26 Mart 2016

,

Bakkal Defteri

Her yalan, kendi özel tarihini yazar. Yazmak zorundadır. Genel manada tarihin burjuva ile başladığı, koca bir yalandır. Burjuva, bu yalanı herkesin zihnine elindeki tüm imkânları kullanarak nakşeder. O, mevcut ve muhayyel, tüm özneleri kendisine göre kurar. Kendisine her fırsatta dalkavuklar bulur.

Burjuva devrimleri tarihi, alttaki mazlumların-sömürülenlerin müşterek devriminin gaspedilmesinin tarihidir. Dolayısıyla, bugün tarihi burjuvaziye, toplumu kendi bireyliğine ve iradesine indirgeyenler, hakikate karşı yalan söylemektedirler.

TKP’nin tarihinde 12 Eylül darbesini alkışlamak yazılıdır. Orhan Gökdemir’in “Aydınlanma borcu”nu öderken kastettiği “dik durmak”, o darbenin ayağa kalkarak alkışlanması ile alakalıdır.[1] Eskiden güya “doğucu” olan Gökdemir’in bu seyri, Ortadoğu’ya Avrupa ve ABD’nin gelmesinin bir tezahürüdür. Gökdemir de onlarla birlikte Ortadoğu’ya gelmiş, coğrafyanın dinamiklerini batı adına incelemiş, sonrasında hazırladığı istihbarat raporları ile yuvasına geri dönmüştür. Şimdi borç ödüyor, dünyalık biriktiriyor.

Demek ki geçmişe vurgunun, nostaljinin tehlikeli bir yanı vardır. “Marketle bakkal bir mi?” ya da “eskiden bekçiler vardı” türünden laflar, devletin kendisine özel bir halk örgütlemesidir. İlk lafı edenler, efendilerine olan borçlarını ödüyorlar; ikinciler ise vakıflar, merdiven altı, kayıt dışı kuruluşların kapatılması, üniversitelerde gerici-yobaz avına çıkılması noktasında, eskinin bekçiliğine benzer bir göreve soyunuyorlar.

Gökdemir de “bakkal” sandığı burjuva devletinin huzurunda diz çöküp, “borcumu ödemeye geldim efendim” diyor. Bu borç, Digitürk’le, Fenerbahçe’yle ilgili şike soruşturmasıyla ve başka pratiklerle ilgilidir. “Canımı, hayatımı size borçluyum” haykırışı, Aydınlanma denilen bir kılıfa büründürülmüştür. Eskiden Cumhuriyet mitinglerine koşa koşa giden bu zat, tedrisatını ve iktisadını muhtaç olduğu yere övgüler düzmeyi siyaset zannediyor.

Gökdemir bunu yaparken, yoksulları, işçileri de bu suça ortak etmek derdindedir. Herkese “benim gibi olun, borcunuzu ödeyin, başınızı akşam yastığa rahat koyun” Gökdemir, milleti devletin bakkal olduğuna ikna etmek zorundadır. Marketleşen, AVM’leşen devletin Gökdemir gibi ajanlara muhtaç olduğu açıktır.

Ortaçağ vebası, zenginler, burjuvalar, aristokratlar için eşitleyiciliğin imgesidir. Gökdemir’in efendilerinin korkularını avama yaymak istemesinin sebebi buradadır. O, Mısır’da darbeyi yapan Suud-ABD iradesine ortaktır. “Ankara’nın düşürüldüğünden” dem vurur. Ankara’nın kimlerin kanı ve teri üzerine kurulu olduğunu unutturmaya mecburdur. Gökdemir, bunun için vardır, bu yüzden taltif edilmektedir.

Gökdemir, 1908’de dağa çıkan subayların safındadır, 1968’de dağa çıkanları ise sadece “gericilik karşıtı” oldukları iddiası üzerinden sahiplenir ve esasen onlara düşmandır. Yalan, kendi tarihini örer. 1968 devrimcilerinin Gökdemir’in küçük burjuva çıkarlarına peşkeş çekilecek bir niteliği haiz olmadıkları açıktır.

Gökdemir de bilir, Antalya-İzmir hattında batıyla komprador ilişkisi kurmuş tefecilerin, kaçakçıların, toprak ağalarının, burjuvazinin kendi yolunu nasıl açtığını. Bilir, çünkü o, borcu tespit etmek ve onu ödeyip bireysel olarak rahata ermek ister. Burjuvazinin sırtına yüklediği yük, ağır gelmektedir.

Ama Gökdemir şu hakikati bilmez: Antalya-İzmir hattına bu toprakların mazlumların-sömürülenlerin tek kuruş borcu yoktur. Onların o hattı kuranları önceleyen, zengin, derin, köklü bir mücadele geleneği zaten vardır. Mesele, ona iştirak etmektir.

Bir küçük burjuva olarak tüketime, algıya-vergiye, borca odaklanan Gökdemir’in herhangi bir şeye iştirak edebilmesi mümkün değildir. O, öznelliğini burjuva ile kurar, onun devletine sarılır, kendi "sınıfsızlığını ve sınırsızlığını" o devlette bulduğunu zanneder, herkesi bu yalana örgütlemek ister.

Evet, verili koşullarda devlette tecessüm eden sınıfsızlık ve sınırsızlık, şeklen ayrışmıştır. İlki CHP, ikincisi AKP şahsında karşılık bulmaktadır. Bu açıdan artık “iki devlet” vardır. Dolayısıyla solda makes bulan bu iki devletten biri, halka dışarıdan, tepeden bakarak “boyun eğme!”; diğeri de “diz çökme!” diyecektir. Oysa boyun eğen de diz çöken de yoktur. Eğilen boynu, çöken dizi başka yerlerde aramak gerekir. O boyun da diz de küçük burjuvaziye aittir.

Orhan Gökdemir’in yolculuğunda bir durak Yalçın Küçük’se diğeri Doğu Perinçek’tir. Bir ara marksizmi kurtarmaya bile soyunmuş olan bu zatı anlamak için Küçük ile Perinçek arasında yaşanan son tartışmaya bakılabilir. Perinçek, AKP’nin kendi çizgisine geldiğini söylemekte; Küçük ise “AKP’yi ABD ya da başkası, kim yıkarsa yıksın!” demektedir. Ama tartışma sonunda ikisi de “Türkiye, Irak ve Suriye’yi topraklarına katmalı” hususunda anlaşmaya varmaktadır. İşte Gökdemir bu hocaların tilmizidir, borcu onlar içindir ve onlara ödemektedir. Dolayısıyla, onun “Müslüman işçiler birleşin!” diyen Mustafa Suphilere değil, Perinçek-Küçük gibilere minnettar olması gerekir. Birinciler, Ortadoğu halklarının müşterek iradesine dâhil iken, ikinciler o iradeye düşmandır, devletin muradını kitleler nezdinde örtbas etmekse Gökdemir gibilerine düşmektedir. Hoca-öğrenci arasında işbirliği ve işbölümü, bu yöndedir.

Orhan Gökdemir gibilerin bize takmak istedikleri pranga, burjuvazinin aklının üstün olduğu yalanıdır. Onun gibiler, tarihi bu sebeple bir yalana örmekte, örgütlemektedirler. Kurtuluşumuz, efendilerinden kırıntı bekleyen küçük burjuvaların mızırdanmalarına değil, bu dünyaya ve ötesine talip olan mazlumların devrimci kükreyişine dairdir.

Eren Balkır
25 Mart 2016

Dipnot:
[1] Orhan Gökdemir, “Aydınlanma Borcu”, 26 Mart 2016, Sol.

0 Yorum: