29 Mart 2025

Avrupa Savaşa Giriyor


Kapitalizm, krizi savaşla karşılıyor. Avrupa Birliği, kendisini halkların çıkarları hilafına işleyen bir araca dönüştürüyor. Savaşla işçilerin yaşam koşullarına yönelik saldırı arasında aleni bir bağ mevcut. Bu düzlemde, kapitalizmin krizde olduğu aşamada işçileri bilinçlendirmek ve mücadeleyi bu aşamaya uygun sloganlarla derinleştirmek şart.

Onlarca yıldır kapitalizm, bir türlü kurtulamadığı derin bir krizle cebelleşiyor.

Görebildiğimiz kadarıyla kapitalizm, bu krize silahlanma süreci ve savaşla cevap sunmaya çalışıyor.

Kapitalistler, silahı sosyal yardımlara her zaman tercih ettiler. Bu tercihin bir dizi sebebi vardı:

a) Kamu ihaleleri şirketlere veriliyor, kamu sektörü bu süreçten hiçbir şekilde istifade edemiyor;

b) Sosyal yardımlar işçilere bir dizi güvence sunuyor, bu güvenceler sayesinde işten atma şantajı ağırlığını belli ölçüde yitiriyor. Ayrıca savaşın yol açtığı ortam toplumu disiplin altına alıyor, baskıcı politikalara zemin oluşturuyor;

c) Silahlanma süreci, emperyalist politikaların desteklenmesi konusunda gerekli desteğin oluşmasını sağlıyor.

Bugün ABD ve Avrupa’da bir yandan da finansal bir operasyona tanıklık ediyoruz. Yüksek teknoloji şirketlerine ait hisse senetlerinin yol açtığı balon patlamak üzere. Çin’in yapay zekâ alanında elde ettiği sağlam mevzi, bu balonu patlatacak iğneyi temin etti. Buna karşılık, kapitalizm başka bir balonu, silah endüstrisi balonunu şişirmeye karar verdi. Nitekim, bugün silah endüstrisi dâhilinde faal olan şirketlere ait hisse senetlerinin değeri hızla yükseliyor.

Avrupa, kendi endüstrisinden geriye kalmış olan her şeye el koyan, ABD’ye ait büyük finans şirketlerinin yönettiği kapitalizme tümüyle boyun eğdi. Bu teslimiyet, bir yanıyla Avrupa’nın kendi halklarına zarar veren politikalarını da izah eden ana unsur. Ancak öte yandan, söz konusu teslimiyet sayesinde ekonomik güce sahip, aynı zamanda politik iktidarı koşullama yetisini haiz yeni efendilerin kâr elde etmesini sağlıyor. Tabii başka sebepler de var. Örneğin Amerika, Avrupa toprakları üzerinde yüzlerce üsse sahip. Ayrıca Amerikan istihbaratı, Avrupa’nın her yerinde faal. Avrupa’daki emperyalist güçler arasında hâlen daha çelişkiler bulunsa da bu gerçeklik, Amerika ile çelişkilerin açığa çıkmasını ve derinleşmesini sağlamıyor.

Avrupa’nın farklı mekanizmalar eliyle elde ettiği birikim de bir şekilde ABD’nin finans kuruluşlarıyla askeri-endüstriyel kompleksine akıyor.

Gene de şu gerçeği vurgulamak gerekiyor: Amerika’nın o devasa gücü son dönemde epey azaldı, dünyadaki güç dengesi önemli ölçüde değişti. Örneğin, G7 ülkelerinin gayrisafi yurtiçi hâsılalarından daha düşük hâsılaya sahip olsa da BRICS ülkelerinin ekonomileri ciddi oranda büyüdü. Dolarsız işleyen ticaret kapasiteleri önemli ölçüde arttı, böylelikle ABD kendisine ait olmayan araçlardan yoksun halde yaşama imkânını bir miktar yitirdi.

Ukrayna’daki savaş öncesinde avro, ticaret ve rezervler düzleminde önemli bir ağırlığa sahipti. Sahip olduğu oran yüzde 30’u buluyordu. Çin parasının sahip olduğu oransa yüzde 10’du.

Ukrayna’daki savaş, aynı zamanda Avrupa ve avroya karşı açılmış bir savaştı. Boru hattına yönelik sabotaj yanında Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, bu savaşın somut veçheleriydi. Bu tür adımlar sebebiyle Avrupa, ucuz hammaddeden ve enerji ürünlerinden mahrum kaldı. Ayrıca bu süreçte ABD sanayisini korumak adına Enflasyonu Düşürme Kanunu çıkartıldı. Bu kanun neticesinde Avrupa’daki endüstriyel faaliyetler kesintiye uğradı, Almanya resesyona girdi, enflasyon yükseldi.

İmparatorluğun Yeni Sınırları

Trump’ın başkanlık koltuğuna tekrar oturmasıyla birlikte birçok şey değişti ama ana hedefte en ufak bir değişiklik olmadı. Çin, Biden gibi onun da düşmanı. Sadece strateji değişti. Biden’ın niyeti, öncelikle Çin’in en güçlü müttefiki Rusya’yı yok etmek, Rusya ile Avrupa arasındaki bağları kesip Avrupa’yı zayıflatmaktı.

Bu stratejinin yanlış olduğunu gören Trump’ın aklında, bugün Rusya ile Çin arasındaki bağı kopartmak ve Avrupa’yı kıyıya köşeye atmak var.

Bir başka husus daha var. Birçok üçüncü dünya ülkesinin elde ettiği politik ve ekonomik özerklik karşısında ABD, artık çok fazla büyümüş olan imparatorlukta gerekli hâkimiyeti tesis edemiyor. Bu sebeple, ABD daha sınırlı ve daha kolay savunulabilecek bir imparatorluk inşa etmeye çalışıyor. Daha önce yeni sömürgecilikle geçinen, yani gelişmekte olan ülkelerdeki halkları sömüren, başına oturdukları ziyafet sofrasının kırıntılarını Batılı müttefiklerine veren ABD emperyalizmi, bugün doğrudan Avrupa halklarını sömürüyor.

Son dönemde sanayinin küçüldüğü, Almanya’nın resesyona girdiği, enerji ürünlerinin yüksek fiyatlara satıldığı koşullarda Avrupa’nın askeri harcamalarına kısıtlama getiriliyor. Amerika’daki askeri-endüstriyel komplekse tabi olan Avrupa en fazla 800 milyarlık üretim gerçekleştirebiliyor.

Yeniden Silahlanan Avrupa Aslında İntihar Ediyor

Rusya’yı yeneceği vehmine kapılıp Ukrayna’ya üç yıl boyunca askeri destek sunan, yaşanan çatışmayı sonlandıracak hiçbir politik ve diplomatik vaadi dillendirmeyen AB, bugün Avrupa projesini yeniden silahlandırmak için muazzam bir ekonomik gayret ortaya koyuyor. Yani AB, barıştan vazgeçip Rusya ile doğrudan savaşa gireceği yolda körü körüne ilerliyor.

Hayatı boyunca Rus düşmanlığı yapmış olan eski Ukrayna başbakanı Timoşenko’nun aktardığına göre Alman istihbaratı başkanı, “Rusya’nın zayıflamasını istiyorsak, savaşın 2030 yılına dek sürmesi gerek” demiş. Bu da demek oluyor ki kamusal kaynakların önemli bir kısmı silaha aktarılacak, borçlar artacak.

Oysa Avrupa’nın yüzleştiği asıl tehlike Rusya değil, kıtada eşitsizliklerin derinleştiği, emeğin değersizleştiği, sağlık hizmetlerinin fiili koşullarının giderek kötüleştiği, kamu hizmetlerinin iyice zayıfladığı süreç. Avrupa, tam da bu zayıflığı sebebiyle şovenist, aşırı sağcı ve antidemokratik yönelimlere kapı aralıyor. Sağ, tam da bu koşullarda her yana yayılıyor.

Çatışmayı müzakere yoluyla çözüme kavuşturma ihtimalinin gündeme gelmesine rağmen Avrupa, bu fırsatı Avrupa’da barışı tesis etmek için kullanmak yerine, ülkeleri silahlandırma, birçok faydalı işin yapılmasını sağlayacak 800 milyar avroluk bir parayı silaha aktarma, Zelenski’ye daha fazla silah ve para gönderme, böylelikle yüz binlerce insanın ölümünü, onca yıkımı, ekonomik çöküşü izleme yolunu seçti. Avrupa’da yönetimler, sağlık, emeklilik, eğitim ve sosyal hizmetler alanına daha az, silaha daha fazla para ayırıyorlar.

İtalya’da Meloni’nin “gizli plan”ı, Hollanda’nın otomotiv şirketi Stellantis gibi şirketlerle savaş araç-gereci üretimi için görüşmeler yapmayı içeriyor. Elektrikli araçlar ve çevrenin korunması ile ilgili adımlar, bir kez daha savaş ekonomisine entegre ediliyor. Silah üreten firmalar vergiden muaf tutuluyor.

İktisatçı Alessandro Volpi, bu dönüşümün enerji maliyetlerini artıracağını, yeni gaz ünitelerinin kurulmasını gerekli kılacağını söylüyor. Böylesi bir dönüşümle birlikte birçok önemli arazi orduya tahsis edilecek. Üretim zincirleri revizyondan geçirilecek. Askeri alanla bağlantılı mesleklerin tanımı değişecek. Epey pahalı hammaddelere ihtiyaç duyulacak. Ama bütün işler devlet eliyle yürütülecek.

Neticede askeriyenin borcunun ödenebilmesi için sosyal yardımlarda kesintiye gidilecek.

Silah şirketleriyle imzalanan sözleşmeler sayesinde bu şirketlerin hisse senetlerinin değerleri artacak. Refah devleti küçülecek, özelleştirmeler gündeme gelecek. Geçiminizi silaha bağlarsanız, sağlıktan ve emeklilerin maaşından kesintiye gitmek zorundasınız.

İtalya gibi bir ülkede borç yükünün artmasıyla birlikte başka alanlara yönelik mali alan daralacak. Neticede ülkeler iflasa sürüklenecek.

Hammadde maliyetlerinin ve enerji fiyatlarının arttığı, enflasyonun yükseldiği koşullarda ücretler her türlü korumadan muaf kalacak.

Bu noktada Trump’ın stratejisine karşı çıkmak gerekiyor. Avrupa’ya “silahlan ki ABD’den kopabilesin” diyen Trump.

Ascanio Bernardeschi
19 Mart 2025
Kaynak

0 Yorum: