Memleketim

“Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim.”
Son saldırı ardından bu Memleketim şarkısı sıkça çalınıyor. Demek ki saldırının kodlarını biraz da bu şarkıda aramak gerekiyor. Bir Yahudi şarkısına yazılan bu sözler, her dönem farklı bir bağlama oturuyor.
Bir yanıyla gönül eylenildiği içindir belki de. “Her köşesi cennet” ancak Ertuğrul Özkök içindir. Manisa’da hamile kadına yapılan rezil saldırı ile ilgili olarak Özkök, sınıfının sesi oluyor: “Bu kafa Ege’nin ortasına inmiş” diyor. [Bkz. “Kabataşçı Arkadaş”]
Dağlıyız yani. Kirli, kara, tehlikeli. Özkök’ün sınıfının kadınlara yaptığı zulmün örtüsüyüz. “Bütün âlemin kurban olduğu” bu diyarda, ancak o âleme diz çöktüğümüzde yaşama hakkımız var. O yüzden değil mi Avrupa’ya gidenler arasında dinden çıkanlar sıralamasında ilk başta İranlıların, ardından Kürdlerin gelmesi. [Bkz. Din Değiştirme haberi]
Bin yıl önce Muhammedîler zenciydi. Aşağılıktı. O, zorla ve şiddetle peygamber olmuştu. Bin yıl önce İslam’a dair tasavvur, bugün yeniden güncelleniyor. Din değiştirenler, Avrupa’daki aşırı sağın dilini kullanıyorlar, Müslüman öğretmenleri devlete ihbar ediyorlar. Teslim olanlar, teslim bayrağını herkesin eline vermek istiyorlar.
O yüzden bugün “zengin-fakir” ayrımına, orta sınıf rahatsızlıklarına yer veren yazılara pek aldanmamak gerek. Coğrafyanın kirinde, kanında, herkesin payı var. Bomba patlıyorsa, herkesin bağrında yara açıyor.
“Bu bomba başkanlık için patlatıldı” diyen solcular, örtük olarak PKK’nin AKP’yle birlikte çalıştığını söylüyorlar. Ayrım, ancak bireysel çekilmeyle, kendi bencil çıkarlarına kapanma ile çekilebiliyor. Küçük burjuva siyaset, herkesin kendisini görmesini istiyor, kendisi herkese körleşiyor. Gönüller eyleniyor ki zaten onlar için Allah da yok!
Allah yoksa sorumluluk da yok. Bunun için “İslamcı-faşizm”den söz ediyorlar. Avrupa’nın, Amerika’nın en aşağılık sağcıları, liberalleri gibi konuşuyorlar. Burayı Avrupa, Amerika yapmak istiyorlar sanki. Erdoğan’la bu noktada yöntemde anlaşamıyorlar.
Erdoğan, varolan devleti korumanın ve yeni bir devlet kurmanın gerilimi. CHP siyaseti, “o devlet bizim, biz koruruz” diyor. Halka sorulmadan teşkil edilen bir yapı, o halkı yeniden diz çöktürmeye mecbur. “Bir başka” olan memleket, biricikliği ile, sahiplerine kul.
Erdoğan ve ekibi için Mavi Marmara ve Marmara Tüneli arasında bir fark yok. İki devletli çözüm önerisini Filistin’e dayatan bu kesim için Filistin önemsiz. Aslolan, Siyonizmin ve emperyalizmin güdümündeki sermayenin akış rahatlığı.
Bu rahatlık sağlanana dek, hepimiz Ege’nin nezih kasabalarına inen eşkıya muamelesi göreceğiz. O kasabalarda emeklilik hayalleri kuruyor olmak da kurtarmayacak bizleri. Barış bezirgânlığı da bir işe yaramayacak. Kürd, İranlı’nın, Arab’ın, Türk’ün kalbine girmeden yol alamayacak. O yolu devlete bağladığı ölçüde, kendisi de devletleşecek, stratejisi buradan tecelli edecek, sap saman karışacak, her ok kendisini göstersin diye her şeyi yay yapacak. Benzedikçe, benzi solacak. Memleketim’in istediği de bu.
“Zengini fakiri” aynı şeye nasıl sevdalı olur? Ayrım burada solacak. Gönüller burada eylenecek. Kerim devlet, Allah olacak. Ağlamanın, ağıtın anlamı kalmayacak. Bu yüzden “şehid değil oğlum” lafına sarılınacak. Dinsiz devletin devlet dinine dönüşmesine odun taşınacak. Her şey, üç kuruşluk makama, mevkie, ranta peşkeş çekilecek. Mücadele, tel tel buradan dökülecek.
Memleketim şarkısı bugün herkesin manifestosu.
Alın, bağıra bağıra çığırın!
Bahri Dikmen

Hiç yorum yok: