereyan eden taciz vakasını bile örtbas etmek istemiştir. Demokrasiciliğin de küçük burjuva sınırları vardır.

* * *

Ekim Devrimi’nin demokrasicilik üzerinden eleştirilmesi, burjuva bir yaklaşımın ürünüdür. Aslında söz hakkı verilmek istenen, burjuvazi ve uzantılarıdır. “Demokrasi”den kasıt, burjuvayla, burjuvazi için, burjuvanın tayin ettiği yolda ilerleme iradesidir. Rusya, o yoldan ayrıldığı için başarısız bir sosyalizm pratiğine sahne olmuştur. Burjuvaziyi koruyup kapitalizmi eleştirmekle, kapitalizmi sahiplenip burjuvaziyi eleştirmenin arasında bir fark yoktur. Burjuvanın yerine küçük burjuvanın üzerine giydirilmiş işçi gömleğini, kapitalizmin yerine liberal veya sosyal demokrat öze sahip sosyalizmi getirme çabası, beyhude bir çabadır.

* * *

Ekim Devrimi sonrası sovyet kongresi ve kurucu meclis üzerinden kopan fırtına, burjuvaların veya temsilcilerinin kendilerine yer bulup bulamayacakları ile ilgilidir. Bolşevikler, savaşın, sömürünün, zulmün çilesini çekenlerin iradesi olarak, bu tür istekleri boşa düşürmüştür. Küçük burjuva devrimi olarak Şubat, karşısında proleter devrimi olarak Ekim’i bulmuştur. O proletere düşman olanlar, burada başka ilişkiler içerisine girmişlerdir.

Örneğin Kemal Okuyan, burjuva olanın pratik karşılığı ve örtmecesi olarak gördüğü askerin mecliste yer almasını savunmaktadır. 28 Şubat’ta dinci ve milliyetçi olanı ezen Asparti’ye övgüler dizmişlerdir. Asker liberalleştikçe, devlette bürokrat, teknokrat, diplomat; şirketlerde güvenlik müdürü oldukça, sol örgütler de o liberalizme bağlanmışlardır.

2017 tarihli “Erdoğan Atatürkçü Olursa” başlıklı yazısında Kemal Okuyan, Erdoğan’a karşı gerçekleştirilecek renkli devrimde Erdoğan’ın safında yer alacağını söylemektedir.[2] Yazının altında Perinçek’in de imzası vardır, bu görülmelidir. Bu yazı sonrası TKP’nin önü açılmıştır. “Yeniden cumhuriyet” kavgası, bu açılan yolla alakalıdır. Semtevleri projesi, devletle kurulan ilişki kapsamında gündeme gelmiş olmalıdır. Çünkü artık Erdoğan köşeye sıkıştığında veya alt edildiğinde, bu duruma karşı çıkacak bir TKP var! TKP, artık Erdoğan’ın programına bakıp feyz alabildiği bir düşünce kuruluşudur! Aradaki sınıfsal farklılıklar verili burjuva siyaset gerçekliğinde silinmiştir. Espriyle karışık da olsa Hayri Kozanoğlu, Erdoğan’ın Marksist iktisadı tercih edebileceğini bu düzlemde dillendirebilmektedir. Sular karışmıştır. Aşağıdaki TKP tviti, bir AKP reklamıdır.

Şirket olarak batan TKP’nin “borçları kim ödeyecek” tartışması sonrası bölünmesinde CHP-AKP arasındaki kayıkçı kavgası, o temaşa rol oynamıştır. TİP CHP; TKP AKP gölgesinde ilerlemeye karar vermiştir. Şubat ve Ekim arasındaki sınıfsal politik ayrımı idrak edemeyenler, bugün siyasi ömürlerini sağa sola savrularak tüketmektedirler.

* * *

Ekim Devrimi’nde gündeme gelen toprak, barış ve ekmek meseleleri, tali meselelerdir. Bu meseleler, tümüyle, burjuvazinin iradesiyle ve yeriyle alakalıdır. Tartışma, bu meselelerin çözümünde burjuvazinin ideolojik ve pratik ağırlığı üzerinden yürümüştür. Sol örgütler, Bolşeviklerden koalisyon hükümeti kurulmasını istemişlerdir. Buna yönelik itiraz, basit bir öznel rekabetin veya kariyerist bir tutumun sonucu değildir. O koalisyon, burjuva ideolojisinin koalisyonudur. Meclise burjuvaların girmesini ilericilik olarak görenler, karşılarında proleter iradeyi bulmuşlardır. Lenin, devrim sonrası “biz burjuvazinin altmış yılda yapamadığını altı ayda yaptık” lafını bu iradeye bağlılığı üzerinden dillendirmiştir.

Bugün burjuvayı, askeri, STK foncularını mecliste görme arzusunda olanların proleterden ve iradesinden nefret ettiklerini görmek gerekmektedir. Sol örgütlerin büyük bir kısmı, pandemi sürecini bu nefret ve tiksintiyle birlikte yürütmüştür. Burjuvazinin bürokrasisine, teknokrasisine ve diplomasisine biat etmelerinin nedeni budur.

“İşçi, ezilen, yoksul, halk, sosyalizme hazır değil, biz, onları hazırlamak için varız. Sosyalizme sadece biz layığız. Onlar, sosyalizmi anlayamayacak düzeydeler. Fazla yaban ve kirliler. Evcil ve temiz kılınmaları gerekir.” Sol örgütlerin programlarında bundan başka bir şey yazmamaktadır. Şubatçılar, örgütlerin büyük bir kısmını ele geçirmişlerdir. Steril, arınık, işçi düşmanı bir sol ideoloji, örgütlere galebe çalmıştır.

Eren Balkır
1 Kasım 2022

Dipnotlar:
[1] Aktaran: Brian S. Roper, “Rus Devrimi ‘Bolşevik Darbesi’ miydi?”, 7 Kasım 2018, İştiraki.

[2] Kemal Okuyan, “Erdoğan Atatürkçü Olursa”, 31 Ekim 2017, Sol.

0 Yorum: