Kapitalizm,
krizi savaşla karşılıyor. Avrupa Birliği, kendisini halkların çıkarları
hilafına işleyen bir araca dönüştürüyor. Savaşla işçilerin yaşam koşullarına
yönelik saldırı arasında aleni bir bağ mevcut. Bu düzlemde, kapitalizmin krizde
olduğu aşamada işçileri bilinçlendirmek ve mücadeleyi bu aşamaya uygun
sloganlarla derinleştirmek şart.
Onlarca
yıldır kapitalizm, bir türlü kurtulamadığı derin bir krizle cebelleşiyor.
Görebildiğimiz
kadarıyla kapitalizm, bu krize silahlanma süreci ve savaşla cevap sunmaya
çalışıyor.
Kapitalistler,
silahı sosyal yardımlara her zaman tercih ettiler. Bu tercihin bir dizi sebebi
vardı:
a)
Kamu ihaleleri şirketlere veriliyor, kamu sektörü bu süreçten hiçbir şekilde
istifade edemiyor;
b)
Sosyal yardımlar işçilere bir dizi güvence sunuyor, bu güvenceler sayesinde
işten atma şantajı ağırlığını belli ölçüde yitiriyor. Ayrıca savaşın yol açtığı
ortam toplumu disiplin altına alıyor, baskıcı politikalara zemin oluşturuyor;
c)
Silahlanma süreci, emperyalist politikaların desteklenmesi konusunda gerekli
desteğin oluşmasını sağlıyor.
Bugün
ABD ve Avrupa’da bir yandan da finansal bir operasyona tanıklık ediyoruz.
Yüksek teknoloji şirketlerine ait hisse senetlerinin yol açtığı balon patlamak
üzere. Çin’in yapay zekâ alanında elde ettiği sağlam mevzi, bu balonu
patlatacak iğneyi temin etti. Buna karşılık, kapitalizm başka bir balonu, silah
endüstrisi balonunu şişirmeye karar verdi. Nitekim, bugün silah endüstrisi
dâhilinde faal olan şirketlere ait hisse senetlerinin değeri hızla yükseliyor.
Avrupa,
kendi endüstrisinden geriye kalmış olan her şeye el koyan, ABD’ye ait büyük
finans şirketlerinin yönettiği kapitalizme tümüyle boyun eğdi. Bu teslimiyet,
bir yanıyla Avrupa’nın kendi halklarına zarar veren politikalarını da izah eden
ana unsur. Ancak öte yandan, söz konusu teslimiyet sayesinde ekonomik güce
sahip, aynı zamanda politik iktidarı koşullama yetisini haiz yeni efendilerin
kâr elde etmesini sağlıyor. Tabii başka sebepler de var. Örneğin Amerika,
Avrupa toprakları üzerinde yüzlerce üsse sahip. Ayrıca Amerikan istihbaratı,
Avrupa’nın her yerinde faal. Avrupa’daki emperyalist güçler arasında hâlen daha
çelişkiler bulunsa da bu gerçeklik, Amerika ile çelişkilerin açığa çıkmasını ve
derinleşmesini sağlamıyor.
Avrupa’nın
farklı mekanizmalar eliyle elde ettiği birikim de bir şekilde ABD’nin finans
kuruluşlarıyla askeri-endüstriyel kompleksine akıyor.
Gene
de şu gerçeği vurgulamak gerekiyor: Amerika’nın o devasa gücü son dönemde epey
azaldı, dünyadaki güç dengesi önemli ölçüde değişti. Örneğin, G7 ülkelerinin
gayrisafi yurtiçi hâsılalarından daha düşük hâsılaya sahip olsa da BRICS
ülkelerinin ekonomileri ciddi oranda büyüdü. Dolarsız işleyen ticaret
kapasiteleri önemli ölçüde arttı, böylelikle ABD kendisine ait olmayan
araçlardan yoksun halde yaşama imkânını bir miktar yitirdi.
Ukrayna’daki
savaş öncesinde avro, ticaret ve rezervler düzleminde önemli bir ağırlığa
sahipti. Sahip olduğu oran yüzde 30’u buluyordu. Çin parasının sahip olduğu
oransa yüzde 10’du.
Ukrayna’daki
savaş, aynı zamanda Avrupa ve avroya karşı açılmış bir savaştı. Boru hattına
yönelik sabotaj yanında Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, bu savaşın somut
veçheleriydi. Bu tür adımlar sebebiyle Avrupa, ucuz hammaddeden ve enerji
ürünlerinden mahrum kaldı. Ayrıca bu süreçte ABD sanayisini korumak adına
Enflasyonu Düşürme Kanunu çıkartıldı. Bu kanun neticesinde Avrupa’daki
endüstriyel faaliyetler kesintiye uğradı, Almanya resesyona girdi, enflasyon
yükseldi.
İmparatorluğun
Yeni Sınırları
Trump’ın
başkanlık koltuğuna tekrar oturmasıyla birlikte birçok şey değişti ama ana
hedefte en ufak bir değişiklik olmadı. Çin, Biden gibi onun da düşmanı. Sadece
strateji değişti. Biden’ın niyeti, öncelikle Çin’in en güçlü müttefiki Rusya’yı
yok etmek, Rusya ile Avrupa arasındaki bağları kesip Avrupa’yı zayıflatmaktı.
Bu
stratejinin yanlış olduğunu gören Trump’ın aklında, bugün Rusya ile Çin
arasındaki bağı kopartmak ve Avrupa’yı kıyıya köşeye atmak var.
Bir
başka husus daha var. Birçok üçüncü dünya ülkesinin elde ettiği politik ve
ekonomik özerklik karşısında ABD, artık çok fazla büyümüş olan imparatorlukta
gerekli hâkimiyeti tesis edemiyor. Bu sebeple, ABD daha sınırlı ve daha kolay
savunulabilecek bir imparatorluk inşa etmeye çalışıyor. Daha önce yeni
sömürgecilikle geçinen, yani gelişmekte olan ülkelerdeki halkları sömüren,
başına oturdukları ziyafet sofrasının kırıntılarını Batılı müttefiklerine veren
ABD emperyalizmi, bugün doğrudan Avrupa halklarını sömürüyor.
Son
dönemde sanayinin küçüldüğü, Almanya’nın resesyona girdiği, enerji ürünlerinin
yüksek fiyatlara satıldığı koşullarda Avrupa’nın askeri harcamalarına kısıtlama
getiriliyor. Amerika’daki askeri-endüstriyel komplekse tabi olan Avrupa en
fazla 800 milyarlık üretim gerçekleştirebiliyor.
Yeniden
Silahlanan Avrupa Aslında İntihar Ediyor
Rusya’yı
yeneceği vehmine kapılıp Ukrayna’ya üç yıl boyunca askeri destek sunan, yaşanan
çatışmayı sonlandıracak hiçbir politik ve diplomatik vaadi dillendirmeyen AB,
bugün Avrupa projesini yeniden silahlandırmak için muazzam bir ekonomik gayret
ortaya koyuyor. Yani AB, barıştan vazgeçip Rusya ile doğrudan savaşa gireceği
yolda körü körüne ilerliyor.
Hayatı
boyunca Rus düşmanlığı yapmış olan eski Ukrayna başbakanı Timoşenko’nun aktardığına
göre Alman istihbaratı başkanı, “Rusya’nın zayıflamasını istiyorsak, savaşın
2030 yılına dek sürmesi gerek” demiş. Bu da demek oluyor ki kamusal kaynakların
önemli bir kısmı silaha aktarılacak, borçlar artacak.
Oysa
Avrupa’nın yüzleştiği asıl tehlike Rusya değil, kıtada eşitsizliklerin
derinleştiği, emeğin değersizleştiği, sağlık hizmetlerinin fiili koşullarının
giderek kötüleştiği, kamu hizmetlerinin iyice zayıfladığı süreç. Avrupa, tam da
bu zayıflığı sebebiyle şovenist, aşırı sağcı ve antidemokratik yönelimlere kapı
aralıyor. Sağ, tam da bu koşullarda her yana yayılıyor.
Çatışmayı
müzakere yoluyla çözüme kavuşturma ihtimalinin gündeme gelmesine rağmen Avrupa,
bu fırsatı Avrupa’da barışı tesis etmek için kullanmak yerine, ülkeleri
silahlandırma, birçok faydalı işin yapılmasını sağlayacak 800 milyar avroluk
bir parayı silaha aktarma, Zelenski’ye daha fazla silah ve para gönderme,
böylelikle yüz binlerce insanın ölümünü, onca yıkımı, ekonomik çöküşü izleme
yolunu seçti. Avrupa’da yönetimler, sağlık, emeklilik, eğitim ve sosyal
hizmetler alanına daha az, silaha daha fazla para ayırıyorlar.
İtalya’da
Meloni’nin “gizli plan”ı, Hollanda’nın otomotiv şirketi Stellantis gibi
şirketlerle savaş araç-gereci üretimi için görüşmeler yapmayı içeriyor. Elektrikli
araçlar ve çevrenin korunması ile ilgili adımlar, bir kez daha savaş
ekonomisine entegre ediliyor. Silah üreten firmalar vergiden muaf tutuluyor.
İktisatçı
Alessandro Volpi, bu dönüşümün enerji maliyetlerini artıracağını, yeni gaz ünitelerinin
kurulmasını gerekli kılacağını söylüyor. Böylesi bir dönüşümle birlikte birçok
önemli arazi orduya tahsis edilecek. Üretim zincirleri revizyondan geçirilecek.
Askeri alanla bağlantılı mesleklerin tanımı değişecek. Epey pahalı hammaddelere
ihtiyaç duyulacak. Ama bütün işler devlet eliyle yürütülecek.
Neticede
askeriyenin borcunun ödenebilmesi için sosyal yardımlarda kesintiye gidilecek.
Silah
şirketleriyle imzalanan sözleşmeler sayesinde bu şirketlerin hisse senetlerinin
değerleri artacak. Refah devleti küçülecek, özelleştirmeler gündeme gelecek. Geçiminizi
silaha bağlarsanız, sağlıktan ve emeklilerin maaşından kesintiye gitmek
zorundasınız.
İtalya
gibi bir ülkede borç yükünün artmasıyla birlikte başka alanlara yönelik mali
alan daralacak. Neticede ülkeler iflasa sürüklenecek.
Hammadde
maliyetlerinin ve enerji fiyatlarının arttığı, enflasyonun yükseldiği
koşullarda ücretler her türlü korumadan muaf kalacak.
Bu
noktada Trump’ın stratejisine karşı çıkmak gerekiyor. Avrupa’ya “silahlan ki ABD’den
kopabilesin” diyen Trump.
Ascanio Bernardeschi
19 Mart 2025
Kaynak
0 Yorum:
Yorum Gönder