Yersiz ve Milsiz Troçkizm

Tarihteki sol kişiliklerin birer “peygamber” hâline getirilmeleri, şeyhlerin küçük tarikatlarını idame ettirmeleri için zorunlu. Pratik maddi ilişkiler dâhilinde, bu kişilikler, bağlamından soyutlanıyorlar, belirli küçük burjuvaların pratikten ve maddiyattan kaçmalarına gerekli kılıfı teşkil ediyorlar. Böylelikle, ait olunulması gereken teorik ve politik mücadelenin yükümlülüğünden kaçma fırsatı bulunuyor.
Yazıda Troçki’ye tek laf edilmiş değil. Ama hemen küçük tarikatlar, dinlerine edildiğini düşündükleri "küfre" küfürle cevap verdiler. Bunlar, antikapitalizm mücadelesi veremedikleri gibi, daha “antikapitalizm” yazmayı bilmiyorlar! Çünkü çok sinirlenmişler. Bizi de kendileri gibi yapmak istiyorlar, bizi de kendileri gibi zannediyorlar. Bir avuç çenebaz, kendisine layık olduğunu düşündüğü soyut bir “kitle”ye oynayabileceklerini düşünüyor. Gerçekten de oynuyor.
Ve idrak de aynı köhnelik dairesinde sıfırlanıyor. Mesela İhsan Eliaçık’ın sola kaydığını zannediyorlar. Veyl, öyle ise! O sol ki ya devletten ya da burjuvaziden özne olmayı öğrenen küçük burjuva bir pratik. Ama biliyoruz ki İhsan Hoca sola meyyal değil, hâlâ ve inatla Müslüman. Kendilerini ideolojinin, teorinin mülk sahibi zannedenler, onun ve başkalarının söylediklerini onlara yedirmemek istiyorlar. Bu yüzden onun dinden çıktığına ilişkin haberler yapıyorlar. Bedreddin gibi İhsan Hoca konusunda da bir pazar kavgası yaşanıyor. Tarihi 1789’dan veya daha sonrasına ait bir tarihten başlatanlar, öncesine işaret edenlere sopa sallıyorlar ve diyorlar ki “gevezelik etme, o masanın üzerindeki tüm bilgi ve değerler benim!” Hayır, biz de diyoruz ki mazlumların, halkın mücadelesine ait.
Bu yersiz ve milsiz Troçkistler, özel bürolarında Stalin kitapları yakma ayinleri yaptıklarından, ne Stalin’i, ne tarihi, ne de tarihsel kişiliklerin ait oldukları bağlamı anlayabiliyorlar. Yaktıkları kitapların isi kulaklarını tıkamış, tırmalama sesi ondan. O kitaplara da anlattıklarına da ait olunamadığı için her şey yakılıyor. O sesin kaynağı kendi cilâlı tırnakları... Tarihle, kitapla, mücadeleyle ancak birey olarak, bireysellikleriyle, bireyliklerini yaldızlamak için ilişkileniyorlar. Bu yüzden Troçki mitine ve Stalin şeytanına muhtaçlar.
Yazıda Troçki’den bahis yok, ama kendi Troçkistliklerini o kadar Troçki’yle özdeşleştirmişler ki, onu aşacak bir pratik içerisine bile giremiyorlar. Zaten tersten, aşmamak için Troçkiciler. Yerleri olmadığı gibi, milleri, eksenleri de yok. Varsa yoksa biraz vicdan temizliği, biraz dostlar alışverişte görsün, biraz da sorumsuzluğun fikrî kılıfı, hepsi bu.
Troçkist gelenekle ilgili bir tartışma yapmak da derdimiz değil. Sadece belirli Troçkist çevrelerin Bedreddin gibi başlıklarla ilişkilenme tarzlarını eleştiriyoruz. Ayrımlara bakıyoruz. Latin Amerika’daki Troçkist damarın neden Anadolu’ya akmadığını, ama Londra-Washington Troçkizminin neden filizlendiğini sorguluyoruz. Bu mülk edinme girişimine itiraz ediyoruz.
Troçki ABD’ye girmemiş” diyor yazar, ama giren Troçkistlerin olduğunu, bunların devletin çeşitli kademelerine yükseltildiğini biliyoruz. Onlara laf edince “Troçki’mize nasıl laf edersin?” diye küfürler savurmak “Marksist çizgi”ye yakışmıyor olmalı. Üstelik bu çizgisi hepi topu DSİP olanların aklına, bu milletin ihtiyacı olmasa gerek. Onlar gitsinler, Tayyip’ten aldıkları tebrik-teşekkür telefonlarının hesabını versinler! (Mesela bu türden bir polisiye-istihbarî sorguya dayalı laf etmek, teorik olarak doğru mu?)
Biz Troçki-Stalin türü küçük burjuva tartışma başlıklarından beriyiz. “Bolşevikler ve İslam” kadar Paul Robeson imzalı “Sevgili Yoldaşa” yazısını bu sebeple paylaştık. Bizi kimse kum havuzlarına çekmeye çalışmasın. Biz, sadece ayakların altındaki kumsalı titreten dip dalganın adsız parçasıyız. Davetimiz budur, burayadır.
Bakışçıların küçük burjuva imanlarını tazelemekle ilgili esrimelerinin gerisinde, onca Troçkistin emperyalizmin, siyonizmin uşağı olarak çalıştığı gerçeğini gizleme girişimi var. Onlar, yeri geliyor Bedreddin’i “kabalacı” yapıyor, yeri geliyor Sultan Galiyev’i ucuz bir solcuya indirgiyor. Reddiyemiz bu yalanadır.
Aynı zamanda reddedilmesi gereken de küçük burjuva hastalık olarak herkesi kendisi gibi zannetme yanılsamasıdır. İkinci Dünya Savaşı biter bitmez Stalin’le ilgili üretilen tezviratta biz Batılı emperyalistlerin niyetlerini görüyoruz. Stalin’in yaptıklarını söyledikleri şeyleri ya kendileri yaptılar ya da yapmayı düşünüyorlardı. Tüm kusurlarına rağmen Stalin’i ve Troçki’yi önemli bir etiket değil, mevzi olarak değerlendiriyoruz. Chavez’e ve Castro’ya ve başka isimlere edilen küfürlerin ardındaki Troçkist katkısını görüyoruz. Troçki’nin emeği, devrimciliği, onları kurtarmıyor, gizlemiyor, aklamıyor. Biz onlar gibi komünist olmayı batılı efendilerden, özel bürolardan, işret sofralarından, istihbarat raporlarından öğrenmek niyetinde değiliz. O olmayı, halkın sınıfsal kavgası öğretiyor.
Mülk edindikleri Troçki, Stalin gibi, mazlum-sömürülen halkların mücadele tarihine ait. Tekraren: Bedreddin, sahip olunulan değil, ait olunulan kavgaya çağrıdır. Bedreddin vaktinde yaşasa ona ciltler dolusu küfür edeceklerin onun adını ağzına alamamaları gerekir. Aidiyet, o cilt veya küfür değil, yoksulun, mazlumun adalet ve eşitlik mücadelesiyle ilgilidir.
Yusuf Karagöz

Hiç yorum yok: