24 Nisan 2024

, ,

Taksim

Bugün zafer bize gelmemişse de
Yarınki kavgada yine biz varız
Yiğitlere gebe analarımız

 

“İstanbul’un geleneksel dikkat merkezi olması da düşünüldüğünde, Taksim ve 1 Mayıs tartışması hepten önem kazanıyor. Bazı sendikalarımızın ikircikli bir tutum içinde olmakla birlikte, İstanbul’da bir mahkemenin ‘Taksim’de 1 Mayıs kutlanabilir’ mealindeki kararını dayanak yaparak, bir kez daha ‘Taksim 1 Mayısı’ tartışması açmış olması ise yukarıda özetlediğimiz tablonun hiç anlaşılamadığını gösteriyor. Sokağın yasaklandığı, neredeyse her demokratik hareket ve girişimin şiddetle bastırıldığı günümüzde, bir kez daha ‘1 Mayıs ancak Taksim’de kutlanır’ biçiminde bir tutum, olsa olsa yaşanan hiçbir şeyi umursamamak, hiçbir sorumluluk taşımamak olacaktır. Sınıfa rağmen gündem yaratıp, sınıfın dışında tartışmakta ısrar etmek olacaktır.”[1]

“Öyleyse Türkiye’de çeyrek asrı geçkin süredir her 1 Mayıs’ta gündeme gelen Taksim tartışmalarına da kitlelerin çıkarları açısından yaklaşmak gerekir. 1 Mayıs mücadelesinin mekân tartışmasına sıkıştırılmamasına dikkat etmek, bu sebeple emekçilerin ve ezilenlerin çıkarına olandır. 1 Mayıs’ın tek bir yerde ‘birileri’ tarafından temsili değil; ezilenlerin, sınıfın doğrudan her yerelde istek ve özlemlerini dile getirerek birlikte mücadeleye katılması esastır. 1 Mayıs mücadelesini de yalnızca merkezi etkinliklere sıkıştırmamak, bu mücadeleyi yerellerden örmek, kitlelerin etkili biçimde harekete geçmesi ve verimli bir pratik deneyimi kazanması için önemlidir. Elbette Marksistler 1 Mayıs’ta sembolleşmiş bir alan olarak Taksim’in de kazanılmasına karşı değillerdir. Ne var ki, Taksim, anlamını işçi sınıfının birleşik mücadelesiyle doldurulduğu ölçüde elde etmiştir ve ancak yine o birleşik mücadeleyle geri kazanıldığında anlamını koruyacaktır. Aksi halde en ‘radikal’ sloganları kuşanan ‘Taksim-cilik’, kitlelere karşı inançsızlık ve sorumsuzlukla karakterize küçük burjuva eylem tarzının ifadesidir ve kitle hareketini ilerletmek bir yana, daraltan ve zayıflatan bir rol oynamaktadır.”[2]

“Epeydir dikkatimizi çeken bu durumu dile getirmek bugüne, 2023 1 Mayıs’ı sonrasına ‘nasip’ oldu! Ama İstanbul Maltepe’deki yürüyüş ve mitingden hareketle gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, gerçekten de son yılların en kitlesel 1 Mayıs’ına tanık olduk. En azından, 2012’deki Taksim kutlamasından bu yana…”[3]

“Biz de sokağa çıktık, vatandaşa sorduk: Taksim 1 Mayıs’a açılsın mı, açılmasın mı?”[4]

“1 Mayıs’ın İstanbul’da başka bir alanda da kutlanması için hazırlıkları yaparak, Taksim’i 1 Mayıs’ı boğmak için kullananların oyununun bozulduğu, 2015 1 Mayıs’ının emekçilerin en acil taleplerinin haykırıldığı görkemli bir gösteriye de dönüştürmek.”[5]

“Taksim tartışmalarına da değinilen açıklamada, herkese ortak 1 Mayıs için sorumlulukla hareket etme çağrısı yapıldı. Taksim tartışmalarının emekçilerin çıkarına hizmet etmediği belirtilen açıklamada, değişiklik olmaması durumunda EMEP’in Kadıköy’deki kutlamaya katılacağı bildirildi.”[6]

“Taksim’e on binlerle yüz binlerle girelim, bunda hiçbir sıkıntı yok ancak Taksim meselesinin toptan 1 Mayıs’ın üstünü kapatmasına da müsaade etmeyelim. İhtiyacımız olan 5 bin kişilik bir Taksim 1 Mayıs’ı değil. 1 Mayıs’ı daha kitlesel gösterilere açık hale getirecek yol ve yöntemlere ihtiyacımız var. […] Biz de isteriz elbette Taksim’de 1 Mayıs olmasını, ‘1 Mayıs Taksim’de olduğu takdirde gelmeyeceğiz’ diye bir düşüncemiz yok ancak yaygın 1 Mayıs tartışmalarını Taksim tartışmalarından daha öne çıkarmak gerektiğini düşünüyoruz. Taksim tartışmaları, ister istemez maalesef tüm Türkiye’yi bir tartışmaya boğuyor. Ortak hareket edememek elbette işçilerin zararına oluyor.”[7]

“KESK ve DİSK üst yönetimleri, bu ibretlik alan fetişizmini öyle bir noktaya taşımışlardır ki, tüm yurtta 1 Mayıs kutlamalarını Taksim üzerinden açıklamaya ve yönlendirmeye kalkmışlar, Taksim üzerinden emekçilerin bölünüp önemli bir olanağın heba olmasına neden olmuşlardır. ‘Olursa Taksim, olmazsa hiçbir yer’ denilerek Taksim’e kutsal bir anlam yükleyip fetişizmin doruklarında gezmişlerdir. KESK’in yayınlamış olduğu 1 Mayıs 100. Yıl Broşürü’nün kapağına konulan karikatür, bu anlayışın tipik bir göstergesi olmuştur. Hiçbir şey, bu karikatür kadar yaşananları anlatmaya muktedir olamazdı. Bu anlayışa göre, 1 Mayıs’ı yaratan taleplerin hâlâ güncelliğini koruması, işçi ve emekçilerin içinde bulundukları durum, yaşanan açlık ve sefalet, her geçen gün büyüyen işsizler ordusu vb. taleplerin hiçbir önemi yok. Önemli olan, Kutsal Taksim’e kavuşmak ve o topraklara biat etmektir.”[8]

Yukarıdaki alıntılar, Evrensel gazetesinin yazarlarına, EMEP’in açıklamalarına, sendikalar içinde yer alan Emek Hareketi’ndeki sendika yöneticilerine ait. 2009-2024 sürecinde ilgili gazetede yer alan haber ve yazılardan derlenerek bu çevrenin bir bütün olarak 1 Mayıs özelinde Taksim sorununa nasıl yaklaştığını göstermeye çalıştık.

Bu çevreye göre, “1 Mayıs alanı İstanbul’da Taksim’dir” demek “alan fetişizmi”, “Taksim” diyenler “küçük burjuva”, Taksim’de ısrar eden çevreler “sınıf dışı tutuma sahip” yapılar, Taksim ise “ibadet/ritüel merkezi” ve kutsal mekân.

Bu hareketin 1 Mayıs alanı olarak Taksim’e yaklaşımı bugün neden tartışmaya açılmıştır? Bu sorunun yanıtını vermeden önce neden 1 Mayıs alanının Taksim olduğunu açıklamak gerekir.

Sınıflar mücadelesi, mekân ve zamandan soyut ele alınamaz. Sınıf mücadelesinin takvimi ve mekânı mücadele tarihi içinde oluşur. Takvim bazen sabit bir mekânı işaret etmeden günü geldiğinde mekân ayırt etmeden işler. Bazen de bazı mekânlar takvimde özel bir anlam taşırlar. Takvimsiz mekân hedefi sınıflar mücadelesi tarihinden kopuktur.

1 Mayıs alanı Taksim’dir. Bu, bir “fetiş” değildir. Dayatma hiç değildir. 1 Mayıs’ta işçilerin kanı Taksim’de akıtılmıştır, mekânı kızıllaştıran da onun uğrunda ödenen bedeller olmuştur. 500 bin emekçi Taksim’de değil Kadıköy’de toplansaydı, o zaman bu katliam yaşansaydı, söz konusu 1 Mayıs alanı Kadıköy olurdu.

Mekânı takvime sabitleyen ve onu mücadele tarihinde özel kılan etken; uğrunda ödenen bedel, oraya yüklenen anlam ve değer, anıdır. Bunların olmadığı bir mücadele, savrulmaya ve ilkesizleşmeye mahkûmdur. Her mücadele, bedel ödeyen insanlarla ve onların ürettiği değerlerle ilerler. O gün 500 bin emekçi o meydanı doldurduğunda yaşanan katliamın verdiği mesaj da sınıf hareketinin yükselen ivmesini, antiemperyalist konumlanışını, emekçi halk sınıflarının düzen karşısında birlik oluşturmasını dağıtmaya yöneliktir. Bu bağlamda ele alındığında katliamcıların amacı, Taksim’de 1 Mayıs kutlatmamak değildir, aksine, 1 Mayıs’ı güçlü şekilde kutlatmamaktır.

İşçi ve emekçi sınıflarla ezilenler aynı mekâna yürüdüklerinde bu, bir sınıf cüretinin pratiğini ortaya koyar, egemenlere ve burjuvaziyi karşı bir meydan okumadır. Eleştiriye tabi tuttuğumuz ilgili çevrenin on yıllardır tekrarladığı “daha yüksek katılımlı, güçlü 1 Mayıs” söylemi hayat tarafından çürütülmüştür. Maltepe’de ve Bakırköy’de toplanan kitle hiçbir zaman 100 bini bile bulamamıştır. Bunda Taksim’e yürüyenlerin sorumluluğu yoktur. Asıl sorumluluk, sınıfa yanlış yön tayin edenlerindir.

2009’da Kadıköy’e "sınıfın birliği ve talebi” adına gidenler, madem işçi sınıfı böyle talep etti(!), bir yıl sonra neden Taksim’deki kutlamalara gelmiştir? Sınıf aynı sınıf, 1 yılda sınıfta ne değişti? 1 Mayıs resmi tatil ilân edilip Taksim’de kutlanmasına giden süreç mücadeleyle şekillenmiştir.

Tüm katliam ve darbe süreçlerine rağmen “İşte buradayız!” diyerek Taksim’e yürümek, sınıfa karşı sınıf tavrının keskin bir pratiğidir, sömürülenler lehine safların sıklaştırılmasıdır. Uğrunda canıyla bedel ödeyen insanları sınıfa unutturma politikası yürütmek burjuvazi lehine saf tutmaktır. “Emekçi sınıflar neden Maltepe'ye ve Bakırköy'e gitmiyor?” diye soruluyorsa bu sorunun yanıtı tam da buradadır: Sınıf, güven duymadığı hiçbir hareketinde içinde yer almaz. Antigone gibi kendi insanına sahip çıkılınca sınıfta güven duygusu perçinlenir. Bu değerler oluşmadan, Taksim dışında kitleler hâlinde 1 Mayıs kutlamak bir hayaldir.

Öte yandan, tartışılması gereken başka bir husus Evrensel’in yaptığı haberciliktir. Onların diliyle ifade edersek, sokağa çıkıp insanlara “1 Mayıs için Taksim açılmalı mı?” diye sormuşlar. Bunu yapmak tam anlamıyla hiziptir. Kendisine mikrofon uzatılan birinin “Ben Kadıköy’de kutlanmasını istiyorum” yönündeki yanıtı, hangi sınıf ve bilinç adına konuştuğu açısından ele alınmalıdır. “Ben” öznesi sınıf hareketine mekân tayin edemez. İlgili kişinin sınıfsal şartları ele alınmadan verdiği öznel yanıt da geçersizdir.

Gazetede bu konuda yayımlanan yazılarda kullanılan dil sokak dilidir: fetiş, ibadet/ritüel, Taksimcilik, ısrarcılar/ısrarcılık. Politika yapmanın sınırları sözcükleri seçemeyecek noktaya gelirse bu durum bir eleştiri değil saldırıya dönüşür. 

Egemenlerin kullandığı dil ve açıklamayla bugün 2024 1 Mayıs bağlamında EMEP’in durduğu zemin aynıdır. Her ikisi de Taksim’de kitlesel 1 Mayıs kutlama ilkesini pratiğe dökenleri aynı sözcüklerle itham ediyor. Bu açıdan, işçinin partisi olduğunu iddia edenlerle sermaye adına çalışan çalışma ve sosyal güvenlik bakanının Taksim konusunda aynı şeyi söylemesi işçi sınıfının kaderi olamaz!

Ülkede reformizme geçişi ilk tescilleyen çevre olarak tarihe geçseler de bugün onların duruşuyla sendikalarınki farklı değil. Bu anlamda bu çevre, açık şekilde sınıf uzlaşmacılığını dile getirse de sendika bürokratları bunu çeşitli manevralarla gerçekleştiriyor. Ortada mahkeme kararı bulunduğu hâlde EMEP yöneticileri DİSK’i ziyaret ederek “Alan tartışması 1 Mayıs’ı gölgelemesin, Taksim olursa biz de katılmayız demiyoruz” diye lütfediyorlar. 5 bin kişilik Taksim kutlamasını doğru bulmuyorlarmış. Daha mahkeme kararının bile uygulanmasını pratiğe dökmeden daha valilikle görüşme gerçeklemeden 5 bin kişinin katılacağı nereden biliniyor? Deniyorsa ki daha öncekiler gibi bu kez de yasaklanır, o zaman neden uzlaşmacı ve teslimiyetçi tavırda ilkesizlik görülmüyor? Kadıköy, Bakırköy ve Maltepe’ye gidecek olanların yolunu Taksim için mücadele edenler mi kesti? O mekânlara neden yüzbinleri dolduramadınız?

Bir diğer hatalı bakış da “fabrikalar, sanayi havzaları” söylemiyle sınıfın alanını küçültmek. Şehrin her noktasında gece gündüz çalışan motokuryeler ve onların direnişleri, güvencesiz çalışan temizlik ve ev işçileri, çocuk işçiler, zincir mağazaların emekçileri, e-ticaret adı altında emeği sömürülenler, kamu emekçileri, kâğıt toplayıcıları, kentsel dönüşüm mağdurları, kiracılar, çağrı merkezlerinde çalışan emekçiler ve bugün sanayi ve fabrika havzası dışına taşıp emeği sömürülenler 1 Mayıs’a “mekân tayin etme” konusunda söz sahibi değiller mi? Sadece şalteri indirmek mi hayatı durdurur? Motokuryelerin direnişi neden çabuk sonuç verdi? E-ticaret sitesi sahibi burjuvaların müşterilere siparişlerin 1 hafta geciktirilmesinin onlar açısından mali zararı ortada. Amazon örneğinde de görüleceği gibi bugün e-ticaret burjuvazisi emperyalist aşamaya geçmiştir. Şalter artık fabrikanın dışına doğru genişliyor, hayatın burjuvazi ve egemenler adına durdurulması, üretimin her alanında mümkün sayılabilecek noktada.

EMEP çevresi; tarihi, değerleri, mekânı, takvimi, bedelleri olmayan bir sınıf hareketini savunuyor. Cumartesi Anneleri’ne “Galatasaray önünde değil de başka bir mekânda toplanın” demekle “Taksim tartışması 1 Mayıs’ı gölgeler” demek aynı politikanın ürünüdür.

Sendikalarda ise durum farklı değil. Düzen sendikacılığını bir pratik hâline getirmenin sonucu 2024 1 Mayıs’ında tamamen gün yüzüne çıktı. Bekledikleri mahkeme kararı gelmesine rağmen son dakikaya kadar Taksim diye diretemiyorlar. 22 Nisan günü DİSK ve KESK, valilik ile görüştü. Taksim yönünde bir “onay” alamadıkları görülüyor. Birkaç gün içinde birkaç göstermelik açıklama ve tepkiden sonra, belki de merkezi bir nokta olduğundan, Yenikapı talep edilebilir. Söz konusu mekân Taksim olmadıktan sonra neresi olduğunun da bir önemi kalmıyor.

DİSK, “1 Mayıs’ta Taksim’e” diye afişler bastırdıktan, KESK “1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” diye bildiriler dağıttıktan sonra bu hafta çıkıp “izin alamadığımız için hemen şu mekânı talep ettik” derse aslında sendikaların da duruşunun EMEP’ten farklı olmadığı hayat tarafından doğrulanacaktır. Bunun göstergeleri mevcut: 2024 1 Mayıs Taksim Platformu’nun sözcüsü, katıldığı bir YouTube yayınında Mart’tan beri çalışma yürüttüklerini ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeye yönelik sendikalara ziyaretler gerçekleştirdiklerini fakat sendikaların buna yanaşmadığını bildiriyor. Bir diğer veri ise KESK’in valilikle yaptığı görüşmeden sonra Taksim için bildiri dağıtımını ve toplantılarını bir gün sonraya ertelemesi. Eğer Taksim konusunda kararlı olsalardı, bildiri dağıtımı ve toplantılar ertelenmezdi. Eldeki mahkeme kararına rağmen reformizmin geldiği nokta bu. 2024 1 Mayıs’ı, safların ayrışması noktasında bu yönüyle tarihe geçecek. Sendikacılığın ve reformizmin tabutuna çakılan son çivi.

77’de, 89’da, 96’da katledilen işçi ve emekçiler için,

Aldığı ücreti ev kirasına yetiremeyenler için,

Siparişlerini yetiştirmek için canını dişine takan motokuryeler için,

Evlere temizliğe giderek güvencesiz şekilde yevmiyeyle geçinmeye çalışanlar için,

Çöpten yemek, pazar yerlerinden çöpe dönüşmüş meyve-sebze toplayanlar için,

Kağıt toplayıcıları için,

Ücretli öğretmenliğe mahkûm edilenler için,

İliç’te milyonlarca metreküp toprağın altına emperyalist tekellerce gömülen işçiler için,

Kentsel dönüşüm adı altında evlerinden edilenler için,

İnşaatlarda ve madenlerde katledilen işçiler için,

Yanarak canından olan, asansör halatının kopmasıyla yere çakılan işçiler ve öğrenciler için,

Güvencesizliğe ve umutsuzluğa mahkûm edilip uyuşturucu bataklığına ve intihara sürüklenip her türlü yozlaşmaya maruz bırakılan gençlik için,

MESEM adı altında çocuklar sömürüldüğü için,

Emperyalizmin bölgesel savaşlarıyla yurdundan edilip göçe zorlanan ve gittiği ülkede yakılarak öldürülen ve güvencesiz çalışan işçiler için,

Eşit işe eşit ücret, insan onuru, emek, alın teri, sınıfsız sömürüsüz bir düzen için “1 Mayıs alanı Taksim’dir” diyoruz.

Bugün bu tavrı ve cüreti gösteremeyip egemenlerin ve burjuvazinin yanında saf tutanlar da emekçi halkın hafızasından silinmeyecektir. “Taksim’de ne yapacaksınız, bu ısrar neden?” diyerek sınıf uzlaşmacılığı yapanlar; Donbas halkını ve Odesa’daki işçileri Ukrayna faşistlerinin katletmesinde, Filistin halkını emperyalistlerin-Siyonistlerin soykırıma uğratıp sürgün etmesinde, Suriye’nin petrolünü emperyalistlerin çalmasında ve bölgeyi radar üsleriyle doldurmasında beis görmeyenlerdir.

Bu bağlamda, bölgeyi işgal ve ilhak edenlerle ülkemizdeki maden ocaklarında işçileri göçük altında bırakan, insanımızı uyuşturucu başta olmak üzere her türlü yozlaştırmaya feda eden, işçi emekçi halkın alın teriyle kendi ülkesinde kiracı bile olmasını elinden alan odak aynıdır: emperyalizm.

Tüm bu gerekçelerden dolayı Taksim; antikapitalist, antifaşist, antiemperyalist mücadelenin 1 Mayıs bağlamında mekânıdır. Bunun aksi yönde ilerleyen her hareket sınıfa ihanettir, emperyalizmi bilinçlerden çıkarma çabasıdır. Bu çaba tutmayacak, halkın hafızasından da antiemperyalizm silinmeyecek.

Not: Tozkoparan, Fetihtepe, Tokatköy örneklerinde görüldüğü gibi kentsel dönüşüm adı altında mahalle halkının elektriği ve suyu kesilerek göçe zorlanıyor, zorlandı. Yeni Tokatköy’ler kaçınılmazdır. Bu insanların kentin en ücra noktalarına sürülüyor. Aynı şekilde, işçi emekçi sınıf da bir dolgu alanı olan Maltepe’ye sürülüyor. Halk, mahallesinden; sınıf da mekândan sürgün ediliyor. Sınıfı sürgün etmek için sol ve sendikalar sömürge valiliği görevini yerine getiriyorlar. O yüzden bugün Aksa, Filistin halkı için ne anlam ifade ediyorsa Taksim de ülkemizin sömürülen sınıfları için aynı anlamı taşıyor. Taksim, Gezi’den beri sivil toplumcu, kimlikçi, liberal ve postmodernist hareketlere devredilmeye çalışılıyor. 8 Mart, 25 Kasım, onur yürüyüşleriyle sınıf değil kitle mekânı olarak Taksim özelinde emperyalizme alan açılıyor. Üç kesim de kendilerinden daha ağır bir zulme maruz kalan Filistinlilere ve her türlü sömürüye maruz kalan ülkemizin emekçi sınıflarına sırt dönüyor. Her ne olursa olsun tüm bu kesimlere, egemenlere ve burjuvaziye rağmen dilde, sanatta, değerlerde, mekânda, takvime rengini veren zamanda, ilişkilerde, kısacası bir bütün olarak insana ait her alanda sınıf mücadelesi ilkeleriyle yürütülmeye devam edecek çünkü her taviz yeni tavizi getirir, hayatın ilkesi budur.

S. Adalı
24 Nisan 2024

Dipnotlar:
[1] “1 Mayıs, Taksim, Dönem ve Sorumluluk”, 26 Mart 2016,
Evrensel.

[2] “Bir Olay: 2022 Bir Mayıs’ı”, 30 Nisan 2022, Evrensel.

[3] Vedat İlbeyoğlu, “1 Mayıs Notları ve 14 Mayıs İmkânı”, 7 Mayıs 2013, Evrensel.

[4] Mehmet Emin Demirel ve Metin Akarsu, “Sokak 1 Mayıs’ta Taksim’e Nasıl Bakıyor?”, 27 Nisan 2014, Evrensel.

[5] İhsan Çaralan, “1 Mayıs’ı Taksim’de Kutlayacaksak”, 6 Nisan 2015, Evrensel.

[6] “EMEP: 1 Mayıs Ortak Kutlanmalı”, 29 Nisan 2009, Evrensel.

[7] “EMEP: Yerellerde, Güçlü Yaygın Kutlanan 1 Mayıslarla 1 Mayıs Alanlarına”, 5 Nisan 2024, Evrensel.

[8] “Alan Fetişizmi ve Sınıf Dışı Tutum Üzerine”, 5 Mayıs 2009, Evrensel.

0 Yorum: