12 Ekim 2021

,

Nakîb


Tarihsel süreç boyunca komünist hareket, küçük burjuvazinin çizdiği yolu eleştirerek, onunla mücadele ederek varolmuştur. Hareket, kendisine bu sayede yol açabilmiştir. Gerisin geri o küçük burjuva yola girenler, komünist harekete ihanet etmektedirler.

Küçük burjuva, işin başını sonunu tayin etmek isteyen, o işe örgütlenmekten nefret eden, buradan da herkesi kendisine mecbur etmeye, kendisini bu şekilde var kılmaya çalışandır. Komünist ise işçi olmaktır, proleter harekete örgütlenmek, ona ait olabilmektir. Yol açmak, nakîb olmaktır.

Küçük burjuva hareket ile komünist hareketin yol tasavvuru farklıdır. Küçük burjuva, kendi sahte eşitlikçiliği ve yavan özgürlükçülüğü için bireysel bir yol açmaya çalışır. Komünist içinse aslolan, proleter hareketin kolektif, nesnel ve aşkın yolunun açılmasıdır.

AKP sayesinde sol küçük burjuvazi, içinde sakladığı işçi, ezilen ve yoksul düşmanlığını faş etme imkânı bulmuştur. AKP, sol küçük burjuvazinin bağrındaki emperyalizm uşaklığını, sömürgeciliği ve faşizmi ortaya çıkartmıştır. Yol açılacaksa, bu eleştirinin derinleştirilmesi ile açılacaktır.

* * *

Cumhuriyetin kurucu iki sütunu arasında salınmanın bir anlamı yoktur. Cumhuriyeti asli referans ve başlangıç noktası olarak almak, küçük burjuvalıktır. Bu kısır döngüden kurtulmak için Paramazları referans ve başlangıç noktası alanlarsa, Ermeni altınlarının peşindedirler. Onların burjuva devrimciliği dışında bir ufukları yoktur. Faşizmle mücadeleleri bile, esasen faşizmi burjuva devrimciliğine yakıştırmayan liberallikleri ile alakalıdır. Faşizm, onlara göre, burjuvaziye dışsal, yabancı ve aykırıdır. Türkiye’deki burjuva devrimini referans ve başlangıç noktası almakla, Batı’daki herhangi bir burjuva devrimini referans ve başlangıç noktası almak arasında bir fark yoktur.

Faşizm-liberalizm kavgası, komünistler için asli değil, talidir. Birilerinin içsel faşizmi için liberalizme bordalanılamaz, eklemlenilemez. Faşizmle, burjuvazinin tenindeki yara, damarındaki bir tıkanıklık, dişindeki bir apse gibi mücadele edilemez. O ten deşilmeli, o damar kesilmeli, o diş sökülmelidir. Bu öfkeden yoksun olanda “komünistlik”, yavan bir küçük burjuva etiketten ibarettir. İlk ticari işlemde o etiket de sökülüp atılacaktır.

Burjuvaziyle ve devletle yan yana oturup, onların marazlarını gidermeye, yaralarını sarmaya, çelişkilerini hafifletmeye, adımlarını hızlandırmaya ahdetmek, anti-komünizmdir. Küçük burjuva her pratiğin ilk öncelikli hedefi, komünist hareketi tasfiye etmektir. Kemalizmde Sovyetler’le kurulan ilişkilerden kalan kırıntıları bulup o kırıntıları putlaştırmak yerine, bu hedefin kendisi sürekli sorgulanmalıdır.

* * *

Komünist hareket, Cumhuriyet’e yönelik iki pratik eleştiri ile ilişki kurmayı bilmelidir. İlk eleştiri Kürdî, ikinci eleştiri ise İslamîdir. Bu iki eleştiri arasında küçük burjuva bir yerden, silâh ölçütüne göre ayrım yapmak, hiyerarşi kurmak yanlıştır. Silâh ölçütü de Cumhuriyet’e aittir. Silâh onun tekelindedir. Birkaç subaydan silâh almış olmak, hiçbir örgütü devrimci yapmaz.

Kurtuluş Savaşı’nda dökülen sosyalist, Kürd ve Müslüman kanı ile Cumhuriyet’te dökülen kan birdir. Komünist hareket, bu gerçeği bilerek kendisine yol açmalıdır. Müslüman’ın eleştirisini idrak etmelidir. Kürd’ün eleştirisini bilince çıkartmalıdır.

Sol küçük burjuvazi, kendisine alan açmak için din ve millet eleştirisi yaparak, Kürd’ün ve Müslüman’ın eleştirisini çöpe atabilir, o eleştirilere küfredebilir, ama komünist hareket, söz konusu eleştirilerle varolmaya mecburdur. Burjuvazinin veya devletin steril, arınık, izole ideolojisine bağlanmaktansa, ilgili eleştirilerin ateşine dalabilmelidir.

Aynı şekilde: burjuvazinin ve devletin yanına oturup, Kürd ve İslam denilen marazı, yarayı, derdi ortadan kaldırma yolları bulmak yerine, komünist hareket, o marazda, yarada ve dertte varolmanın yolunu bulmalıdır.

* * *

Kürd’ün eleştirisi ile ilişki konusunda Hikmet Kıvılcımlı’nın Yol eseri örnek verilebilir. Bölgeye yönelik analizleri ve önerileri bugün dahi aşılamamıştır. Kürd’ün eleştirisi ile açılacak yolun haritası, o eserdedir. Seksenlerde ve doksanlarda bizzat Kıvılcımlıcı olduğunu söyleyen örgütlerin bile o yol haritasından kaçmaları, önemli bir semptom, göstergedir.

Müslüman’ın eleştirisi ile ilişki içinse Kıvılcımlı’nın Eyüp Sultan Konuşması gibi örnekler verilebilir. Komünist hareket için bu iki eleştiriyle kurulan ilişki biçimleri yetersizdir. Nakîb olunmak, yol açılmak isteniyorsa, Kıvılcımlı’nın ötesine geçilmelidir. Bu eserlerin küçük burjuva çözüm arayışları dairesinde yapılmış okumaları, aşılmalıdır.

Meseleler, yüksek siyaset mertebesinde durup, “ülkeyi biz yönetsek, ne yapardık?” sorusu sorularak ele alınamaz. Basit, yavan burjuva siyasetçisiyle ürolojik ve ideolojik yarış içerisine girilemez. Meseleler, dönüp dolaşıp yönetememe ve liyakat meselesine kilitlenemez. Bu burjuva üslup ve anlayış kıyasıya eleştirilmelidir.

* * *

Sovyetler’le ilişki, Sovyetler’in Türk devletiyle ilişkisine tabidir. Yol eseri, biraz da Sovyetler ile Türkiye’nin ilişkilerinin gerildiği, gerilediği, Türkiye’nin Almanya, sonra ABD ile yakınlaşacağı yola girdiği bir dönemde gündeme gelmiştir. Sovyet Ansiklopedisi’nde “Kemalizm” maddesi, bu ilişki uyarınca biçimlenmiştir. İlişkiler gerildiğinde “devrimci” olarak nitelenen Kemalizm, ansiklopedide birden “burjuva diktatörlüğü” olarak anılmaya başlanmıştır. Bu gelgit, ciddi zaaflara yol açmıştır.

Devlet ve burjuvazi, komünist hareketi ezmiş, sol küçük burjuvaziye yol açmış, bu kesimin yüksek siyaset sahasına bağlanmasına izin vermiştir.

Hiçbir komünist, bugün herhangi bir bakanın veya cumhurbaşkanının yerine kendisini koyarak düşünemez, ülke meselelerini, sınırsız ve sınıfsız bir pencereden ele alamaz, kendisini bir şeylere kadir bir birey olarak göremez. Komünist, halkın, sınıfın ve ezilenin kolektif, nesnel, aşkın kudretine iman edendir.

* * *

Hikmet Kıvılcımlı bir yazısında (“Mustafa Kemal ve TİP Liderleri”) sağı Allah korkusunun, solu polis korkusunun yönettiğini söyler, ardından da “Allah korkusu”nun yoksul emekçi kitleler bağlamında sahip olduğu anlama dair bir tespitte bulunur ve en azından bu korku, “insana insanüstü güçlere dair inancı katar, insan varlığını ve ülküsünü yüceltip yönetir” der. Kıvılcımlı, devamında, polis korkusunun insan ruhunu alçalttığını, hayvanlaştırdığını söyler.

Bugünün liberal solcularının ölçütüyle baktığımızda, Kıvılcımlı, iflah olmaz bir gerici yobazdır. Bu solculara göre bir’in, bireyin dışında, insanı yücelten, varlığını ve ülküsünü önemli kılan her şey, düşman derekesindedir. Dijital âlem, Z kuşağı gibi başlıklar ardında solun iliklerine tam da bu liberalizm işlemektedir.

Herkesin eşit ve özgür bir düzlemde durduğu, marazlara, sorunlara herkesin kendi meşrebince çare bulabileceği, ciddi bir yanılsamadır. Komünistler, arzuhalci veya dert babası değildirler. Sorunların nesnel zeminini sorgular, çelişkileri bilince çıkartır, buna göre kolektif devrimci bir hat açmaya çalışırlar.

Komünistler, bu ülkeye anayasa önermezler. Deprem toplanma alanlarının haritasını çıkartmazlar, devlet okullarının sermayeye peşkeş çekilmesi karşısında sessiz kalmaz, Türk Hava Kurumu uçaklarının envanterini tutmaz, belediye salonlarında yalan reçeteler pazarlamazlar. Bugün Tayyip eleştirilerinin yeni Tayyip’e yer açmak için yapıldığını bilirler.

Komünist hareket, bu dert ve öfke içerisinde kendisine yol açmıyor, açamıyorsa, yoktur.

Eren Balkır
15 Eylül 2021

0 Yorum: