Yeni Yıl, Kar Suyu ve Çakıl Taşı

Onca kir pas eşliğinde, arınmanın eşiğinde olduğumuz sanrısı, işte bu sancı, bizi yeni yıla taşıyor. Belki de sabahın köründe, o masum gençlerin çadırları yakılmasa, bu kadar ayaklanmayacaktık Gezi’de. Biraz da bu arınma, günahlardan kurtulma hissidir yenilen.
“Müslüman Noel kutlamaz” lafına bu yüzden sarılıyoruz. Kutlamak istediğimiz, biraz da yeni bir sayfa açma umudu. Değişen bir şey yok, oysa. Teori, değişmeyeni görmek demek. O yüzden artık fazla akim. Geçmiş kuşaklar, yeniyi pazarlamak zorunda, o yüzden düşünmüyorlar, düşünülmesini istemiyorlar. Sadece “en saf benim” demek için kendisini olan bitenden münezzeh görüyorlar. Devirdikleri çamlar, eski kuşaklara dağıtılan boncuklar… başka bir şey yok.
ÖDP, “AKP sorumluluk alsın” lafını bu sebeple ediyor. Herkes, saf ve masum varlık olarak kendisini işaret ediyor. Sınıflar mücadelesi kir demek. O kirden arınık, münezzeh olduğunu yutturan, yarışı kazanacak zannediyor. Masumiyete çağrı, sorumsuzluğa çağrı…
Ucuz yılbaşı programlarının bayat yeni yıl dilekleri… Ensemizden ayrılmıyor. “Değişen bir şey yok” hissi ürkütüyor. Daha fazla, masum olana kaçıp sığınıyorlar. Sığınılan yer, ister birey ister örgüt ister devlet ister sınıf olsun, fark etmiyor. Kimse, “en saf en masum benim” yarışını kazanacağını zannetmesin. Sınıflar mücadelesi, korkudan üzerimize attığımız her örtüyü yırtıp atıyor. “Hiçbir şey yapmam” ile “her şey olurum” kardeş cümleler…
Yeni yıl, TKP ruhuna Fatiha okunacağı bir zemin sunuyor. Koltuk kavgaları, koca bir tarihi içten içe çürütüyor. Tartışmalarda herkes birbirini ihbar ediyor. Bu tartışmalar sayesinde bir kesimin “bu Gezi Seferberlik Tetkik Kurulu’nun işi” dediğini öğreniyoruz. Ve hatırlıyoruz: Ethem’in vurulması sonrası yapılan tetkikte polisin bir telsiz konuşması düşüyor sosyal medyaya. Orada polis amiri, Gezi’nin ikinci günü yürüyen TKP kitlesine yol verilmesini, partinin yöneticileriyle konuşulduğunu, onun kitleyi başka bir yöne yönlendireceği ile ilgili sözler işitiliyor. Bu ayrışmada o görüşme doğru ise, onu hangi tarafın yaptığını sormak gerekiyor.
Hangi taraftı o, Beşiktaş’taki bomba sonrası “kirli siyaseti reddeden”? Orada ilkeler sıralanıyor, “kör şiddet”e karşı, “gerçeğe karşı körlük” telkin ediliyor. Bu körlük, saf ve masum olma yalanına dair. Çünkü örgüt, ancak kendisi gibi olanların yan yana dizildiği, kirden pastan ari olunduğu masalının örgütlendiği temel zemin. Bu, siyaset yapmanın imkânsızlığı demek oluyor. “Emekçi” diye bir boş gösterene iman ediliyor ama o da yalandan. Kimse küçük burjuva hırslarından kurtulmak derdinde değil. Emretmek, yönetmek, merkezde olmak… Bu zevklerden kimse vazgeçmiyor.
Yeni yıla yüklenen masumiyet, belirli öznelerin kendileriyle ilgili vehimleri. Gençlik ve kadın vurgusunda dahi bu türden bir masumiyet kurgusu hâkim. Bebeğin saflığına ulaşıldığında, tüm çapaklardan kurtulacağımıza dair bir yalan… Emeklemek, emek zannediliyor. Ne tarihin emri, ne toplumun demiri… Bu ikisinden kaçmak için çocukluk en güzel koyak.
Bu açıdan saf, çocuk ve masum olma konusundaki yarışın teorik ve pratik bir sonuç üretmesi mümkün değil. Son yirmi yıla hâkim olan bu hâl, 12 Eylül, Özal dönemi, Sovyetler’in çözülüşü gibi gelişmelerle alakalı. Tüm bunlara, bozulmamış, kirlenmemiş bir rahimle cevap vermenin hükümsüz olduğu görüldü. Daha nicedir bunca kavga, dalaş, cedel… Kimsenin marksizmi, sosyalizmi, teorisi, örgütü, ideolojisi diğerinkinden daha temiz değil.
Biraz da bu Acun tartışması, Taksim’in yerini Kadıköy’ün alması ile ilgili. Kadıköy’ün belediye başkanının Alevilerle ilgili sözleri, onun “Bağdat Caddesi’nde tecavüz oldu demeyin, orası nezih bir yer” sözüyle bağlantılı. Biraz da Mehmet Ağar’ın “sola ekmek verin” emriyle. Burjuvada veya devlette görülen saflığa, masumiyete âşık olunması bundan.
Demek ki her masumiyet arayışı, burjuvaya ve devlete çok şey borçlu. O masum hâl kurgusu, onlardan ödünç alınıyor olmalı. Masum, saf bir yerden, “kör şiddete karşıyız” demek de “bireyin saflığı açısından bu kire karşıyız” demek de bir. “Bu kiri devrim temizler” lafı, masumiyet çağrısı. Devrimin bireyselleştirilmesi, psikolojiye kapatılması. Kapımızın önü… ama peki meydanlar? Ortak olanın tasfiye edildiği momentte, solun da kapısının önüne hapsolması. Çağıldayan hayat, başka bir türküyü çığırıyor.
O hâlde yeni yıl, masumiyetle, saflıkla gelmeyecek. Çam ağacınızın dibine çocuklara dair hediyeler bırakılmayacak. Ezgilerinizi paraladığınız, pazarladığınız bir diyarda, her ıslığınız içinize gömülecek. Çünkü milyonlardır o kirle, çapakla, kavgayla, yanılgılarla, şüphelerle, korkularla ve çarelerle yaşayan. Orada yoksanız yoksunuz. Masumiyetiniz en sefil, en yok hâliniz.
İşte bu bilinçle, yeni yıl kavganın idrak edildiği, idrakin kavgayla harrlandığı bir yıl olsun. Kulağınıza kar suyu, ayakkabınıza çakıl taşı kaçsın!
Hüseyin Yusuf Kuzu

Hiç yorum yok: