17
Kasım 2025 günü Zapatist Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) 42. kuruluş yıl dönümünü
kutladı. Örgüt aynı gün, 1 Ocak 1994’te gerçekleştirilen devrimci atılımın 32. yıl
dönümünü kutlamak amacıyla, 26-30 Aralık tarihleri arasında San Cristóbal de
Las Casas şehrindeki Yerli Halkın Entegre Öğrenim Merkezi’nde düzenlenecek
konferans için toplantı gerçekleştirdi.
Birkaç
gün önce Meksika’da, Claudia Sheinbaum hükümetine karşı eylemlilik süreci
başladı. Farklı toplumsal kesimleri içeren eylemlere, ülkede artan
hoşnutsuzluğun ateşini körüklemeye çalışan sağcılar damgasını vurdu.
Başkent
Mexico City’de çatışmalar yaşandı. Muhtemelen kitle, 2 Ekim’deki polis
şiddetine cevap vermişti. Sheinbaum, bu olayları önemsiz bir şeymiş gibi takdim
etmeye çalışsa da eylemler, ülkede tehlikeli bir fay hattının oluşmasına yol
açtı. Asıl risk, Arjantin ve ABD’de olduğu gibi toplumsal öfkeden esas olarak
radikal sağın yararlanacak olması, öte yandan, antikapitalist solun, giderek
kötüleşen yaşam koşullarının sebep olduğu toplumsal krize çözüm sunacakmış gibi
görünmemesi.
15
Kasım’daki eylemleri, halkın kentlerdeki şiddet ve son aylarda artan politik
gerilimlerden evvel yaşadığı hayal kırıklıkları tetikledi. Yolsuzluğa, şiddete
ve çetelerin gücüne karşı ses çıkartan bir isim olarak, kitlelerin önemsediği, Michoacán
eyaletinin Uruapan şehrinin belediye başkanı Carlos Alberto Manzo Rodríguez’in
öldürülmesiyle birlikte süreç başladı. Belediye başkanının öldürülmesi, öfkenin
patlamasını ve Rodríguez’in başında olduğu hareketin öne çıkmasını sağladı. Hareketle
birlikte bir dizi örgüt, sokağa çıkıp eylem yaptı. Sonrasında bu eylemler,
artarak kitlesel bir halk hareketine evrildi.
Öfke
denilen barut fıçısını patlatan kıvılcımdan evvel, toplumun derinliklerinde
farklı konularla ilgili gerilimlere tanıklık ediliyordu. Halk sağlığı krizi, okul
sisteminde oluşan çatlaklar, şehirlerdeki ve köylerdeki yapısal koşulların
olağan bir parçası olarak yoksulluk, işsizlik, kamu hizmetlerinin sunulmaması
gibi başlıklar, o fıçıyı çok önceden barutla doldurmuştu. Tüm bunlara bir de kaybedilen
insanlar, her yere sızan rüşvet ve yolsuzluklar, her şeyin ötesinde, devletin tarafsız
bir arabulucu veya garantör değil de mümkün olan her biçimde ülkeyi ve halkı yasal
ve yasa dışı yoldan sömürerek semiren ekonomik gücün parçası olduğuna ilişkin
fikrin toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulması gibi gelişmeler eşlik
etti. İnsanların iliklerine dek sömürüldükleri, istisnai bölgelerin
oluşturulduğu, bunun için yasa dışı işçilerin kullanıldığı koşullarda toplumsal
kriz, yapısallaşmış adaletsizliklerle ve toplumsal güvensizlikle birleşti. Mevcut
hoşnutsuzluğu bu zemin üretti.
15
Kasım’daki gösteri, bahsi edilen çeşitliliğe sahne oldu. Eyleme güvencesiz
işlerde çalışan gençler, öfkeli öğrenciler, kamuda çalışan işçiler, artan
fiyatlardan bıkıp usanmış olan aileler, bağımsız yaşayan yerli topluluklar,
belediye başkanı Manzo’yu sivil isyanın simgesi olarak gören sıradan insanlar,
bunların yanında, muhafazakârlar, muhalifler, güvensizlik ortamından korkan
orta sınıf, hatta örgütlü sağa mensup kesimler katıldı.
Alandaki
kalabalıkta kim hangi kesime mensup, anlaşılamıyordu. Öylesine kapsamlı bir çeşitlilik
vardı. Ama herkes, bir projeden çok ortak bir duyguyla hareket ediyor, tahammül
edilmesi imkânsız olan koşullara karşı yürümek istiyordu.
Popüler
simgeler, doğaçlama hazırlanmış dövizler, dijital kültürden ödünç alınmış ürünler,
toplumsal ızdırabın politik temsiliyete ve ortak bir dile kavuşamadığı,
dolayısıyla, kendisini en iyi biçimde ifade edemediği ülkenin hal-i pür-melâlini
ortaya koyuyordu.
Yürüyüş
kolu, Ulusal Saray’ı kuşatan bariyerlere vardığında eylem çatışmaya evrildi. Demirden
bariyerlerin böldüğü meydanda polis, kitleye göz yaşartıcı gaz ve tabancalarla
saldırdı. Çatışma, radikal niteliğiyle esasen ifade kanalı olabilecek herhangi
bir kuruma artık sahip olmayan öfkenin yansımasıydı. Protesto eylemini
tanımlayan şey “şiddet” değil, onun terkibi ve dışa vurduklarıydı. Eylem,
ülkenin yapısal güvensizlik ortamına dönüştüğünü ortaya koyuyordu. 2 Ekim ve 8
Mart’ta polisin başlattığı şiddete karşı sokaklara dökülen toplumsal hareketler,
yoğun ve sert bir cevap ürettiler.
Bu
bağlamda, kurumsal sağdan radikal sağa tüm sağ cenah, gelişip serpileceği
bereketli bir toprağa kavuştu. Zira başta bulunan Claudia Sheinbaum hükümeti,
eylemleri önemsiz görmüş, onlardaki karmaşıklığı küçümsemişti. Zira hükümet,
sokaklardaki kargaşanın cevap vermeye değmediğini düşünüyordu. Buna karşılık
sağ cenah, 15 Kasım günü halktaki hayal kırıklığına kulak veren güç olarak
hareket etme imkânına kavuştu.
İlerici
hükümet, krizin ve hoşnutsuzluğun derinliğini göremedi, kabullenemedi. Olayları
önemsiz görmeye, kutuplaşmaya ve dilini sertleştirmeye devam etti. Sağ ise
kendisini müzakere masası olarak konumlandırdı.
İlericilik,
öfkeyi görmezden gelip redde tabi tutarken, radikal sol, Meksika’yı yangın yerine
çeviren sokak eylemlerine katılmayı bildi. Ancak, dünyanın önemli bir kısmında
yaşanan eylemlerden farklı olarak bu radikal sol örgütler, halktaki hayal
kırıklığının dil bulmasını sağlayan megafon olmayı başaramadılar. Bu örgütler,
öfkeyi örgütleyemedikleri gibi farklı sesleri güçlendirmeyi ya da birleştirmeyi
de beceremediler.
Bu
boşlukta, ister beğenelim, ister beğenmeyelim, EZLN, Ulusal Yerli Kongresi ve
ülkenin temelini teşkil eden farklı özerklik biçimleri, eleştirel bir ses
olarak sahneye çıktılar. Birçok insanın yüzünü çevireceği ahlaki ve kültürel
bir güç olarak hareket ettiler. Ama bu kesim de öne atılamadı, büyüyemedi,
birleşemedi.
İlericilik
de sağ cenah da yerlilerin öncülük ettikleri otonom yapılara karşı yürüyüşler
gerçekleştiriyor. Bunlar, aynı zamanda şehirlerde oluşturulan bağımsız yapılara
da karşılar. Direniş, derinlere işlemiş, köklü ve dirençli bir kudrete sahip
olduğunu ortaya koydu. Ama buna karşın örgütler büyüyemedi. 2000’lerde
kendilerine yüzlerini çevirmiş işçileri örgütleyemedi. Bu örgütler, sembolik ve
ahlaki bir etkiye sahipler. Büyük kitleleri harekete geçirmekten uzaklar.
15
Kasım eylemleri, haberlerde aktarılandan çok daha fazla şeyi açığa çıkarttı. Bu
eylemler, toplumsal krizin ve devlete yönelik güvensizliğin birleştiği
gerçeğini ortaya koydu. Kurumsal ilericiliğin gerçeğe kör ve sağır olduğu
görüldü. Bu koşullarda sağ, öfkenin aktığı kanal haline geldi. Kendisini “sistem
karşıtı” olarak takdim eden sağa artık daha fazla insan inanıyor.
Antikapitalist
seçenekler, ellerindeki ahlaki otoriteyi çoğunluğa hitap edebilecek bir öneriye
dönüştüremediler. Böylesi bir senaryoda Zapatistlerin 17 Kasım çağrısı, yıl
dönümü anması için yapılmış bir çağrı değil bir ikaz. Zapatistler, bugün toplumsal
kargaşa otoriter çözümlere kanalize edilmezden önce bugünü duru bir zihinle, tam
bir berraklıkla okuma çağrısı yapıyorlar.
Bugün
Meksika yol ayrımında. Ülkenin ilerleyeceği yönü, şimdilerde kendisini ifade
edeceği yeri ümitsizce arayan kolektif onura kim ses olmayı becerecekse o tayin
edecek.
Andrea Cegna
26
Kasım 2025
Kaynak

